‘Derinliklerde
Halide Edib artık "derinliklerde"ydi. Adnan'ın yanına kendisi için hazırladığı mezara gömülmüştü. Ölümün şiirini ise, 1910 yılında Salih Zeki'den ayrıldığı günlerde bir başka genç kadının ölümü nedeniyle yazmış, bu şiirsel yazısı Şehbal dergisinde 1911 Nisan ayında yayımlanmıştı.
Beni yoğun topraklarla örttükleri karanlık ve havasız mezarımın derinliğinde aşka, sefalete, şan ve şöhrete, felakete, kahkahaya soğuk ve lakayt idim. Artık insan duyguları geçmiş ve unutulmuş, kalbimden akan kanlar dinmiş, gözlerimden dökülen yaşlar kurumuş, iyilerin rahmeti, kötülerin eziyeti, sevgililerin temasları, lâkayıtların soğukluğu yok olmuştu. Karanlıkların ebedi ve kalın kanatlarıyle varlığım örtülmüş, hayatım susturulmuştu. Lütufkār ve nihayetsiz bir hiçliğin kolları içinde yok olmuştu.
Bir yılan göğsümden, ölü yıkayıcının ördüğü örgülerin arasından, kıvrılarak beynime doğru ilerlerken bir çıyan, sarı, soğuk vücuduyle dudaklarımdaki son rengi emerken, bir akrep omuzlarımın dokularını yüzüp delerken ben daha rahat, sessiz ölüyordum. Nasıl sağlılığımda ruhumun en renkli kabiliyetlerini insanlara vermişsem, öldükten sonra da vücudumu tabiata, tabiatın en soğuk ve korkunç çocuklarına nebze nebze, son zerresine kadar bahşetmekten memnundum. En özenilerek yapılmış yıldızların parçaları, en kirli batakların muhteviyatı ile yaratılan vücudum; rüzgârların, suların, toprakların, ateşin, bütün kainatın güzellikleri ve çirkinlikleriyle müşterek varlığım, şimdi aslına dönüp gidiyordu.
Doğduğum günden beri beşiğimin, yatağımın, her yerin, her zevk ve kaderin, her sevgili ve yakın çehrenin verdiği gurbet ve yabancılık ezası, mezarımın kapısıyle üzerime kapanmıştı.
Büyük zannettiğim kâinatın kendisine sığdıramadığı, beşeriyet duygularının bütün teferruatıyle işgale kâfi gelmediği ruhum, şimdi yokluğun beyaz uykusunda hallolup gidiyordu. Dakikaları o kadar uzun olan hayat gurbetimden beni varlığımın vatanı olan topraklara götüren yolun ağzı açılmıştı.
Tekrar onun için vücudumu nebze nebze tabiata vererek, topraklar, hava, hararet, karanlıklar beni içerek parçalarını sulara, ateşe, toprağa, yıldızlara, bataklara dağılarak yok oluyordu.’(s. 486)