Yedinci ve en tesirli bıçak darbesi ensesine gelir boynu sağa doğru bükülmüştür. Dervişler yere kapanmasını bekleye dursun. Şems Hz. Peygamberin şu hadisini sesi boğuk mırıldanır: “Allah'a kavuşmayı isteyeni Allah da sever” Dervişlerden birisi sırtına tekmeyi vurur. Yüzüstü taş zemine kapanır, dudağı patlamış, dişleri zemine dökülmüştür Siyah feracesi kanlar içinde bordoya dönmüştür. Saçlarından tutarak kafasını kaldıran dervişin niyeti Şemsin başını gövdesinden ayırmaktır Baş derviş engeller. Bırakın son nefesini versin. Sonra da en yakın bir kuyuya atın. Kıyafetine sarp atın.
Avluyu yıkayın. Sabah ile yola çıkarız. Şems hala son nefesini vermemiştir Sille taşının üzerindeki başını hafifçe göğe kaldırır ve: “Allah ne güzel sevgilidir. Rabbim sana aşığım. Ve bu canı sana hediye ediyorum.” Mevlana içeri girer, mendili koklar eli titreyerek açar. İçinden san kağıda yazılmış bir not çıkar: “Yemin ederim ki ölümümün gözlerinin önünde olmasını isterdim. Gör ki aşk için ölmek ne demekmiş.” Mevlana olduğu yere düşüp bayılmıştır.Geceden sonra doğan ve kalplerin çöllerini cennetlere çeviren bir gözyaşı bu. Çoraklaşmış ve çöle dönmüş kalpler; açın sadrınızı! Aşkın gözyaşları, serin serin, sağanak sağanak, üzerimize damlıyor; bakın gökyüzüne, nasılda aşk yağıyor..
Sinan yağmur,1965 yılında Kırşehirde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Kırşehirde tamamladı, Kırşehir İmam hatip Lisesi'nden 1984'de,Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesin'den de 1990 yılında mezun oldu. Aynı yıl kelam ve islam felsefesi ana bilim dalında yüksek lisansa başladı. 1991 yılında Kadınhanı İmam Hatip lisesinde öğretmenliğe başlayan SİNAN YAĞMUR sırasıyla KONYA İHL ve Meram Dr. Ali Rıza Bahadır İHL de idarecilik görevlerinde bulundu, halen Naciye Mumcuoğlu lisesinde din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni olarak görevini sürdüren Yağmur, evil ve 2 çocuk babasıdır.
Birkaç hafta önce kardeşimle onun her zaman uğradığı kitapçılardan birine uğradığımızda "Aşın Gözyaşları" kapak resmiyle dikkatimi çekince kitapçı da "Geçen hafta en çok sattığım kitaplardan biri dedi." Ben de madem "Bab-ı Esrar" ve "Aşk" 'ı okuduk buna da bir bakalım diye düşünerek aldım kitabı. Bazı okurlar "Aşk" mı daha iyi yoksa "Bab-ı Esrar" mı diye tartışa dursun aslında iki kitabın da yeri ayrıydı benim için ama her ikisinin de Mevlana-Şems aşkı paralelinde Şems'in öldürülmesini kitaplarına taşıması beni, tatmin etmedi.Elbette 13. yy. Konya halkının Şems'e tebelleş olduğu ona "dirlik" vermediği muhakkak. Yalnız Şems'in akıbeti kesin olarak bilinmiyor. Bugün Tebriz'in İran'ın Hoy kentinde bir mezarı bulunmaktadır ve mezarı, Unesco Dünya Kültür Mirası'na aday gösterilmiştir. Yine mezarının Pakistan'da Multan kentinde olduğunu iddia edenler var. Her neye diyeceğim o ki öldürüldü mü yoksa sessiz sedasız Konya'yı terk mi etti kesin olarak belli değil. Aşkın Gözyaşalrı'nı farklı bir bakış açısı, farklı bir yaklaşım umduğum için elime aldım açıkçası zira yazar Sinan Yağmur kitabın önsözünde "Ben ki kuralları yıkmaya gelmiş Şems, ben ki dünya nimetlerini elinin tersi ile itmiş Şems,nasıl olur da 40 kural yaftasını yakıştırırla bana. Neden kendi entrikalarının ortasına yerleştirirler beni?" diyerek Elif Şafak'a kati bir göndermede bulunuyor ve siz doğal olarak acaba yazar bu "40 kural" olgusuna neden takmış diye merak ediyorsunuz. İşte ben de bu merakla kitabı okumaya başlamam rağmen kitap beni bir türlü içine çekmedi açıkçası. Bir roman olamayacak kadar betimlemelerden hayal gücünden yoksun olması bir kenara kendinizi Şems'in yavan, bir Sufi'den beklenmeyecek kadar sıradan,harcıalem iç monologlarını dinlerken buluyorsunuz. Bir ara acaba ben roman yerine elime deneysel bir "deneme" çalışması mı aldım diye düşünüyorsunuz ama sonra bir yazınsal parçanın deneme olabilmesi için onu okurken okurun yazarla birlikte düşünsel yolculuğa çıkması ve sonunda da düş kırıklığına uğramaması gerektiğini anımsıyorsunuz. Aşkın Gözyaşları sizi ne düşünsel bir yolculuğa çıkarıyor ne de hayal gücünüzü harekete geçiriyor. Bir süre sonra adeta gözünüz sadece satırları takip ediyor ve içinizden sayfaları atlamak geliyor. Kolay kolay bir kitabı elimden bırakmam ve sevmesem de sonuna kadar gitmek isterim ama bu kitaba 50. sayfadan sonra artık tahammül edemedim. Kimseye almayın okumayın demiyorum ama Bab-ı Esrar ya da Aşk'tan aldığınız tadın onda birini bile almayacağınızı temin ederim.
Still Rumi and shams are the representation for the divine love I ever and always see, it has no purpose, no expectations ,, all I can say, beyond that the author choosing a fascinating story to shape it in a novel, if u never knew about Rumi and shams ,, it's a must read :D
I bought this book from Konya as a gift to my daughter who adores Mawlana and Tabrizi .. Let's say it's a spiritual one , found a bit of repeated ideas . The second half is much better. In some places I lost either still Shams talking his story or someone is ! This is a real story about a trip, a path searching for real love .
# There is a secret hidden in the rhythm of music . #only the heart that is covered with light understands who is the angel is and who the devil is . # we complain about many things, about the smallest things we do not enjoy, from suffering , love, illness, grief and even excessive love and interest . #silence is the best rest . #love is to see goodness and beauty in everything . It is to take lessons by seeing everything as an object lesson, to see the generosity and blessing of Allah on everything and to be grateful for everything bestowed by Allah .
Bu kitap nasıl 412 baskı yapar! 27. sayfada Muhyiddin ibn-i Arabi Mevlana karşılaştırılması yapılıyor, Muhyiddin ibn-i Arabi aşağılanıyor. Kendisi şeyh-i ekberdir. 57. sayfada Şems'in Mevlana'ya gönlümü eğlendirecek bir kadın getir demesi ve Mevlana'nın eşini sunmasına ne demeli. 71 sayfada Maide suresinin 54. ayetini yanlış yazması ise sabrımı taşıran son noktaydı. Nasıl millet Kuran'ı bilmiyor, uydur gitsin
Mevlana ve Şems Tebrizi'nin ilişkilerini AKILCI ve olgunlukla yorumlayan , şahane bir biyografi.Medya maymunu , satış grafiğini yükseltmek için her basitliği deneyen "yazarlara " da Şems'in ağzından haddini bildiren öenmli bir Sinan Yağmur yadigarı.Tavsiyemdir.
Sadece Elif Shafakin Ashk kitabini okuduysaniz, kesinlikle bu kitabida okumalisiniz cunku Elif Shafakin Ashk kitabi gercekleri yanlish yansitiyor- Fiction yani. Shams ve Kimya Hatun hakkindaki dogrulari bu kitaptan ogrendim, Allaha shukur, yoksa ELif Shafakin kitabinda cok kotu izlenim verilmish bence. Dini olarakta ilginc sheyler ogrendim, guzel. Fakat, bu kishiden kishiye degishebilirde ama ben fazla edebi ve fazla tekrarlaniyormush gibi hisssettim. Tabi bu turden yazilari sevenlerde coktur, dogru: ama ben bidaha boyle bir kitabi dercih etmezdim, yani fazla edebi dilde bir kitabi. Ama Shams ve Kimya hatunun arasindaki gercek ve inanilmaz ilishkiyi ogrenmek beni cok mutlu etti!
Elif Şafak "AŞK"ı yazmasaydı, "AŞK" olmasaydı acaba bu kitap çıkar mıydı?
Sinan Yağmur'un kaleminden ve gönlünden bir Şems okuyacaksınız bu kitapta. Sinan Yağmur'un gönlü diyorum çünkü kitapta Şems'e ait duygular, hisler, üzüntüler, sevinçler ve daha bir çok şey bulacaksınız. Günümüzde bunu verebilmek, yansıtabilmek ancak kitabı kaleme alan yazarın elindedir ve gönlündedir diye düşünüyorum. Mevlana büyük bir şahsiyetti ancak onun bu kadar yüce biri haline gelmesini sağlayan insan daha da önemlidir diye düşünüyor ve Şems'i biraz olsun zihninizde canladırabilmek onun hissettiklerini hissedebilmek istiyorsanız bu kitabı okumanızı tavsiye ediyorum.
Although the story of Şems and Mevlana is unique and tragic, the way it is told didn’t allure me. Honestly, i had hard time to keep reading and forced myself to finish the book. Could be written in a simpler language, because the situation is already complicated enough. I suggest to read the story from another author (Elif Şafak-Aşk maybe). In the end i must admit that i learned a lot about the period, conditions of the time, personalities, histories of the characters, but would prefer to enjoy the book more while reading.
Şems Tebrizi'nin ağzından yazılmış biyografi niteliğinde bir kitap. 12.yy'da yaşıyormuş gibi hissettiren sizi o zamanın Konya'sında hissettiren bir biyografi. Şems Tebrizi'nin Şam(İran)'dan kalkıp Mevlana'yı bulmasına şahitlik ediyoruz. Mevlana ile dostluğunda yaşanan güzel hikayeleri dinliyoruz. Mevlana'nın kızı Kimya Hatun ile olan evliliğine ve Kimya Hatun'un ölümü ile tuttuğu yasa üzülüyoruz. Konya halkının ona duyduğu kinine ve nefretine üzülüyoruz. Vefatıyla hüzünleniyoruz.
Hayatımda eksik kalan Semsi Tebrizi ve Mevlana arasındaki eşsiz ilişkiyi bu kitabı okuyarak biraz da olsa öğrendim. Kitap cok akıcı ve başarılı bir üslupla yazılmış ve 2 gunde bitirmeme sebep olan bir durum oldu bu.
Hayatımda okuduğum en iyi kitap diyebilirim keşke bu tür kitaplardan daha çok yazılsa Sinan Yağmura bu kadar güzel bir eseri yazdığı için teşekkürlerimi sunarım 👏👏
Hayatımda okuduğum en iyi kitap diyebilirim keşke bu tür kitaplardan daha çok yazılsa Sinan Yağmura bu kadar güzel bir eseri yazdığı için teşekkürlerimi sunarım. 👏👏👏
- Hüzün ki en çok yakışandı âşıklara. Yandık, yakıldık; ama hüzünden yana asla yakınmadık. Ne de olsa biz mahzun bir peygamberin ümmeti değil miyiz? Hüzün taze tutar aşk yarasını. Yaramdan da hoşum, yârimden de. Hüzün dalgası çarptıysa bir insanın yüreğine, ya Mevlâsını özlemiştir ya da Mevlâsı onu...
- Anmaktı ismini muradım, aşiyan yüreğinin damar damar atışlarında. Ağlatmak değildi matlubum. Oysa sen her harfte bir gözyaşı döküyordun, güneş içinde devran ederken tir tir titriyordun. Ey aşk! Sen kavur kavur yakandın, peki sol yanım neden üşüyor?
- Herkes kendi yürek kitabını okur.
- Yemin ederim ki ölümümün gözlerinin önünde olmasını isterdim. Gör ki aşk için ölmek ne demekmiş.
Aşk, tariflere sığmayan, dillerin sığ geldiği bir kulvar. Ateşin sıcaklığını bilemezsin yanmadan. Sevmek hem de delicesine bir beklenti içine girmeden, hatta seni sevmese de. Bu güzel gün de hemi de. Hayat bizlere öğretiyor ama maalesef o da kaybederek. Bir yolunu bulmalıyız, hayatı anlamak için kaybetmemek gerektiğini. Varlıkla başlayan aşkı İlahi aşka varınca, makes bulur belki. Ya Rabbi Sevmek ne de güzel bir duygu. Anneyi, babayı, aileyi, yareni, milletini, dünyayı sevmek sevebilmek... Buna da koca bir yürek gerek, olmazsa insanda kalp nasıl sevebilir ki?!
Bir kitaba başka kitaplar eleştirerek başlanıyorsa ona 'biyografik roman' denmez, çirkindir. Sinan Yağmur kitabına böyle bir ayıpla başlayıp anlatım bozuklukları, yanlış virgüller, sırası olmayan diyaloglarla devam etmiş. Şems-i Tebrizi ve tasavvuf bilgisinden yoksunlukla ele kalem almanın sonucu iki tasavvuf büyüğünü birbiriyle kıyaslamaya varıyor. Aşkın Gözyaşları bir edebi ve tasavvufi başarısızlık.