Haldun Taner, “Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım”ın iki kahramanı Vicdani ile Efruz’un şahsında 20. yüzyıl Türkiye’sinin analizini yapıyor. Karagöz’lerle Hacivat’lara uzak yakın aynalar tutarak ‘gözlerimi kaparım vazifemi yaparım’ anlayışına tatlı-sert dokunuyor.
“Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım”ın ana teması da bir yanlış koşullandırma. Oyunun ekseni, küçük ezik bir adam. Kapsadığı süre, yakın tarihimizin yetmiş yılı. Dekoru, Türkiye ve Yakındoğu haritası. 31 Mart’tan 12 Mart’a kadar oynanan siyasi oyunların zengin arka fonu önünde çeşitli dönemlerin, çeşitli koşullandırma evrelerinin kurbanı bir küçük, bir ezik adamın acı komedyasını izliyoruz, on beş tablo boyunca.” (Haldun Taner)
“Çok soylu bir tiyatro eseri bu. Üstelik Haldun Taner o cesur ama cesaretini kabul ettirmesini iyi bilen; taşlayıcı ama kırmadan taşlayıcı, tatlı, yumuşak üslubu ile bu güzel eserini büsbütün güçlü kılmış. Tiyatro geçmişimizin bütün olanaklarından –Karagöz, tuluat, kanto gibi– bilge bir ustalıkla yararlanan Taner, gerçekten ilgi çekici, uyarıcı ve başarılı bir sonuca ulaşmış.” (Çetin A. Özkırım)
Haldun Taner, a well-known Turkish playwright and short story writer.He was born on March 16, 1915 in Istanbul. After graduating from the Galatasaray High School in 1935, he studied politics and economy at the University of Heidelberg in Germany, until a serious health problem forced him to return to Turkey, where he graduated from the Faculty of German Literature and Linguistics in 1950. He also studied theatre and philosophy at the University of Vienna between 1955 and 1957 under the direction of Heinz Kindermann (1894–1985), an Austrian theater and literary scholar.
As a well-disciplined writer accumulating a rich blend of culture, Taner wrote a great number of stories, generally humorous; essays, newspaper columns, travel writings and theatre plays, in particular, brought him several important awards including the New York Herald Tribune Story Contest First Prize (1954), the Sait Faik Story Award (1954), the International Festival of the Humor of Bordighera Award (1969), and so on. Among his plays, the most popular is Keşanlı Ali Destanı (Epopee of Ali of Keshan). His stories have been translated into German, French, English, Russian, Greek, Slovanian, Swedish, and Hebrew.
Taner affected Turkish theater with the so-called Haldun Taner Theater named after his school of cabaret theater style. In 1967, together with Metin Akpınar, Zeki Alasya and Ahmet Gülhan, he founded the Devekuşu Kabere (“Ostrich Cabaret Theater”).
Haldun Taner died of a sudden heart attack on May 7, 1986, in Istanbul. He was laid ro rest at the Küplüce Cemetery following the religious funeral service at the Teşvikiye Mosque on May 9.
Works:
Stories: Yaşasın Demokrasi (1949),Tuş (1951), Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu (1953), Ayışığında Çalışkur (1954), Onikiye Bir Var (1954), Konçinalar (1967), Sancho’nun Sabah Yürüyüşü (1969), Kızıl Saçlı Amazon (1970), Yalıda Sabah (1983), Plays: Günün adamı-Dışardakiler (1957), Ve Değirmen Dönerdi (1958),Fazilet Eczanesi (1960), Lütfen Dokunmayın (1961),Huzur Çıkmazı (1962), Keşanlı Ali Destanı (1964),Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım (1964), Zilli Zarife (1966), Vatan Kurtaran Şaban (1967), Bu Şehr-i Stanbul Ki (1968), Sersem Kocanın Kurnaz Karısı (1971), Astronot Niyazi (1970), Ha Bu Diyar (1971), Dün Bugün (1971), Aşk-u Sevda (19739, Dev Aynası (1973), Yâr Bana Bir, Anectode-Travel Writing-Interview:Devekuşuna Mektuplar (1960),Hak dostum Diye başlayalım Söze (1978), Düşsem Yollara Yollara (1979),Ölürse Ten Ölür Canlar Ölesi Değil (1979), Yaz Boz Tahtası (1982), Çok Güzelsin Gitme Dur (1983), Berlin Mektupları (1984), Koyma Akıl Oyma Akıl (1985), Önce İnsan Olmak (1987)
Bu kitabın yüz temel eserden, klasiklerden birisi olması gerektiğine inanıyorum. Verdiği mesajları hala canlı ve geçerli, üstelik tipolojileri de aynı şekilde. Budala kitabının başrolündeki saflıkta, Candide talihsizliğinde bir karakter olan Vicdani benim favorim oldu. Vicdani karakterinde ülkenin vicdanını gördüm desem yeridir.
Bu kitapta gördüğüm şeylerden diğeri ise 100 yıldır bu ülkenin ve bu ülke insanlarının hiç değişmemiş olduğuydu.
Müthiş bir oyun, Şahane bir kabare. Kabarenin ne demek olduğunu anlamak isteyenlere... Vicdani masum, namuslu ve fazlaca saf bir çocuktur. Hep kandırılır, hep aldatılır. Efruz ise tembel, kurnaz ve düzenbaz bir çocuktur. Hep kandırır, hep dolandırır. Tabi en çokta çocukluk arkadaşı Vicdani'yi kullanır. Böylece büyürler. Efruz effendi çok önemli yerlere gelirken Vicdani basit memuriyetin ötesine geçemez. Hapislere düşer. Karşıtlıklardan faydalanıyor Haldun Taner. Çok zevkli çok tatlı bir eser. Oyununu izlemeyi o kadar çok istiyorumki. Ülke genelinde 1000 defadan fazla oynanmış ama ben o zamanlar neredeydim bilmiyorum(!) Bu arada kitap kapağında görünen kişi Haldun Taner değil, ilk günden itibaren defalarca Vicdani'yi oynayan Ulvi Uraz. Oyunun ilk kadrosunda Ulvi Uraz'dan başka Metin Akpınar, Ercan Yazgan ve Alev Koral gibi daha pek çok efsane oyuncu var. Tabi onları canlı izlemek artık mümkün değil maalesef.
Vicdani: “Konuşmuyorum çünkü dinliyorlar. Yazmıyorum çünkü yazdığımı yanlış yorumlayabilirler. Okumuyorum, belki okuduğunda yasak bir şeyler bulurlar. Gözümü kulaklarımı kapıyorum çünkü gördün duydun diye şahit yazar, anamı ağlatabilirler...”
Koro: “ Herkes bir plak zaten Küçük yaştan doldurulmuş Baba evinde Okulda Sokakta Mitingle Gazetelerle Radyolarla, televizyonla Nutukla, vaazla Zılgıtla, copla Yasak demişler şuna Öbürüne tu kaka Örfü âdet şunlar şunlar Hak hukuk diye bir şeyler Yüksek milli menfaatler Biz hep bunu çalarız Asırlardır çalmışız Saflar bu yemi yemiş Hin oğlu hinler Kös dinleyip iş becermiş “
Tek kelimeyle harika. Bir yazarla tanışma şansım olsa kesinlikle Haldun Taner ile tanışmak isterdim. İnşallah iyi bir ekiple sahnede izleme şansına da nail olurum günün birinde.
Vicdani’nin şahsında plak olmuş bir toplumu anlatan çok güzel bir eser. Haldun Taner usta, eşsiz ironi kabiliyeti ve tiyatro geleneğimize hakimiyetiyle yüz yıllar sonra bile okunacak, hiç eskimeyecek bir klasik yaratmış. 1908’den 12 mart darbesine kadar devam eden bir sürecin arka planını oluşturduğu oyunda olanlar o kadar tanıdık ki, bir şeylerin, plak olmamızın hiç değişmeyeceğini, tek kurtuluşun Efruz olmak mı olduğunu uzun uzun düşündürüyor oyun. Yine de sanat var; edebiyat, tiyatro var. Haldun Taner var. İyi ki onun güzel Türkçesini okuyabileceğimiz çağlarsa doğmuşuz, az şans mıdır bu da?
"Burası Bakırköy’de bir hastane, Ben 399 no’lu hasta Teşhis:Plak kompleksi Marka: Sahibinin sesi Bir iğne görmez miyim Fırıl fırıl dönerim Yolunuz buraya düşerse Bana plak fırçası getirin Kristal iğne getirin Ben insanları çok severdim Çok severim Ne var ki sevdiğim kadar Sevilmedim. Çok saftım bir zamanlar İnandım kandırıldım. Vatanıma, karıma, vazifeme Amirlerime dostlarıma Köpek gibi sadıktım Belki bundan ötürü Köpek yerine sayıldım. Yetmişime bir yaş kala Teşhisimi koydular. Tam uyanacaktım. Bütün saçma şarkıyı Bir baştan sona çizip Kendi şarkıma başlayacaktım. Müsaade etmediler. Bana deli dediler. Ben şimdi geceleri Bütün şehir uyurken Gözümü hiç kırpmıyorum Tıpkı Koza ören ipek böceği gibi Mırıl mırıl Yeni bir plak Dolduruyorum Sır Sizinle benim aramda Aman doktor duymasın Bu seferki plağın adı Sahibinin sesi değil: Vicdani’nin öz sesi Bütün dünyaya karşı Yüzyıllarca kandırılmış Ezilmiş Okkanın altına gitmiş Küçük adamların uyanış marşı
Koro :Uyanış marşı
Vicdani :Çok sade melodisi
Yalın, güçlü, imanlı: Ey benim kardeşlerim İbret olsun hayatım Açın ne olur gözünüzü, Sakın siz de benim gibi Safçasına Plak olmayın Gözlerimizi açalım Gerekeni yapalım Gözlerimizi açalım gerekeni yapalım. Sakın plak olmayın Sakın plak olmayın Sakın plak olmayın."
Haldun Taner’in okuduğum ilk oyunu. Sarkastik dilini, bir tarafı-eleştirdiği tarafı- yerin dibine gömerken diğerini göklere çıkarmayışını çok beğendim. Plak olmayalım mesajı çok güzel, çok ölçülüydü. Mesaj vermek istediğini gözüme sokan kitaplardan hoşlanmıyorum, böylesi hep daha iyi. Bir kez de sahnede izlemek isterim bir gün fırsatım olursa.
Çok saftım bir zamanlar İnandım kandırıldım Vatanıma, karıma, vazifeme Amirlerime, dostlarıma Köpek gibi sadıktım Belki bundan ötürü Köpek yerine sayıldım Yetmişime bir yaş kala Teşhisimi koydular Tam uyanacaktım Bütün saçma şarkıyı Bir baştan sona çizip Kendi şarkıma başlayacaktım
Turkiye'de yasayan herkesin okumasi gereken bir oyun oldugunu dusunuyorum. Hayatin donuslerini, virajlarini anlatisinda hem naif, hem komik, hem dramatik bir taraf var. Haldun Taner'in en cok bilinen eseri suphesiz Kesanli Ali. Bu eserin ve Ay Isiginda Samata'nin bu sebepten biraz golgede kaldigi su goturmez bir gercek. Kesanli Ali'yi okumus/izlemis ve begenmemis kisilerin bile bir sans verirse pisman olmayacagini dusunuyorum.
Haldun Taner her ne kadar da Keşanlı Ali Destanı ile tanınsa da, Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım Türkiye'yi, vatandaşlarını, 1909-1971 arasında yaşanan olayların insanlar üzerindeki etkisini bi günah keçisi üzerinden daha başarılı anlatabilmiştir.