Violet hat nur ein Ziel: den Vampir zu finden, der ihren Vater einst ermordete. So zieht sie durch das Land auf der Suche nach dem mysteriösen Ismael. Dabei hilft dem blinden Mädchen ihre besondere Gabe, mit ihrem Geigenspiel jeden in den Bann ziehen zu können. Als sie dadurch eines Abends dem verführerischen Patrick begegnet, kann sie an seinem Geruch erkennen, dass er ein Bluttrinker ist. Trotzdem kann sie ihm nicht widerstehen. Könnte er etwas mit dem Tod ihres Vaters zu tun haben? Violet muss sich bald entscheiden: Will sie Rache oder die Liebe ihres Lebens?
Mina Hepsen was born in Istanbul, Turkey. To her parent`s surprise (and frequently misfortune) she began to speak at 6months old. Soon she was telling stories of crazy monkeys who jumped on people from tall trees. After spending the first ten years of her life in Germany (where she got addicted to pretzels and roasted chicken), Mina`s parents moved her back to Istanbul and she studied there at an International School.
Ten years later Mina was wearing six layers of fleece, two scarves, a hat, mittens and four pairs of socks on top of each other in Boston, Massachusetts. Four years after that (when she had grown truly comfortable with terms like black ice) she graduated from Tufts University with a degree in Political Science and Philosophy. Having had enough of the cold weather, she then moved to Miami, Florida where she was a regular of Books& Books, a store which would open bright and early and make the best fresh lemonades and organic spinach soups.
A year after that, Mina felt it was time to move again and so, after receiving a pop up e-mail in her hotmail account saying "come to Edinburgh!" she decided "Why not?" and moved to Scotland. Currently, she spends her time carting her stuff around various café`s in Old Town, doing a PhD degree in Creative Writing at the University of Edinburgh and trying to convince her two younger sisters not to grow up.
Sanırım Mina Hepsen tutkunu oldum..Yazarın kalemini çok sevdim..Çıkaracağı diğer kitapları da okuyacağım.. Serinin ikinci kitabında ise çok acı çekmiş bir kör genç kızın hikayesi vardı.. Kendi öz annesi tarafından hor görülüp dövülerek terk edilen Violet'i rastlantı eseri çingeneler bulur ve sahip çıkar.. Genç kızın tek emeli babasını öldüren Vampir İsmail'den intikamını almaktır!!.. Zamanla ona sahip çıkan Grahamın sayesinde rüya gibi keman çalmayı,bıçak kullanmayı ve en önemlisi koklayarak görmeyi öğrenmiştir..Onu görenler kör olduğunu kesinlikle farketmemektedirler.... Çalıştığı gezgin sirkin yolu sonunda Londra'ya düşer ve kan içiçilerin Kuzey Bölgesi Klan liderlerinden Patrick ile kesişir..Patrick onun hayatını kurtarır..Violet'i ilk gördüğü andan itibaren aklından çıkaramaz.. Duyduğu hislerin şiddeti kendisinide korkutur.Ayrıca Patrick İsmail'in en yakın dostu ve Güney Bölgesi Klan lideridir....İntikam mı? aşk mı? Violet bir anda kendini büyük bir çıkmazın içinde bulur...Bu yüzden büyük gelgitler yaşamaya başlar..Ama sonunda doğruyu ona yüreği gösterecektir.. İlk kitaptaki insan kanı içen vampirlerde işbaşındadır bu arada..En büyük amaçları Klan liderlerini öldürmektir.. Romanın konusunu daha fazla anlatmayayım..Bu seriyi çok beğendim.
Bu kitap ilkine nazaran biraz sönük kalmış. Daha çok aşk ağırlıklı bir kitaptı. Belli bir noktada sıkıldım çünkü aksiyon yoktu. Ama bu demek değildi ki merak unsurları da yoktu. Onlar vardı. Violet psikopat - kadın resmen kendi kızını kör etti - kaçarak kör gözlerle çingenelerin yanındahayatını devam ettiriyor. Bu sırada keman çalmasını ve gözleri olmadan koku duyusunu keskinleştirerek yaşıyor. Violet'in bir sırrı var. İsmail adlı vampiri bulmalı. Çünkü annesi babasını İsmail'in öldürdüğünü söyleyerek intikam duygusunu ona aşılamış. Bir gün sirkte Patrick adlı bir vampir onu tehlikeden kurtarır ve Patrick hayatına girer. Ona aşık olur. Onun vampir olduğunu bilmektedir. Sonra İsmail'in Patrick'in en yakın arkadaşı olduğunu öğrenir ve olaylar işte tam da burada başlar. Aksiyon kısmı sonlara doğru devreye girdi. Fena değildi. Anlatım yine iyiydi ama ilk kitap kadar iyi değildi. Benden 3 yıldız alır. Şimdi sıra Fırtınadan Sonra'da:)
Buch Nr. 57 in 2022 . Start: 14.11.22 Ende: 17.11.22 . ⭐️⭐️⭐️⭐️ . #UnsterblichwieeinKuss von #MinaHepsen . Erschien 2010 im #GoldmannVerlag . Seitenanzahl: 315 . Inhalt: Violet hat nur ein Ziel: den Vampir zu finden, der ihren Vater einst ermordete. So zieht sie durch das Land auf der Suche nach dem mysteriösen Ismael. Dabei hilft dem blinden Mädchen ihre besondere Gabe, mit ihrem Geigenspiel jeden in den Bann ziehen zu können. Als sie dadurch eines Abends dem verführerischen Patrick begegnet, kann sie an seinem Geruch erkennen, dass er ein Bluttrinker ist. Trotzdem kann sie ihm nicht widerstehen. Könnte er etwas mit dem Tod ihres Vaters zu tun haben? Violet muss sich bald entscheiden: Will sie Rache oder die Liebe ihres Lebens? . Meinung: Ich habe von Anfang an mit Violet mitgefiebert, für mich eine absolut gelungene Hauptprotagonistin. Ihr Leidensweg bis zum Ende des Buches berührte mich wirklich, deswegen fiel mir das Lesen auch so leicht. . #lesen #bücher #bookstagram #sub #subabbau #lesemaus #buch #fantasy #vampire #blind #goldmann
Sürükleyici bir kitap olmuş, hatta 24 saatte bitirdim.Ancak bazı kopukluklar var, geçişler belirsiz, kurulan bağlantılar biraz fazla abartılı.Eminim yazar çok daha iyilerini yazabilir dedirten bir kitap.
Arkadaş nedir benim bu çektiğim. Üst üste bir insana saç baş yolduran kitaplar mı denk gelir? Tamam, sakinim ve başlıyorum.
Kitabı genel olarak beğendim ve okurken bolca gülüp keyif aldım, ama beni ilk kitap kadar vurmadı açıkçası. Belki de havasına alışamadım. İlk kitapta gizem ve kavga çok diye yakındım. Şimdi de aşk ve normallik fazla diye yakındım –bir vampir romanı ne kadar normal olabilirse işte. Artık ortası üçüncü kitaba diye umuyorum.
Kitap üzücü ve iç burkan bir şekilde başlıyor. Kızımızın nasıl kör olduğunu öğreniyoruz. Sonraki bölümde kitap bizi ileriki yıllara götürüyor. Violet, çingeneler arasında yaşıyor ama hep babasının katili öldürmek var aklında. Çingeneler arasındaki kahinin söyledikleri ile babasının katili olduğuna inandığı İsmail’i bulmak için sirke katılıyor. Sonra ver elini Londra. Kitap yakışıklımız Patrick’in ağzından da anlatılıyor. Onun bölümü ise Kuzey Klanı’nın yeni lideri olması ve meydan okumalarla ilgilenme töreni ile başlıyor –daha önce klan lideri James’ti. Kızımızın çalıştığı sirk Lonra’ya geliyor ve o gün Patrick’de tesadüf bu sirke gelmiş. Kızımızın çok güzel keman çaldığını eklemeliyim. Tabi izleyiciler arasındaki İsmail ve Patric de bundan çok atkileniyor ama bir talihsizlik kızımızın gösterisi yarım kalıyor. Ama olsun bu sayede Patrick ile tanışıyorlar ve bizim kız hızlı çıkıyor ;) Akabinde gelişenler ile ikilimiz yakınlaşıyor, tüm sosyete zaten kızımıza –leydi keman- hayran, Angelica ve Michael ile iyi anlaşıyor. Yani her şey güzel gidiyor daha ne olsun derken kızımız aradığı İsmail’in sevdiği adamın en yakın arkadaşı olduğunu duymasın mı? –kızın şansı, İsamil'in sürekli çıkan işleri ve kader işte karşılaşmıyorlar, karşılaşınca da resmen tanışmıyorlar. Bundan sonrası klasik bir karar anı ve işlerin ipe sarması oluyor. Finali güzel bitiriyor ve diğer kitabı okumak için istek duyuyorsunuz :)
Şimdi gelelim nelere sinir oldum. Bir kere tamam Patrick çapkın, biliyorum ama niye beni deli etmek için o pis Elizabeth denen uyuzu yanına koyuyorsunuz. Hadi geldi yanına sorarım sevgili lider, ne diye kovacağına kızla konuşursun anlamam. Anlasa anlayacağını şimdiye ohooo… Neyseki kısa bir yerdi de topladım kendimi. Sonra niye kızımızı severken başkasıyla baloya gelirsin ki! Bunu da atlattık ama benim dertlerim bitmez. Bu hödük herif istiyorki kız çalışmasın ben bakayım, başkasıyla evlenmesin ama biz de evlenemeyiz. Neymiş sorumlulukları varmış, çocukları olmazmış. O metresiymiş. Döverim valla yakışıklı demem dedim ama Allah’tan Angelica her zamanki gibi imdadıma yetişti de şapşal aşığımızın gözleri açıldı. Bir de kızımız var ki sormayın, İsmail olayını öğrenince Patrick’i azcık kullandı. Sonra pişman oldu. Buralardan o kadar seslendim duymadı. Bir de keşke şu vampirlerin gizemi ve olay için sonları beklemeseydi yazar. Yani ilk kitap kadar yoğun olmasın ama baştan ara ara verseydi iyiydi. Ama olsun böyle de beklemek baya heyecanlı oldu.
Bu kadar eksisene fazlasıyla artısı bulunuyor. Bir kere İsmail ve Patrick dialogları beni bitirdi. Sürekli gülüp kahkaha attığım yerlerdi. Hele birbirlerine hitap şekilleri süper: “Türk” ve “İskoçyalı” Hatırladıkça bile hala gülüyorum. Angelica ve Micaheal kardeşlerden ayrılmamamız iyi oldu. Onlarda bol bol vardı ve kitaba renk kattılar. Zaten kitap sonunda mutlu bir süpriz oluyor Vio, Ang ve Micheal hakkında. Tek üzüntüm Alexander’ı az görmek oldu. ilk kitapta kavuşma ve aşk azdı, bu kitapta buna bolca doyduk. İki inatçı keçi misali her şeye tartışsalar da çok tatlı bir çiftti. Patrick'n kızımız görmediği için onun gözü olması ve ona davranışları içinizi ısıtıor zaten. Kitabın başında gizemi tahmin ettim ama yazar bizi bir yerde ters köşeye atıyor ve kendinizden şüpheye düşüyor hatta kesin yanlış tahmin ettim diyorsunuz. Burasını sevdim çünkü baştan beri bilip sadece okuyor gibiyseniz gözleriniz gerisinde açılıyor. Neredeyse unutuyordum. Bebekler oluyor. Yani Angelica doğuruyor ama iki bebek daha oluyor. Ama kimin? Okuyun da öğrenin. Şaşıracaksınız.
Son olarak seriyi okumadıysanız okumanızı tavsiye ederim. Zaten çok kalın değil. Ortalama 240 sayfalık kısa ama oldukça güzel bir seri. Okurken keyif alacaksınız. İçinde hem gizem hem aşk hem komedi hem de Türk vampirler var. Zaten beni başta çeken Türk kavramıydı. Okuyan olursa ya da okuyorsa umarım keyif alıyordur.
This entire review has been hidden because of spoilers.
So. Fertig mit lesen! Fazit: super! Im Buch geht es um die junge erblindete Violet, die mit ihrem Leben bisher nicht gerade auf der Sonnenseite stand - um nicht zu sagen, sie war weit davon entfernt. Von der Mutter ungeliebt, der Vater durch den Vampir Ismail getötet. Nach dem sie als kleines Mädchen aus der heimatlichen Burg flüchten muss, findet sie in einer Taverne Unterkunft und gelangt dann später zu einer Zigeunergruppe. Von dort aus geht es dann weiter zu einem Zirkus. Als sie mit diesem in London angelangt, lernt sie den verführerischen Patrick kennen und sie kommen sich näher. Jetzt muss sie sich entscheiden, zwischen der Liebe zu Patrick und der Rache an Ismail - was ihr bisheriges Lebensziel war. Desweiteren lernt sie Angelica Kourakin und Mikhail Belanow kennen. Zwei Personen aus dem ersten Roman. Ich finde es schön, dass Angelicas Leben in dem zweiten Roman auch noch etwas Platz erhält. Das vermisse ich oft in den anderen Serien. Die Handlung ist zwar manchmal ziemlich vorhersehbar, aber doch gut formuliert und und umschrieben, so dass es doch nicht langweilig wird. Es gibt aber auch kleine Überraschungen. Gerade das Ende hat mich überrascht, obwohl es im Nachhinein auf der Hand liegt, weil, ja weil - na wenn ich das jetzt sage, lohnt das Lesen ja gar nicht mehr...
Gayet güzel olmuş ama 'Aa unutmuşum bu kitap fantastik türdeydi.Dur şurada vampirlerden de bahsedeyim.' demiş gibi geliyor..Konu kısaca annesi tarafından kör edilen,çingeneler tarafından yetiştirilen Violetin babasının katili olan vampiri araması üzerine.
This book is the second in the Vampire series of Mina Hepsen, although it can be read as a stand alone and is quite different from the first book (Under the blood red moon).
I read this book many times, along with the whole series (I read them in German, where all 4 books of ther series were published).
The focus of this book is not poetry, as it was in the first, but sound and smell. Not surprising as the main character is blind and orientates herself with her other senses.