Je M'en Fiche Bilader'den, Haneler'den, kabareci yeteneklerini sevgi ile izlediğim Ferhan Şensoy'un taze, sıcak, halkçı bir mizahı var. Yazgıdaşları imişcesine yansıttığı Kazancı Yokuşu'nun insancıklarını da bu külfetsiz anlatısı içinde bizlere sevdiriyor. Bu insancıklar nasıl ezildiklerinin tortusunu günlük yaşam sevinci içinde unutuyorlarsa, yazar da sanki onlardan biriymiş gibi toplumsal ukalalıklardan, yazarca bilgiçliklere yeltenmeden anlatısının tadını çıkara çıkara onlara ayna tutuyor. Sade onları konuşturduğu diyalgolarr değil, benzetileri ve yorumları bile argo. Öylesine onlardan. Yazımı bile onlarınki gibi yanlış kullanıyor. Bence üslübunu sevimli yapan da bu... Ben Ferhan Şensoy'un Kazancı Yokuşu'nu okurken zaman zaman Celine'i ya da San Antonio'yu okurken aldığım tada benzer haz duydum. Zaman zaman da Adnan Veli'nin Mapushane Çeşmesi'ndeki unutulmaz başarısını ansıdım. Haldun Taner
26 Şubat 1951’de Çarşamba’da doğdu. Galatasaray ve Çarşamba liselerinde okudu; DGSA Mimarlık Bölümü’ne girdi. 1968’den sonra Yeni Ufuklar ve Soyut dergilerinde öykü ve şiirleri çıktı. 1971’de Grup Oyuncuları’nda profesyonel tiyatroculuğa adım attı. İlk oyunu “Haneler” Devekuşu Kabare Tiyatrosu’nda sahnelendi. Fransa’daki tiyatro eğitiminden sonra Magic Circus’ta Jerome Savary’nin asistanı ve oyuncu olarak çalıştı. 1980’de, İstanbul’da kendi topluluğu Ortaoyuncular’ı ve bu tiyatroya oyuncu yetiştirecek tiyatro okulu Nöbetçi Tiyatro’yu kurdu. Ortaoyuncular ekibiyle televizyon dizileri ve filmler çekti. 1989’da Kel Hasan’dan İsmail Dümbüllü’ye, ondan da Münir Özkul’a geçen simgesel kavuğu devraldı. 1989’da Ses Opereti’ni onararak Ses-1885’i açtı. 1994’de İçinden Dalga Geçen Tiyatro isimli gemi tiyatrosunda “Seyircili Seyir Defteri” ve “Kırkambar – Gece Tiyatrosu”nu gerçekleştirdi.
Ferhan Şensoy'un bir zamanlar yaşadığı Kazancı Yokuşu'nun ve 1977 Türkiye'sinin tasviri. 1976 yılında orada yaşayıp Yusuf Bakkal'dan borç aldığını anlatmıştı zamanında Uğur Dündar'ın yaptığı bir programda. Kalemi o kadar güzel ki okurken hiç yabancılık çekmiyorsunuz. Anlatımı öylesine onlardan, sevimli. Her ne kadar karakterler birebir anlatılmasa da benim gözümde bu kitap bir nevi yazarın o senelerdeki anılarını, duygularını anlatıyor. Kim bilir belki de televizyon reklamlarına çıkan çocuk ile kendini tasvir etti.
Ferhan Şensoy’un en etkileyici kitaplarından biri diyebiliriz. İlk kitabı olduğunu da hesaba katarsak, bu etkiyi sağlamış olması büyük bir başarı. Özellikle kitabın sonu hiç beklediğim gibi değil, tokat gibi bir etkiyle bitti. Okurken ülkemizin acınası geçmişi, şimdisi ve ilerisini görüyorsunuz. Mutlaka okunması gereken kitaplar listenize almanızı öneririm.
Taksim meydanından, Sıraselviler’e girip ilk soldan aşağı döndüğünüzde karşılaştığınız Kazancı Yokuşu’ nun kahraman insancıkları ve Ferhan Şensoy’ un insanın içinde kıvamlı bir sıcaklık bırakan anlatımı çok çabuk geçiveriyor hayatınızdan.
Kitaptaki her “Münir” kelimesi, Albayım Nejdet, Melek abla, Bünyamin, Avni ve daha niceleri; malum 01 Mayıs, üzerinde “kahrolsun komünizm ve faşizm” yazan banka parası, sadece mumlarının hepsini satmak isteyen Yusuf bakkal ve daha niceleri; bir kitapta Ercüment gibi bir karakter sevilir mi? Ama Ferhan Şensoy sevdirir; öyle bir anlatır ki yalın; öyle bir anlatır ki illa ki sevindirir sizi kitap okuyan biri olduğunuza. Üstelik ilk yazdığı kitapla yapar tüm bunları! Sefaleti, dostluğu, yokuş kazığı atmayı ve elbet siyaseti anlatır bize eşi benzeri olmayan bir espri yeteneği ile.
Velhasıl hızla çıktım ve bitirdim yokuşu, tabii sonunda hafiften bir tokat yedim; evet 01 Mayıs geliyor ama Münir Özkul hep yokuşlu yerlerde yaşamıştı, hem televizyonda reklamlara çıkan çocuk elbet mutlu olur diye düşündüm.. Sonunda kana bulandı ortalık; olan bizim insancıklara oldu yine..
“Kazancı Yokuşu’ nun mayıs kiralarını ödeyemeden ölen kahraman insancıklarının cenaza masraflarını komisyoncu Nurettin karşıladı.”
Eğlenceli. Bana Kapıcılar Kralı filmini hatırlattı. Zevkle okudum. Altyapısı bozuk, bir muma muhtaç, ısınmak için gazyağından başka çaresi olmayan mahallelinin başına bir de siyasi iklimin karabasanı çökünce 70'ler Türkiye'sinin profili kendiliğinden çıkıyor ortaya.
Şüphesiz ki bir edebiyat insanı olarak Ferhan Şensoy kullandığı dilin beşiğinde büyütüyor yazınını. Dilin olağan akışındaki bağları bir bir kırarak kendi edebi kimliğinin tespitini ve tasdikini yapıyor. Kelimeleri olan yazarlardan Ferhan Şensoy. Şavullamak, dingildemek, tarassut etmek gibi kimi çok bilinmeyen kimi de bilinse bile eskidiği için pek kullanılmayan sözcüklere canından bir parça üfleyerek dile kazandırması en önemli özelliklerinden. Yazarın enstrümanı kelimelerdir diye boşuna dememişler. Ferhan Şensoy bir klarnet üstadı notalara nasıl can verirse aynı ustalıkla kullanıyor sözcükleri.
Çarşamba'dan gelip Yavuzların evine çökmüş Ercüment'in kırık Çarşamba Türkçesi sitkom türü edebi eserde nasıl icra edilir güzel bir örnek. Bugün elinize kamera alsanız rahatlıkla üç bölümlük bir mini dizi çıkarabilirsiniz Kazancı Yokuşu'ndan. Şensoy'un tiyatroca çalışan aklı ilk kitap için şaşılacak derecede iyi kurgulanmış bir seyirlik roman çıkarmış ortaya.
Ferhan Şensoy yazdığı her eserle yaşamının altını bir kez daha fosforlu kalemlerle çizen yazarlardan sanki. Gadri bey, Albayım Nejdet, Meleg'anım karakterleri Kazancı Yokuşu'nda yaşadığı dönemin bir nevi kurgu vesikası. Yaşamının farklı dönemlerinde heybesine sakladığı karakterleri bu tarihi önemi olan mekanda erittiğini bilmek kitabı okurken ayrı bir lezzet almaya kabil. Şensoy'un hakikaten bir dönem Münir Ağbisiyle komşu olduğunu bilmek, kitaptaki karakterlerin Şensoy'un uçarı zihninin ürününden fazlası olduğunu düşünmenize neden olacaktır.
Bir Mayıs 1977 birçok kişiye bir buluştan çok kanlı Taksim Meydanı saldırısını hatırlatır. Tarihin tekrar ve tekrar yaşanan sabit noktaları vardır. Savaşları, felaketleri toplumu yaralayan olayları unutmak çok kolay değildir. Bunlar romanların, şiirlerin, şarkıların konusu olmaya veyahut dokusuna işlemeye teşne anlardır. Sanatın bir tüketim nesnesi olduğu rönesanstan beri de sanat ürünleri tekrar tekrar okunduğu, izlendiği, duyumsandığı için bazı insanlar tekrar tekrar yaşamaya ve tekrar tekrar ölmeye mahkumdurlar. Şensoy'un Kazancı Yokuşu kitabı o gün meydanda vurulan, kurşunlardan kaçarken yokuşta ezilerek ölen insanların gündelik yaşamına ışık tutarak o günün güncelini bugünün geçmişini edebiyat tarihine not düşüyor. Kazancı Yokuşunun kahraman insanları 77 Mayısı'nın puslu bir günü hayata gözlerini yumuyorlar. Geriye bir tek Kazancı Yokuşu'na diz çökmüş "Pis goministler" diye bağıran dolmakalemsever kapıcı Aliiksan kalıyor. Tarih tekrar tekrar yaşanmaya devam etmekte.
Ferhan Şensoy kalemi çok iyi, kurduğu cümleler çok güzel, yazısı akıcı, kelimeleri karakterlerin aksanına uyarlaması yerinde, kelime dağarcığıda geniş. Fakat öykü kurgusu, hikaye akışı olmamış. Hangi karakter neden var belli değil, bazı kısımlar gereksiz uzun, bazı diyaloglar anlamsız. Karakterler bir görünüp bir kayboluyor. Bazı yerlerde yazar araya girip karakterlere boyundan büyük sözler söyletiyor bazı yerlerde karakterine uygun aptallıklar yaptırıyor. Bu da gerçekçi bir öykü mü fantastik bir yazı mı okuyoruz karar veremiyoruz. Duygu sömürüsü, romantizm dozu kitabın belli bölümlerinde yersiz artıyor. Hikayelerde karakterlerin hepsini sevmek zorunda değiliz. Bu hikayede herkes sempatik. Bu bir başarı değil. Yeşilçam filmlerinin tekrarı. Bu durumu yazarın bakış açısı, tarzı olarak yorumlamakta doğru değil. Bu olsa olsa duygu sömürüsü olur.
Mahalledeki herkesi meyhanede toplayıp, örgütlenmeye kalkarsan o insanları meyhaneye getirecek yan senaryoları da yazman gerekiyor. Bu yan senaryoları yazmaya kalkınca hikayeye yeni karakterler giriyor ve onları tanımlaman gerekiyor. Üstelik okuyucu bu yan hikayelerinde bir yere vurmasını bekliyor. Oysa meyhane yerine, kahvehane ya da düğün, cenaze gibi insanların doğal toplanma alanlarından birisi seçilmiş olsaydı. Hikaye dağılmaz bütünlüğünü korurdu. O yüzden hikayede üzerinde fazla düşünülmeden verilmiş bazı kararların hikayenin bütünlüğünü dağıttığını, hikayede savrulmalar neden olduğunu düşünüyorum.
Bu yüzden kitabın girişi çok iyi ama ortasından sonra acemilik işi olmaya başlıyor.
Kitaptaki karakterler gerçek hayattan alınma, hatta öykünün bir kısmı da öyle olabilir. Oysa öykünün vermek istediği mesaj gerçeklikten bağımsız, sonradan uydurma. Zaten büyük yazar olmak kısmı da burada başlıyor bu ikisini birleştirmede. Bu kitapta bu kısım eksik. Evet yazarın bir mesajı var, bu mesajı iletecek elinde malzemesi de var, bu malzemeyi anlatacak edebi gücü ve yeteneği de var fakat hepsini bir araya getirip ortaya edebi eser çıkaracak kısmı yapamamış. Çok güzel bir mankenimiz var fakat üzerindeki elbise hoş durmamış. Bu da bana göre ilgisizlikten kaynaklanıyor.
Son olarak Metin Kaçan'ın Ağır Roman'ı bu kitaptan çok fazla etkilenmiş duruyor.
Güle güle! demedi. Niye güle güle gitsindi ki bu kadın? Güle güle gitmesi için hiçbir neden yoktu. Kendi bildiği gibi gitsindi.
Ferhan Şensoy'dan Türkiye'nin önemli olaylarından 'Kanlı 1 Mayıs'a dair yazılmış bir roman. Biraz karikatürize edilmiş karakterlerle 77 İstanbul'unun renkli hayatını bizlerle buluşturuyor. Gaz kuyrukları, yokluk, siyaset, insan manzaraları her şeyden biraz biraz var. Okurken Şensoy'un nüktedan üslubu ile sokak jargonuna ve argoya hakimiyet kazanıyorsunuz. İlk etapta bir mizah kitabı gibi başlıyor, karakterlere ısınmanızı sağlıyor ama sonra işin içine siyasi olaylar girince her şey kötüleşmeye başlıyor bir anda ters yüz oluyor. Yakın tarihimizi konu alan nadir romanlarımızdan biri. Bu açıdan Türk edebiyatı için kıymetli olduğunu düşünüyorum.
Okumaya başlıyorsunuz ve çok eğleniyorsunuz. Albayım nedense size çok samimi geliyor,Ercü kimi zaman sinirlendiriyor sizi kimi zaman güldürüyor. Olaylar gelişiyor,gülüyorsunuz,eğleniyorsunuz,olayların içinde buluyorsunuz kendinizi. Sonra bir an geliyor,ne olduğunu şaşırıyorsunuz. N'oluyor ya,bir anda buraya nasıl geldik diyorsunuz. Gülmeler,eğlenmeler yerini büyük üzüntülere bırakıyor bir anda.
Ferhan Şensoy harika bir eser yaratmış bizler için. İstanbul'a yolculuğum sırasında okuyup bitirdim kitabı ve hemen ertesi günü İstanbul'da hazır boş vakit bulmuşken gittim Kazancı Yokuşu'na. Hikayenin yaşandığı yerlerde gezdim,o anları hayal ettim. Kazancı Yokuşu çok farklı duyguların ve Kazancı Yokuşu'nun insanlarının portresinin yansıtıldığı harika bir kitap.
Etkileyici olabilecek bir potansiyeli var ama sonuc olarak olmamis. Kimi mecralarda, kisa ama etkili kitaplar listelerine girebilir ama hak etmiyor. Ne ders veriyor (meselesi, tarafi belli degil), ne karakterleri oturnus (duygu dunyalari, betimleme sifir), ne de bir hikayesi (cok zorlama, gercekle pek alakasi yok) var.
Başkaldıran KurşuNkalem’i bitirir bitirmez o hikayenin kahramanı Ferhan’ın hiç bir kitapçıda bulamadığı ilk kitabı kazancı yokuşunu okumak istedim, aynı tad aynı anlatım, Başkaldıran KurşuNkalem’in evreninde geçer bir novella gibi, çok tanıdık ama bir o kadar da farklı, tempo bir hüzünlü bid gülünç kahramanlar tanımazsanızda tanıdık, bir solukta bitti.
Başkaldıran Kurşunkalem'de az biraz hikayesini okuduysanız yabancısı olmadığınız bir kitap olacaktır ama yine o güzel anlatımı ve sarsıcı sonuyla kısa ama etkili bir okuma tecrübesi olarak hafızanızda yer edecektir.
~~spoiler~~ kazanci yokusundaki insanlarin yasamlarini anlatiyor. ilk basta gaz sikintisi yasiyorlar ve bazilari yanlis anlama ile hapse giriyor. sonra bir kismi elektrik yuzunden isyan ediyor. sonunda herkes hapisten cikiyor ve 1 mayis kutlamak icin taksime cikiyorlar ve 'kanli mayis' olayi yasaniyor. butun mahalledeki insanlar oluyor. albayim necdet, melek, sofor saim, ercument, aliiksan, gazeteci bekir, komisyoncu nurettin..
This entire review has been hidden because of spoilers.
Bir solukta okunabilecek bir kitap. Ferhan bey kitabın sonunu gerçekten çok güzel yazmış. Bir de "Başkaldıran Kurşun kalem" isimli kitabında ki ilk yazdığı kitap olarak bahsettiği bu kitabı hiç bir kitapçıda bulamayışını anlatışı ve sonradan "halı tüccarı" olan yayımcısı nın hikayesi kitaba ilgimi çok arttırmıştı... Gerçekten çok başarılı buldum tavsiye ederim