"İnsanlık tarihi boyunca yaşamış ve artık hayatta olmayan herkes trenin dışındaydı, mağara adamından çağdaş görünümlülere kadar. Çoğu ileri yaştaydı, daha az sayıda da olsa çocuklar vardı aralarında. Hayatta iken kendilerine özgü renkleri, ifadeleri, titreşimleri olmuş olmalı, şimdi ise küçüğüyle yaşlısıyla hepsi birbirinin aynı gibi. Göz göze gelmiyor, birbirleriyle konuşmuyorlar, yolculuğun başlangıcında bizim halimiz gibi.
Sonra onu gördüm korkudan ürpererek, eflatun kadını. Ölüler arasında inanılmaz bir hızla oradan oraya hareket ediyor, onları trene geri göndermeye çalışıyordu. Meydanı ve görünebilen ötesini beyaz entarili kalabalık kaplamış, şehrin kendi ahalisi artık görünmez olmuştu, insanlık tarihinin tüm ölmüşleri bu şehrin ve onun ötesindeki dünyanın neresine sığabilirlerdi ki?"
Uzmanlık alanı psikiyatri olan Engin Geçtan 1975-1987 yılları arasında meslek dışı okuyucular tarafından da ilgiyle karşılanan dört kitap yazdı. Çok sayıda basım yapmış ve yapmakta olan, kendi bilimsel disipliniyle ilgili bu dörtlünün ardından (İnsan Olmak, Varoluşçu Psikiyatri, Normaldışı Davranışlar ve Psikanaliz ve Sonrası), psikiyatri alanının çerçevesinden çıkma isteği doğrultusunda roman-senaryo çalışmalarına başladı. Ankara ve İstanbul'daki dört üniversitede öğretim üyeliği yaptı ve psikoterapist olarak çalıştı.
Rahmetli anneannem bir çile yünü kollarıma takmış, sonra karışma geçip sarmaya başlamış onu yumak yapmış, ardından o yumaktan zor motifli bir kazak örmüş gibi. Ama sanki kazak bitmemiş geriye kalan kısımlarını ben örmüşüm ve tamamlamışım da anneannem yeniden dünyaya gelip kazağı giymiş gibi. Hatta kazağı bir siyah beyaz fotoğrafta anneannemin annesi de giymiş olabilir. Ben hayretle Norveç'te de aynı motifli kazağı görmüş olabilirim. Motif nasıl dünyayı dolaşmış? Şaşakalmış aynı kazağı peki ben nasıl giymişim şu anda? Kazak neden hiç eskimemiş? Ve benden sonrakiler de giymiş, gibi bir kitap. Başı sonu yok.
Diger romanlarina gore daha karmasik bir yapiya sahip, bazi teknik aksakliklara ragmen gercekten takdir edebilmek icin birden fazla okunmasi gereken bir roman. Yazarin kurgu yapisi acisindan en iyi metni.
Evrende hiçbirşey kaybolmaz. Peki ya Engin Geçtan’ın rüyaları, psikoterapi seanslarında duydukları, nevada çölünde hissettikleri, gördükleri, düşündükleri? Bunlar da kaybolmamış bir rüyayı anlatır gibi, bir bilgenin aklını okur gibi, bir simyacının süzgecine bakar gibi yazdıkları bu kitapta. Ben çok beğendim, özellikle rastgele ben kitabını okuduktan sonra onun hayal dünyasında gezinmek çok hoşuma gitti. Hikaye mi? Trenin 41. Vagonunda seyahat eden farklı dönem insanları var farklı coğrafyalardan geçiyorlar hepsinin de derdi başka. Bir çıkarımsama yok zaten hayatı anlatıyor sadece.