Türkiye öykücülüğünde sarsılmaz bir yeri olan Ömer Seyfettin, bu kitabında çocukluk anılarından yine ibret verici doyumsuz öyküler anlatmaktadır. Kitaba adını veren Falaka öyküsünde Osmanlı dönemindeki eğitim sistemini sergilerken, oluşan gülünç durumu acı gerçekleriyle verir. Bizi eğlendirdiği kadar aynı zamanda düşündüren "Falaka"yı ve diğer öyküleri çok beğeneceksiniz.
Ömer Seyfettin was born in 1884 in Gönen. He wrote under various aliases such as Ayas, Camsâp, C. Nazmi, C. Nizami, Ç. Kemal, F. Nezihi, Feridun Perviz, Kâf-ı Farsî, Kaygusuz, M. Enver, M. Enver Perviz, Ömer Perviz, Süheyl Feridun, Tarhan, and Tekin. Just like his father, Ömer Seyfettin was educated at the Kuleli Military Academy, and it was in this school that his love for literature bloomed. Some poems that he wrote during this period appeared in the publications Kadın and Bahçe. Following the declaration of the second constitutional monarchy, he was assigned to Thessalonica, and witnessed the awakening of nationalistic feelings among Balkan tribes.
In 1911 Omer Seyfettin cofounded a literary and cultural magazine entitled Genç Kalemler (Young Pens) with Ziya Gokalp and Ali Canip in Salonica.[4] Seyfettin began the early efforts in using Turkish in his literary output as opposed to Ottoman Turkish, as he outlined to Ali Canip in a letter.[5] He was recalled to the army under mobilization orders at the beginning of the Balkan War and after his units were defeated in Yanina in January 1913, he spent approximately 12 months in Greece as a prisoner of war.[6] After his release from captivity at the end of 1913, he returned to Constantinople, and was nominated the executive editor of the Türk Sözü, a publication which was related to the Committee for Union and Progress.[6] In 1914, after leaving the army for the second time, Omer Seyfettin became a literature teacher in an Istanbul High school. He became, also in 1914, the chief-author (Bashyazar) of the magazine Türk Yurdu. Between the years 1914 and 1917 he mainly wrote turanist poems, which were published in the outlets such as Tanin, Türk Yurdu or Halka Doğru. In 1917 he was to publish most of his literary work, which included a wide array of short stories. From 1919 to 1920 he published articles in Büyük Mecmua which was a supporter of the Turkish independence war. He died of diabetes in 1920, at the age of 36.
Dayağın gerekli olduğu düşünülen ve en ufak hatada cezanın verildiği o günleri şimdiki neslin böylesi kitaplardan çok iyi okuyup içinde bulundukları duruma şükretmeleri gerekir.
Bir hoca şart ettiği için eşeği falakaya yatırmış.Kaymakam görmüş işinden atmış.Hayatın gülünç şeylerinde acı yok mudur? Bizim okulda okuduğumuz kitapları özetlememiz gerekiyor.Bizim hoca birden çok hikayeli kitapların hikayelerinin yarısının özetini çıkarın diyor.Bizim sınıftaki çakallar (ben de bunlardanım)mesela Parıltı Yayıncılık'ta o kitabın içinde 6 hikaye var 3'ünü okuyup özetini çıkarıyorlar o 3 hikayede en kısa hikayeler yani o kadar kısalar ki o 3 hikayenin olduğu sayfaların sayısı 24 kitap kaç sayfa 160 sayfa yani o çakallar kitabın hikayelerinin yarısını 1/2 çıkarıyorlar yani 3 hikayenin özetini çıkarıyorlar onlarda en kısa hikayeler en kısa hikayeler kitabın 24/160'ı o kitabı okuyan birisi diyor 23 sayfa okudum biraz sonrasında kitabı bitirdim diyor biraz bu yalancılığa girer.Ben bu kitabı nasıl okudum şöyle ilk kitabımı bitirdim.biri ile değiştirecektim o değiştirmek istemedi yarının da onun çakallığını anladım.Falaka kitabındaki çakallığı gene uygulayacaktı çünkü Nasreddin hoca kitabını istiyordu.Nasrettin hoca kitabıda hikayeliydi onun 5 hikayesini okuyacak ama en kısa olanlardan sonra en sonunda değiştirdim.O çakallığı ben de yaptım.özetini çıkardım.Ve biriyle değiştirdim en azından ben bitirdim demedim.Bu kitapla beraber gülünç şeylerin içinde acı şeylerin olabileceği bir de insanların çok çakal olabileceklerini öğrendim
This entire review has been hidden because of spoilers.
A scene plays in my mind: in childhood, perhaps ten years ago, during an art class, the teacher looked at my drawing and said, “But you didn’t color the ground. Are the trees flying in the air?” Only now do I have the chance to reply: “You do not tell me how to draw. You have zero authority to chain me.” To guess what kind of person she was, that single “but” she used was more than enough. But my child mind had already grown used to seeing her as a teacher, that is, an authority. If children must be taught anything at all, it should be this: never learn what others try to teach you.
Falaka is both entertaining and tragic. Beneath its humor lies a harsh reality about childhood and punishment. It still amazes me how a child could come up with such a mischievous plan—the imagination and creativity of children are beyond us. Seyfettin captures that tension between comedy and cruelty, showing how laughter and pain often live side by side.
Çok sevmediğim ve çocukluğumda zorla okutulan bir başka Ömer Seyfettin kitabı. Kaşağı kadar olmasa da bunu da pek sevmediğimi söyleyebilirim. Çocukluğumdan beri Osmanlı tarihi hatta genel olarak tarih çok ilgimi çekmez o yüzden tarihi kitaplar okumam da nadirdir. Çocuklara başka kitaplar okutalım ya daha iyi alternatifler bulunur sanki...Neyse, ben çok sevmemiştim seveni elbet vardır saygı duyarım. Yetişkin olarak Ömer Seyfettin'in kitaplarına baksam ne hissederim acaba.