ARAYAN her zaman bulur. İlle de aradığını, hele ki bulması gerektiğini bulmaz. Ama bildiği ile ilişkilendireceği yeni bir şey bulur mutlaka.
HOCA, cahili tek başına arayışa çıktığı yolda tutar. Başkasını özgürleştirebilmek için, önce insanın kendisinin özgürleşmesi gerekir. İnsan, ancak kendisinin ne olduğunu, toplumsal düzende ne yaptığını düşünürse zihinsel olarak özgürleşir. ÖZGÜRLEŞTİRİCİ OLMAK ise bilginin anahtarını vermek değil, bir zekanın kendini başka her zekaya ve her zekayı da kendine eşit gördüğü zaman ne yapabileceğinin bilincini kazandırmaktır.
İnsanı aptallaştıran, öğrenimsizlik değil, ZEKASININ AŞAĞI OLMASINA İNANMASIDIR. Aşağı olanları aptallaştıran şey, üstün olanları da aptallaştırır. Çünkü ancak iki zekanın eşitliğini doğrulayabilecek bir benzeriyle konuşan kişi kendi zekasını doğrulayabilir.
KONUŞMAYI ÖĞRENMEK herşeyden önce, kendini yenmeyi öğrenmek, alçakgönüllülük kılığına bürünen, şu, başkasının önünde konuşamadığını (yani başkasının yargısına tabi olmaya yanaşmadığını) söyleme kibrini yenmeyi öğrenmektir. İkinci olarak, başlamayı, bitirmeyi, kendini bir bütün kılmayı, DİLİ BİR ÇEMBERE KAPATMAYI öğrenmektir.
Önceleri, Saint-Lambert, “İnsan, bir zekanın hizmet ettiği canlı bir organizasyondur” demişti. Ancak, kolektif organizasyonun hizmetine girmiş kral, şeklinde özetlenen bu cumburiyetçi modelden hoşlanılmadı ve karşı devrim sonrası hiyerarşik açıklamaya dönüldü ve Vikont de Bonald, “İnsan ORGANLARIN HİZMET ETTİĞİ BİR ZEKADIR” dedi.
Oysa, insan bir ZEKANIN HİZMET ETTİĞİ BİR İRADEDİR. İrade, fikirciler ile şeycilerin kavgasından kurtarılması gereken rasyonel güçtür. İnsanlar arası zihinsel performansların eşitsizliği için; “dikkat farkları” ve “iradelerin eşit olmayan ölçülerde egemen olması” açıklamaları yeterlidir.
İRADE VE ZEKA İLİŞKİSİNİ açıklamak üzere, Jacotot, Descartes’in analizini, evrensel eğitimin ilkelerine göre şöyle tercüme etti. “Bakmak istiyor ve görüyorum, dinlemek istiyor işitiyorum, dokunmak istiyorum kolum uzanıyor, nesnelerin yüzeyinde geziniyor, içlerine giriyor, parmaklarım irademe itaat etmek için açılıp kapanıyor. Bu edimde kendi irademden başka bir şey tanımıyorum. BU İRADE, BENİM, O BENİM RUHUM, KUDRETİM, YETİMDİR. Bu iradeyi duyumsarım, bende mevcuttur, bizzat bendir. İtaat edilme biçimimi ise duyumsamam, ancak edimlerimden tanırım. İstediğim zaman birtakım fikirlerim oluyor, zekama fikirleri aramasını, el yordamıyla bulmasını buyuruyorum. EL VE ZEKA kendine özgü vasıfları olan BİRER KÖLEDİR.
Zekayı hataya sürükleyen iradesizliktir. ZİHNİN İLK GÜNAHI acele etmek değil, dalgınlık, DİKKATSİZLİKTİR. İrade olmadan eylemde bulunan zihinsel edim üretemez.
Zekanın en sık görülen uygulama tarzı TEKRARDIR. Tekrar ise can sıkıcıdır. İlk kötülük tembelliktir. Kaytarmak, yarım gözle görmek, görmediğimizi, gördüğümüz sandığımız şeyi söylemek her zaman daha kolaydır.
İradenin, zekanın çalışmasını sıklaştırması veya gevşetmesine bağlı olarak SÖZÜN İÇİ DOLAR VEYA BOŞALIR. Anlam iradenin eseridir.
EVRENSEL EĞİTİM, “bir birey ne isterse yapabilir” der. Ancak bu “isteyen yapabilir” den ziyade, ZEKALARIN EŞİTLİĞİNİ VURGULAMALIDIR.
Generaller, bilginler, finansçılar gibi HIRSLILAR, kendilerini kimseden aşağı saymamakla kazandıkları zihinsel gücü, kendilerini herkesden üstün saymakla kaybederler.
Bizi ilgilendiren, İNSANIN KENDİNİ HERKESLE, HERKESİ DE KENDİYLE EŞİT SAYDIĞI zamanki gücünün keşfidir.
HAKİKAT bizden bağımsızdır, kendi başına var olur. HAKİKAT OLANDIR, SÖYLENEN DEĞİL. Söylemek ise insana bağımlıdır. Herbirimiz hakikatin etrafında kendi meselemizi anlatırız. Hiçbir yörünge diğeri ile çakışmaz. YÖRÜNGE ÇAKIŞMASI APTALLAŞMA DEDİĞİMİZ ŞEYDİR. Çakışma griftleştikçe, fark edilmezlikleştikçe aptallık derinleşir.
SOKRATES YÖNTEMİ en korkunç APTALLAŞTIRMA YÖNTEMİDİR, at terbiyesici yöntemidir. Hoca, geçişleri, dönüşleri yönetir. Zihin, sonunda aklına bile gelmeyen bir noktaya gelir, sonra döner arkasına bakar, hocasını görür, hayranlık duyar ve hayranlık onu aptallaştırır.
Kendi YÖRÜNGESİNDE OLMAYAN KİMSENİN, HAKİKATLE İLGİSİ YOKTUR. “Aristo’yu severim ama hakikati daha çok severim” der Platon, ama Aristo’dan başka bir şey de yapmaz.
HAKİKAT BÜTÜNDÜR, DİL ONU PARÇALAR. Hakikat zorunlu, dillerse keyfidir. Düşünce, kendini hakikat olarak söylemez, doğru sözlülük içinde ifade eder. Düşünce, bölünür, anlatılır, başkası için tercüme edilir, başkası bundan başka bir anlatı çıkarır, bir başka tercüme yapar.
Konuşma sırasında, konuşmacı, kendi kastının yanısıra bir sürü başka şey söyler. Söylenen ne olursa olsun, konuşmacı sonunda şunu eklemelidir, “KASTIM O DEĞİLDİ”.
Hakikati seziyor olsak bile, SÖYLEMENİN İMKANSIZLIĞI BİZİ ŞAİRANE KONUŞTURUR. Bilmek hiç bir şey değildir. Yapmak herşeydir. Yapmak edimi esasen iletişim edimidir. YAPMA KAPASİTESİNİN EN İYİ KANITI KONUŞMAKTIR.
HATİP şeklinde konuşan, bir şey SÖYLEMEK DEĞİL BUYURMAK İSTER. Zekalara gem vurmak, iradelere boyun eğdirmek, belirli bir eyleme zorlamak ister. Hatibin kazandığı başarılar anın eseridir. Başkalarına en iyi boyun eğdiren kişi aynı zamanda en iyi boyun eğendir. Halkın efendisi olmak isteyen onun kölesi olmaya mecburdur.
ŞAİRİN ÇABASI ise, her kelimenin, ifadenin etrafında bir aura uyandırmak içindir. Herşeyi söylemeye gayret eder, ama bilir ki, her şey söylenemez. Çünkü, dil herşeyi söylemeye izin vermez.
AÇIKLAMACININ EŞİTSİZLİĞE, SANATÇININ İSE EŞİTLİĞE ihtiyacı vardır. Sanatçı, hocanın aptallaştırıcı dersine taban tabana zıttır. Özgürleşmiş bir sanatçılar toplumu, bilenle bilmeyen ve zeka denen mülke sahip olanla olmayan arasındaki ayrımı reddeder. Bilirler ki, KİMSE DAHA FAZLA ZEKİ DOĞMAZ. Filancanın aşağı olması, koşulların onu daha fazlasını istemeye zorlamamış olmasının sonucudur.
ZEKA, başkasının doğrulamasından geçebilecek şekilde kendini anlaşılabilir kılma kudretidir. EŞİTLİK VE ZEKA EŞANLAMLIDIR.
DİKKATSİZLİK öncelikle tembelliktir, çabadan geri durma arzusudur. Tembellik, bedenin uyuşukluğu değil, kendi KUDRETİNİ KÜÇÜK GÖREN ZİHNİN giriştiği edimdir.
KENDİNİ KÜÇÜMSEME, her zaman, AYNI ZAMANDA BAŞKALARINI KÜÇÜMSEMEDİR. Eşitsizlik tutkusudur. Toplumsal kötülüğün kaynağı “sen benim eşitim değilsin” demeyi ilk akıl eden kişidir. EŞİTSİZLİK İLKEL BİR TUTKUDUR. Eşitsizlik tutkusu, eşitliğin verdiği baş dönmesidir.
KONUŞAN özne, kendisinin ve eşyanın şairidir. Şiir veya şair KENDİSİNİ HAKİKATMİŞ GİBİ SUNDUĞU ANDA SAPKINLIK ORTAYA ÇIKAR.
RETORİK SAPKIN BİR ŞİİRSELLİKTİR. Akla uygun bir retorik, akla uygun bir siyasal söylem yoktur. Retoriğin temel ilkesi savaştır. Retorikte amaç anlamak değil, karşıt iradenin ortadan kaldırılmasıdır. RETORİK SUSTURMAK İÇİN KONUŞUR. Artık konuşmayacak, düşünmeyeceksin, şunu yapacaksın der. Akıl hep konuşmayı buyururken, retorik ve akıldışılık sessizlik anı gelsin diye konuşur. Akıl sahibi insan bilir ki, “siyaset bilimi”, “hakikat siyaseti” diye bir şey yoktur. İki bilinç arasında çatışma başladığı an hakikat geri çekilir.