What do you think?


Ahmet Rasim Bütün Eserleri #1
Eski İstanbul'da Hovardalık
Yarım asırdan daha önce bir zamandaki İstanbul'un bütün fuhuş alemi rezaletlerini duyup, görüp, realist bir ifade ile anlatan Ahmet Rasim merhum bu kitabında şu konuları tasvir ve tahlil etmektedir.
Mektepte başlayan telkin, Çapkın yakın akrabanın tesirleri, İlk uyanışlar, Sokak zamparalıkları, Bir perukar (berber)'in gençlere öncülüğü, Kağıthane alemleri, O zamanki İstanbul umumhanecileri, İçkiye alışış, Şehzadebaşı piyasaları, Yeğenini umumhaneye götüren amca, Kalpakcılar başı piyasası, Galata şantözleri, Langa meyhaneleri, Beyoğlu alemleri, Kemaraltı rezaletleri, Karnaval, Saz, İstiridye panayırı, Bir baskın, Bir baskın daha, Tekarar bir baskın daha, Aşıkane işaretler, Arkadaşın dostu Aşıklar...
Mektepte başlayan telkin, Çapkın yakın akrabanın tesirleri, İlk uyanışlar, Sokak zamparalıkları, Bir perukar (berber)'in gençlere öncülüğü, Kağıthane alemleri, O zamanki İstanbul umumhanecileri, İçkiye alışış, Şehzadebaşı piyasaları, Yeğenini umumhaneye götüren amca, Kalpakcılar başı piyasası, Galata şantözleri, Langa meyhaneleri, Beyoğlu alemleri, Kemaraltı rezaletleri, Karnaval, Saz, İstiridye panayırı, Bir baskın, Bir baskın daha, Tekarar bir baskın daha, Aşıkane işaretler, Arkadaşın dostu Aşıklar...
303 pages, Paperback
First published January 1, 1922
About the author
Ahmet Râsim
77 books15 followersAhmet Rasim was born in Istanbul in 1864. He was a graduate of the Darüşşafaka High School. After graduation he worked as a civil servant for a short time.Then he involved in journalism and published books.He also translated some literary work and produced songs.He worked for numerous publications, including Tercüman-ı Hakikat, Saadet, İkdam, Sabah, Malumat, Servet, Servet-i Fünun, Tanin, Hak, and Tasvîr-i Efkâr.
Ratings & Reviews
Friends & Following
Create a free account to discover what your friends think of this book!
Community Reviews
Displaying 1 - 4 of 4 reviews
September 11, 2021
benim bu ara ara eski eserleri okuma sevdam olmasa hayat zor geçer.
ahmet rasim’in “fuhş-i atik”i beni mest etti resmen. iyi ki bu yaşımda okumuşum orası da ayrı. çünkü ne dilinden ne de anlattıklarından bu zevki daha erken yaşta alamazmışım.
o nasıl lezzetli bir dil, o nasıl akıp giden bir anlatım, nasıl gözlem yeteneği, nasıl gizli bir humor…
1800’lerin sonuna doğru yaşanan bu istanbul hikayeleri bir yandan ahmet rasim’in ağzı süt kokan bir bebeyken alemlere akacak bir delikanlı olmasına ve sonrasında içgüveysiliğine ilerliyor.
alemlere akmak derken en yakınlarından perukâr ve faiz beyle aksaray’da langa’da yani sur içindeki alem yerlerinden yavaş yavaş pera’ya galata’ya ilerlemelerini görüyoruz aslında çünkü racon böyle :)
argonun en tatlı hâli mi dersiniz, işmar etmenin binbir yolu mu, kumpanyalar, tiyatrolarla dolu bir gece hayatı mı, sayfalarca anlatılan büyük perhiz öncesi baklahorani mi, herkesin az biraz ermenice rumca bilmesi mi, namus taslayan mahallelerde dönen “koltuk” işleri mi, sermayeden kapatmalığa geçişin incelikleri mi… neler neler anlatıyor ve nasıl güzel anlatıyor ahmet rasim.
rasim de faiz de önceleri cahilin önde gideniyken ermeni perukâr’ın sonsuz bilgisi, tek bir bağlama notasından çalınan parçanın “eksik kerem” usülü olduğunu bilmesi filan aslında bize öyle önemli bir şey gösteriyor ki…
buyrun işte 1915, 1964 derken biz bize kaldığımız memleketin betonluğunu da arapça farsça kelimelerin, argonun yavaş yavaş kaybolmasından sonra türkçenin odunluğunu da konuşalım. bugün dili şu lezzette kullanabilen bir yazar var mı? şu zenginlikte bir hayat var mı? tartışalım.
ahmet rasim bu, sonda ders vermeden duramamış, dursaydı iyiydi. istanbul’da kimin eli kimin cebindeyken yapılan fuhşu ahlaklı, batı etkisiyle sonradan var olan fuhş-i cedid’i ahlaksız bulmuş :) insan her yerde aynı ama rasim’in asıl bağlılığı raconlara aslında.
çok sevdim. netekim türkoloji bölümünde de türk dili ve edebiyatı derslerinde de bu kitaptan bahsedilmez pek. etseler şaşardım :)
ahmet rasim’in “fuhş-i atik”i beni mest etti resmen. iyi ki bu yaşımda okumuşum orası da ayrı. çünkü ne dilinden ne de anlattıklarından bu zevki daha erken yaşta alamazmışım.
o nasıl lezzetli bir dil, o nasıl akıp giden bir anlatım, nasıl gözlem yeteneği, nasıl gizli bir humor…
1800’lerin sonuna doğru yaşanan bu istanbul hikayeleri bir yandan ahmet rasim’in ağzı süt kokan bir bebeyken alemlere akacak bir delikanlı olmasına ve sonrasında içgüveysiliğine ilerliyor.
alemlere akmak derken en yakınlarından perukâr ve faiz beyle aksaray’da langa’da yani sur içindeki alem yerlerinden yavaş yavaş pera’ya galata’ya ilerlemelerini görüyoruz aslında çünkü racon böyle :)
argonun en tatlı hâli mi dersiniz, işmar etmenin binbir yolu mu, kumpanyalar, tiyatrolarla dolu bir gece hayatı mı, sayfalarca anlatılan büyük perhiz öncesi baklahorani mi, herkesin az biraz ermenice rumca bilmesi mi, namus taslayan mahallelerde dönen “koltuk” işleri mi, sermayeden kapatmalığa geçişin incelikleri mi… neler neler anlatıyor ve nasıl güzel anlatıyor ahmet rasim.
rasim de faiz de önceleri cahilin önde gideniyken ermeni perukâr’ın sonsuz bilgisi, tek bir bağlama notasından çalınan parçanın “eksik kerem” usülü olduğunu bilmesi filan aslında bize öyle önemli bir şey gösteriyor ki…
buyrun işte 1915, 1964 derken biz bize kaldığımız memleketin betonluğunu da arapça farsça kelimelerin, argonun yavaş yavaş kaybolmasından sonra türkçenin odunluğunu da konuşalım. bugün dili şu lezzette kullanabilen bir yazar var mı? şu zenginlikte bir hayat var mı? tartışalım.
ahmet rasim bu, sonda ders vermeden duramamış, dursaydı iyiydi. istanbul’da kimin eli kimin cebindeyken yapılan fuhşu ahlaklı, batı etkisiyle sonradan var olan fuhş-i cedid’i ahlaksız bulmuş :) insan her yerde aynı ama rasim’in asıl bağlılığı raconlara aslında.
çok sevdim. netekim türkoloji bölümünde de türk dili ve edebiyatı derslerinde de bu kitaptan bahsedilmez pek. etseler şaşardım :)
February 18, 2025
Devrini çok iyi yansıtan bir kitap, Ahmet Rasim'in diğer kitapları gibi.
August 4, 2021
Bilmem türk edebiyatında o dönemin fuhuş hayatını böyle birinci ağızdan deneyimlerle bu kadar sürükleyici anlatan var mıdır? Birinci el kaynak. Kesinlikle okunmalı
Read
September 23, 2015Ahmet Rasim'in dili hakikaten okuyucuyu içine çeken cinsten; fuhuş bir yana İstanbul'un o günkü sosyal durumunu, mekanlarını, ilişkilerini anlatması bakımından geriye dönük bir rehber.
"Peki amma… Anber ne olacak?.. Anber'e gitmeyecek miyim?.. Haydi, halama gitmiyeyim!.. İnşallah, öbür izinde cuma günü sabahleyin erken soluğu Kadıköyü'nde alırım… O zaten her zaman pencere önünde otururmuş!.. Göze de yasak yok ya!.."
"Bir gün o kadar arzu ettiğim tenhalığı buldum. Perukar saçlarımı kesiyordu. Sordum.
-Acem, Acem diyorlar. Bu nedir?
Kahkaha ile güldü:
-Bilmiyor musun?
-Bilmiyorum!..
-Demek daha senin ağzın süt kokuyor!.. Aksaray'ın öte tarafında Çapa çeşmesi derler bir yer vardır, orada bir ev…
-Ya… Ev mi?
-Adeta ev…
-Peki… Bahri?
-Onun biraz daha ötesinde bir ev… Sahibinin adı…
-Sena yokuşu?
-Fener'in ta üst tarafında bir ev!
-Kaymak?
-O da Aksaray'da Şekerci sokağında bir ev… Fakat ev sahibini görmelisin?.. Yüz seksen okkalık bir karı!.. Karı ama… Arabaya oturdu mu beygirlerin belinin hayrını gör!..
-Hürmüz?
-Kaymak'ın sırasında ta baştaki ev… Sen buralara hiç gitmemiş misin?
-Hiç!.. Hem gitmem de…
-Aferin çocuğuma! Seni göreyim, öbür traşta da böyle söyle!.. Söylemezsen gücenirim!..
-Neden?
-Neden olacak? İstanbul'da delikanlı olsun da buralara düşmesin!.. İmkanı yok!.. Bugün değilse yarın, değilse öbür gün!.."
"Akşamın inmesiyle dönüş başladı. Yüzlerce kayık zevk ve safa halinde dereden taşıyordu. Bizimkiler de rampa etmişler, ağır ağır iniyorlardı. Bu akıntıya biz de kapıldık. Kahkahaların, çakıştırmaların, taksimlerin, şarkıların, kürek takıştırmaların, yol kesmelerin, itip kakıştırmaların, kaba kaba gösterilerin söğüp saymaların, sandaldan sandala atlamaların her çeşidi görülüyordu."
"Ben, Perukar ile yalnız bulunuyordum. Baktım ki yüz dirhemliği aynanın arkasından çıkardı. Kendi tabirince, bir tane dolu yuvarladı. Bana da işaret etti.
-Ağzımı yakıyor!..
-Ben onun makinesini bulurum, içine biraz şeker, biraz su koyarım, sana hoşaf gibi içiririm!..
-Yap bakalım!
Yaptı. Fincan dopdolu idi.
-Bu, çok!
-Yarıdan çoğu su… Bak.. Şu geçene bak!.. Hani ya sana yüzünü açan.. Her akşam geçiyor ama.. Yüz vermedin de yaklaşamıyor. Zavallının kalbini kırdın…"
"Fuhuş, çıplak ve perişan sokak ortalarına, duvar diplerine, viranelere, ıssız yerlere, deniz kenarlarına, ağaç altlarına, gölgeliklere doldu. Tabir mazur görülsün, çoluk çocuk maskarası ve belki, bir kat daha rezil oldu!.. Bir kişinin bile bilmesine razı olmıyan eski fuhuş, gözlerini açıp da bugünlerin apaçık rezaletlerini görecek olsa bana öyle geliyor ki utancından kan ter içinde kalır."
"Peki amma… Anber ne olacak?.. Anber'e gitmeyecek miyim?.. Haydi, halama gitmiyeyim!.. İnşallah, öbür izinde cuma günü sabahleyin erken soluğu Kadıköyü'nde alırım… O zaten her zaman pencere önünde otururmuş!.. Göze de yasak yok ya!.."
"Bir gün o kadar arzu ettiğim tenhalığı buldum. Perukar saçlarımı kesiyordu. Sordum.
-Acem, Acem diyorlar. Bu nedir?
Kahkaha ile güldü:
-Bilmiyor musun?
-Bilmiyorum!..
-Demek daha senin ağzın süt kokuyor!.. Aksaray'ın öte tarafında Çapa çeşmesi derler bir yer vardır, orada bir ev…
-Ya… Ev mi?
-Adeta ev…
-Peki… Bahri?
-Onun biraz daha ötesinde bir ev… Sahibinin adı…
-Sena yokuşu?
-Fener'in ta üst tarafında bir ev!
-Kaymak?
-O da Aksaray'da Şekerci sokağında bir ev… Fakat ev sahibini görmelisin?.. Yüz seksen okkalık bir karı!.. Karı ama… Arabaya oturdu mu beygirlerin belinin hayrını gör!..
-Hürmüz?
-Kaymak'ın sırasında ta baştaki ev… Sen buralara hiç gitmemiş misin?
-Hiç!.. Hem gitmem de…
-Aferin çocuğuma! Seni göreyim, öbür traşta da böyle söyle!.. Söylemezsen gücenirim!..
-Neden?
-Neden olacak? İstanbul'da delikanlı olsun da buralara düşmesin!.. İmkanı yok!.. Bugün değilse yarın, değilse öbür gün!.."
"Akşamın inmesiyle dönüş başladı. Yüzlerce kayık zevk ve safa halinde dereden taşıyordu. Bizimkiler de rampa etmişler, ağır ağır iniyorlardı. Bu akıntıya biz de kapıldık. Kahkahaların, çakıştırmaların, taksimlerin, şarkıların, kürek takıştırmaların, yol kesmelerin, itip kakıştırmaların, kaba kaba gösterilerin söğüp saymaların, sandaldan sandala atlamaların her çeşidi görülüyordu."
"Ben, Perukar ile yalnız bulunuyordum. Baktım ki yüz dirhemliği aynanın arkasından çıkardı. Kendi tabirince, bir tane dolu yuvarladı. Bana da işaret etti.
-Ağzımı yakıyor!..
-Ben onun makinesini bulurum, içine biraz şeker, biraz su koyarım, sana hoşaf gibi içiririm!..
-Yap bakalım!
Yaptı. Fincan dopdolu idi.
-Bu, çok!
-Yarıdan çoğu su… Bak.. Şu geçene bak!.. Hani ya sana yüzünü açan.. Her akşam geçiyor ama.. Yüz vermedin de yaklaşamıyor. Zavallının kalbini kırdın…"
"Fuhuş, çıplak ve perişan sokak ortalarına, duvar diplerine, viranelere, ıssız yerlere, deniz kenarlarına, ağaç altlarına, gölgeliklere doldu. Tabir mazur görülsün, çoluk çocuk maskarası ve belki, bir kat daha rezil oldu!.. Bir kişinin bile bilmesine razı olmıyan eski fuhuş, gözlerini açıp da bugünlerin apaçık rezaletlerini görecek olsa bana öyle geliyor ki utancından kan ter içinde kalır."
Displaying 1 - 4 of 4 reviews





