Mustafa Kutlu'nun bu eseri "Şark hikâyesi"nin tasavvufî ve biçimsel özellikleri üzerine kurulmuş bir kitaptır.Kitapta yer alan hikâyeler tek başlarına müstakil bir hikâye olmaları yanında aynı zamanda bir bütünün parçalarıdır. Kitabın bütünü bir şeyhin dramını yansıtmaktadır. Şeyhin dergâhında ve etrafında toplumun hemen her kesiminden tipler yer alır. Bir gazeteci, bir ilim adamı, bir siyasetçi, vb. Bu tiplerin tekke ile olan bağlantıları aynı zamanda kendi şahsî dramlarını da ortaya koyar. Sır kitabı Kutlu'nun öteden beri işlemekte olduğu Türkiye'de toplumsal değişme serüveninin bilhassa seksen sonrasındaki görünümüne ışık tutmakta, eleştiriler getirmektedir. Sır<; en uzun 12 sayfalık baş-öykü "Sır" en kısası son-öykü "Cüz Gülü" olmak üzere 8 hikâyeden oluşuyor.
Kitaptaki hikâyeler: Sır, Tarihin Çöp Sepeti, Politik-vizyon, Her Ne Var Âlemde, Aramakla Bulunmaz, Mürit, Satılık Huzur, Cüz Gülü.
1947'de Erzincan'da doğdu. Erzincan Lisesi'ni (1963), Erzurum Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi (1968). Tunceli ve İstanbul'da edebiyat öğretmenliği yaptı. Öğretmenlikten ayrılarak (1974) Dergâh Yayınları'nda idareci olarak çalışmaya başladı. Hareket ve Dergâh dergileriyle, Türk Dili Edebiyatı Ansiklopedisi'nin yayın faaliyetlerini yürüttü. Senaryolar yazdı. Televizyonda sohbet programları yaptı.
Mustafa Kutlu Eserleri Hikaye Ortadaki Adam (1970), Gönül İşi (1974), Yokuşa Akan Sular (1979), Yoksulluk İçimizde (1981), Ya Tahammül Ya Sefer (1983), Bu Böyledir (1990), Sır (1990), Arkakapak Yazıları (1995), Hüzün ve Tesadüf (1998) Uzun Hikâye (2000), Beyhude Ömrüm (2001), Mavi Kuş (Hikaye 2002).
Deneme: Akasya ve Mandolin (1999)
İnceleme Sabahattin Ali (1972) Sait Faik'in Hikaye Dünyası (1968)
isimler hiç önemli değil burada. efendi'nin aynada kendisini görüp sırra kadem basması gibi bir gidişten bahsediyoruz. içimizdeki ses tam olarak ne ise, buradaki hikayelerin tümü de onun ağzından yazılmış. garip ama ses çıkarmayıp kendi kendimize düşündüğümüz şeyler vardır. bunu bizden başkası bilemez. bize ait bir sırdır. karar aşamalarımızda, zihnimizde tartmak gibi algılayabiliriz belki. oysa bir şeyh'in gerçekte nasıl bir his dünyasında yaşadığını hiç bilemedik.
burada balçığın hikayesini anlatmaya koyulmuş mustafa kutlu. balçıklara giydirilen isimler, sıfatlar, zamirler bir tarafa saman çöpü ile karıştırılan malzemenin ne olduğuna ve ne olabileceğine dair fikir belirtmiş. son cüzde; saman çöpü mesabesindeki nefis ile balçık (vücud) üzerinde karıştırılan gül yaprağı (buna iman diyelim) olmayacaksa balçığında pek faydası bulunmayacak.
Birbiriyle bağlantılı sekiz hikâyeden oluşan bir eser. Yazılmasının üzerinden otuz yıldan fazla zaman geçse de anlattığı Türkiye hâlâ aynı. Kutlu’nun ilk okunması gereken eserlerinden biri.
Sır. 1990 ilk basım. 90 sayfa. Sır ismi sırrolan bir dervişten geliyor. Kitaptaki sekiz hikayenin her biri bu sırrolan dervişe uzaktan da olsa dokunuyor. Kitap, bir köylünün postu devralmasıyla -yani bir tarikatın yeni şeyhi olmasıyla- başlıyor. Bu köylü kendini hiç de bu sorumluluğu taşıyacak nitelikte görmese de, karar kesin. Bu heyecanlı şeyhin etrafında şekillenen tarikat; bir süre sonra şehirdekilerin işin içine girmesiyle sadelikten uzaklaşıyor. Misafirlere verilen basit ikramlar ve pek rahat olmayan döşeklerin yerini güzel yemekler ve rahat döşekler alıyor. Tekke şehre taşınınca iyice bozulmaya başlıyor; yani daha doğrusu bozulmaktan ziyade sadeliğini kaybediyor. Kitaptaki diğer hikayeler dediğimiz gibi bu şeyhe ucundan dokunuyor. Mesela bir hikaye siyasi amaçlarla şeyhi ziyarete giden bir siyasetçiyi, bir başkası şeyhi arayan bir müridi, bir başkası şeyhin tarikatına girmek için bütün yazdıklarını arkasında bırakması gereken bir akademisyeni anlatıyor. Bu sayede şeyhin endişe duyduğu bu bozulmayı çeşitli açılardan izleme şansı buluyoruz. Aynı zamanda farklı farklı insanların gözünden tekkenin, şeyhin değerini ve anlamını da görüyoruz. Mustafa Kutlu’nun ikinci okuduğum kitabı olarak, birbirine bağlı ama aynı zamanda bağımsız hikayeler fikri çok hoşuma gitti. İçindeki dini ögeler vesilesiyle ve aynı zamanda içerdiği muhafazakar toplum eleştirileriyle kayda değer küçük bir kitap Sır. Mustafa Kutlu sadeliğinin en çok yakıştığını düşündüğüm eser aynı zamanda.
sır. sırrolmak. tasavvufi bir metin. garip ve farklı hikaye. her bölümde farklı bir kişinin efendiyle olan bağını ve muhabbetini ya da onu arayışını okuyoruz. canım Kutlu'nun laytmotifleri, bilinç akışları yine hep güzel. kent-kasaba çatışmasını mekanlar üzerinden görüyoruz. ilk bölümdeki kahramanımız köyünde memnun ve mesut olduğu bir hayatından efendisi tarafından verilen posta geçme göreviyle ayrılıyor. VE yeni efendi oluyor. şehre geldiğinde de varoluş sancısı, iç ve toplumla yaşadığı çatışma olmak üzere iki tane çatışma yaşıyor ve böyle bir yaşamı değerleriyle bağdaştıramadığı bir dönemde bulunuyor. bu yüzden kimseye haber vermeden tekkeyi terk ediyor. sırroluyor. yeni efendi sırrolurken şu cümleleri kuruyor: "Aynada bakarken kendime, nasıl bir fütühat olmuş ki, kalbimin içini de görüverdim. Orada ne gördüm, onu burada söyleyemem. Hal ehli bilir." Kutlu hal ehline malum olan bu sırrı hikaye olsa bile bizimle paylaşmıyor. "Sırrın ifşa edilmemesi dinin metafizik derinliğine gönderme yapmakla, modern ilişkilerin her an deşifre edilecek yüzeysel monotonluğuna bir başkaldırı." diye açıklanmış bir makalede. evet tam olarak bunu hissediyoruz.
yeni efendi post makamına geçtiğinde kendisine "edinçler" sunularak maddi refaha ulaşsa bile kendi ilkelerini hep sorguluyor ve bu çatışmadan kurtulmak için sırroluyor. burada şunu düşündüm çatışma yaşayan insanın farkındalığı artıyor ve insan huzursuzluğunun sebeplerini görmeye başlıyor. en çok beğendiğim yer Canım Kutlu'nun Tanpınar'ı bize göstermesiydi.-sf 50- hikayedeki bir başka kahramanın Tanpınar'ın "zaman" imgesiyle kendini sorgulaması ve şu cümleleri kullanması: "Sağolasın Tanpınar. Her şey yerli yerinde. Güzel. Lakin ben nerdeyim? Zamanın neresinde?" ayrıca Ya Tahammül Ya Sefer'deki İlhan'ı burada tekrardan görebilmek de beni çok mutlu etti. VE okuduğumda garip hissettiğim bir tanımlama vardı: "cahilin okumamışı" çok şey anlatıyor...
Belki de benim zayif turkcemin etkisiyle kitapi okursen bir az zorlandim. Hikayeleri ana kahramanin mi yoksa yazarin mi anlattigini karishdirib durdum. Mustafa beyin bir cok hikayelerini okudub bu kitapdan digerlerinden aldigim keyfi alamadim. PS: Genel olarak dinin bir gruplashma, bir yapilanma icin kullandigina , insanlarin her zaman bir mucize gosteren kishiye ilgisini anlatan hikayeler. Saygilarla
Birbiriyle bağlantılı kısa öykülerden oluşan bir kitap. Bir tarikatın -ve etrafındaki insanların- zamanla bozulmasını anlatıyor ve bunu karakterlerin gözünden eleştiriyor. Akıcı ve mesajı açık verilmiş. Konu bakımından ya tahammül ya sefer ile benziyor. O kitabı beğenenler bunu da sevecektir.
“Bu sarayı halkın parası ile yaptırıyorsan bil ki bu bir zulümdür. Yok kendi paran ile yaptırıyorsan bil ki bu da israftır.”
Tasavvuf geleneği ve tekke kültürünün şehirleşme ve siyaset karşısındaki imtihanını anlatıyor sanki kitap. Okurken aklımda İstanbul’daki bir tekke canlandı hep ve öykünün gerçeği yansıtan bir tarafı var mı diye merak etmekten kendimi alamadım. Diliyle ve zekice yapılan kurgusuyla sarıp sarmaladı, içine aldı.
“Öyle bir zaman gelecek ki, insanlar kazançlarının helal mi, haram mı olduğuna bakmayacaklar artık" şeklinde bir hadis-i şerif vardır. Bu zaman gelmiş midir?”
Yazar çok güzel eleştirdi. Dil biraz ağır olabilir. Yazar bir konudan başka konuya inanılmaz bir şekilde geçiş yapıyor. Hayal gücü harika. Kendisini biraz George Orwell’e benzettirdim.
Ya Tahammül Ya Sefer'i sevenler muhtemelen bu kitabı da seveceklerdir, zaten kitabın sonlarına doğru Ya Tahammül Ya Sefer'den bir alıntı da var. Mustafa Kutlu kitaplarının böyle ufaktan ufağa birbirleriyle bağlantılı olması ayrı bir hoşluk, hem de okuyucuya sürekli olarak diğer kitabı da okuma hevesi veriyor.