Nietzsche felsefeciydi. Babaannemse yalnızca bu gezegende yaşayan biri. İlla ki bir etiket vermek gerekirse, ev hanımı.
Nietzsche, üniversitede ders verirdi. Babaannem, okuma yazma bilmezdi. Hayatında hiç okul yüzü görmemişti.
Çok tanınmış biriydi Nietzsche; bütün Avrupa ondan hayranlıkla bahsederdi. Babaannemse yalnızca kendi köyünde tanındı. Nietzsche ve babaannem, aynı gezegenin misafiri oldular. İkisi de, bir anne ve babadan dünyaya geldiler. Aynı donanımlara sahiptiler. Ne Nietzsche’nin fazlası vardı, ne babaannemin eksiği.
İkisinin de bir karar vermesi gerekiyordu. Tercih etmedikleri bir dünyada, yaşamlarını sonsuza dek etkileyecek bir ′tercih’te bulunmalıydılar. İşte o karar aşamasında yolları birbirinden ayrıldı. Aynı gezegenin iki yolcusu, iki ayrı yöne gitti. Nietzsche kolay olanı seçti, babaannemse zor yolu.
Herkes, kendini çok iyi tanıdığını sanır ama en az tanıdığımız kendi ruhumuzdur. Mustafa Ulusoy “Nietzsche ve Babaannem”de bu en insani ama aynı zamanda en çetin meseleyi irdeliyor. Hayatın anlamı, ölüm, hiçlik, sonsuzluk arzusu, hayata ve kendine yabancılaşma, mutsuzluk, anlaşılamama gibi bütün çağların ortak meselelerini her dönemin insanına cevap verecek bir saflıkla ele alıyor. Ve herkesin payına kendi iç dünyasındaki düğümleri çözmeye yardımcı olacak ipuçları düşüyor.
1965 yılında Sungurlu'da doğdu. Temel eğitimini Sungurlu'da, lise öğrenimini Ankara Bahçelievler Deneme Lisesi'nde tamamladı.
1982'de girdiği İÜ Çapa Tıp Fakültesini 1988' de bitirdi.
1993 yılında psikiyatri uzmanı oldu.
1999 yılından beri, kendi ofisinde terapilerini sürdürmektedir. Mustafa Ulusoy'un temel çalışma alanı Kognitif ve Varoluşçu Psikoterapilerdir.
Çeşitli dergilerde deneme yazıları yayınlanan Ulusoy'un ulusal ve uluslararası kongrelere sunduğu, özellikle kognitif psikoterapiyle ilgili bir dizi mesleki çalışması vardır. Ülke içinde ve dışında, psikiyatri dergilerinde makaleleri yayınlanmıştır.
Nietzsche ve Babaannem ve Yakınlık adlı iki deneme kitabının, Ay Terapisi isimli öykü kitabının ve aşk konusunda farklı açılımlarıyla adından söz ettiren insanın temel acıları üçlemesinin ilki Aynalar Koridorunda Aşk isimli romanın yazarıdır. Mustafa Ulusoy'un insanın temel acıları üçlemesinin ikincisi olan Giderken Bana Bir Şeyler Söyle isimli romanı ise yazarın halen yayınlanmış son kitabıdır.
Ulusoy editörlüğünü İbrahim Abu-Rabi'nin yaptığı ve Suny Press (State University of New York Press) tarafından Amerikada ingilizce olarak yayınlanan "Spiritual Dimensions of Bediuzzaman Said Nursi's Risale-i Nur" adlı kitabın yazarlarından biridir.
Fotoğrafçılığa ve sinemaya özel ilgisi olan Mustafa Ulusoy TVNET de Film Şeridi isimli programın yapımcılığını ve sunuculuğunu sürdürmektedir. (Film şeridi programının videoları www.tvnet.tv.tr adresinden izlenebilmektedir)
Ulusoy ayrıca Zaman gazetesinin Cuma ekinde köşe yazarıdır.
Bir arkadaşım, Türkiye tatili dönüşünde hediye olarak getirmişti bu kitabı. Yabancı memlekette Türkçe kitap hapishanede sigara gibi makbul bir hediyedir :)
Mustafa Ulusoy bir psikyatrist. Aynı zamanda da güzel bir üslubu var. Sözcüklerle arası iyi. Bir Irvın Yalom değil elbette ama eğer psikyatrist olmasa bence bir öykücü olabilirdi.
Kitap ile ilgili öncelikle şunu söylemek istiyorum: kitap, ismini yazarın babaannesi ve Nietzsche'yi karşılaştırdığı bir deneme yazısından almış. Yani kitap farklı zamanlarda farklı konular üzerinde yazılmış denemelerden oluşan bir derleme. Bu tür kitaplar genelde okuru yorar. Bir konu bütünlüğü olmadığı için içine girmek ve yoğunlaşmak zor olur. Ama bu kitapta Mustafa Ulusoy, üslubunun yalınlığı ve akıcı anlatımıyla kitabin genelinde okuyucuyu yormamış. Birkaç yerde fazla tekrar var olsa bile yine de akan giden bir kitaptı.
Varoluşçuluk bağlamında hayati sorgulama, hayata yabancılaşma, mutsuzluk, yalnızlık gibi birçok olgunun irdelendiği yazılar var. Bazıları köşe yazısı gibi iken bazıları öykü tarzında sürükleyici bir anlatıma sahip.
Hastaları ile yaşadığı gerçek veya kurgu bölümler olsun, sınırsız şartlara bağlı mutluluk isimli bölüm olsun, aşka güvenim kalmadı dediği denemesi olsun bunlar beğendiklerimdi.
Tema olarak bu konuları işlerken elbette felsefe de içerdiği için Allah inancı ve kainata bakış başta olmak çok öznel yorumları ve fikirleri de içeriyor bu kitap. Mesela psikatrist birisi olarak Nietzche'yi sadece bir denemede ele almış olsa da daha derin anlatabilirdi. Bana çok yüzeysel bir bakışla eleştirmiş gibi geldi. Kendisi eminim daha derin ve somut şeylerle eleştirebilirdi.
Genel olarak dinlendirici bir kitap diyebilirim. Ozellikle bu sabah üç gündür son elli sayfasını eveleyip gevelediğim bu kitabı zorunlu olarak bitirirken çok dinledim. Işe giderken patlayan lastik nedeniyle önce yedek lastiği takma ve ardından lastiklerin değiştirlmesi için lastikçinin açılmasını beklemek gibi yorucu ve sıkıcı iki eylem arasında bu kitabı bitirmek gibi bir iş de başardım.
Ayrica Ingiltere'de nadir yasanan gunesli ve güzel bir bahar gününü de kitaptaki şu alıntı taçlandırdı:
"baharı bahar yapan nedir?" hafiften gözlerini kıstı. böyle yapınca, bilin ki önemi bir şey söyleyecektir. "eskiyle yenininin buluşmasıdır, bahar" deyiverdi. birkaç gün bu konuşuldu serviste.
' Yaratıcı, insandan mükemmel olmasını değil , mükemmel olmadığını itiraf etmesini bekler ' Hayatta yaşanması , karşılaşılması beklenen ve cevap vermekte zorlanılacak bir çok sorunun cevabını içeren değerli bir kitap..
Defalarca “hayata gelmeyi tercih eden insan değildir” yargısı öne sürülmüş. “Ruhun doğumdan önce de var olduğu ve kendi isteğiyle dünyaya geldiği” düşüncesi gözardı edilmiş ya da çürütülmemiş. Yazarın kendi düşüncelerini mutlak gerçekler olarak varsayması ve bunları hiç sorgulamaması oldukça dayatmacı bir tarz ortaya çıkarmış. Nietzche üzerinden gidilmeseydi iyi olurdu. O kısım biraz önyargılı ve zorlama olmuş.
Kitabın ismi ile içeriğinin, üslubunun farklı olması kitaba +1 çekicilik kazandırıyor. Yazar aklımızda bulunan sorunları kendisi üzerinden anlatması anlaşılırlığı artırıyor.