4 Ocak 1960 Pazartesi, ikiyi çeyrek geçe sularında, Weiler Villeblevin yakınlarında, Sens-Paris sokağında, bisikletli bir köylüyü bir Facel-Vega solladı. Daha sonra adamın da açıklayacağı gibi baş döndürücü bir hızla geçip gitmişti araba. Köylü birkaç yüz metre sonra korkunç bir patlama duydu; arka tekerleklerden birinin lastiği patlamıştı. Arabanın sağa, sola kaydığını, bir çınar ağacına çarptığını, ardından da bir ikincisine çarparak iki parçaya ayrılmış bir vaziyette durduğunu gördü. Tarlada üç kişi yatı İki baygın kadın ve kendinden geçmiş bir adam; arabanın sürücüsü, dört gün sonra ölecek olan Michel Gallimard. Arabanın enkazı arasında bir de dördüncü yolcu bulunuyordu.
Hemen ölmüştü. "Sakin, adeta şaşkın bir yüz", "hafif dışarı fırlamış gözler", çenesinde biraz kan, arka koltukların arasında yatıyordu. Kim olduğunu anlamak üzere cepleri arandığında ilk bulunan kullanılmamış bir tren dönüş bileti oldu. Ardından da bir Albert Camus, yazar, 7 Kasım 1913'de Mondovi'de doğdu, Departement Constantine.
Aynı sırada Madam Francine Camus, 1957 Nobel edebiyat ödülü sahibinin karısı, sakin sakin Paris'teki evini kocasının dönüşü için hazırlamakla meşguldü. Dönüş bir sonraki gün için saptanmıştı. Birkaç saat önce kocasının öngörülenden erken, arabayla Lourmarin'den Paris'e, evine dönmeye karar verdiğinden habersizdi.
Rastlantısal olarak seçilmiş bir köyde, hazırlıksız bir ölü bekleme. Vaucluse ilinde sakin bir gömme töreni. Ve tüm dünyada, her ağızda tek bir sö zamansız, haksız, ama her şeyden önce saçma (absürd) bir ölüm.
Ölümü hepimizi yaralayan bu adamı, Albert Camus'yü daha yakından tanımaya çalışacağız.
"Ich sagte, die Welt sei absurd, und ging damit zu rasch vor. An sich ist diese Welt nicht vernünftig – das is alles, was man von ihr sagen kann. Absurd aber ist die Gegenüberstellung des Irrationalen und des glühenden Verlangens nach Klarheit, das im tiefsten Innern des Menschen laut wird... Ist die Absurdität erst einmal erkannt, dann wird sie zur Leidenschaft, zur herzzerreißendsten aller Leidenschaften."
Voor een biografie bevat dit boek opvallend weinig biografische gegevens. Hoe was Camus als schooljongen? Wie waren zijn vrienden en minnaressen? Hoe verhield hij zich tot Sartre? De auteur heeft een duidelijke voorkeur voor het literaire boven het banale; als gevolg hiervan kampt dit boek met een lege invulling.