Tarihci kimligi ve Alevilik ustune yaptigi kapsamli arastirmalarla tanindigi kadar romanciligiyla da buyuk begeni toplayan Reha Camuroglu'nun cok konusulan romani Ismail Everest Yayinlari'inda. Ismail, okuru on besinci yuzyilin dunyasina goturuyor. Sah Ismail'in dogumuyla baslayan olaylar, bir tarikatin devlete donusmesi ve yasanan kanli surec... Ismail, hayatin akisinin kirildigi noktalardan birinde, belirleyici bir ismin oykusu oldugu kadar, tarihin yeniden yazildigi bir sureci de dile getiriyor.
Boğaziçi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'nü bitirdi. Büyük Larousse ve Ana Britannica ansiklopedilerinde tarih yazarlığı ve redaktörlük, Cem ve Nefes dergilerinin ise yazı işleri müdürlüklerini yaptı. Almanya'da bir dizi üniversitede konuk olarak ders ve konferanslar verdi. 12 telif ve 2 tercüme eseri yayımlandı. TYB tarafından "2001'in En İyi Romanı Ödülü"ne layık görüldü. Aynı yıl "Hacı Bektaş Barış ve Dostluk Ödülü"nü aldı. Evli ve 1 çocuk babasıdır.
Okuduğum en iyi tarihi romandır. Reha Çamuroğlu'nun ilk dönem eserlerinden diyebiliriz ve belkide en başarılısıdır. Sonuçta Çamuroğlu'nun hem alevi oluşu ve bunu duyguları ile kitaba iyi yansıtması hemde alevi tarihi konusunda uzmalığı birde edebiyatçı kişiliğine yansıyınca harikulade eser ortaya çıkmış.
Kitabı teşvik açısından birkaç söz paylaşmak gerek. Ustaca yazılmış diyaloglar ve anlatım var.
"Hayırlı yol orta yoldu, bu yol bulunmalıydı" (s.23)
"Zafer de bir sınanmadır" (s.51)
"Tasavvufla devlet idare edilmez"
"Osmanlı bu işi kafirlerden öğrendi, ama onları geçti, biz ise senelerdir Özbeklerle, Kürtlerle, Akkoyunlularla savaştık, savaşta onlardan öğreneceğimiz bir şey yoktu ki" (s.310)
Guzeldi... Islam tarihinin muhim bir kesitini olusturan Yavuz-Ismail cekismesi hakkindaki ilk okudugum kitap degil. Anlatimi etkileyici, karakterleri canli, hadiseler fantastik bir sekilde okuyucuya sunulmus. Tarihi hadiselerin sonradan gelecek yuzyillari etkilemede ne oranda rol oynayacabilecegine bir kez daha ikna oldum. Meraklisi icin okumaya deger. Gunumuz hadiselerini anlamak isteyenlerin de meraklanmasi icab eder.
Hayat karmasik, hicbirsey gorundugu kadar basit degil... Ayrica, hickimse masum degil...
Safevi hanedanının oluşumu, Şah İsmail'in ilginç hayatı, nihayetinde Osmanlı'yla/Yavuz Sultan Selim'le çatışması, mezhep gerilimi ve bu süreç içinde dökülen kan hakkında ilginç bir tarihi roman. Kitabın ilk kısımları daha etkileyiciydi, sonrasında biraz monotonlaşıyor. Edebi değerinden ziyade bir dönemin tarihi hakkında fikir veren bir eser olarak ilgiyi hak ediyor.
Erdebil merkezli Safeviye Tarikatı 12 imamcı şii bir tarikat. Hoca İbrahim ya da Ali hoca da denilen tarikatın kurucu şeyhine (Şeyh Safî) Beyazıt'ı henüz yenilgiye uğratmış olan Timur'un Erdebil'i bağışlaması sonucu tarikat hızla güçleniyor ve yayılıyor. 12 İmam soyundan gelen Şeyh Safî'nin torunu Cüneyt, onun oğlu Haydar, onun önce büyük oğlu Sultan Ali sonra ortanca oğlu İsmail'in posta geçmesi sürecinde Akkoyun'luların merkezinde olduğu çok sayıda savaş ve yenilgi yaşanıyor. İsmail, Akkoyunlu soyundan çünkü annesi Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın kızı Begüm Sultan. İsmail uzun yıllar kaçak yaşadıktan sonra küçük yaşta Erdebil'e dönerek posta oturuyor yani şeyh oluyor. Akkoyunlu'lulara yöneliyor, Tebriz'i alınca başkenti yapıyor ve kendini Şah ilan ediyor. Bu sırada tabii Anadolu "Şah'a yürüyor!". Osmanlı'da Sultan Selim'in tahta geçmesi sonrası bilindik Çaldıran bozgunu ve İsmail'in büyük yenilgi psikozu ile son yıllarını geçirmesi.
Necm, Dedebey, Muhammed Han, Tekelü Haydar ve ille de Şahkulu... ahh Şahkulu ah..
Teolojik, siyasi ve psikolojik yönleriyle incelikle işlenmiş müthiş bir tarihi roman. Üzerine uzun uzun sohbet etmek istediğim, uzun uzun yazmak istediğim bir roman oldu.
Tarihi bir karakter olan Şah İsmail'i konu alan bir roman. Kişilerin bakış açısına göre değişir ama kanaatimce zalim bir karakter. Anasını boğduran, kendi inancından olmayanları, kendisi gibi düşünmeyenleri bin türlü zulüm ile öldürten bir zalim... Üstelik şeyhlikten zulüm ile şahlığa yürümüş bir zalim. Böyle bir karakter bir roman ile de olsa en küçük bir aklanmayı hak etmez. Sıkılmama rağmen inatla okuduğum çok da akıcı olmayan yazarın gözünden aktarılan bir tarih kitabı gibi...
Şah İsmail... Nam-ı diğer #KızılBaşbuğ... 9 yaşında #Safevi Tarikatının başına geçmiş, 14 yaşında #SafeviDevleti'ni kurmuş, #Azerbaycan Türkçesini ilk defa devlet dili olarak kullanmıştır. Acem, Irak, Türkistan ve Anadolu'dan binlerce #Türkmen'in gönlünde taht kurmuş, "Açılın kapılar #Şahagidelim" deyişlerinin muhattabı olmuştur. Dost meclislerinde #bade içip #şiir söylemiş, gönül erbablarına söz vermiş, deyiş dinlemiş, ülküsü ve inancı kadar kudretinin de büyük olduğunu gösteren eylemlere imza atmıştır. Şirvanşahları ve Akkoyunluları yendikten sonra sünni katliamları yapmış, kendisine karşı çıkan öz annesini boğdurmuştur. #Osmanlı'ya karşı ayaklandıktan sonra kapısına gelen #Şahkulu'nu kendisinden destur almadığı gerekçesiyle yok ederek artık devrin #İskender'inin kendisi olduğunu iddia eden, rakip tanımayan bir şah olmuştur. #YavuzSelim ile mektuplaşmalarında birbirlerine karşılıklı meydan okumuş, "eğri mezhep"ten Hak yoluna geçmeye çağırmışlardır. #YavuzSultanSelim'in, sefere çıktığında, İsmail'in ordusuna destek olması muhtemel tüm #kızılbaş'ları mimleyip katletmesi #ismail'in gücünü zayıflatmış fakat kinini arttırmıştır. #Yavuz Selim'in #sünni Türklerden oluşan düzenli, gelişmiş ve kalabalık ordusu, İsmail'in #alevi Türkmenlerden oluşan ateşli, gözü kara, çevik ordusu ile #Çaldıran ovasında karşı karşıya gelmiştir. İsmail bu savaşta, rakibini hafife alması ve yiğitliğe sığmayacağı düşüncesiyle ateşli silahlara yönelmeyip topun, tüfeğin üstüne yalın kılıçla saldırma cesaretinde bulunması sebebiyle büyük bir mağlubiyete uğramıştır. Ordusu zayıflamış, toprak, ganimet ve güç kaybetmiştir. Bu saatten sonra devlet yönetiminden elini eteğini çekmiş, #Hatai mahlasıyla şiirler yazmaya devam etmiştir. Ne #Sultan'a ne #Şah'a kalmayan bu dünyada, bu iki büyük #Türk Beyi iktidar hırsıyla savaş vermek yerine, birlik olsalardı, acaba bugün Orta Doğu'da böyle oluk oluk kan akar mıydı... #şahismail #Hatayi
This entire review has been hidden because of spoilers.
Edebi bir tat almadim... zorladim gene alamadim... ama iyi ki okumusum dedigim cok sey oldu. Nedir onlar -tarih deyince hep osmanli, hep sunnilik, hep sefkatli guc yok biraz zalimliligin de felsefesi olmali. -hem seyh hem hükümdar nasil olunur onu gorduk... -yenmeden yenilmek nedir tecrube ettik -okurken kahraman(!)ile okur empati kuramiyor. Ama hatayi ile kurabiliyoruz. 415 sayfanin bu da son 5 sayfasına tekabül ediyor. -karakterin anne figuru, annesi, baba kafatası ve hatirasi ve sahkulu ile yasadigi duygusal çatışmalara bayildim. - hatayi siirlerine neden gunumyz turkcesi dipnotlari konmamis anlayamadim. -donem atmosterini tarihi kronolojik dil ile yansitmaya calismak baltayi tasa vurmak olmus... sii kulturu, tarikat, muritlik, ask, sarap, iktidar, donemin kulturel ve siyasi yapisi tamamen okurun genel kulturune birakilmis. Bu anlamda cok zayif...
''Sahkulu sen bizim her seyimizsin!!''
Son olarak: hatayi der ki MASUM DEGILIZ HIC HICBIRIMIZ :)
Şah İsmail'in ilginç hayatı, Osmanlı'da Yavuz Sultan Selim'in bize anlatılan savaşlarının madalyonun diğer açısından görme şansı veren önemli bir tarih kitabı. Okuması kesinlikle kolay değil ancak öğrenmeye değer.