Una impresión de déjà vu abre la trilogía en que Camille Jourdy realiza una crónica sobre los depresivos de provincias.
En un pequeño y aburrido pueblo viven Vincent, un peluquero de treinta años que aún no ha conseguido cortar el cordón umbilical que le une a su excéntrica madre; Rosalie, una mujer que intenta ahogar su oscuro pasado a través del whisky; y Aude, que se deja arrastrar por la vida. La vida monótona de Vincent se verá perturbada por un encuentro que le generará una vaga e imprecisa reminiscencia de algo o alguien pasado y que derivará en obsesión. El detonante es la aparición de una mujer, Rosalie, que parece llevar una vida tan aburrida como la de Vincent. ¿Ayudará este encuentro a que Vincent supere sus demonios?
La gran calidad del trabajo de Camille Jourdy reside no sólo en su irónica ternura y en el profundo estudio psicológico al que somete a sus personajes, sino también en su capacidad para trascender los detalles insignificantes. La historia avanza con una lenta cadencia que permite apreciar el tedio de los personajes, a la vez que observar los múltiples detalles con gran poder evocador y un fino sentido del humor que nos ofrece Camille Jourdy tanto en la narración como el los diálogos y el dibujo.
Since Camille Jourdy finished her education in Fine Arts, this French author divides her time between her works as illustrator of children´s books and her true passion: comic creation.
Her very first contribution to the graphic narrative world takes place in 2004, when her first comic is published; Une araignée, des tagliatelles et au lit, tu parles d´une vie. This work shows a firm experimental vocation, where Jourdy plays with the narrative possibilities of the media.
After some years devoted to producing children´s works, the author in parallel dedicates part of her time to the creation of her most ambitious work: Rosalie Blum. In 2007, the first volume of the trilogy is published in France. And it is finished by the launching of the third volume of the series two years later.
As a whole, Rosalie Blum is enthusiastically received by critics and audience. Many awards, among which the critics´ award in France and the new writer´s award in the Angoulême festival can be stressed, bear correspondence to the succeed of this work.
"E ama bu suuç?" diye bağırıp, elimde ileri geri salladığım çizgi roman.
Ahşap kesme tahtası seviyesinde sosyal hayata sahip bir kuaförün, annesiyle yaşadığı boğucu ve pek sorunlu hayatının ortasında, kendi halinde bir kadına kafayı takıp manyak manyak hareketler yapışını anlatan bir kitap.
Şimdi öncelikle öğrendim ki, bunun meğerse romantikliciler arasında pek ünlü bir filmi varmış, uu izlemeyeni dövüyorlar o seviyeymiş. Romantikliye tavrımız belli olduğundan kaçırmışım demek ben, kısmet tabii bu işler. Artık okuyabildiğimiz ölçüde yorumlayacağız, durumumuz yoktu filme, kusura bakılmasın.
Kitaba gelince, pek sıkıcı bir insan evladı olan Vincent, rutin işi, annesinin kronik depresyonu, olmayan ilişkisinin sanrıları ve kuzeninin sınırlı sorumlu arkadaşlığı arasında lüzumu tartışılır bir hayat sürmektedir. Bir gün iyice kafayı çizer ve mahalle esnafının başına bela olur, "KENDİ İŞİNE BAKAN" market sahibi Rosalie'yi gözüne kestirir ve değme predatöre taş çıkarır tatta düşer kadının peşine. Aslında normal de bir insan olan ama kitabın sırf oyuncakla oynuyor diye abarttıkça abarttığı, kötüledikçe kötülediği ve öbürsüleştirdiği (get it?)annesine de yüklendikçe iyice düşer Rosalie bacımıza allahın manyağı.
Sonra tabii zavallı annesine de eziyet olur iyice -ki şu kadın bir günden bir güne gün yüzü görmedi bu pis herif yüzünden, onu da belirtmek isterim tam burada. Hayır yani, ne isteniyor bu garip anadan? Ne yapmış yani bu kadın sizin sosyal standartlarınıza uymamak dışında Camille hanım? İşçinin emekçinin hakkını mı yemiş, yetimin öksüzün mayışını mı gasp etmiş, konunun komşunun ırzına göz mü dikmiş -oğlu gibi-? Yav bu kadın ne etmiş? Ne olmuş lan oyuncağılan, figürilen oynuyorsa? Ben de oynuyorum! Hatta çaya şeker attığım zamanlardan kalma, şekerler yanar dağ araştırmacısı grubuymuş da, aralarından biri tetkik gezisi sırasında yanardağa düşüyormuş, sonra öbürü "Dimitriii haaayııır," diye onu kurtarmaya çalışırken düşüyormuş diye oyunum bile var (vışvışvış kiwelkkiwelewk Aiyyyeeeeeee vışvışvış diye etleri yanardağda yanarken çığlık atmalı ses efekti de yapıyorum(ağzımla) şekerler erirken) Ne olacak? #adınıhatırlamadığımteyzeyalnızdeğildir!
Yine de iki dakika insan içine geri dönersem; Aslında konu tatsız, soru işareti dolu bir bakışla kalkmış kaşları hak eden bir hikaye var elimizde. Ama hem mevzuyu Vincent'ın omuzlarının üzerinden, Vincent'ın iç sesinin rehberliğinden izlediğimizden olan biten "daha az ürkütücü" geliyor bize hem de Camille Joudry hikayesini görsel olarak anlatmakta pek başarılı bir insan evladı olduğundan, yiyoruz bu numaraları. Anne, kuzen gibi iyi detaylandırılmış ve başarıyla ÇR medyasına aktarılmış karakterler de normalde biraz sıkıcı olmasını bekleyebileceğimiz konuyu baya sürükleyici hale getiriyor. Ben başına oturup tek seferde okuyup bitirdim kitabı ki pek yapmam genelde.
Çizimleri ise Son derece hoş, geç 90lar-erken 2000ler Türk mizah dergilerindeki hikaye ekolüyle (biraz Ersin Karabulut, biraz Emrah Ablak) 70'lerin siyasi frankafon karikatürlerini andırır iki uç arasında gidip gelen bir çizim üslubuna sahip Joudry. Haliyle benim kuşağımdan insanlara göze aşina ve sıcak geliyor otomatik olarak.
Velhasıl tatlı bir cliffhanger ile üç ciltlik hikayenin ilk kitabını kapatıyoruz. Şunu yazdığım sıralarda ikinci cilt de Türkçeye çevrilmiş ve raflarda yerini almış görünüyor bu arada. Şahsen ben merak ediyorum nasıl devam edeceğini.
He ido a la biblioteca está tarde, he echado un vistazo en la estantería de cómics y me he encontrado con este inesperado tesoro. Es el primer cómic para adultos que leo y la verdad es que me ha emocionado bastante y en momentos me ha angustiado. Las ilustraciones son tan expresivas que pocas palabras son suficientes para percibir la soledad y tristeza de Vincenç y Rosalie. Mañana iré en busca de los siguientes tomos porque necesito seguir con esta historia!!!
En genç can kuzenim, hiç beklemediğim bir anda bu kitabı bana hediye etti. Üstelik Rosalie Blum’un filmini bilmem kaçıncı defa izlediğimi bilmeden. Vincent, sadece evden işe gidip geldiği fasit dairenin dışına çıkmayacak; başını kaldırıp çevresine bakınca bakalım neler olacak… Tüm hikayeyi bilmeme rağmen merakla ve ilgiyle tekrar okuyorum:)
Camille Jourdy'nin Rosalie Blum üçlemesini bir çırpıda okudum. Yalnızlık, terkedilmişlik, bunaltıcı aile ilişkileri ve sair insanlık hallerini incelikli bir şekilde ele almış. Mizah yanı güçlü; çizimler çok tatlı. Fakat kurgusu ve finali de usta işi. Okurken "filme alınsa hoş olurdu" diye düşünmüştüm; meğer zaten alınmış. Ödüllü bir Fransız filmi hem de. Bulup izleyeceğim.
Hikayesi ve kurgusuyla ikinci kitaba cliffhanger vermiş, aslında yalnızlık ve saplantı hariç çok fazla birşey anlatmadan durağan giden bir kitap.
Bayılmadan devam ederim. Ancak gerçekten başarılı üçlemeler arıyorsanız Jeff Lemire'in Essex County üçlemesini veya Fabien Toulme'nin Hakim'in Yolculuğu üçlemesini tavsiye ederim.
Baobab’ın yeni üçlemesinin ilk kitabı hakkında hiçbir şey bilmeden okumaya başlıyorum. Arka kapağı dahi okumadım. Şimdi bazı notlar:
Detaylar, sulu boya renklendirmeler, renkler nefis
Karakterimizin berber olduğunu öğreniyoruz. Bir berberin maruz kalacağı klişe muhabbetleri hiç düşünmemiştim. Aynı gün bir sürü farklı müşteri, herkesin benzer gündem ve gözlemleri. Nezaket gereği veya sessizlikten korktuğumuz için açılan muhabbetler… “Hava ne soğuk değil mi?” “Bir türlü ısınmadı bu sene.” “Uff fena ayaz bugün!” Keşke daha fazla susabilsek. Bunu konuşmayı çok seven biri olarak söylüyorum. Keşke daha fazla susabilsek. Bahsettiğim saygısızlık veya itici gelen, korktuğumuz sessizliklerden değil, sevilesi bir sessizlik. Varlığımızı, alanlarımızı, rollerimizi ve rast geliş halimizi olgunca kabul edip, sahici bir paylaşım isteği/durumu haricinde kaliteli bir sessizlik. “Ya hayır söyleyin ya sus” minvalindeki hadisi şerifi pek çoğumuz bilir. Fakat tatbik edilmez. Konuşmak da susmak da, ya samimiyetsiz bir nezaketin yahut görünmez bir ego çarpışmasının üstünlük hamlesi olarak kullanılıyor.
Anne karakterini görür görmez aklıma “Alice Harikalar Diyarında” geliyor. Onun gibi renkli, onun gibi tuhaf, onun gibi rahatsız edici. Çocukken çok rahatsız edici bulurdum Alice hikayesini (gerçi kitap ve yazarla ilgili iddialar malum). Devam eden sayfalarda muhtelif rüya sahnelerinde olur olmadık karşımıza çıkan tavşanlar (ve başka bazı hayvanlar) kurduğum özdeşliği kuvvetlendirdi.
Kitap, ilginç şekilde sabah düşündüğüm bir konuyla da kesişti. Disney NBA oyuncuları Adetokunbo ailesi ve basketbolda yükselişlerini anlatan bir film çekmiş, “Rise”. İzlerken düşündüm ki, orta direk konfor alanı uyuşturucu gibi, kim bilir nice potansiyeli (veya ihtimali) söndürüyor. Basketbolda fena olmadığımdan empati kurmuş olabilirim :) Oldukça zor durumda bir gariban ailenin, yasal statüleri bile sorunlu oğullarının tek çareymişçesine basketbola sarılması ve başarmaları. Hiçbir şeye böyle sarılmadım. Ya deneseydim? Kaybedecek hiçbir şeyi olmayanlar, daha rahat mı deniyorlar? Ortalama şartlar, standart seçimler, ortalama veya iyi bir eğitim ve neticede ortalama veya iyi de olsa sıradan hayatlar…
Bunca gevezeliği neden yaptık peki? Çünkü karşımızda konfor alanının tutmağı olmuş bir baş karakter var. Baba mesleğini ve dükkanını devralmış, ne hayallerine ne tahsiline koşmuş, ev-kira sorunu olmamış, aile evinde bir daireye yerleşmiş, belki doğduğu şehirde, semtte, evde, aynı dükkanda yaşamaya devam ediyor (fizik kurallarına göre yer değiştirme sıfıra yakın, doğduğundan beri geçen 30 senede!). Üstelik bir de Oidipus Kompleksi kıvamında toksik bir anne oğul ilişkisi dahilinde. Böyle yaşamak kolay mı? Muhtemelen evet. Peki bu yaşamak mı?
Bu yalnız, umutsuz, birey olmayı becerememiş karakter bir gün bir kadına rastlıyor ve işler değişiyor. Üstelik bu değişim daha kafesinden basit bir adım attığında, mahallesindeki bir dükkanın kapalı olması sebebiyle mahallesinden çıkması neticesi gerçekleştiriyor.
Sonrası ağır bir saplantı hikayesi. Sevimli çizimler ve (şimdilik) zararsız baş karakterimizden ötürü normalleşse de, biraz düşünülürse patolojik bir saplantı hali bu. Kritik bir noktada biten cildin devamını bekliyoruz.
Not: Yine sevimli çizgiler ebeveynleri yanıltmasın. Oldukça rahat, bol çıplaklık kullanılmış ve yetişkinlere hitap eden bir kitap
Un chouette premier tome, avec des personnages attachants (alors que sur le papier, un mec qui se met à suivre une femme, ça paraît pas vendeur, ici c'est pour mettre en parallèle leurs solitudes, et c'est assez loufoque quelque part) et suffisamment de mystère pour avoir envie de vite lire la suite !
Anlatmayan, gösteren, sıkmadan durağan olabilen, absürdlük seviyesi "hayatta böyle şey olmaz" dedirtmeyen hikayeleri seviyorum. Özellikle başlarda yer yer The Collector vibe'ları alıp "n'olur sapık çıkma, lütfen sapık çıkma" diye sayıklamış olabilirim. Öyle mi, değil mi bilmiyoruz henüz haliyle ama bu yalnızlık, bu sıkışmışlık, bu anne modeli insana böyle şeyler yaptırır valla.
Hemen ikinci kitaba geçebilme lüksüm olmasaydı sonunda da büyük küfür ederdim: böyle havada bırakılmaz kardeşim bu işler! [Hemen ikinci cilde geçmişti.]
Baş karakterimiz Vincent 30 yaşında ve hayatında pek başarılı biri değil. Babasının berber dükkanını devralmış, annesinin alt katında yaşayan, pek arkadaşı olmayan ve toksik ilişki yaşayan biri. Hayatı çok monoton olan karakterimiz bir gün yine dümdüz bir insan olan Rosalie Blum'u görüyor ve içinde onu daha önce tanıdığına dair bir hisse kapılıyor. Sonrasında bu hissi aşamayan Vincent abimiz bir stalker'a dönüşüyor. Açıkçası Rosalie'nin çöplerini karıştırdığı noktada bana bir ürperti geldi.
Çizimleri MUHTEŞEM sulu boya çizimleri. Yani ilgilisine mutlaka öneririm ben konudan çok çizimlerle ilgilendim. Zaten bu eser yazarımızın üniversite bitirme projesi ayrıca filmi de çekilmiş onu da izleme listeme ekledim.
Zamanın zemherinde, üniversitede hocamız "önemli olan ürün değil, onu nasıl pazarladığınızdır." demişti. Bu üçlemeye başlarken üniversite hocamın ne kadar haklı olduğunu bir kere daha gördüm. Elimizde nitelikli bir sapığımız var ama sunuş itibari ile onu bir iflah olmaz aşık olarak görerek "anneeem ne tatlı" modunda izliyoruz. Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesi okurken tam olarak bu kitabı okurken hissettiklerimin aynısını hissetmiştim.
Hikayede ana karakterimiz Vincent, babasından kalan kuaföre ve anasının evine çökmüş, asosyalin dibi bir kımıl zararlısı. Sevgilisi tarafından da terkedilmiş. -Zaten böyle bir tipin nasıl oldu da bir sevgilisi olabildi anlamıyor insan.- Aşk acısı mı yaşıyor yoksa hayatsız bir puşt olmasının derdine mi düşmüş bu diye sorgularken Vincent mahallenin bakkalı Rosalie ablamıza yanaşıyor. Bu arada Rosalie'ye yanaşmasının kadın ile en ufak bir ilgisi yok. Rosalie Blum, kendi halinde depresyonu ile hayatını bi şekilde idame ettiren bir kadıncağız.
Neyse, Vincent bu kadına öyle bir kafayı takıyor ki, sinsi gibi 7/24 peşine düşmeler mi istersin, evine girip çöpü karıştırmalar mı... Aklına gelebilecek her türlü sapıklık var allahın delisinde. İzmarit biriktiren Kemal Basmacı ile Ümraniye sapığı arasında bi yerlerde gidip geliyor.
Hikayeyi Vincent'in gözünden izlediğimiz için "ay ne romantik" diyoruz ama gel bi de Rosalie'nin ağzından dinleyelim: "Benden 10 yaş küçük adamın biri günlerdir peşimde. Kılık değiştirip attığım her adımı izliyor. Evime girip çöplerimi bile karıştırıyor." Nasıl? Eliniz 115 polis imdat hattına gitti değil mi?
Ha bir de hiç değinemediğim bir ana var ki kitapta, evlerden ırak. Allah Vincent'e sabır versin.
Hikaye devam kitaplardan nasıl ilerler, konu nereye gider bilemiyorum ama bu haliyle anlatımı güzel olsa da genç ergen erkek bünyelerden ziyadesiyle uzak tutulması gereken bir hikaye. Allah muhafaza kitabın gazına gelip, mahallede yanık oldukları kızın çöpünü falan karıştırırlar... Polisi bi şekilde savuştursalar da mahalleliden "kodumun sapığı" diyerekten yiyecekleri dayağın çözümü yok.
Çizim ve panelleme olarak da epeyce kendine has bir kitap. Biraz bizim karikatür dergisi çizerlerini-bilhassa Ramize Erer- andırsa da okumayı zorlaştıran bir tarzı yok.
yorumlarda herkes ölüp bitmiş şöyle güzeldi böyle eğlendim diye ve kendimi sorguladım ben mi bir şeyler kaçırıyorum diye. rsye girdim giricem o yüzden çizgi roman iyi olur diye düşünmüştüm o konuda haklıymışım hızlıca rahat bitti ama bu sevmeme yetmiyor maalesef. puanı vermeden önce diğer puanladığım kitaplara baktım nereyi hak ediyo diye, bu kadar sevilen bir şeye puan verirken insan şüpheye düşüyor.
yorumlarda adamın bakışından okuduğumuz için bu takipten çok rahatsız olmuyoruz aksine "yaa tatlış" diye okuyoruz demişler NE?? adam kadının ÇÖPLERİNİ KARIŞTIRIYOR 7/24 TAKİP EDİYOR aynı kitabı mı okumuyo muyuz?? ben dehşete düştüm başka kısımları okurken bile aklımda kaldı yani. koleksiyoncuyu okuyalı çok olmamasının da etkisi olabilir bunda ama okumamış olsaydım da bir şey fark etmezdi bence.
çok güldüm de denilmiş ama sanırım bizim mizah anlayışımızda farklı nereyi komik bulduklarını bile anlamadım sonradan düşününce://
son olarak kuzenden de nefret ettim tiksinç birisi
devamını okuyacağım ama yani beklentimi düşüreceğim sonraki kitaplar için
edit: yazmayı unutmuşum çizimlerde kullanılan renkleri sevsem de bu tarzı ben çok sevmiyorum mlsf
Vincent , hayati anlamsız ve aynı rutinde olan pasif bir adam. Annesi cok acaip ya, hastalıklı bir tip cok eglendirdi beni. Vincent ölen babasının kuafor salonunu işletiyor, annesiyle dip dibe , kendinden pasif bir uzak mesafe ilişkisi var derken ..Bir gün Rosali ile karşılaşıyor ve ona karsı bir saplantı geliştirip kadını takip etmeye başlıyor. Hikayenin sonu merak ettiğim bir yerde bitti. Resimler şahane sulu boya ile renklendirilmiş.Kedisi de cok tatlı onunla ilgilide cok güldüren kesitler vardı.. Kitap el yazısı ile yazılmış başta zorlanır mıyım dedim ama hiç etkilemedi beni. Sevimli sıcak zaman geçiren bir hikaye ,ilgilisine tavsiye ederim.
Çizimleri çok tatlı. bu kitapta çok eğlenmedim ama yine de mal değneği vincent neden rosalie'yi takip etmeyi bırakamadı korkarım anladım :( Vincent'ın peluş sapığı anasını vincenttan fazla sevdiğimi söyleyebilirim. vincentin kabuslarını ve acınası hayatının buhranlarını okumayı da sevdiğimi söyleyebilirim.
Evet yazi stilini okumak zor olabilir ama ben cok begendim ben vincentta kendimi buldum ve su rosalie de suanki bunalimli halimi yansıtıyor en azindan rosalie kendini saliyor geziyor umarsizca ... iyi ki de almisim
Çizimleri çok çok güzel gerçekten bayıldım ama kitabın karakteri de açık açık tacizci olduğu için bi tadım kaçtı şahsen… 2 ve 3.kitabını daha okumadığım için bütüncül bir yorum yapamıyorum fakat bi tedirginim açıkcası bklm çizimler ve hikayenin genel akışından dolayı 2,5
j'ai adoré !! les dessins sont magnifiques je pense vraiment que c'est l'attrait premier de la BD mais en plus le mystère autour de Rosalie est vraiment passionnant