Ord. Prof. Dr. Hilmi Ziya Ülken (1901-1974) İstanbul’da doğdu. Mülkiye’den mezun oldu, 1924-33 arasında çeşitli kentlerin liselerinde tarih, coğrafya, psikoloji ve sosyoloji öğretmenliği yaptı. 1933’teki Üniversite Reformu ile İstanbul Üniversitesi’nde görevlendirildi. 1940’ta felsefe profesörü oldu. Sosyoloji Bölümü’nün kurulmasını ve kurumsallaşmasını sağladı. 1944-48 yıllarında İTÜ’nün daveti üzerine sanat tarihi dersleri verdi. Çalışmalarını uluslararası platformda da sürdürdü. UNESCO Üyeliği’nin ardından ISA’nın (Uluslararası Sosyoloji Derneği) kurucu üyesi, sonra da başkan yardımcısı oldu ve 1953’te 15. Uluslararası Sosyoloji Kongresi’nin İstanbul’da düzenlenmesini sağladı. Genç yaşında başladığı, sosyolojiden felsefeye, tarihten edebiyata ve sanata uzanan çeşitli alanları bütünleştiren yayın faaliyetini vefatına dek kesintisiz sürdürdü. Kültür ve düşünce dünyamızdaki etkisi, ünlü felsefeci Hans Reichenbach’a “Bu adam beyin oburluğuna tutulmuş” dedirtecek denli etkindir.
Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi, Tanzimat sonrası düşünce yaşamımızın gelişimini ve ülkemizdeki bütün düşünce akımlarını sergiliyor. Kendi alanında tek kaynak sayılması gereken ve bir ansiklopedi niteliği taşıyan bu yapıtın bir başka önemi de bugün geniş bir okur kitlesinin yararlanamadığı süreli yayın organlarını süzgeçten geçirmesi. Yapıt Namık Kemal’den Ziya Gökalp’e, Ali Suavi’den Mustafa Suphi’ye, Dr. Abdullah Cevdet’ten Hikmet Kıvılcımlı’ya, Beşir Fuat’tan Prens Sabahattin’e, Yusuf Akçura’dan Ahmet Ağaoğlu’na, A. Hamdi Başar’a dek uzanan geniş bir alanda düşünce yaşamımızın köşe taşlarını bütün zenginliğiyle gözler önüne seriyor.
Prof. Dr. Hilmi Ziya Ülken 3 Ekim 1901’de İstanbul’da doğdu. Türk düşünce yaşamında ve bir felsefe geleneğinin oluşmasında büyük etkisi olmuş felsefeci ve sosyolog. İstanbul Sultanisi’ni (bugün İstanbul Lisesi) (1918) ve Mekteb-i Mülkiye’yi (bugün A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi) bitirdi (1921). Aynı yıl Darülfünun-ı Osmani (bugün İstanbul Üniversitesi) Edebiyat Fakültesi Beşeri Coğrafya Kürsüsü’ne asistan oldu. Aynı fakültede felsefe tarihi ve sosyoloji öğrenimi gördü. 1933’e değin sosyoloji, felsefe, tarih ve coğrafya öğretmenliği yaptı. Umumi İçtimaiyat (1931), Türk Tefekkürü Tarihi (1932-33, 2 cilt) adlı kitapları yayımlandıktan sonra uzmanlık eğitimi için Almanya’ya gitti (1934). Türkiye’ye döndükten sonra İ. Ü. Edebiyat Fakültesi’nde Türk Tefekkür Tarihi Kürsüsü’ne doçent olarak atandı (1935). 1944 yılında profesör, 1957 yılında ordinaryüs profesör oldu. 1973’te A. Ü. İlahiyat Fakültesi’nden emekli oldu. Hilmi Ziya Ülken, 1938-1943 yılları arasında İnsan dergisini yayımladı ve Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Dergisi’ni yönetti. Türk düşünce tarihi üzerine yaptığı çalışmalarla sosyal bilimlere önemli katkılar sağlamış olan Ülken 5 Haziran 1974’te İstanbul’da öldü.
İlk kez 1966 yılında yayımlanan Türkiye'de Çağdaş Düşünce Tarihi kitabının son bölümü "Türk Düşüncesi Nereye Gidiyor?" başlığını taşımaktadır. Bu bölümde şu tespitlerde bulunuyor:
"1940'dan sonra Çağdaş Dünşünce tarihimize bir göz atacak olursak bir bakımdan durgunluk, hatta gerilme, bir bakımdan ilerleme denebilecek bazı gözlemlerle karşılaşabiliriz. Batı fikir hayatına girmek için bir yüzyıldan beri yapılan tereddütlü, ürkek adımların birdenbire büyük hız kazanmış olan çeviri faaliyeti bunların başında gelir. Tanzimatçılar Montesquieu, Rousseau ve umumiyetle 18. yüzyıl düşüncesine dayanmak istedikleri halde onlardan hemen hiçbir şey çevirmemişler ve memlekete bu fikirleri pek yüzeysel olarak aksettirmişlerdi. II. Meşrutiyet'te fikir hareketleri hızlandı, fakat derinleşmedi. Fikir adamlarının çoğu dergi yazarı olmaktan çıkamadılar. Dergiler de uzmanlığa doğru gidecek ve derinleşecek yerde orta seviyeye hitap eden edebi dergi olarak kaldılar. Fikir yazıları gündelik hayata tesir etmek için daima bu seviyeden yukarı çıkamıyordu. Toplumsal hareket uyandırmak, reform yapmak, öğretmek bilgiyi halka yaymak gibi maksatlar yüzünden asıl fikir, uzmanca düşünce bir türlü yerleşemiyordu. Buna rağmen bilgiyi halka yaymak düşüncesi o kadar egemendi ki, Ahmet Mithat'dan günümüze kadar verilen her bilgi ağır görülerek halkın seviyesine göre daha hafifleri istenmiş, bu yüzden hakiki fikir çığırları kurulamamıştır. Buna karşı son zamanlarda bir yandan devletin yayınladığı Batı ve Doğu klasiklerinden çevirilier serisinin gittikçe çoğalması, bir yandan da bireysel teşebbüslerle ve özel sermaye ile yayınlanan aynı nitelikteki eserler, geçmiş 80 yılın eksiklerini tamamlamakta olduğu gibi, yeni Batı fikir hayatının büyük eserlerini de vermektedir. Daha şimdiden Platon'un belli başlı Dialoque'ları Türkçeye çevrilmiş bulunuyor. Aristo'dan Organon'ları okuyoruz. Daha metafizik ve ahlak kitapları çevrilmemiştir. Descartes'ın esererinden çoğuna sahip bulunuyoruz. Spinoza, Leibniz, Malebranche gibi esaslı Cartesien filozofları Türkçe'den okuyoruz. İngilizlerden Berkeley, Hume, Spencer ve Mill çevrilmiştir. 18. yüzyıl filozoflarından çoğunun eserinin Türkçeleri elimizdedir. Günümüze gelince Bergson, Durkheim, H. Poincare gibi son yüzyıl Türk düşüncesine tesir etmiş fikir adamlarının hemen bütün eserleri çevrilmiştir. Henüz Alman Felsefesinden -Nietzche müstesna- hiç bir şey çevrilmemiştir. Bu yeni fikir faaliyetinin bütün başarısına rağmen buna esaslı bir eksiklik gözü ile bakılabilir. Fakat 20 yıl içinde yapılanlara bakılınca, bu eksiklerin de yakında kapanacağı tahmin edilebilir. Bugün bile felsefe ve sosyoloji tahsil edenlerin eline verilebilecek hayli zengin bir kütüphane kurulmuştur.
Batı düşüncesine ait kaynaklar artarken Doğu klasikleri de ona paralel olarak ilerliyor. 5 asırlık Osmanlı fikir tarihinde medrese ve tekke ilminin temelini teşkil eden klasikleşmiş kitaplardan pek azı Türkçeye çevrilmişti. Farabi, İbn Sina, İbn Rüşdlerin Türkçesi yoktu. Kelâm ve tasavvufun klasik eserlerine ait şerhler ve haşiyeler de hiçbir zaman aslına bağlı çevirilerin yerini tutmuyordu. Bir ara Gazalî çevirilerine rağbet edilmiş, o da yarım kalmıştı. Abdühlamid II'nin Gazalî'yi çevirtmek için gösterdiği gayretin yarımlığı İhya ve Tehafül çevirilerinin Yıldız Kütüphanesi'nde bastırılmadan kalmış olmasından anlaşılıyor. Buna karşı, son yıllarda bu alandaki çalışmalar da hızlanmıştır. Fakat henüz İbn Sina'dan hiçbir çeviri yoktur.
Yüz güldürecek olan bu çalışmalar dışında, acaba memleketin umumi fikir hayatı ne durumdadır? Bu bakımdan sayısı gittikçe çoğalmakta olan yayınları başlıca iki grupta toplayabiliriz: 1) birincisi özel sermaye ile basılan ve sosyalizm ile günün modası existentialism'e ait, çoğu birkaç formalık bir yayınlar serisidir. Bunlardan pek azı telif, çoğu çeviri veya toplamadır. Bu yayınlarda göze çarpan nokta Türk Dil Kurumu'nun ileri sürdüğü kelimeleri bol bol kullanmak yüzünden anlaşılmaz bir hale gelmek ve konularının yüzünde kalmaktır. 2) İkincisi yine özel sermaye ile ve sık sık yayınlanan dini kitaplar serisidir. Bunların pek azı ciddi bir araştırma eseridir. Genel olarak halkın kapışacağı konular seçilmekte ve halktaki fanatik zihniyet bu yayınları beslediği gibi, bu yayınlar da o zihniyeti beslemektedir. Eskiden yüksek islami eserler Medrese, Darül-hikme, vb. tarafından yayınlanır, tarihe ve ilme hizmet eder, bağnaz halkın ihtiyacına da sahhafların yayınları cevap verirdi. Şimdi bu yeni ve çok sayıdaki yayınlarda bu iki kaynak birbirine karışmış ve yüksek ilmi-tarihi eserlerin seviyesini düşüren bir sonuca varmıştır.
Kısaca her iki yayın tarzı da karşılıklı iki türlü bağnazlığı baslayan zayıf seviyeli birer akım halini aldıkları için, satış sayısı, okuma bilgisi batkımından halkı ve kitapçıları sevindirecek bir durumda iseler de, aslında fikir seviyesini alçalttıkları, sağ ve sol kanada ait fanatizmi arttırdıkları için hiç de ümit verici görünmüyorlar. Bu hal memleketimize özgü değildir. İş bölümü zayıf, meslek teşkilatları kurulmamış, Ortadoğu memleketlerinin çoğunda bu kutuplaşma ve bilgiden uzaklaşma, bağnazlık halini alan bir inanç gerilemesi hali görülür. Eğer yakında yeni yetişen nesillerin de işbirliği yaparak dünya fikir tarihinin büyük eserlerini dilimize mal etmek için yaptıkları gayretler ve onlarla bilikte yerli fikir ürünlerini veren kitaplar ve uzmanlık dergileri çoğalmamış olsa bu son işaret ettiğimiz yayınlara çok kötümser gözle bakmak gerekecektir. Fakat çok şükür ki Felsefe Arkivi, Araştırmalar, İlahiyat Dergisi, Dil-Tarih ve Coğrafya Dergisi gibi dergiler var, ve bunlar ciddi yayınlar yapmaktadırlar.
Türk düşüncesi, İzzet, Baltacıoğlu gibi fikir sentezi verecek kafalar yetiştirmiştir. Yeni nesiller fenomenoloji, yeniontoloji, felsefi antropoloji yönünde, ilim felsefesi ve yeni mantıkta araştırmalar yapıyorlar. Henüz olgun eserlerini vermemişlerse de Batı fikir dünyasına açtığımız pencerenin her zaman daha geniş, ufkunun her zamandan zengin oluşu gelecek için iyimser olmamızı sağlayan belirtilerdir." (Hilmi Ziya Ülken, Türkiye'de Çağdaş Düşünce Tarihi, 14. Basım-İstanbul, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2018, s.728-731.)