Bir dilin kelimelerini hor görmek, hakir görmek, hele şu veya bu politik veya ideolojik sebeple dilden atılabilir görmek, en az, onların oluş ve yontuluş tarihini bilmemekten, hatta sevmemekten doğan büyük bir gaflettir. Çünkü, milletlerin olduğu gibi, kelimelerin de tarihi vardır. Bir milletin ataları, asırlarca o kelimelerle doymuş, onlarla düşünmüş; birbirlerini ve evlatlarını o kelimelerle tamamıyla milli bir sanatla işleyip Türk yapmışsa, evlatlar, artık o kelimelere düşman kesilemezler.
İstanbul’da Fatih’te doğdu. Trabzonlu Alemdarzâde ailesinden ve Osmanlı devri mutasarrıflarından İlyas Sâmi Bey’in oğludur. İlk Osmanlı mebuslarından ve basılı bir divan sahibi olan dedesi Hilmi Efendi devrinin tanınmış şairlerindendi. Babasının da bilhassa vatanî şiirler kaleme aldığı bilinmektedir. Nihad Sâmi önce Somyarkın, daha sonra Banarlı soyadını aldı. Nihad Sâmi, İstiklâl Lisesi’nden sonra İstanbul Dârülfünunu Edebiyat Fakültesi Edebiyat Bölümü ile birlikte Yüksek Muallim Mektebi’ni bitirdi (1930). Aynı yıl Edirne Erkek Lisesi’ne edebiyat öğretmeni olarak tayin edildi. Ayrıca Edirne Kız ve Erkek Muallim mekteplerinde edebiyat dersleri verdi. 1939’da Kabataş Erkek Lisesi’ne, 1943’te Galatasaray Lisesi’ne, 1946’da İstanbul Erkek Öğretmen Okulu’na, iki sene sonra da İstanbul Eğitim Enstitüsü’ne tayin edildi. Bu vazifelerine ek olarak Boğaziçi, Şişli Terakki ve Işık liseleri gibi çeşitli okullarda ders verdiği gibi 1959’dan 1962’ye kadar İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü’nde İslâmî Türk edebiyatı dersini okuttu. İstanbul Eğitim Enstitüsü ile Yüksek Öğretmen Okulu müdürlüğünü yaptı, 1969’da kendi isteğiyle emekli oldu. Öğretmenliğinin yanı sıra 1955’te üye olduğu İstanbul Fetih Cemiyeti’ne bağlı İstanbul Enstitüsü’nün ve aynı yıl kurulan Yahya Kemal Enstitüsü’nün müdürlüğüne seçildi (1958). Her iki enstitünün yayın çalışmalarını yürüttü. Millî Eğitim Bakanlığı “1000 Temel Eser” ve “Çağdaş Türk Yazarları” komisyonlarında görev aldı. Kubbealtı Cemiyeti bünyesinde 1971’de çalışmaya başlayan Dil ve Edebiyat Akademisi’nin edebiyat dalı başkanlığını ve aynı kuruluşun 1972’den itibaren yayımladığı Kubbealtı Akademi Mecmuası’nın müdürlüğünü yaptı. Yeni ve çok hacimli bir şekil verdiği Resimli Türk Edebiyâtı Târihi adlı büyük eserinin telif ve baskısını tamamlamaya çalışmakta iken 13 Ağustos 1974’te vefat etti. Mezarı Rumelihisarı’ndadır. Nihad Sâmi Banarlı yakın dostu olduğu Yahya Kemal’in büyük bir kısmı yayımlanmamış olan şiirlerinin, onu ikna ederek, 1956-1957 yılları arasında Hürriyet gazetesinde neşrini sağladı. Bu yayım sırasında isimleri dahil tertip ve baskı şekline kadar şiirlerin kitap halinde basımı konusunda da Yahya Kemal ile birlikte çalıştı. Ancak daha ilk kitabın baskısına geçilmeden 1958’de Yahya Kemal vefat edince bu çalışmaları tek başına sürdürdü. İstanbul Fetih Cemiyeti bünyesinde bir Yahya Kemal Enstitüsü kurulmasını gerçekleştirdi (1958). Bu enstitüye şairin mirasçıları tarafından devredilmesinde rolü olduğu evrak ile eşyayı tasnif ve tertip etti; ayrıca Yahya Kemal Müzesi’ni ve arşivini kurdu (1960). Yahya Kemal’in yayımlanmış ve yayımlanmamış bütün şiir ve yazılarını titiz bir çalışma sonunda 1961’den itibaren kaliteli bir baskı ile on kitaplık bir külliyat halinde yayımladı. Ayrıca iki cilt halinde Yahya Kemal Enstitüsü Mecmuası’nı çıkarttı (1959, 1968). Bu çalışmalarıyla ve aynı konuda yazdığı diğer yazılarla Banarlı, bilhassa Yahya Kemal’in Türk edebiyat ve fikir hayatındaki yerini almasına büyük ölçüde yardımcı olmuştur.
Vizede sorumlu olduğum için açıkçası zorla okuduğum bir kitap oldu ama güzel miydi, güzeldi bence çok kötü değildi. Yazarın vermek istediği tek fikir: Türkçe güzeldir, Türkçeyi seviniz. Sınavda da gelen soruyu yapmama yetecek kadar sevmişim kitabı. Kendi bölümümün demirbaş kitaplarından biri olduğu için saygı duyuyorum ama kendi isteğimle raflardan ilgiyle çekip alacağım bir kitap değildi.
Esâsında Türkçenin ne kadar güzel ve yeterli bir dil olduğunu, fakat devletin yanlış politikalarla bu dili nasıl fakirleştirdiğini (ya da fakirleştirme girişimlerini) ve kısırlaştırdığını anlatıyor. Benim ilgimi çeken anlatılar daha çok lingüistik ve etimolojiye dâhil olan kısımlardı. Yine de, pek çok şiir dizelerinden örnekler verilmesini ve tarihî atıflarda bulunulmasını oldukça faydalı buldum. Kitap, Türk dilini salt romantize etmekten çok gerçekleri tüm açıklığı ile anlatıyordu. Son olarak, bu kitap benim Türkçe adına düşüncelerimi olumlu yönde değiştirdi ve okumayı düşünen herkese tavsiyemdir.
Kitabın Adı: Türkçenin Sırları Kitabın Yazarı: Nihad Sami Banarlı Tür: Dilbilim Sayfa : 320 Yayınevi: Gençlik ve Spor Yayınları
2023 yılında okuduğum 1. kitap oldu. Bir günde bitirdim. Gerçekten çok faydalı ve güzel bir kitap. Çok beğendim.
Edebiyat tarihçisi ve yazar Nihad Sami Banarlı'nın, Türk dili üzerinde yıllar yılı yaptığı araştırmaları ve incelemeleri makaleler hâlinde ortaya koyan merhum Banarlı'nın Türkçenin Sırları eseri her Türkçe sevdâlısının başucu kitabı olmaya namzet.
Bu kitap, Milli Eğitim Bakanlığı'nın tavsiye ettiği 100 Temel Eser arasında olması nedeniyle ihtimam göstererek okudum. Mutlaka okumanızı tavsiye ederim.
Tamamen taraflı ve baska fikirlere saygı duymayan bir uslupla yazilmis. Oyle ki diger fikirdeki hocalara anarşist, ögrencilerine ise aptal diyebilecek kadar ileri gitmis. Kitabın özeti: arapca farsca kelimeler estetiklidir, güzeldir onları seviniz. (Baska dillerdeki yabanci kelimeler kakadır, cirkindir sadece arap ve farscaya izin var)
Nihad Sâmi Banarlı, kelimeler üzerinden düşmanlık yapılmaması gerektiğini bu şekilde ilerlenemeyeceğini ifade ediyor. Ana fikri Türkçe'nin imparatorluk dili olması. İmparatorluk dilleri her yerden alır ve içinde eritir. Bundan gocunmayın diyor. Tek imparatorluk dili de Türkçe değil. Kelimelerle uğraşmayın, kelimeler nereden geldiyse gelmiş ama dil içinde eridiyse Türkçe olmuştur.
Dil ve düşünce arasında, dil ve medeniyet arasında kopmaz bir bağ varken Türkçe ile ilgili daha fazla ve bölük pörçük değil; müstakil eserlere ihtiyaç var. Bu yönden de bu kitabın varlığı kıymetli.
(Çok uzun sürede okumuş olsam da) beklediğimden akıcı bir kitaptı. Birkaç görüş hariç Türkçe hakkındaki çoğu görüşüne katılıyorum. Öztürkçe’nin ve başka dillerden giren kelimelerin Türkçeden atılması fikrinin saçmalığının farkında olması ve güzelce anlatmasını sevdim (umarım günün birinde çok geç olmadan Tahsin Yücel de anlar). Velhasıl dil konusunda temel düşüncelere sahip olmak isteyen her Türk’ün bu kitabı okuması gerektiğini düşünüyorum.
Günlük konuştuğum Türkçe’nin ne kadar kısır olduğunu idrakimden sonra kitaplıktan seçip okudum. Kullandığımız kelimeler ve Türkçemiz hakkında bilinçlendirmesinin yanı sıra farklı şairlerden seçmece beyitler sunarak keyifli bir okuma sağladığını söyleyebilirim. Bu konuya ilgi duyan ya da bu konuda bilincini arttırmak isteyen herkese tavsiyemdir.
Türkçe üzerine okuyabileceğiniz bu kadar çok bilgiyi size akıcı bir şekilde sunabilecek nadir kitaplardan biri. Kitap, Türklüğün ve Türkçe'nin büyüklüğünü görmek,farkına varmak için yazar tarafından bize verilmiş bir emanet. Tıpkı atalarımızın bize verdiği bir emanet olan dil gibi, ona iyi bakmalıyız... Türkçeyi, "Türk"çe düşünmeyi seven herkese öneriyorum...
Türkçemiz ile ilgili en önemli eserlerin başında geliyor bu kitap. Dil üzerinde yapılan çalışmalar, sadeleştirme, diğer dillerden gelen kelimeler gibi konular birçok yazar ve şairden verilen örneklerle anlatılıyor. Türk Dili konusunda ilk okunacak eserlerden biri.
Yazar, her yazısında solcu görüşlere, dış mihraklara ve karanlık güçlere atıfta bulunarak konuyu zorlama bir şekilde ele almaktadır. Özellikle Süleyman Şah Türbesi ile ilgili yazısında, bir radyo programında Câber kalesinin yanlış telaffuz edildiğini (Caber olarak) ve bunun millet dilini yıkmak için bir cinayet olduğunu iddia etmektedir. Bu iddiası açıkça zorlama ve mantıksızdır.
Yazar, Caber kelimesinin yanlış telaffuz edilmesinin Türk olmayan bir kişinin yapabileceği bir şey olduğunu düşünmektedir. Bu, cahil bir davranış olarak nitelendirilmiştir. Ancak, bu iddiası tamamen saçmadır ve dil hatalarının sadece belli bir topluma özgü olmadığı açıktır. Ayrıca, bu hataların millet dilini yıkmak gibi bir amacı olamaz.
Yazar, bu yanlış telaffuzun Türk hafızasını lekeleyeceği ve milli hafızada bir ses lekesi olarak kalacağı endişesini taşımaktadır. Ancak, böyle bir endişe tamamen gereksizdir ve mantıksızdır. İsim telaffuzları hafızalarda kalıcı izler bırakmaz ve böyle bir endişenin nedeni tamamen hayal ürünüdür.
Yazarın bu zorlama iddiaları, okuyucunun kitabı ciddiye almasını zorlaştırmaktadır. Ayrıca, yazarın bu tür zorlama iddiaları yaparken Türkçe sevgisi gibi önemli bir konuyu kullanması da üzücüdür. Yazar, konuları ele alırken daha gerçekçi, mantıklı ve açık bir bakış açısı benimsemelidir.
Son olarak, yazarın bu iddialarının, tarihi ve kültürel mirasımızı korumak amacıyla yapılmış tartışmalara katkıda bulunmadığını belirtmek gerekir. Aksine, bu tür iddialar, tartışmaların kalitesini düşürmekte ve gerçek sorunların gölgesinde kalmaktadır.
Acaba bir ismin yanlış okunmasından bunun nedenini bulmak için dış güçlere kadar bir yolculuğa çıkan yazar, bugün çok sevdiği muhafazakar hükümetlerin zamanında artık böyle bir türbenin artık yerinde olmadığını ve kalıntılarının Suriye'de bir müze bahçesinde sergilendiğini duysa ne hissederdi? Ya da zamanında bu kitabı okuyan hassas insanlar, bugün bu türbenin yerinde yeller estiğini ve artık orada olmadığını öğrendiklerinde ne hissettiler, ne düşündüler?
Yabanci dile çok ilgi duyan biri olarak herkesin öncelikle kendi ana dili hakkında bilgili olmasını isteyen biriyim .Bu kitabın ilgimi çekmesinde en başta gelen sebep dil aşkım olsa gerek. Kitapla ilgili biraz araştırma yaptım ve oldukça rağbet görmesinden bende okunmaya değer bir kitap izlenimi bıraktı . Türkçe'nin gelişmesine karşı olmamakla beraber özünün de unutulmamasını isteyen biri olarak bu gibi kitapların bu konuda en önemli yardımcı olduğunu düşünüyorum. ---------------------------------------------------------- Kitabın Türkçenin kullanımında bireyleri bilinçli yapabileceğini düşünüyorum. Bence bölüm bölüm değişik konulara ayrılmış bir kitap olması da, kitaba okuyucunun sıkılmasını engelleyici bir nitelik kazandırmıştır. Türkçenin geçmişte nasıl görkemli bir dil olduğunu ve günümüze Türkçe'nin nereye gittiğini güzel bir dille anlatmıştır.Anadil olarak Türkçe konuşan her bireyin Türkçe konusunda bilgili olmak isteyen her bireyin mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum .Yaklaşık 300 gibi bir sayfaya bu kadar bilginin sığdırılması ve okudukça okunası gelen bir kitap olmasından dolayı herkese tavsiye ediyorum.
Bu kitap, her cümlesinde ve her kelimesinde hissettiriyor ki; Türkçeye aşık bir kimse tarafından yazılmış. Bir dili yaşayan bir varlık olarak gören, son dönemde yapılan kelime katliamlarına karşı ailesinden bir kimseye zulmedilmiş gibi öfkelenen, bu ve buna benzer tahribatların sebebini ise "dil" denen mefhumun özelliklerinin bilinmemesinden kaynaklı olduğunu düşünen bir müellifin eseri bu. Dolayısıyla makalelerin her biri Türkçe özelinde dilin ne tür bir araç olduğunu ortaya koyuyor.
Okuması oldukça keyifli ve öğretici. Muadili olan diğer kitaplar gibi ele aldığı hususlarda tekrara düşmüyor.
Ayrıca bence kitabın en büyük özelliği ele aldığı konu üzerine yazılan diğer kitapların yazarları (Peyami Safa, Tarık Buğra...) kaliteli birer edebiyatçı olmalarına rağmen; edebi tatmin, cümle ve paragraf estetiği noktalarında onlardan önde olması.
Merhaba Efendim bir dil savaşçısı olmak istiyorsaniz okumalisiniz. dili sadelestirmek isteyenlerin maksatlari nedir? türkçe sevdalısı ilim adamlarımiz. Atatürk un dil hakkındaki yaptıkları. daha birçok geçmişe ışık tutan her entelektüel insanın mutlaka okuması gereken bir kitap. hatta her Türk evladına okumasını tavsiye ederim.