Itiraf edeyim ki, iliskiler icinde en cok hastalikli olanlari severim, atesimin yukselmesini, sayiklamalarimi, kbuslarimla hayallerimin birbirine karismasini, en dokunulmaz yerlerimde hissettigim sizilari, Hastaliginin butun kivrimlari hastaligimin butun kivrimlariyla opusen bir kadinla denizaltima binip ciktigim yolculuklari, solgun bir sabah vakti insanlarin arasindan ayrilisimi. Hicbir yere gitmeyen bir denizaltinin icinde, hic kimsenin gitmedigi yerlere gitmeyi. Bircogumuz ciktik bu yolculuga. Evet, sevdigimiz hasta biri. Evet, bu iliski hastalikli. Ama bunun ne onemi var, hastaliklarimiz birbirini tutuyorsa, opusen dudaklar gibi degiyorsa hastaliklarimiz birbirine. Hangi saglikli iliski benim gordugum ruyalari gorebilir ki, hangi saglikli iliski boyle sanciyabilir ki. Ateslerle yanarak, sancilarla kavrularak, cilgin ruyalarin icinde kivranarak, kristal denizaltida hastalikli iliskilerin icinde seyahatlere ciktim. Gezdigim sicak sahillerin buyuculeri bana hep ayni seyi One
He was born 1950 in Ankara, Turkey to the notable journalist and writer Çetin Altan as the first of two sons. His brother Mehmet Altan is also a journalist, writer and university professor of economy politics.
A working journalist for more than twenty years, he has served in all stages of the profession, from being a night shift reporter to editor in chief in various newspapers.
In addition to having written columns in several Turkish newspapers, including Hürriyet, Milliyet and Radikal, Altan has produced news programming for television. He worked as the editor in chief and lead columnist of Taraf, a daily Turkish newspaper, until he resigned from his post in 2012.
He was fired from Milliyet after writing a column on 17 April 1995 titled "Atakurd", which presented an alternate history of Turkey. In September 2008 when Altan published an article titled "Oh, My Brother" dedicated to the victims of the Armenian Genocide, he was charged under Article 301 of the Turkish Penal Code for "denigrating Turkishness". The judicial claim was initiated by the far-right "Great Union Party."
During Turkey's media purge after the failed July 2016 coup d'état on September 23, 2016, Altan, was arrested. On 16 February 2018, along with his brother Mehmet and four others he was sentenced to life imprisonment with the condition that they be locked up for 23 hours each and every day.
uzun süredir bir kitap yürürken dahi kendini okutacak kadar içine çekmiyordu. kristal denizaltı sirkeci karaköy arasında dahi manzarayı yenip kendini okuttu. ahmet altan sadece benim için yazmış bu kitabı gibi hissettim. hayatımdaki eşikler öncesi bitmek bilmeyen soru işaretlerime cevap vermek için.
29 harf var elimizde, her kelime aklımıza kazılı, düşünüyorum da beni şaşırtacak yahut etkileyecek daha kaç kombinasyon çıkabilir ki... Ahmet Altan yazıyor ve okudukça biraz daha şaşırıyorum... Bu duygular nasıl olur da var olur bir insan bedeninde, nasıl olur da böyle güzel anlatılır. Orneğin iyi ütülenmiş bir gömleğe benzetiyor sakin hayatı; heyecansız, kedersiz, üzünütüsüz...
Veyahut
Aşkın bitişi birbirinin herşeyi olmaktır diyebilen var mıydı?
"Birbirinizi seviyorsanız 'birbirinizin hiçbir şeyi' olarak kalamazsınız, sevgi hareket eder, yürümek, ilerlemek, 'herşeyi olmaya' doğru gitmek ister, sonunda 'herşeyi olursanız, ' ondan sonrası bir ayrılık mektubudur ya da daha fenası, bir sıkıntı ve kaçış. Ama yine de bu uzun yürüyüşte unutulmayacak epeyce haz ve acı derlersiniz."
Ne doğru bir tanımlama..
İçinde bırakın tekrar tekrar okumayı ezbere bilmeyi arzuladığım ne çok yazı var diyor, kitabın en vurucu kısmı "Sana..."dan bir kuple ekliyorum..
"Sen, belki de bu mektubu aslında sana yazdığımı hiç bilmeden okuyacaksın.
Ben, senin bunu okurken parmağınla yanağına dokunduğunu, gözlerini hafifçe kıstığını, saçlarını kulağının ardına attığını görmeyeceğim.
Elimin uzanamadığı yerlere kelimelerimle sokulmaya çalışmamın, kırılgan harflerden kurulmuş görünmez bir köprüden sana doğru yürürken düşmekten böylesine korkmamın, sana tek bir bakışla anlatabileceğime inandığım ve birçoğunun belki bir ismi bile olmayan birçok duygunun her birine isimler bulmaya uğraşmamın beni nasıl yaralayıp yorduğunu bilmeyeceksin.
İlerde bir gün bana çok karmaşık ve anlaşılmaz gözükecek olsalar da, şu anda bana, kendime saplamak için elimde tuttuğum solgun bir bıçak gibi sade ve içmeye hazırlandığım zehirli bir su gibi berrak gözüken duygularımın, keskin ve yakıcı tadını, onların üstünü örten sözcüklerin altından çıkarıp çıkarmamakta duyduğum kararsızlığı da herhalde sana hiç anlatamayacağım.
Halbuki bütün korkunçluğu sadeliğinde gizli olan duygularım o kadar açık ki.
Kitabımı Arlanda Airport’a bugün giden 13.00 Mälartåg’unda unuttum dolayısı ile kendisini bitiremedim. Ben olsam Stockholm’de trende bulduğum ve İsveççe olmayan bir kitabı alırdım umarım benimki de kendisine bir yuva bulur <3 Türkçe bilen biri bulur alırsa da keyifli okumalar.
Ahmet Altan ile tanıştığım ilk kitap okuyun okutun kardeşim harika işte :) Ahmet Altan aslında hep gözümüzün önünde olup bizim çok da dikkatli bakmadığımız belki de görmek istemediğimiz pek çok konuda farklı ve geniş bir bakış açısı kazandıran nadir yazarlardan, ne yazıkki ülkemizde hakkı yeterince verilmiyor. Ama bir insanın her kitabı harika olabilir mi yani gerçekten bayılarak okuyorum.
Her zamanki gibi, en karmaşık duygusal durumları, iç çelişkileri, insana özgü halleri başarı ile cümlelere döküyor ama bu kitap ve içindeki azılar sanki saedece kadınlar için yazılmış gibi.hali
Onların bilmek, duymak ve belki de biraz da olsa ayrıcalık hisetmek istedikleri erkek ürkekliği, sert kabuğun altındaki korunmasız, edilgen ruh hali ve erkeklerin zayıflık ve kırılganlığını kmi zaman bir yazarın hayatı, kimi zaman bir film ya da şiirler ilişkilendirerek anlatıyor.
Ama, nasıl ki bütün kadınlar birbirinin aynısı değilse, erkekler de öyle. Bu nedenle kitabın çok az yerinde kendime rastlayabildim. Hatta çevremden kişiler de yoktu. Bu nedenle belli bir yabancılaşma ile okudum, sayfa kenarlarına bolca itiraz ve eleştiri notları aldım.
Hafta sonunu değerlendirmek isteyen ve " Vay be, ben neymişim ?" demek isteyen kadın arkadaşlarıma hararetle tavsiye ederim.
Bir truizmle başlayalım: Ahmet Altan iyi bir edebiyatçı. Cümleleri usta işi, müziği son derece dingin ve cazibeli. İmgelem yaratma gücüne bakılırsa, iyi bir şair olurmuş sanki kendisinden. O yüzden roman ısrarının yazarlık kariyeri açısından pek hayırlı olmadığını düşünenlerdenim.
Yalnız, bu bir erkek kitabı. Bir erkek bu kitapta çok sıcak karşılanıyor. Sırtına sıcak havlular konuyor, bacaklarının altına puflar çekiliyor. Bir kadın için benzer etkilere sahip olduğunu söylemek güç. Sanıyorum ki onlara fazla self-indulgent gelmiştir, içine giremedikleri her denemenin son cümlesinde gözleri devrilmiştir filan...
Yani o yüzden, şu iki hanımın neden 1 yıldız verdiğini anlamak güç değil. Siz de buna göre okuyun derim.
Entelektüel insanların (yazar olmasa bile) sohbetlerini seviyorum. Deneme de kendi kendine sohbet tadında oluyor. Bazıları güzel bazıları kötü, birkaçı çok iyi birkaçı çok kötü. Beş sayfayı keyifle okuduysam on sayfayı da sıkılarak ve yaylım bilgelik dolu kelime ateşi altında okudum. Yaylım ateşi dediysem beni etkilemedi ama bir okurun bam teline gelebilir. 165 sayfa varsa zamanınız okuyun.
Spoiler
Bir de Kristal Denizaltı denemesi çok kötü, çok klişe başka birini seçseydiniz ya.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Öyle bir denemeler serisidir ki, kutsal kitap diye uzun süre çantada gezdirilmiş, içlerinden bazıları defalarca açılıp tekrar okunmuştur. Ahmet Altan'ın dünyaya, hayata, kadın erkek ilişkilerine dair anlattıklarının her zaman başımın üzerinde yeri var. Analizleri, tespitleri çok iyi.
İçimizde bir yer kitabından daha iyi olduğunu belirttim daha önce. Ben kitabın iki farklı basımına denk geldim. Biri diğerinden daha fazla idi. Veya ben parçalı kitaba denk gelmiş de olabilir. Her neyse kitap kendi başına bir yapıt. İşlenmiş konuyu ezberlenmek istercesine ağır ve etkileyici.