Paperback. 13,50 / 19,50 cm. In Turkish. 128 p. Edited by Senem Kale Tarik Tufan varolussal yalnizligimizin pesine düsüyor. Genç bir adam, kafasi karisik, âsik, toplum denilen çemberin yavas yavas disina çikiyor. Sorular soruyor hayata, yasamin önüne çikardigi bilgeleri yüregiyle dinliyor… "Seni sakliyorum, parmaklarini, ellerini sakliyorum, gülümserken kivrilan dudaklarini sakliyorum, hosça kallarini sakliyorum, bembeyaz yüzüne bir anda dolan saskinliklarini sakliyorum. Sirf bu yüzden kalbim bir gün paramparça olacak."
1973 yılında İstanbul'da doğdu. Kabataş Erkek Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümünü bitirdi. Marmara Üniversitesi Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Enstitüsü Sosyoloji Bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayınlanmakta ve bazı televizyon kanallarında edebiyat-sohbet türünde programlar sunmaktadır. Yayımlanmış beş adet kitabının yanı sıra Uzak İhtimal ve Yozgat Blues filmlerinin senaristlerindendir. Kitaplarındaki zarif ve naif anlatım üslubunu senarist olduğu filmlerde de görmek mümkündür. "Uzak İhtimal" filmiyle 2009 yılında İstanbul Film Festivali'nde "En İyi Senaryo" ödülünü kazanmıştır. Uzak İhtimal'in ardından senaryosunu yazdığı "Yozgat Blues" filmiyle 2013 yılında Altın Koza Film Festivali'nde "En İyi Senaryo" ödülüne layık görülmüştür.
Evet Tarık Tufan’a ara ara devam ederek 3. Kitabını da okumuş oldum. Bu seferki eseri beni şaşırttı açıkçası. Başta deneme gibi başlayan eser ortalara varmadan bir romana dönüştü. Önceki incelemelerimde belirttiğim gibi her cümlesi kıymetli yazarın. Kitabın ismi Cahit Zarifoğlu’nun bir şiirinin isminden gelmekte. Kitabın içindeki cümleler o kadar anlamlı ki altını çizecek olsanız sanırım çizilmedik yer pek kalmaz.. Kısa bir kitap 125 sayfa ama inceden inceye kendini sorgulatan, kişisel gelişimi irdeleyen, arada Filistin ve Gazze halkına atıfta bulunan, itiraflarla dolu, genel olarak umutsuz, hüzünlü ve depresyonu anlatan bir eser. Ailevi sıkıntılar çeken, yalnızlıkla boğuşan, huzuru arayan bir kahramanımız var. Daha doğrusu kendi içinde kendini arayan biri. Hayatından kesitlerle bölüm bölüm oluşturulmuş bir kitap.
Eser bir çok şeyi yeniden fark ettirmeye çalışıyor. Anlatımı o kadar bizden ve samimi ki çok hoş. Ayrıca bu eserinde karakterleri birbiriyle dertleştirmiş, konuşturmuş. Farklı karakterlere de bürünebiliyor yazar. Dertleşiyor daha doğrusu sizinle.
Sonuç olarak bakarsak bu kadar övgüye rağmen diğer okuduğum iki eserinin üstüne çıkamadı. Önceki okuduklarımdan bir tık aşağıda buldum ama yine de tekrar ediyorum. Bir yerlerden başlayın Tarık Tufan okumaya. Tavsiye ederim.
" Susuşları ve istemsiz veda edişleriyle tamamlanmamış bir cümledir insan.."
Yanlış bilmiyorsam eğer bu kitabın ismi Cahit Zarifoğlu'nun "Sen Kuş Olur Gidersin Bir Trenle" şiirinden. " ha biz varız ha biz maskeli balo saygıya durup üstün bir gecede bir sır payı katlayıp sade bir kahveden keyifsiz bir detayın hükmüyle ha biz yokuz ha biz seferde ya bu kez ölenleri görmeliysek ya sen kuş olup gitmeliysen bir trenle "
Kitabı beğenerek okuduğumu hatırlıyorum -okuyalı bir yıldan fazla oldu- Yirmi altı yaşında türlü türlü dertleri olan bir adamın, hayatındaki zorluklarla mücadelesinin hikayesini okuyoruz. Başlangıcı deneme tarzı gibi başlasada devamında öykü kitabı gibi bitiyor, kısacık bir kitap ama etkileyici bir anlatımı var ve çokça çarpıcı cümle var içinde. Kuşlarla ilgili kısmına hikayenin en sonunda varıyoruz ve 'damdan düşenin halini damdan düşen bilir' dedirtiyor.
Herkese keyifli okumalar.
İnsan sakladıklarıyla insandır.
Tutuyorum kendimi, saklıyorum.
Seni saklıyorum, parmaklarını, ellerini saklıyorum, gülümserken kıvrılan dudaklarını saklıyorum, hoşçakal'larını saklıyorum, bembeyaz yüzüne bir anda dolan şaşkınlıklarını saklıyorum. Sırf bu yüzden kalbim bir gün paramparça olacak. Bu yüzden gece yarılarında uyanıp içtiğim tek dal sigara eşliğinde gözlerimden akıyorsun.syf77
Susuyor olmam, acı çekmediğim anlamına gelmez.syf125
Hevesleri, beklentileri, erteledikleri, kursağında kalmış kelimeleri, kaçırılmış bakışları, gizledikleri, bitirilmemiş mektupları, susuşları ve istemsiz veda edişleriyle "tamamlanmamış bir cümledir insan". Son anda binmekten vazgeçtiği bir otobüs, suskun kalınmış bir telefon araması, sinemada yanında duran boş koltuğa bakış...
Tamamlanmamış bir cümledir insan. Yalnızlığıyla bile bir araya gelemeyecek kadar ıssız. Bütün bunlara rağmen hayat, yine de anlamlı bir cümle kurabilme isteğidir. İnsanın kendini tamamlayabilmesi isteği. Zaman içinde aşınmış, her şeye kırgın bir ruhun kendini onarabilme çabasıdır. Geriye dönüp, kendi ıssızlığıma terk ettiğim kelimeleri, henüz belleğimde ifadesini yitirmemiş yüzleri ve bir panik anında yaptığım anlık tercihlerimi arıyorum.syf17
"Bu da geçer ya hu!" Ah evet! Bu sahiden benim için önemliydi. Bu da geçer ya hu! Kendi kendime defalarca tekrarladığım bir zikir haline gelmişti. Bu da geçer. Bu da geçecek. Bu da geçmeli. Bu da geçsin ya hu! Bu da geçsin lütfen...syf31
...aynadaki yüzümle göz göze geldim. Oldukça değiştiğimi fark ediyordum. Gözlerimde yuva yapan kırlangıçlar uzun zaman önce uçup bir daha da geri dönmemişlerdi. Onların kanat çırpmaları olmayınca, gözlerim ölü evinin sessizliğine bürünüyordu. Kirpiklerime konan kuşlar olmayınca bakışlarımdaki ifade de ortadan kayboluyordu. Böyle zamanlarda konuştuğum insanlar kendilerini dinlediğimden bir türlü emin olamıyorlardı. Haklılık payları vardı. Hatta daha doğrusu dinlemiyordum. Birini can kulağıyla dinlemeyeli çok uzun zaman olmuştu. İnsanlar konuştuğunda ta uzaklarda yaralı bir kırlangıç arkadaşlarının birçoğunun öldüğünü ve benim kalanlara yar-dım etmem gerektiğini bağırıp duruyordu. Sonra kanatlarından süzülen kana rağmen, kısa uçuşlarla gözden kayboluyordu. Ben nerede olduklarını soramıyordum bile.syf65
çok da bilinçsiz bir seçim değildi benim için ama yazarın başka kitabını okuyacağımı pek sanmıyorum..
okudukça hissettiğim duygu bu yazarla farklı kafada olduğumuz oldu.. böyle olunca da edebi olarak şahane bişey olmadıkça beğeni de mümkün olmuyor..
öykü bir başka ıssız adam öyküsü aslında yalnız bu ıssız adam kendini içki uyuşturucu kadınlar yerine tam tersi bir bunalıma itiyor.
aile, iş dünyası, hayatın anlamı, aşk bunların hepsinde problemi var. ancak beni rahatsız eden buram buram kibir oldu. bu kibir yazardan mı yoksa bilinçli bir şekilde karaktere yansıtılan bir özellik emin değilim..
aslında tek yıldız verecektim ama kitabın sonlarına doğru öyküdeki diğer karakterlerin ağzından yazılmış bölümler daha samimi geldi bana, bu yüzden 2. yıldızı verdim
tabi bu yazarın durumu kurtarma çabası da olabilir..
"İnsanlara bir şeyler anlatmaya çalışmak buharlı bir cama yazı yazmaya benziyor. Özenle yazıyorsun, apaçık belli oluyor anlattıkların. Sonra silinip gidiyor."
x x x x x x x x x x x x
Ve Sen Kuş Olur Gidersin'de babası tarafından terk edilmiş, annesini kaybetmiş, sevdiği kadına kavuşamamış, hayatta istedikleri olmamış, kendi karanlığında kaybolmuş bir adamın hikayesini okuyoruz.
Başlarda sevmiş gibiydim ama sonra beni buhrana sürükler gibi oldu. Umutsuzluğa kapıldım. Ama yine de satırlardaki yaşamışlık hissini sevdim. Tarık Tufan duyguları hissettirmede oldukça başarılı. İçine çeken bir kalemi var. Her ne kadar umutsuzluğa sürüklese de okurken "Bende böyle düşünüyorum," derken buldum kendimi. Aslında kitaptaki kurgu "gerçek hayat" ve o yüzdendir ki yaşanmışlık hissini bu kadar yakından hissettim.
Dediğim gibi kurgunun insanı buhrana sürükleyen bir yapısı var. Kimi zaman üzüldüm, kimi zaman isyan ettim ama ama en çok da sevdim. Tarık Tufan kalemiyle yeni tanıştığım bir yazar ve ilk kitabı "Ve Sen Kuş Olur Gidersin" oldu. Tarık Tufan'ın satırlarındaki yaşanmışlık hissinin verdiği etkiyle yazar devam edeceğim, takip edeceğim yazarlar arasına girdi. Diğer kitaplarına da bir şans vereceğim.
Sürekli aynı tür kitaplar okumaktan sıkılmış olanlar ve farklı tür arayışlarında olanlar için Tarık Tufan'ın kalemi bir şansı hakediyor. (=
"Dışarıya dolaşmaya çıkıyorum bazen.. Tamamlanmamış bir cümledir insan.. Yalnızlığıyla bile bir araya gelemeyecek kadar ıssız.. Ne olduğu, nereden geldiği çok önemli değil. Sadece umudu hatırlatacak bir şey.. Bir göz kırpması uzunluğunda bile olsa, umut.. Anlıyorum ki hayat hep beklenmedik şeylerdir.. İşte bu yüzden her şeyin en kötüsünü düşünmek, sık sık düşen insanların sahip olduğu en köklü alışkanlıklardan biridir. Bu yüzden iyi şeyler de yaşansa, arkasından kötü şeylerin geleceği düşüncesi her şeyi berbat eder... Bu da geçer Ya Hu!.. Başkalarının düşüşleri, anlatılması en kolay hikayelerdir nasılsa.. Benim bakışlarımda hala okunabilecek kelimelerin kalmış olduğunu bilmek ayrı bir mutluluktu.. Ölüm var, ölüm!.. İhtiyaç fazlası neler var diye bakınıyordum.. İnsan çokça hayat ve bir de ölümdür.. Ömür bir çay içimi kadar zaten.. Sadece gözlerimden kaçan kırlangıçların kanat sesleri duyuluyordu.. İnsan kaybettikleriyle insandır.. Bir kuş, bir sevgili.. Hayatın neresinde kalmıştık?.. İnsan hep yarındır.. Her kafesten kurtulabilmenin bir yolu olsun diye.. İnsan canhıraş bir suskunluktur.. Susuyor olmam, acı çekmediğim anlamına gelmez.."
Bu kitabı okumaya niyetleneli çok oldu ve sonunda ulaştım, bitirdim. Tarık Tufan felsefe mezunu, kitabında fark ediliyor zaten felsefi anlamda doluluğu. İnsan ve insanlık üzerine çıkarımları çok hoşuma gitti. Zihnimde olan bazı sorulara cevap veren cümleler buldum kitaptan* Kitap hikaye gibi de kısa bir roman gibi de aslında. Bir adamın çocukluktan itibaren yaşadığı üzücü olaylar ve otuzlu kırklı yaşlar arasındaki hallerini, duygu durumunu, hayatını, anlatıyor. Onu anlatırken de insana dair çıkarımlar yapıyor. Kitabın ismi Cahit Zarifoğlu'nun şiirinden esinlenilerek konulmuş ve ancak kitap biterken anlıyorsunuz neden kitabın isminin bu olduğunu. Eğer yüreğinize dokunan bir şeyleri seviyorsanız okuyun derim.
* " lnsan Tamamlanmamış bir cümle. yalnızlığıyla bile bir araya gelemeyecek kadar ıssız. Bütün bunlara rağmen hayat, yine de anlamlı bir cümle kurabilme isteğidir, insanın kendini tamamlayabilmesi isteği.." "Susuyor olmam, acı çekmediğim anlamına gelmez " " Bir kuş giderken neler götürebilir ki yanında? Oysa bir Sevgili giderken pek çok şeyi alıp gitmiştir. Bir sevgili gittiğinde ona baktığınız gözlerinizi de alıp gitmiştir bir sevgili gittiğinde altında onunla dolaştığımız gökyüzünü de alıp gitmiştir"
Kitap yarım bırakmamak gibi bir prensibim olsa, kitap hediye gelmiş olsa ve sırf hatır için okumaya başlamış olsam ve 77 sayfa okumuş olsam dahi daha fazla katlanamadım.
Bir kere 77 sayfa boyunca altı boş aforizma kasmak dışında bize ne anlattın sayın Tufan? Acıların çocuğu Tufan diyesim var. Aşk acısı çekiyormuş Tarık Bey aman ne kadar değişik. Babası iflas etmiş, evi terk etmiş öfkeliymiş aman ne kötü. Yanlış anlaşılmak da istemem aşk acısı çekmeyen mi var, farklı ne anlattı bize hiç. Annesini çok seviyormuş annesi kanser olmuş dünyası kararmış. ( Yavan cümleler...)
Toplumun siyasi ve sosyolojik ortamına oynamış bence yazar. Bu kadar yere göğe sığdırılamama sebebi de bu bence, hedef kitlenin ince damarlarına dokunması. Allah, Kur'an, Yasin, 3 kulvalla 1 elham...
Bol bol ajitasyon yapayım, kanser anne diyeyim, babam iflas etti diyeyim aa dur hatta evli kadına aşık olayım ilginç olsun bir de Afrikalı çocuk/ akbaba / gazeteci örneğini de patlattım mı satar bu kitap.
Wattpat yazarlarından hallice... Öyle büyüleyici bir anlatımı falan da yok. İyi kötü bir okuma kültürüm olduğuna inanıyorum ve bunun bana verdiği yetkiye dayanarak bu kitap ÇOK KÖTÜ diye bağırıyorum.
Aforizma okumak istiyorsanız milyon tane yeraltı edebiyatı kitabı var ve dil olarak çok daha yukarıdalar Tufan'dan.
Gelelim kadınlar hakkındaki beni çok rahatsız eden kısımlara;
"Zayıf, cesaretsiz kadınları severim ben. Erkeğine sürekli ihtiyaç duyan kadınları severim. Kendi zayıflığını her defasında erkeğine hissettiren kadınları. Tek başına karar almaktan korkan kadınları. .... Kadın benim olmasa da mutlaka bir erkeğin olmalıydı." (Sayfa 56)
Bu ne şimdi? Güçlü kadın fikrinden neden bu kadar korkuyorsunuz. Biz kadınlar erkeklere bağımlı olmadan yaşayabiliyor, gayet başarıyla ayaklarımızın üzerinde durabiliyoruz. Pek çok konuda da erkeklerden daha başarılıyız. Tiksindim bu fikirlerden!! Neden kendi başıma karar alamıyorum, neden cesaret göstermiyorum sayın Tufan! Ne cüretle...
Gelelim başka bir yere...
"Birlikte yaşanması güç bir adam olarak, dünyası karmaşadan kurtulamayan bir adam olarak, son derece iyi bir aile yaşantısı olan ve fazlasını hakkeden onu, kendime karşı koruyordum." ( Allah razı olsun çok ince düşüncelisin.)
"Şuan evli olduğu adamla evlenmesine, birlikte olmasına göz yumdum."(Neden böyle bir iey yapıyorsun arkadaşım, sorunlu musun?) "Biliyorum ki, bunu istemeseydim asla olmazdı."(Özgüvenin böylesi!! Kendini aşırı önemseme.. O kibir ağırlık yapar taşımak zor değil mi?) "Ancak düzenli bir hayatı olan, iyi bir işi ve ailesi olan, onu koruyacağından emin olduğum o adamla evlenmesine RAZI OLDUM." (Neden başka birisi koruyor ve yine bir sevap yapmış gibi yansıtma durumu. Onu çok seviyorum bu yüzden başka bir adamla evlenmesine RAZI OLDUM!)
Sözüm hemcinslerime... Kızlar sizi birisinin korumasına muhtaç değilsiniz! Birisi size böyle bir muamele yapıyor ve sizi sevdiği için yaptığını ileri sürüyorsa ilişkinizi ciddi ciddi gözden geçirin, bırakın o adamı! Kendi egolarını tatmin etme aracı olarak sizi kullanmasına aracı olmayın. Saçma sapan fikirleriyle baş başa bırakın ve ona ihtiyaç duymadığınızı bildiği halde sizi sevenlerle harcayın zamanınızı.
Hayat korkak adamlarla ya da kötü kitaplarla zaman geçirmek için çok kısa.
Şanzelize Düğün Salonu, Beni Onlara Verme’den sonra en sevdiğim Tarık Tufan kitabı oldu Ve Sen Kuş Olup Gidersin. Hayatın zorlukları içerisinde kaybolmaya yüz tutmuş bir insanın düşüncelerine konuk oluyoruz bu kitapta. Bu tarz kitapların sizi etkilemesi için karakterlerle bir yakınlık kurmanız veya anlattıklarında kendinizden az ya da çok bir parça bulmanız gerekir. İşte beni tam da bu noktada yakaladı kitap. Tarık Tufan her zaman yaptığını yapıyor. Usul usul oynattığı kaleminden çıkan yaşanmışlığı olan cümlelerle yüreğimizin en derinlerine dokunabiliyor. Bunun yanında kitapla ilgili iki sıkıntı var bana göre. Birincisi biraz fazla melankolik olması. İkincisi ve daha büyük sıkıntı ise kadınlarla ilgili bazı ifadelerinin kadınların gücü yerine korunmaya ihtiyaçları olduğu üzerine cümlelere yer vermesi. Benim genel olarak okumaktan son derece keyif aldığım bir kitap oldu. Yukarıdaki iki noktadan da bahsetmek boynumun borcu olduğu için söylemeden geçemedim.
Kitaba başladığımda ilk birkaç sayfa deneme okuduğum yanılgısına kapıldım ama daha sonra kitap bir uzun öykü/romana dönüştü. Bazen metni kategorilendirmek bir parça güçleşiyor, gerçi her metni ille çok keskin kalıplarla kategorilendirmek gerektiği gibi bir zorunluluk da yok. Vel hasıl kitap biraz daha ilerleyince birtakım şeyler netleşiyor ve okuduğunuz şeyi bütünleştirmeye çalışıyorsunuz. Zaten çok kalın bir metin olmadığı için de süreç sizi hem yormuyor hem de çabucak bitiyor.
Peki ne anlatmış Tarık Tufan bu kitapta?
Babası tarafından terk edilmiş, annesini erken kaybetmiş, yaşadığı hayatta birtakım sorgulamalara girişmiş ve zihninin iplerini kaybetmekten korkan genç bir adama konuk etmiş bizleri. Bu eksende okurun kendine bazı sorular sormasını amaçlamış, başarmış da bence.
Yine de ne dudak uçuklatıcı bir kurgu ne de sıradışı karakterlerle vermemiş vermek istediği mesajları. Hatta yer yer ana karakteri anlamakta zorluk çekebilirsiniz. Bilhassa Lola'yla ilgili kısımlarda.
Aslına bakarsanız acımasız olmak istemiyorum çünkü bu bildiğim kadarıyla yazarın ilk kitabı. Bu açıdan ilk kitap olmanın eksikleriyle bezeli. Bilhassa kitaptaki bir avuç paragraf o kadar yavan ve o kadar havada ki... Bazı satır aralarında kadın oldukça zayıf ve korunmaya muhtaç bir çerçeveye oturtulmuş. Bilhassa bu anlamda duyarlı kadınların öfkesini çekebilecek riskli satırlar. Şahsen beni de bir parça rahatsız etti. Yine de okuru birkaç noktadan yakalamayı başarmış, süslü cümlelerle arada şov yapılmış ve sonraki kitaplar için umut vadedici bir kitap olmuş. Bende yazarın birkaç kitabı daha var ve bilhassa son kitabını okumadan kesin bir kanaat geliştirmek istemiyorum.
Tarık Tufan'ın edebiyatı kullanma biçimini seviyorum. Kelimeleri ve cümleleri gayet güçlü ve vurucu. Benim hep temkinli yaklaştığım yazarlardan kendisi. Özellikle Filistin, müslüman çocuklar ve şükürler üzerine dikkat çektiği konular nedeniyle bana hep din sömürücüsü bir yazar havası var gibi geliyor. Ancak ne zaman bir kitabına rastlasam ve cümleleri arasında gezsem haksızlık ettiğimi düşünüyorum. Şu dini göndermeleri çıkarsak beni rahatsız eden bir kısım da yok. (Rahatsızlık duyduğum konu : sürekli müslüman bebekler üzerinden anlatılan hikayelerin duygu sömürüsüne çok açık olması ve yanlı anlatılması) Muhafazakarsanız bayılırsınız. Değilseniz de seversiniz.
Etkileyici ve akıcı bir anlatım, yazarla ilk tanışmam. Ailesi dağılmış, annesi vefat etmiş, babasına öfkeli, anlam arayışında kaybolmuş bi adamın yaşadıkları anlatılıyor. İçine alıp yaşatan bi anlatım.
İlk Tarık Tufan okumam oldu. Kimsenin yorumuna bakmadan arka kapak yazısıyla kitabı satın aldım ve okumaya başladım. Deneme gibi başladı, çok fazla aforizma vardı. Sanki altı çizilsin, vay be denilsin diye 10 cümleden 8 i özellikle seçilmiş gibiydi. Kitabın genel havasında kadınlara karşı nefret hissettim. Hikayeyle alakası olmayan bir çifti tasvir ederken adamın sadece gözaltlarından bahsederken kadının her bir zerresi eleştirilerek tasvir edilmiş. Memeleri pörsümüş, bebeğini besleyemediği (?) için çaresiz, elleri erkeksi, kaşları kalın, saçları bakımsız. Ne anlatmaya çalışıyorsun, ne alakası var memesi pörsümüş kadınla sadece gözaltları çökmüş adamın? Kadın tarlada çalışıyor da elleri büyümüş ondan erkeksi tabirini mi kullandı dedim alakası yok. Kısacık bir paragraftı ama bana çok anlamsız geldi.
Ana karakter zayıf kadınlardan hoşlandığını söyledi hiç şaşırmadım.
Babası annesini dövmeye başlıyor bunu da babanın kırılan gururu ve çaresizliğine bağlıyor halbuki alakası yok. Baba, eşini dövebildiği için eşini dövüyor başka açıklama yok. Mesela baba kendi ağzıyla ahlaksız dediği patronlarını değil de neden karısını dövüyor? Çünkü karısını dövebiliyor.
En son babanın ağzından eşinin çok güçlü olduğu yazılmış falan ama toparlayamamış. Kitabın genelinden kadınlara karşı saklı öfkeyi ben hissettim. Yazarın vermeye çalıştığı duygu buysa başarılı olmuş.
Sanıyorum son 20 sayfa hatırına ikinci yıldızımı veriyorum. Son anda kitap denemeden romana döndü. Baştan öyle başlasa sevebilirdim.
Çok kısa bir kitap okumaya başladığınız gibi bitirebilirsiniz. Zaten aralarda gereksiz sayfalar da var. Örneğin hayatın karmaşıklığını anlatmak için kelimeleri birleştirip bir bölüm ayırmışlar. Birleşen kelimeler bir şey ifade etmiyor karmaşıklığı simgeliyor. Romantizmfeminizmdeizm… gibi sıralanmış. Yani okuyucu olarak benim hissettiğim şuydu, yazar nasıl olsa Tr’de ismi olan okunan bir yazar. Şöyle kısa bi şeyler yaz biz basalım nasıl olsa satılır, diyerek yola çıkılmış. Lise birde falan olsam belki altını çizdiğim çok yer olurdu ama yapacak bir şey yok beğenemedim 🤷🏽♀️
Aslında projem için okuyordum ama sonra sonra benden bir şeyler yakalayabildiğim bir kitap olduğunu anladım . Okurken duyguları en derinden hissettiğim bir kitap . Yalnızlık, arkadaşsızlık ,güvensizlik ve yaşama hevesini kaybetmek bunlar benim de sorunlarım . Kipriklerimdeki kırlangıçları bende arıyorum bazen bir kitapta yakalıyorum onları bazen de bir müzikte .Durup dururken gelmez onlar . Kafam karışır anlaşılmaz bir halde olurum bazen ,bu kitabı okurken sonunda birisi benle aynı duygularda dedim . İkimiz de birbirimizi anladık. Saol Tarık Tufan çok tesekkür ederim. Okunmasını sevgiyle tavsiye ettiğim bir kitap.Sonuna kadar okuyun pes etmeyin çünkü asıl güzel olan son kısmı , güven bana ! Okuyunca anlayacaksınız diye düşünüyorum...
Sevgili Tufan yine bizi hüzne boğdu. Ancak bu kitap diğerlerinden farklı, burada olay bir kişi üstünden ilerliyor. Kahramanımız yaşamının en çetin geçen zamanlarını kendisi anlatıyor. Psikolojik yönden bitmiş birinin birde üstüne aşk acısı çekmesi durumu daha da zorlaştırıyor. Ancak yeniden başlamak için aşk harika bir adım. “Susuyor olmam, acı çekmediğim anlamına gelmez.” diyor kitabın sonunda sevgili Tufan. Sanırım susuyor olmak en çok da kendine zarar verir insanın. Cunda’dan herkese selamlar. Kitapla kalın.. 🍀 #FatmaOkuyor #TarıkTufan #VeSenKuşOlurGidersin #heraybirtarıktufan #kitap #okumahalleri
Ne edebi açıdan, ne felsefi açıdan, ne de bilgi açısından hiçbir şey katmıyor. Zaten ne kitabı olduğu da belli değil, deneme mi hikaye mi, bla bla bla
Kitap yakmalar, maket bıçağıyla kolunu nasıl kestiğini anlatmalar, evli birine aşık olmalar falan filan… Hepsini de çok normal veya iyi bir şeymiş gibi edebiyat yaparak anlatmalar. Çok ilginç… Kötü örnek olabileceğini düşündüğümden belirli bir yaşın altındaki kimselerin okumasını istemezdim. Hatta mümkünse kimse okumasın, harcanan zamana değmiyor.
Sen niye okudun derseniz, hediye olduğu için boğulsam da zorladım bitirmeye… :)
İlk defa Tarık Tufan okuyorum. Kitap bir solukta okunuyor, dili büyüleyici. Gerçekten çok etkilendim, Tarık Tufan okumaya devam, çokça tavsiye.
“İnsan sakladıklarıyla insandır.”
“Bir hayata şahitlik etmem bazen insanın soluğunu kesecek kadar ağır bir gösteriye dönüşüyor.”
“İnsan garip bir varlık, bazen sakladıklarıyla mutlu oluyor. Bazen de açığa vurduklarıyla. Ben her iki durumda da mutsuz olacaktım. Saklasam da açığa vursam da mutsuzluğum değişmeyecekti. Onun biraz daha mutsuz olması için açığa vurmayı seçtim.”
“Aramayan adamın kendini heder ettiği görülmüş müdür evlat?”
çok ağır geldi bana. hem tarık tufana başlama kitabım olsun hem türk edebiyatı okuyayım hem biraz kafam dağılsın dedim ama kafa dağıtmalık bir kitap kesinlikle değil. bölümler kısa, cümleler bazen kısa ama anlam yüklü; benim için doğru bir zamanda okunmuş bir kitap değildi. etkilendim mi kesinlikle hatta etkilenmemem gereken kadar. baş karakterin yaşadığı ağır şeylerin altında ezildiğimi hissettim resmen. sondaki kuş kafesi metaforunu da beğendim açıkçası. başka kışlarda görüşürüz tarık tufan, hayatımın bu kışında ben de pek iyi değilim zaten böyle bir karakter de beni iyice yıprattı.
Nasıl başlasam bilemiyorum. Kısacık bir şeyler yazacağım. Kitabın son sayfasıyla birlikte ben de bıraktığı ağır hüzün geriye kaldı. Her sayfasındaki ağır ve karanlık hüzün sizi bir sis gibi sarmalıyor ve bu sisten kaçış yok. Normal şartlarda bu kurgu ve dile 3 yıldız felan vermezdim sanırım. Karamsar bir kitap olduğundan çok önermesem de yazarın bu ruh halini böylesine güzel yansıtmış olması takdir edilir.
Tarık Tufan’dan çok güzel bir edebiyat romanıdır. Kitabın 125 olmasına aldanmayın, kısa ve az olması ilginizi çektirmeyebilir. Ama ben severek okudum, hoş ve inanılır bir anlatım vardı, zaten, roman yazarın iç çekişmelerini anlatıyordu. Bazı şeyleri unutmamak için kollarımıza kazımıştık. Ama artık unutmamız gerektiği anlarda da unutma şansımız olmayacaktı.
Arayışlar yorar insanı,demiş bir cümleyle yazar. Sanki oturduk karşılıklı konuşuyoruz,o insani kırgınlıkları dargınlıkları sanki çuvala koymuş ikimizde sırtımızda taşıyoruz.Eh zaman zaman insan yaşadığını okumaktan sıkılıyor ,salt duygunun yerleşkesi olduğundan çok ciddi Bilgiler de katmıyor insana ama şu var ,bir dost ki sohbet ediyorsun bu kitapla.Seni üzüyor da,ama anlıyor biliyorsun.
"Zayıf, cesaretsiz kadınları severim ben. Erkeğine sürekli ihtiyaç duyan kadınları severim. Kendi zayıflığını her defasında erkeğine hissettiren kadınları. Tek başına karar almaktan korkan kadınları."
Baskı sayısına aldandığım bir zaman kaybı. İçine serpiştirilmiş dini öğeler muhafazakâr kitleye derin ve etkileyici gelebilir belki.
“Bir sevgili gittiğinde, ona baktığınız gözlerinizi de alıp gitmiştir. Bir sevgili gittiğinde, altında onunla dolaştığınız gökyüzünü de alıp gitmiştir. Bir kuş, bir sevgili… İnsan kaybettikleriyle insandır.”
This entire review has been hidden because of spoilers.