Negri, zaman fikrini sadece fiziki veya tarihsel bir akış olarak değil, üretim ilişkileriyle, sınıf mücadelesiyle ve devrimci praksisle örülü bir ontolojik alan olarak ele alır. Bu yaklaşımla, klasik zaman – emek ilişkisini, Fordist paradigmanın ötesine taşır ve zamanın bizzat sömürü nesnesine dönüştüğü post-Fordist düzende, zamana karşı devrimci bir müdahale imkanını sorgular.
Negri’nin yöntemi yoğunlukla Spinoza, Marx, Deleuze-Guattari ve Foucault çizgisinden beslenen ontolojik bir materyalizmle şekillenir. Zamanı yalnızca kapitalist üretim sürecinin ölçüsü değil, aynı zamanda çokluğun (multitudo) kurucu eylemi içinde yeniden üretilen bir alan olarak inşa eder.
Kitap üç ana bölümden oluşur:
1) Zamanın Oluşumu: Burada kapitalizmin zamanı nasıl boyunduruk altına aldığı tartışılır. Zaman, sermayenin üretkenlik ölçüsü haline gelir. Ancak bu sürecin içinde antagonistik bir direnç potansiyeli barındığı vurgulanır.
2) Kolektif, Üretken ve Kurucu Zaman: Bu bölümlerde zamanın yeniden kazanımı, kolektif praksisle ilişkilendirilir. Negri, zamanın artık üretken işbirliği ve toplumsal yaratıcılık aracılığıyla yeni bir kurucu zemin olarak nasıl örgütlenebileceğini sorgular.
3) Kairos, Alma Venus ve Multitudo: Bu bölümde felsefi derinlik artar. “Kairos” yani uygun an, devrimci zamanın özünü temsil eder. “Alma Venus” başlığında ortak yaşam, beden, aşk ve arzu gibi boyutlarla zamansallığın ilişkisi kurulurken, “Multitudo” kavramı altında devrimci özne tartışılır.
Negri’ye göre multitudo, artık merkezi bir proletarya figürü değil, farklı toplumsal deneyimlerin, ilişkisel pratiklerin ve maddi olmayan emeğin kurduğu ağsal ve çoğul bir öznelliktir. Bu, klasik sınıf mücadelesi modellerini aşan, fakat onlarla bağını koparmayan yeni bir siyasal özne teorisidir.
Bu çalışma, hem çağdaş kapitalizmin zaman üzerindeki tahakkümünü eleştirir hem de alternatif bir siyasal ontoloji önerir. Zaman, burada sadece tarihsel olayların dizisi değil, mücadeleyle iç içe geçmiş bir üretim alanıdır. Üretkenlik, bilgi, arzu, kolektivite gibi unsurlar, artık yalnızca ekonomik değil, ontolojik-politik boyutlarıyla da değerlendirilir.
Negri’nin felsefi yönelimi, öznenin devrimci potansiyelini tek bir sınıf ya da merkez üzerinden değil, bir çokluk üzerinden düşünmeye zorlar. Bu çokluk; kadınlar, göçmenler, öğrenciler, prekarya ve genel anlamda maddi olmayan emek biçimleriyle ilgilidir. Bu bağlamda devrim, bir “şimdi-zaman”da (Jetzt-Zeit) gerçekleşecek olan ani ve sıçramalı bir dönüşüm değil; kolektif, süreğen, imkânları örgütleyici bir kurucu sürece dönüşür.