East West Mimesis follows the plight of German-Jewish humanists who escaped Nazi persecution by seeking exile in a Muslim-dominated society. Kader Konuk asks why philologists like Erich Auerbach found humanism at home in Istanbul at the very moment it was banished from Europe. She challenges the notion of exile as synonymous with intellectual isolation and shows the reciprocal effects of German émigrés on Turkey's humanist reform movement. By making literary critical concepts productive for our understanding of Turkish cultural history, the book provides a new approach to the study of East-West relations. Central to the book is Erich Auerbach's The Representation of Reality in Western Literature , written in Istanbul after he fled Germany in 1936. Konuk draws on some of Auerbach's key concepts― figura as a way of conceptualizing history and mimesis as a means of representing reality―to show how Istanbul shaped Mimesis and to understand Turkey's humanist reform movement as a type of cultural mimesis.
The topic is fascinating, but the material is strangely scattershot and the writing is not so hot. It reads like a hastily revised dissertation (and kind of makes my skin crawl). A lot of sweeping claims are made, and repeated, but never really fleshed out in a compelling way (the whole idea of cultural mimesis is basically restated without ever being developed). Partly, I think, it's because they can't be really be answered. It may also be because the book isn't sure what genre it wants to be - cultural history, literary analysis, political diatribe/general haranguing. The chapters are short and somewhat schematically linked. Towards the end, there's a dramatic jump to the present day, and it becomes clear that this is where the author's real interests - and feelings - lie. Interesting as this political analysis of present day Turkey is, its link to Auerbach is tenuous at best.
It's definitely worth reading, because honestly, there isn't much written on the subject, and it's a really interesting one. But one wishes it were a better book. .
Doğu Batı Mimesis hümanist geleneğin Avrupa'dan bile sürüldüğü bir dönemde, Auerbach'ın İstanbul'da kendine bir yuva bulan Batı kültürüyle karşılaşmasını açıklıyor. Paradoksal bir biçimde -Katie Trumpener gibi araştırmacıların öne sürdüğü üzre- Auerbach'a kapılarını açan bu ülke bir bakıma onun köklerinden koparılmasıyla sonuçlanan süreci yansıtır, zira Türkiye o dönemde Osmanlı geçmişini yeni bir ulusal kültürle ikame etmeye çalışmaktadır.Avrupa'nın sistematik bir biçimde tahrip edildiği bir zamanda, Auerbach İstanbul'da Batı Avrupa kültürünün doğasını ve kökenlerini tespit etmeye çalışmıştır. Topyekûn yıkım karşısında yazarın ve araştırmacının önünde iki yol vardır: bu imha sürecini açıklamaya çalışmak ya da kalanları kurtarmaya çalışmak. Auerbach İkincisini seçerek kendine şu soruları sormuştur: Avrupa'nın edebi geleneğinin özünü oluşturan metinler hangileridir ve bu metinlerin anlatım tarzları nasıl bir evrim geçirmiştir? Gerçekliğin temsili (Auerbach'm deyişiyle mimesis) ile geçmişi düşünme biçimimiz arasında nasıl bir ilişki vardır? 1942'de başlayıp Nisan 1945'te sona eren süreçte,Auerbach bu sorulara cevap olarak başyapıtını, Mimesis(Mimesis: Batı Edebiyatında Gerçekliğin Temsili) yazmıştır. Bu yapıt daha sonra,özellikle de Amerika'da, karşılaştırmalı edebiyat disiplininin kurucu metni olacaktır. Auerbach'ın kitabı Batı Avrupa edebiyatının Homeros'tan Tanah'a, Dante'den Proust ve Woolf a kadar uzanan tarihini inceler. Belki de en önemlisi, Auerbach'ın şunu savunmasıdır: "İster geçmişin ister günümüzün meselelerine kafa yoralım, insan hayatı ve toplumuna aynı şekilde bakarız. Tarihe bakış arzımızdaki bir değişiklik çok geçmeden bugünkü şartlara bakışımızı da mutlaka etkiler."