Paperback. 13,50 / 21,50 cm. In Turkish. 144 p. Ömer Seyfettin, yasadigi dönemin geleneksel dil ve edebiyat anlayisina bagli kalmayan yenilikçi kisiligi ile düz yazimizin gelisme asamasinda büyük dönüsümler yaratti. "Tabii lisan, konusulan lisandir." ilkesi üzerinde inatla durarak yalin bir anlatim kurdu. Öykünün akisinda sagladigi hizlilik, olay-kisi-çevre baglantilarindaki dogallik ve en önemlisi ustalikla yarattigi yergi havasiyla bugün de canliligini koruyan eserler verdi. Döneminin eski dil begenisine saplanip kalan yazarlarini okunmaz duruma düsüren "zaman" onu hakli çikardi.
Ömer Seyfettin was born in 1884 in Gönen. He wrote under various aliases such as Ayas, Camsâp, C. Nazmi, C. Nizami, Ç. Kemal, F. Nezihi, Feridun Perviz, Kâf-ı Farsî, Kaygusuz, M. Enver, M. Enver Perviz, Ömer Perviz, Süheyl Feridun, Tarhan, and Tekin. Just like his father, Ömer Seyfettin was educated at the Kuleli Military Academy, and it was in this school that his love for literature bloomed. Some poems that he wrote during this period appeared in the publications Kadın and Bahçe. Following the declaration of the second constitutional monarchy, he was assigned to Thessalonica, and witnessed the awakening of nationalistic feelings among Balkan tribes.
In 1911 Omer Seyfettin cofounded a literary and cultural magazine entitled Genç Kalemler (Young Pens) with Ziya Gokalp and Ali Canip in Salonica.[4] Seyfettin began the early efforts in using Turkish in his literary output as opposed to Ottoman Turkish, as he outlined to Ali Canip in a letter.[5] He was recalled to the army under mobilization orders at the beginning of the Balkan War and after his units were defeated in Yanina in January 1913, he spent approximately 12 months in Greece as a prisoner of war.[6] After his release from captivity at the end of 1913, he returned to Constantinople, and was nominated the executive editor of the Türk Sözü, a publication which was related to the Committee for Union and Progress.[6] In 1914, after leaving the army for the second time, Omer Seyfettin became a literature teacher in an Istanbul High school. He became, also in 1914, the chief-author (Bashyazar) of the magazine Türk Yurdu. Between the years 1914 and 1917 he mainly wrote turanist poems, which were published in the outlets such as Tanin, Türk Yurdu or Halka Doğru. In 1917 he was to publish most of his literary work, which included a wide array of short stories. From 1919 to 1920 he published articles in Büyük Mecmua which was a supporter of the Turkish independence war. He died of diabetes in 1920, at the age of 36.
Mehmet Atay'ın seslendirmesiyle Bahar ve Kelebekler, Kıskançlık, Kurbağa Duası, Memlekete Mektup, Nasıl Kurtarmış, Şefkate İman isimli öyküleri dinledim. Bize eğitim sistemi içinde nasıl anlatamadılar Ömer Seyfettin'in önemini, yeteneğini, edebiyat aşkını aklım almıyor. Ne sanattan ne de fikirlerinden ödün vermiş yazar. 1884 yılında doğan Ömer Seyfettin sadece 36 yıl süren kısa hayatına pek çok mücadele ve acının yanı sıra büyük bir ustalıkla kaleme alınmış edebiyat eserleri sığdırmış.
Tahir Alangu'dan Ömer Seyfettin: Ülkücü Bir Yazarın Romanı kitabını okuyacağım. Siyasi görüşünü paylaşmasam da yeteneğini takdir ediyorum kendisinin. Ayrıca Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılma döneminin izlerini eserlerinden takip etmek de ilginç olacaktır diye düşünüyorum.
Ömer Seyfettin'in eserlerini orta okul zamanlarında okumuştum, tam olarak hangi kitapları okuduğumu hatırlamıyorum üzerinden epey vakit geçti ama çok sevdiğimi ve devamlı okuduğumu biliyorum sadece. İş Bankası'nın çıkardığını görünce de hemen almak istedim. Çünkü kapağı çok güzel öncelikle onu bir konuşalım 😻 İş Bankası'nın en sevdiğim yayın evi olmasının nedenlerinden biri de kesinlikle kapaklarının harika olması, hele ki Türk Edebiyatı Klasikleri'nin kapakları ayrı bir güzel. Hepsini almak istiyorum 🙊 Eminim siz de benim gibi düşünüyorsunuzdur. Kitaba gelecek olursak belirli bir konusu yok, içerisinde kısa kısa hikayeler mevcut. Bazılarını sevsem de bir kısmı pek hoşuma gitmedi, bu nedenle kitap hakkında ki düşüncem hep belirttiğim gibi orta şekerliydi. Yine de okumanızı öneririm 🌿
Omer Seyfettin'in 'Bahar ve Kelebekler' kitabı, etkileyici ve güzel hikayeleriyle benzersiz bir okuma deneyimi sunuyor. Her bir hikaye, içinde barındırdığı öğretici mesajların yanı sıra, dönemin özelliklerini başarıyla aktarıyor. Seyfettin'in dönemin atmosferini ustalıkla yansıttığı bu eser, okuyucuyu adeta o zaman dilimine taşıyarak yaşatıyor.
Kendisini okutan güzel hikayeler var. Bir tanesi baya sürükleyici ama bir yandan da baya iğrenç. Genel olarak sade ve güzel bir dille yazılmış bir kitap
Bu öykü kitabı, kafamda birkaç farklı konuda fikirler oluşturdu. Birincisi, öykülerin çoğunda görülen romantik bir hava. Bu havayı şuna bağlıyorum, Ömer Seyfettin 20.yy sonlarında doğmuş, Batılı eğitim almış, Abdülhamit ve baskı karşıtı, İttihatçı, subaylık yapmış, Fransızca bilen ve genelde Fransız yazarlarını okuyan, genelde Selanik, Manastır’da bulunmuş, aydın ve milliyetçi kuşağın seçkin bir örneği. Bu kuşak, yıkılmakta olan imparatorluğu ayakta tutmaya çalışan, sürekli fikirler üreten, düşünen, hızlı yaşayan, kısacık hayatlarında sürekli farklı yerlerde bulunan, savaşan, şehit olan, idam edilen ve nihayet Cumhuriyet’i kuran bir kuşak. Ömer Seyfettin’in hikayelerinin çoğunda bu özgürlüğüne düşkün, evlilik karşıtı, kadın-erkek meselelerine kafa yoran, romantik, milliyetçi ve militarist havayı görebiliyoruz. Ben bu havayı, Atatürk’ün Karlsbad hatıralarında da hissetmiştim. İkisi de Selanik’te yaşamış, aydın, ilerici ve aynı fikir ve kişilerden etkilenmiş bu iki insanın benzer hislere sahip olmaları da anlaşılır bir nokta. Okuduysanız göreceksiniz, bence Atatürk’ün geç evlenmesi ve bu geç evliliğin yürümemesi, bu konudaki olumsuz düşüncelerinin, Ömer Seyfettin’in evlilik hakkındaki olumsuz düşünceleriyle de yakınlık gösterdiğini düşünebiliriz. Bekarlığı seven, bir kadınla münasebetten keyif alan, bir bakıştan büyük bir mutluluk veya keder çıkaran, not defterine şiirler yazan bu adamların, bir kuşağın daha pek çok benzerliği görülebilir kuşkusuz. İkinci düşüncem, ‘Yaşasın Dolap’ hikayesiyle ilgili. Bu aslında bir kısa oyun. Bu oyunda küçümsenerek anlatılan, bir hafiye olduğu söylenen ve oyun içerisinde de karısı tarafından aldatılan bir aşağılık kişi olarak gösterilen Ahmet Samim, tarihimizdeki ikinci basın şehidi. Hasan Fehmi’nin ardından, 1912’de İttihat Terakki fedailerince öldürüldüğü söylenen (Kemal Tahir, Kurt Kanunu eserinde bu cinayeti eski Ankara Valisi Abdülkadir Bey’in işlediğini yazar) Ahmet Samim, 1908 yılında yazılan bu oyunda işte böyle anılmış. Bu, günümüzden bakınca şiddetli görülen yazım biçimi, Ömer Seyfettin’in İstibdat karşıtlığı ve İttihatçılığıyla anlaşılabileceği gibi, ilerici kuşağın Abdülhamit döneminde çektiklerinin ne denli bunaltıcı, şiddetli olduğuyla da açıklanabilir kuşkusuz. Üçüncü nokta, bana en çok heyecan vereni. ‘Tarih Ezeli Bir Tekerrürdür!’ hikayesi, kuruluşu, tekniği ve anlatım gücüyle en çok etkilendiğim hikayelerden oldu. 20.yy başında geçen bir hikayeyi Libya Kralı Candaules’in, karısının ve yeni kral Gyges’in hikayesiyle benzerlikler kurarak anlatışı yazarın, gerçekten çok etkileyici. Yazarın hikayeleri içinde ve okuduğum diğer hikayeler arasında zirvede yer alan hikayelerden biri oldu. Ömer Seyfettin’ şüphesiz üzerine çok konuşulacak tarihi ve edebi bir karakter, herkese keyifli okumalar.
Türkiye Türkleri'nin her kuşakların çocukluklarında yer alan ve ölümsüzlüğe adım adım yürüyen Milli Edebiyatı döneminin yazarı Ömer Seyfettin ile karşınızdayım. Benim çocukluğumda da yer almış. Ant, Falaka, Kaşağı, Yüksek Ökçeler ve Perili Köşk öykülerini okudum. TRT tarafında hem dizi hem de animasyon dizi olarak yayınlandı Ömer Seyfettin Hikayeleri. Dizi olarak Perili Köşk ve Animasyon dizi olarak Pembe İncili Kaftan ile Yüksek Ökçeler bölümleri anımsıyorum.
Ömer Seyfettin öyküleri ve anıları okurken Osmanlı son yıllarına yolculuk edeceksiniz. Dağılmaya yüz tutan imparatorluğun tebaasında Franklaşma özentisini göreceksiniz. Franklaşma özentisini eleştirmek yerine İslam adı altında Araplaşma ve Farslaşmayı eleştirmeliyiz ilk önce. Müslüman olsak kültürümüzü terk etmemeliyiz. Türk kültürü, Arap ve Fars kültürlerinden daha eski ve köklüdür. Bazen sıkılırsın bazen de kendinden bir şey bulursun.
İlk Namaz öyküsünde her bağlamda 'ilk' heyecanı bambaşka olduğunu anlatıyor. Öyküdeki ev atmosferine yakın bir evde geçti çocukluğum. İlk oruç tutma heyecanımı hatırladım. Salât kılmasam da salâtı kılanları izlemek daha güzeldir. Onunların yaydığı ruhani enerjiyi iliklerine his ediyorsun. Ruhani enerjisi en güçlü olan kuşkusuz Zafer Yılmaz'ın. Yunus Şirinoğlu'nun ruhani enerjisini de görmek istiyorum. Salât ile ortaya çıkan ruhani enerjiyle sanki arındığını his ediyorsun. Bu da abidin ibadetinin dosdoğru kıldığını görüyorsun.
Tarih Ezeli Bir Tekerrürdür öyküsünde karşı cinsin bizden hayranlık ve şehvetli bakışlar yerine onları gönülden sevmemizi istediğini anlıyoruz. Bize ait olan mahremi ondan izin almadan başkasına göstermenin ne denli etik olmadığı gösteriyor. Bu öyküyü okurken Shantihomede belimde havluyla odadan çıkarken Türk kızı ile burun buruna geldiğim anımı anımsadım. Tanrı'dan ortam loş aydınlık olduğu için yarı çıplaklığımı tam görmedi. Evet utanç günüydü ama ömürümde bir heyecan olarak kazındı o gece. Sabah ona makul nedenimi anlattım. O da anlayış sağladı.
Ömer Seyfettin Hikayeleri, Marufcan Yoldaş tarafında Özbek Türkçesi aktarıldığını biliyorum. Bu aktarım kitabı sayesinde artık Özbek Türkleri'nde her kuşağın çocukluğunu da süsleyecektir. Bu aktarımı yapan Yoldaş'a çok müteşekkirim. Ömer Seyfettin öyküleri toplu okumayı çok istiyorum. Bu konuda hangi çalışma bilmiyorum. İş Bankası Kültür Yayınları'nın ne kapak çalışması ne de serisini beğendim. Her şeye rağmen Ömer Seyfettin'i okumak bir ayrıcalıktır. Okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.
Bahar ve Kelebekler’i okudum. Ömer Seyfettin pek sevdiğim bir yazar değil, eserlerini genel kültür olduğu için okuyorum; ama bu kitaptaki bazı öykülerle birlikte yazara karşı tutumumda biraz yumuşama olmaya başladı. Bunda bu kitaptaki öykülerin çocukluktan aşina olduğum öyküler olmaması ve hepsinin farklı tarzlarda yazılması büyük bir etken oldu.
Kitapta ortalamanın üstünde bulduğum öyküler şunlar: İki Mebus, Erkek Mektubu, Beşeriyet ve Köpek, Sebat, Tarih Ezeli Bir Tekerrürdür, Tavuklar, Bahar ve Kelebekler. Bunlar arasında İki Mebus ve Tarih Ezeli Bir Tekerrürdür adındakiler bu kitaptaki en sevdiğim öyküler oldu.
Türk Edebiyatı'nın en önemli yazar ve şairlerinden birisi olan Ahmet Hamdi Tanpınar ile tanışma vaktiii...
Çok zengin bir kültürü olan Ahmet Hamdi Tanpınar, 60 yıllık ömründe birçok roman, hikaye, deneme ve mektup kaleme almıştır.
Halbuki Tanpınar, her şeyden önce bir şairdir ve bütün hayatını verdiği şiir, onun öteki eserlerini de kaplar ve onlara sanatlı bir parıltı, hayallerle dolu derin çağrışımlar kazandırır.
" Ne içindeyim zamanın Ne de büsbütün dışında Yekpâre geniş bir anın Parçalanmaz akışında..."
Dönemin farklılıklarını göstermeleri iyi. Anneanne ve torun arasındaki çağ farklılıkları gözle görülürken cahilliye övgü, kitaba ve bilgiye yergi olması kesinlikle beni uzaklaştırdı.