Bir donemin kayitlara pek gecmeyen, icli disli renkli, seruvenli... Kendi "isbu kirik dokuk anlati taslagi, -ki 40 insan yili yampiri ve yamuk sayilmis yazani oyle der, oyle diyor (...) Fuhsun, dunya, Iskenderiye ve Istanbul kiyilarinda durdukca duracak, anasina, sonsuz ve olumsuz Canakkaleli Melahat'a adanmistir." Ece Ayhan'in kendine has tarziyla kaleme aldigi "Morotesi Requiem": Agzibozuk bir Minyatur.Ince Sayfa 104Baski 2014 Sayfa 75Baski 2016 Yapi Kredi Yayinlari
Ece Ayhan (Datça/Muğla, 1931-İzmir, 12 Temmuz 2002). Şiirimizin en önemli “modern ustalarından biri” olarak adlandırılır. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi. İlk şiiri 1954’te Türk Dili’nde yayımlandı. Bu dönemde, sonradan ilk kitabı Kınar Hanımın Denizleri’ne (1959) aldığı, kendine özgü çağrışımlar ve göndermelerle örülü şiirleriyle hem Türk şiirinde hem de İkinci Yeni’nin içinde kendine farklı bir kanal açtı. 1965’te yayımladığı Bakışsız Bir Kedi Kara ve 1968’de yayımlanan Ortodoksluklar’la neredeyse bütünüyle “özel bir dil” halini alan bu şiir, Ayhan’ın, 1973’te yayımladığı ve daha geniş bir okur kitlesince alımlanan Devlet ve Tabiat’ıyla birlikte bu kez de “sokağın diliyle” okurunu (ve izleyicilerini) oluşturdu. 1977’de yayımlanan ve kitapla aynı adı taşıyan ünlü şiirini ve ilk dört kitabını içeren Yort Savul ise Ece Ayhan şiirinin kendisinden sonraki kuşaklar üzerindeki gücünün belki de topluca belgelenişi idi. 1981’de Zambaklı Padişah, 1982’de de “tarihin düzünden okunduğu” Çok Eski Adıyladır’ı yayımlayan Ece Ayhan’ın şiiri üzerinde Enis Batur, Tahta Troya’da (1981) bir kitap boyutunda konaklamış; Ender Erenel Ece Ayhan Sözlüğü’nü, Kemal Yalgın - Orhan Alkaya ikilisi ise Çok Eski Adıyladır Sözlüğü’nü yayımlamışlardı. Ayhan’ın ‘82 sonrası şiirlerinin bir bölümünü, kimi yazı ve konuşmalarıyla birlikte içeren Çanakkaleli Melâhat... 1991’de “düzşiirler” alt başlığıyla yayımlanmıştı.
Edebiyatımızın haşarı çocuğundan, sivil ve yeraltı şairinden yine sıradışı bir kitap. Arkakapağında da belirtildiği gibi, epey de ağzıbozuk. Herkesin hoşlanabileceği bir eser değil. Rahatsız edici, zaten bunu da amaçlıyor. Ama tarihimize, toplumuza yönelik kendine has üslubuyla vurucu tespitler de içeriyor. İşte birkaç alıntı:
İnsan iki bacaklıdır. Bizde ise, cılız da olsa, tahtasına bile razıyım, "sivil bacak yok". Oluşturulmaya çalışılmamış bile, Allah selamet versin. (s.43)
Korku salmak o zamanlar her konuda en geçerli gözdağı vermekti eğitimin ve öğretimin. Zaten Talim ve Terbiye'de "talim" sözcüğü bir kışla sözcüğü değil miydi? (s.65)
Osmanoğullarının yalnız kamu mimarisi önemlidir. Ortadoğu'da kubbe herşeydir; iktidarı en yetkin şekilde kim böyle anlatabilir, biz Kapıkullarına. (s.66)
İnsanların hasta olmadıklarını kim söyleyebilir, kim? Kim söyleyecek ferah, fahur? Kim? İnsanlığın, acınası insanlığın böyle zavallı imgelere, söylencelere, hele zor karanlık günlerde şiddetle gereksinimi vardır. Kısacası, Dostoyevski, ... peygamberler ... yoksa dahi yaratılır. (s.69)
Bir şair, şairse yani, öyle sade bir şair falan değilse, temelde de, ayrıntıda da etikçi olmalıdır. Felsefeciler "etik" sözcüğüne, kavramına hemeninden Türkçe bir karşılık türetmelidirler. Ama etik bu topraklarda nedense hemen hiç oluşmamıştır. Bana becerememişler gibi görünüyor. (s.70)
"Ben kaybedeceği baştan belli insanlarla omuz omuzayım, ve ne olursa olsun, ne pahasına olursa olsun! Ben kaybedenlere önem veriyorum" (s.72)
"İnsan denizde yüzerken ağlarsa gözleri kızarabilir ama ağladığı anlaşılmaz. Öyleyse, ihtiyar, sen en iyisi denizde ağla olur mu?" (s.98)
Acının, zehirli dul acının en aza indirildiğini ancak limonatalı düğünlerde ayağa kalkarak öğrendim. Hayır! Oyun oynamak için ayağa kalkmıyorum. (s.98)
Benim logaritmalı ve atonal hayatım doğrusu ya, bir yanlışlıkla başlamıştır. Yani böyle diyebilirim değil mi?
Bu yorumu 'Ece Ayhan sadece şiir yazsın' diyerek bitirmek istemiştim sonra dedim kızarlasdkghasdfş
Kitaptaki her cümleyi anladığını iddia eden varsa yalan söylüyordur. Ama anlamadığınızı düşündüğünüz pek çok şeyi birkaç sayfa sonra anlayacaksınız.
İşte bu noktada okurlar ikiye ayrılır; ya anlamak kasten zorlaştırıldığı için fırlatıp atanlar, ya da kasten zorlaştırıldığı için takdir edenler. Ben henüz emin değilim.
İnsanların hasta olmadıklarını kim söyleyebilir, kim? Kim söyleyecek ferah, fahur? Kim? İnsanlığın, acınası insanlığın böyle zavallı imgelere, söylencelere, hele zor karanlık günlerde şiddetle gereksinimi vardır. Kısacası, Dostoyevski, ... peygamberler ... yoksa dahi yaratılır.
Hâlâ ne olduğunu anlamadığım sürüyle yer var. Bu sadece tarih bilmemekle de alakalı bir şey değil, Allah’ın elli sene önceki istanbul’unun herhangi bir hisarında olan herhangi bir olayı bilmemek benim tarih eksikliğimden değildir.
Kitabın tavrı açık, Ece Ayhan’ın çocukluğunda İstanbul’da nam salmış genelev patroniçelerinden biri… Ayhan’ı niyeyse pek etkilemiş, üstüne bir de şiirine kahraman eylemiş, hatta ‘cumhuriyetin ilk sivil kahramanı’ diyeceği bir kadın, kadının icrası, duruşu, tavrı Ayhan tarafından alınmış o dönemi (orası da muallak) ki bürokrasiyi, siyaseti, toplumu hatta (kendi) sanat çevresini anlatmak için benzetme yapmış.
Bu tavır bana Srpski Film’i (2010) hatırlattı; yönetmen Spasojević ‘Bizi istismar eden Sırp hükumetine yaptığını geri veriyoruz’ diyor korkunç filmi hakkında. Burada da öyle; belirli (kısmen) bir dönemi anlatmak ve eleştirmek için fuhuşu seçmek gerçekten enteresan iş.
Teknik ise,,, emin değilim. Anlatı ucu bucu açık ne desen olur da olmaz da (enis batur help) ve gerçekten anlatıyor da Ece Ayhan. Yine de bilemiyorum. Muhakkak vardır fakat ben ne bölümleri, ne tırnak içindeki cümleyle tırnaksızların farkını, ne paragraf başlarını anladım. Ki zaten anlattığı konular başlayıp bitse de paralel olarak iki üç konuyu aynı anda anlatıyor; (benzetme biraz da buradan mı geliyor, emin değilim) yani aynı anda her şeyden bahsediyor. Bu da yoruyor.
Ya mesela Rimbaund’dan bahsediyor, ama neden bahsediyor, bağlamı nedir bu metin ile allah belamı versin anlamadım. Ne dediğini anlamıyor değilim bakın, ama bağlam kopuk.
Sait Faik’in nasıl keraneye gittiğinden tutun Cemal Süreya’nın otuzbirine, önemli siyasi olaylardan ilk kurşun kalem markasına, ermenilerden rum meyhanelerine, sokaktan meydana anlatıyor. Benim en keyif aldığım yerler Osmanlıya ama daha çok cumhuriyete sataştığı yerler oldu.
Osmanoğullarının yalnız kamu mimarisi önemlidir. Ortadoğu'da kubbe herşeydir; iktidarı en yetkin şekilde kim böyle anlatabilir, biz Kapıkullarına.
Aldığım zevk yer yer 5 yer yer yerlerde 🤪, Ece Ayhan olduğu için de kıyamıyorum ama babamın oğlu da değil adsfasfs (bendeki ciddiyet) Bağlam 2, teknik 3 diyerek 2 ile uğurluyorum. Tşk.
arşiv ve efemera çalışmalarının sonucunda Ece Ayhan’ın poetikasını ve yaşamını en tutarlı şekilde anlatmak için üç önemli yazı kaleme aldım. Bu yazıların -dikkatle- okunmasını, Ece Ayhan’daki “kara duygululuk” durumu ile maruz kaldığı büyük haksızlıkların doğru anlaşılmasını -ve tabiî ki doğru anlatılmasını- öneriyorum, önemsiyorum!
Benim logaritmalı ve atonal hayatım doğrusu ya, bir yanlışlıkla başlamıştır. Yani böyle diyebilirim değil mi? Efendim? Etphendos? Yüzyıllık farelerdir, eski. İşte o yüzden daire sahipleri fare avcısı kedi beslerler. Ler! Ler!