Der Kampf der Vampire geht weiter - Eine Hellseherin und ein russischer Prinz: in ihren Händen liegt die Zukunft der Vampire, in ihren Herzen die ihrer Liebe ...
Mikhail Belanow weiß, dass die Zukunft der Vampire in seinen Händen liegt. Er muss die Kinder der Auserwählten in Sicherheit bringen, bevor sie getötet werden. Befeindete Vampire, die sich selbst als die wahren Bluttrinker bezeichnen, sind schon seit langem hinter ihnen her und schrecken auch vor Mord nicht zurück. Nun ist er mit seinen wertvollen Mündeln auf der Flucht, und plötzlich warnt ihn eine wildfremde Frau vor einem Angriff. Wer ist sie, und woher wusste sie von der Gefahr?
Mina Hepsen was born in Istanbul, Turkey. To her parent`s surprise (and frequently misfortune) she began to speak at 6months old. Soon she was telling stories of crazy monkeys who jumped on people from tall trees. After spending the first ten years of her life in Germany (where she got addicted to pretzels and roasted chicken), Mina`s parents moved her back to Istanbul and she studied there at an International School.
Ten years later Mina was wearing six layers of fleece, two scarves, a hat, mittens and four pairs of socks on top of each other in Boston, Massachusetts. Four years after that (when she had grown truly comfortable with terms like black ice) she graduated from Tufts University with a degree in Political Science and Philosophy. Having had enough of the cold weather, she then moved to Miami, Florida where she was a regular of Books& Books, a store which would open bright and early and make the best fresh lemonades and organic spinach soups.
A year after that, Mina felt it was time to move again and so, after receiving a pop up e-mail in her hotmail account saying "come to Edinburgh!" she decided "Why not?" and moved to Scotland. Currently, she spends her time carting her stuff around various café`s in Old Town, doing a PhD degree in Creative Writing at the University of Edinburgh and trying to convince her two younger sisters not to grow up.
Vay bea! Ne kitaptı ama. Kitabın başı umut vadetmişti, ortaları ise elimden bırakma isteği uyandırdı ama sonlarına doğru gözlerim öyle bir açıldı ki anlatamam. Sonuç, okuduğuma kesinlikle değdi. Okurken her ne kadar “kesin lanetlendim, üst üste bu kadar sinir edecek kitap mı gelir, kafamda yakında yolacak saç kalyamacak” dediysem de ilerleyince ve sonra yaklaşınca öyle bir çoştu ki neye uğradığımı şaşırmayı bırak neye kızdığımı bile unuttum. Sanırım serinin son romanı ve final güzel bitti. Bir öncekinde istediğim bu kısmet dedim, oldu valla hem de bol bol. Neyse, bu kadar gevezelikten sonra gelelim konusuna:
Kitap, Vampir Yasaları Kitabı’ndan ve yakışıklı liderimiz Patrick’in yazılarından kısa bir paragraf ile başlıyor. Daha sonra giriş bölümünde kitabımızın bu seferki gizemli kötü karakterine ve planlarına yer veriliyor. Bunlardan sonra nihayet ilk bölüme geldiğimizde Patrick ve ailesinin onları öldürmek isteyen kötü Gerçek Vampirler adlı topluluğun saldırısına maruz kalışı ve kurtuluşunu okuyoruz. Durum böyle kötü olunca herkes çareyi Mikhail’in fikri olan, çocukların Mikhail tarafından uzaklara götürülmesinde buluyor. Böylece yanında sadık vampir Kiril ile bir gemide uzaklaşıyorlar. Kızımıza gelirsek, o da o gemide zengin ve şımarık bir kızın mürebbiyesi olarak bulunuyor. Asıl adı başka bir isim olmasına rağmen kendisini Nell olarak tanıtıyor. Gemideyken görü yeteneği sayesinde Michael, Kiril ve kutsanmış çocuklarımızın hayatlarını kurtarıyor. Böylece maceraya dahil oluyor. Daha sonra Mikhail, düşmanlarından kaçmak için kızımızdan yardım istiyor çünkü çaresiz, ne yapacağını bilmiyor ve ailesini uyarmak için Kiril Londra’ya gitmiş. Kızımız buna razı olmasa da yakışıklımız çocukları ileri sürünce dayanamıyor ve onu kendi kasabasına götürüyor. Kasabayı sevmiyor çünkü hiç iyi hatıraları yok ve orda kaldıkları süre içinde çok şey oluyor. –o bölümleri siz okuyun kitaptan söylemem. Oralar benim çıldırdığım ve sıkıldığım yerlerdi. Daha sonra birkaç olaydan sonra tekrar Lonra’ya geliyorlar. Zira buldukları suçlulardan sonra tehlikenin geçtiğini düşünüyorlar. Bu arada kızımız ve yahşuhlu Mikail arasında sık sık yanlış anlaşılmalar oluyor ve bu sonlara kadar çözülmüyor. Bu mutluluk anları da asıl kötülerimizin gelmesi ile kesiliyor. Buradan sonra baya heyecanlı ve maceralı şeyler yaşanıyor. Final de gayet güzel bir şekilde bitiyor.
Kitapta yanlış anlaşılmalar ve çiftimizin birbirine açılmadaki geç kalınmışlığı beni öldürdü. Hele hele birbirlerini istenmeden kıskandırmaları ve farketseler de devam edişleri... O kadar sinirlendim ki karakterlerle paranoyakça konuşup sesimi duymalarını bekledim. Yazarın Nell’in kasabasındaki herkese dersini vermeden kızımızı oradan apar topar yollaması sinirime dokundu. Bence herkese ağzının payı verilmeliydi. Benim için hep yarım kalmışlık oldu o kısım.
Bir kere bebekler o kadar tatlıydı ki doyamadım. Üstelik bunda hem gizeme hem aşka doydum ve geçen yakınmama ithafen aradığımı buldum. Tamam, ortalarında süründüm resmen ama olsun sonları için buna kesinlikle değerdi. Mikhail tam beklediğim gibi çıktı sadece keşke Nell daha güçlü olsaydı bazı yerlerde o kadar –Nell geneli iyi yanlış anlama sadece bir iki yere takıldım ;) Alexander, Patrick, İsmail ve diğer kahramanlarımızın da olması iyiydi. Yani sevdim işte uzatmaya gerek yok. Önceki kitaba yanıp da okumamazlık etmeyin.
Son olarak finalinde bizi bir süprizin –her zamanki gibi- beklediğini ve okumanızı tavsiye edeceğimi söylüyorum. Romance gibi olmuştu. Gizem, bolca aşk ve macera barındırıyordu ama aşk fazlacaydı. Kapağını çok sevdiğimi söylemeden geçmek olmaz :)
Bu hikaye en güzeliydi:) Hem Nell hem de Mikhail favori çiftim oldular. Aşklarının gelişimini ve kitabın içindeki macerayı çok beğendim:) kısaca bu seriyi sevdim:)
Serinin son kitabını da okuduktan sonra bu yazarı hepinize öneriyorum arkadaşlar!!..Tek kelime ile harika bir yazar..Özellikle fantastik seven okurlar bu yazarın değişik uslubunu çok sevecekler.. Yazar tarihi konulara da hakim..Osmanlı İmparatorluğunun,o dönemin tarihi bilgilerini de ara da veriyor..Aşk,tutku,fantastik,tarih ile kitaplarını çok güzel harmanlamış..
Serinin son kitabında aksiyon macera dozu boldu..Olmaz ki olmazlarımızdan aşk da vardı tabii ki..Serinin diğer kahramanlarından Angelica'nın kardeşi Violet'in de kuzeni olan Mikhail'in hikayesi idi..Ben en çok bu serüveni sevdim..Tekrar tekrar okunacaklarım arasına girdi bu serüven..
Doğu Vampirler Klan Lideri Alexander ile Kuzey Vampirler Klan Lideri Patrick'e ve ailelerine insan kanı içen vampirler tarafından suikast düzenleneceği ve bu suikastte çocuklarının da baş hedef olduğunu öğrendiklerinde çocuklarını Mikhaile vererek diğer dostları Kiril ile birlikte ülkeden uzaklaştırmalarını rica ederler..Angelica ve Violet bunu istemese de kocalarının bu kararlarına rıza gösterirler... Mikhail kendilerini İngiltere'den uzaklaştırıp Rotterdama yolculuk yapmaya başlarlar..O sırada da köyünü terkedip kendine yeni bir hayat kurmaya karar veren Nell'de mürebbiyelik işi yapmaya başlamış yanında çalıştığı aile ile oda yolcular arasında dır.. Nell'in sıra dışı bir özelliği de vardır..Geleceği görebilmektedir ki bu ona annesinden kalmış bir mirastır..Gemide yolculuk yaparken de Mikhail ve bebeklerin hayatlarını bu özelliği sayesinde son anda kurtarır... Birlikte gemiyi bir sandal ile son anda terk ederek mutlak bir ölümden büyük bir mücadele vererek kurtulurlar..Sonra çocukları daha emniyetli bir yere Nell'in köyüne birlikte götürmeye karar verirler.Nell'i buna ikna etmesi için Mikhail onu mecbur etmek zorunda da bıraksa istemeden bunu yapmak zorunda kalmıştır..Kiril ise Alexander ve Patrick'in yanına gidip başlarına gelenleri ve bebeklerin iyi olduğunu haber verecektir.. Köyünü terk eden Nell köyünü dönmeyi hiç ama hiç istememiştir..Çünkü ununda büyük sırları vardır!!Ailesinin başına gelenler ve kırıp bir aşk hikayesi..Oraya gitmeyi hiç istemese de Mikhail'in kimliğini açıklaması gerekmektedir..Bunun en iyi yolunun da Mikhaili kocası olduğunu ve çocukların da Mikhal'in ablasına ait olduğunu köye açıklayacaklardır..Mikhail'in adını da Michael olarak değiştirerek tabii ki...Köye adımlarını atar atmaz tüm köy halkı etraflarını sarmışlardır bile...
Bu kadar özet sanırım yeterli daha fazlasını yazarsam okuma zevkiniz kalmaz..Çok beğendim takipçisi olacağım bir yazar daha kazandım.. Teşekkürler tavsiye eden arkadaşlarım ve Doğan Kitap..
Der dritte Teil von Mina Hepsens Serie rund um die Londoner Vampire erzählt von Prinz Mikhail Belanow, dem Bruder von einer Auserwählten.
Nach den vereitelten Anschlägen durch die selbsternannten "Wahren Vampire" auf seine Schwester Angelica, seine Cousine Violet und deren Kinder begibt sich Mikhail zusammen mit Kiril auf die Reise auf den Kontinent, um die Kinder außer Gefahr zu bringen.
Während der Überfahrt treffen sie auf die Gouvernante Nell, die die Reisenden vor einem Anschlag bewahrt und so wortwörtlich mit in's Boot gerät. Von da an begleitet der Leser Mikhail und seine Mündel auf der Flucht, was für Nell eine Reise in die (mühsam verdrängte) Vergangenheit bedeutet...
Auch dieses Buch hat mir sehr gefallen. Die Geschichte ist gut geschrieben, die Wortwahl passend.
Allerdings hat mich das Ende ein wenig gestört. Es war ein wenig zu holprig und überstürzt. Auch der Klappentext stimmt wieder nicht richtig mit dem Inhalt überein. Alles in allem kann ich jedoch auch dieses Buch weiter empfehlen.
Ön yargılı yaklaştığım bir seriydi ama haksızlık etmişim kesinlikle. Beklediğimden daha iyi çıktı bütün kitaplar. Fantastik açıdan tatmin etmese romantik açıdan beklentilerimi karşıladığı söylebilirim