Tuhafti... Sanki herkes 'fabriga'nin gizli bir isaretini tasiyordu... Orkestra, kimselerin duyamadigi tilsimli bir fabrika sireni çaliyor; yasamin vardiyasini degistiriyordu... O an, 'agir sanayii'nin, olanca agirligi üstüme çÖktü... Kendimi de fabrikanin bir ürünü gibi duyumsadim... Bir an için, 'fabriga'nin yasamimizda hiç olmadigini düsündüm... Sonra, Önce senin, ardindan digerlerinin gülümseyen 'dügünlü' yüzlerine baktim... Baktim ve 'fabriga'nin baska bir sey degil, biz oldugumuza karar verdim... çocuklugumdan beri pek sevmedigim, o koca, dumanli deve ait yüksek firinlarin, niye Ayse, ülkü, Zeynep gibi insan isimleri tasidigini çÖzdüm...Sayfa Sayisi: 224Baski Yili: 2016Dili: TürkçeYayinevi: Iletisim Yayincilik
İTÜ İnşaat Fakültesi İnşaat Mühendisliği mezunu olan Atilla Atalay, 1979 Yılından başlayarak profesyönel mizah yazarı olarak çeşitli dergilerde yazılar yazdı. Gırgır, Fırt, Hıbır Mizah dergileriyle birlikte bir süre haftalık olarak yayınlanan Gazete Pazar'da ve Milliyet Gazetesi Kültür Sanat Eki'nde köşe yazıları yazdı. Mizah dergilerindeki köşeleri Eray ve Sıdıka büyük ilgi çekti. Yazıları halen Leman ve Lemanyak Dergileri'nde sürmektedir.
"Sıdıka" adlı tiplemesi Atıf Yılmaz ve Mahinur Ergun'un yönetiminde Show TV için televizyon dizisi olarak çekildi. Haluk Bilginer ve Zuhal Olcay için yazdığı "Gelecekte İnecek Var" adlı mini TV dizisi ise ATV'de yayınlandı.
Atilla Atalay'ın okuduğum ikinci kitabı. Diğer kitap (Ağlama Dolabı) gibi bu da çok sayıda Sıdıka öyküsü içeriyor. Ayrıca, ufak öykülerin olduğu Öpücük Balığı ve Atalay'ın dedesinin ve ailesinin (ve Türkiyenin sanayileşmesinin) hikayesini anlattığı Fabrıga isimli uzun bir hikaye olan iki bölüm daha var.
Sıdıka öykülerini okurken ister istemez televizyondaki Saka ailesinin üyeleri canlandı gözümde. Onların dilinden okudum Sıdıka'nın maceralarını.
Öpücük Balığı hikayeleri ise sade ama etkileyici. 'Hayır, ben ters adamım, inanıveririm, dökülürüm, aşık olurum, betonlara çakılırım, asıl benim canım acır.' '... Ben hepsiyle konuşurum... Bi tek saatle konuşulmaz... Çünkü o durup seni dinlemez... Çok meşguldür... Tik tak... Zamanın burnu büyüktür... Saatlerin hepsi kibirlidir.'
bunun dizisini izlediniz, çok sevdiniz ve arkadaş ortamlarında "yahu sıdıka diye bi dizi vardı, muhteşemdi" diyorsunuz ya hani; ardından konu belki de ruhsar'a geliyor, muhabbetin uzunluğu alkol miktarına bağlı olarak saatleri aşıyor ya bazen... heh işte, dizi ne kadar kusursuzsa kitabı da bir o kadar muhteşem. dizide oyuncularıyla cuk oturan karakterlerin sesinden okuyorsunuz replikleri, atilla (çift t mi diye baktım) atalay'ın özgün mizahını keşfetmeniz de uzun sürmüyor. kitabın temini zor olabilir, 10 seneden de daha önce ortaokulun zemin katında günübirlik kurulan kitap rafından bulmuştum. fakat bulabiliyorsanız edinin. üstüne üstlük bildiğiniz sıdıka'nın sonundaki orta boylu öykülerle de öpücük balığı ve fabrıka'yı öğrenin. sonra da buraya review yazarken aklınıza bu adam başka kitap yazmış mı diye gelsin, ona bakmaya doğru...
Tamamını okumamış olsam da Sıdıka'ya aşinaydım, severdim, sempatik bulurdum, bu cepte. Bu kitaptaki diğer öyküleri de beğendim, özellikle Öpücük Balığı çok hüzünlü ve çok güzel; Fabrıga ise bence -yazar öyle düşünmese de- tam tadında bırakılmış, güzel yazılmış bir aile öyküsü. Atilla Atalay'ı okudukça biraz daha okuyasım geliyor, ve yazasım.
Ben bu kitabi Sidika icin almistim, Sidika'nin kisa oykulerini izlerken diziyi izliyormus gibi oldum. Hasibe Eren ve Fusun Demirel gozlerimin onune geldi. Zekice yapilmis tespitler mizahla harmanlanip Saka ailesinin agzindan sunulmus. Hem guldum hem de yirmi yil sonra ulkece sorunlarimizin katlanarak arttigini gorup uzuldum. 5 yildiz.
Opucuk Baligi kismi yine kisa oykulerden olusuyor, mizahi oge yok, dram. Cok naif, dilini ve duygusunu sevdim.
Fabriga ise yazarin ailesinin, daha cok dedesinin hikayesi. Bahsi gecen "fabriga" da Karabuk Demir-Celik Fabrikasi. Bu kisim da pek guzeldi, hem fabriga hakkinda bilmedigim seyler ogrendim, yorenin sivesi, karakterler cok samimi islenmisti.
Kisacasi Sidika hayal kirikligina kesinlikle ugratmadi, diger iki kisim da guzel surpriz oldu. 25. baskisi bendeki kitap, tabii bilmemek benim ayibim ama Atilla Atalay'in diger kitaplarini da okumaya karar verdim. Tavsiye ediyorum.
O kadar güzel bir kitaptı ki, bayıldım resmen. Sıdıka idolümsün kızım, bu kadar mı bizden birisi olursun ya. Yazarın kitapta verdiği mesajlar, toplum eleştirisi çok yerinde ve muazzamdı. Hepimiz Sıdıka'dan parçalar taşıyoruz, bunu bilmek ve farkına varmak ne kadar üzücü olsa da okumak oldukça keyifliydi. Ayrıca kitabın mizahına çok güldüm. Son derece eğlenceli bir kitaptı. Okunması şiddetle tavsiye edilir.
Rahmetli anneanneme mutfakta sesli olarak okurdum, çok gülerdi, anlıyor muydu yoksa annemle ben güldüğümüz için mi gülüyordu bilmiyorum. "Hadi bi Sıdıka oku bize" derdi arada, onunla mutfakta gülmelerimiz hatırına ve içinde çok çok sevdiğim bir Öpücük Balığı barındırmasının hatırınadır bu 5 yıldız.
"-... Sen hiç mi genç kız olmadın? Rüyalarına Klark Geybıl filan hiç girmedi mi? - Ben rüyamda hep Erol Taş'ı görüyodum, sonra babanla evlendik işte..."
Sidika bir efsane, icimizdeki entelektuel, gizli kalmis potansiyelimiz. Ama "fabriga" oykusu bambaska. O kadar buruk, o kadar gercek, o kadar icimizden. Siveyi bilen yore insanini taniyan biri olarak ilk defa bir oykude bu kadar nostalji hissettim. Kitap cok basarili. Gercekten. Herkesin opucuk baliklarini sunabilecegi birileri olsun dileklerimle bu eksik kalmis hislerimi bile tamamen ifade edemedigim yorumu bitiyorum.
Şu sıralar sadece sabahları işe giderken kitap okuyabildiğim için, sabah yolculuklarını inanılmaz keyifli hale getiren kitap olarak kalıcak aklımda. Dizisini izler miydiniz bilmiyorum ama ben kitaptakileri okurken gülmemek için zor tuttum kendimi. Kitap sadece Sıdıka'dan ibaret değil bu arada. Atilla Atalay'ın Öpücük Balığı ve Fabriga öyküleri de yer alıyor içinde. Özellikle Fabriga çok başarılı!
Çocukluğumun dizisi olan Sıdıka'nın kitabını okudum. Benim için güzel bir nostalji oldu. Diziyi izlerken sadece gülmek için izliyordum, ama kitabını okuduktan sonra anladım ki boş bir komedi dizisi değilmiş. Zamanında toplumsal cinsiyet eşitsizliği, toplumun aksayan yönleri, belediye ve ülke eleştirisi olsun çeşitli konularda görüş bildirmiş. Çocuk aklıyla sadece gülmekle yetinmişim.
Kitap üç bölümden oluşuyor. 2. ve 3. bölümler olan Öpücük Balığı ve Fabriga kısımlarını ilgimi çekmediği ve Sıdıka'yla alakasız olduğu için okumadan geçtim. 1. kısım olan Sıdıka kısmı ise 2-3 sayfalık bölümlerden oluşuyor. Sanırım zamanında bir gazetede köşe yazısı olarak yazılıp, daha sonra kitapta birleştirilmiş. Bu yüzden pek bir konu bütünlüğü yok, ama okuması kolay ve keyifliydi. Diziyi sevenlere okumalarını kesinlikle tavsiye ederim, kitaptaki Sıdıka dizidekinden çok daha sivri dilli ve komik.
ta küçüklüğümden dünyanın zillerini çalıp çalıp kaçtığın kalmış aklımda. hele avcuna kalbini bıraktığın ve beni anladığın günler dün gibi. oysa tam da arzu ettiğin şekilde namını mahalleden ileri yürütmeyi başarmış ve dünya meselelerine hamasetli yaklaşımınla kalbime -kendi deyiminle- ev kızı düzeyinde taht kurmuştun bile Sıdıkam, kunduram, sandukam, zembilim... haklılığının diyetini seni hilkat garibesi yerine koyanların arasından çıkarak ödediğine inanıyorum ben. artık kapatıyorum çok yazmasın minvali dertlerin olmadığı gibi sevgili günlüğüne de spekülatif anılar yerleşmiştir bence, ha? haberim olsaydı kaynatırdık şimdi. ne ise, her nerede yaşıyor ve yaşatılıyorsan🕯️
Sıdıka dizisini küçüklüğümde bir kaç kere izlemiş ve çok beğenmiştim fakat tamamen izleme şansım olmadı. Sesli kitabı o kadar güzel seslendirilmiş ki sanki izliyormuş gibi oldum. Yazarın gerçekten çok zeki olduğu belli oluyor. O kadar güzel laf oyunları ve betimlemeler var ki çok zevk aldım. Üstelik bir sürü komik kısım var kitapta, gülmek garanti :) Sadece Sıdıka olsa daha tutarlı olabilirdi fakat en son kısımda ailesini anlattığı bölüm Sıdıka'ya nasıl hayat verdiğini bir nevi açıklar gibi. Herkese tavsiye ederim.
Dizisini çok severdim, kitaba da bayıldım. Ne çekti zavallı Sıdıka ailesinden. Kitabın sonundaki Fabriga isimli öykü de çok hoşuma gitti. Bu biyografik öyküde Atilla Atasay dedesini anlatmış, çok duygulandırdı. Kitabı mutlaka okuyun derim.
"Atilla Atalay'ın yarattığı, Latif Demirci'nin çizimleriyle can verdiği ve bir zamanlar televizyonda da izleme şansına eriştiğimiz Sıdıka'nın maceralarını okurken uzun zamandır ilk kez bir kitap başında kahkaha atarken yakaladım kendimi... Türk mizahının -mübalağa etmiyorum- neredeyse en güçlü karakterlerinden birisi olduğunu düşündüğüm Sıdıka, istisnasız herkesin okuması gereken bir kitap."
- Peki anne! Ben anlaşılır ve net sözcüklerle söylüyorum...Kitap fuarına gidicem, işte o kadar!
- İyi! Dönüşte Kelime-i Şehadet getir...Baban seni sağ komaz...İstersen minibüsten bir durak önce in, harakiri yap... Ev kana bulanmasın...
- Ay anne, şiddetin ne hoş, ne güzel dehşetin. Kendimi yuvamda, sıcacık bir mezbahada gibi hissettim...Altı üstü bir fuara gidicez dedik, derhal ortalık kan ve barut koktu...
okuduğum en komik kitaptı sıdıka, dizisi yapılmış olsa da dizisinin yeri ayrı bu kitabın yeri ayrıdır benim için. sıdıka'nın sosyalleşme ve bilgi için ailesine karşı amansız savaşı sürer kitap boyunca.
Kitap Sıdıka nın maceralarını anlatan küçük öykülerden oluşuyor dizideki gibi. Kitabın sonunda Sıdıka dan bağımsız öyküler var : öpücük balığı, fabriga gibi.
Atilla Atalay'dan okuduğum ilk kitaptı "Sıdıka". Doksanların sonunda televizyon dizisiyle hayatıma giren Sıdıka Saka ve ailesinin diyaloglarını bu kez de yazarının metinlerinden okudum. Üçer sayfalık metinler olan her bölümde yüzümde bir tebessüm oluştu, kafamda üzerine düşünecek bir sürü konu birikti...
Evet, kitabın büyük kısmı Sıdıka'nın ailesiyle olan diyaloglarından oluşuyor ama kitabı benim için unutulmayacak bir noktaya taşıyan kısım ise "Fabrıga" isimli uzun öykü oldu. 1937'de, Karabük'te açılan demir çelik fabrikasında çalışmaya başlayan Emiroğlu'nun başından geçenler öyle doğal, öyle gerçek ele alınmıştı ki... Sayfaları her çevirişimde daha da hayran kaldım, öyküyü bitirdiğimde ise tadı damağımda kaldı, buruk bir tebessümle öyküye veda ettim. Çoğu zaman eğlenceli, sonlara doğru hüzünlü bir anlatıya kaptırdım kendimi... Üstelik bu öykünün başkarakteri (eğer kitapta anlatılanların hepsi gerçekse) yazar için de son derece önemli biri... Belki de bu nedenle bu duyguları bu kadar güzel geçirebilmiştir okuyucuya.
Atilla Atalay'dan ilk okuduğum kitaptı "Sıdıka". Ama kesinlikle son olmayacak, diğer kitapları aracılığıyla yazarla sohbetimiz devam edecek...
Kımıldanır mahallemin daralan ruhu Basma perdelerimde gün batarken Atıp saatler süren uykusunu Odama uzanır akasyam pencereden Kırmızı uzak damlarda bir serinleme Uyanır gündüz uykusundan evler Kapılarda işleri ellerinde Kadınlar giyinip kocalarını bekler İyi insanların ruhudur yakınlaşır Takunya sesleri gelir evlerden Yalnız bu dem rahat bir dünya taşır Bin mihnet dolu kafasında yorgun beden/Orhan veli Sıdıka bana hep Orhan Veli´nin Mahallemdeki Akşamlar için şiirini hatırlatır. Yalnızca bu dem rahat bir dünya taşır/bin mihnet kafasında yorgun beden. Sıdıka böyle biriydi aslında. Penceresinden dünyaya bakan hayaller kuran duyarlı kız. Dünyaya, sanata, hayata sessiz kalamayan. Eskiden her mahallede vardı. Okutulmayan ama kendini geliştirmiş bir kız çocuğu. Sanki kendisine biçilen hayata karşı bir cevaptır
Ferhan Şensoy'un külliyatını neredeyse tüketmiş, Aziz Nesin'den ve Haldun Taner'den biraz okumuş bir insan olarak başka mizah kalemleri keşfetmek isterken Atilla Atalay'a başvurdum. Sıdıka öykülerini Ferhan Şensoy'un kaleminden aldığım tadı alarak tebessümle bitirdim. Sıdıka herhalde yazılabilecek en orijinal karakterlerden birisi. Bütün absürtlüğün içerisinde normalimizin ne kadar komik olduğunu yüzümüze çarpıyor devamlı. Fabrıga öyküsü ise Karabüklü bir insan olarak beni fazlasıyla etkiledi. Daha önce Karabük'ün öyküsünün bu kadar güzel anlatıldığı bir yazı okumamıştım.
"Bizim adamlaa yerin yedi gat altında kömür çapalaya, sizinkilee demür eridiya... Kömürünen demürden yazılmış ekmeğimiz... Şükredecen gaari, çaresi yok..."
Sıdıka'yı çok sevdim. Zaten bildiğim bir karakterdi ama kitabını da okumak çok güzeldi. Sanırım diziyi yeniden izleyeceğim. Öpücük Balığı ve Fabriga beni pek sarmadı.
Sıdıka'ya geri döneyim. Müthiş bir karakter... Sıdıka bütün gün evde televizyon izleyen ama öyle boş boş izlemeyen siyaset, ekonomi, bilim, çevre her konuda fikir sahibi olan bir ev kızı. Babası alkolik, abisi serseri, annesinin ise evde pek söz hakkı yok. Sıdıka a dese babasından dayak yiyor. Yine de konuşmaktan fikirlerini anlatmaktan vazgeçmiyor.
Bir mizah yazarının sahip olması gereken olağanüstü gözlem yeteneğine sahip Atilla Atalay. Çimento Toprak Sanayi lojmanlarında büyümüş bir çocuk olduğum için, 'fabriga' çok etkiledi beni. Sosyal devlet olma yolunda emeklerken, şu anda geldiğimiz noktaya ağladım, devletin imkanları ile çok kaliteli okullarda okumuşken şimdi çocuklarım için özel okullara verdiğim paralara ağladım. Ağladım da ağladım, hem okudum hem derin hayranlık duydum. Çok teşekkürler Atilla Atalay
Sıdıka ile yeniden rastlaşmak güzeldi. Keşke daha uzun olsaydı 48 öykü yetmedi... okurken resmen eski bölümleri izler gibiydim. Özlemişim keşke yeniden yayınlasalar....Öpücük balığı bölümlerini beğenmedim. Ama en son uzun hikaye olan "fabriga"da kalbimi bıraktım. Duygulandım. Dedesinin,ailesinin ve sanayileşme serüvenimizi anlattığı bir uzun öyküydü. Allah gani gani rahmet etsin🙏🙏🙏