Burada, Türkiye, başşehrinden ve Anadolu’daki topraklarından mahrum edilmek istenilmiyordu. İmparatorluk’un, İstanbul başşehri olarak kalmasına taraftar olmakla beraber, Akdeniz’le Karadeniz arasındaki geçidi tarafsız hale sokmak, Ermenistan, Arabistan, Mezopotamya, Suriye ve Filistin’i ayrı ayrı parçalara ayırmak vardı.
Halide Edib Adıvar, çocukluk günlerinden 1918’e kadarki anılarını Mor Salkımlı Ev başlığıyla kaleme almıştı. Türk’ün Ateşle İmtihanı, bundan sonrasını, 1918’den 1923 sonlarına kadar olan dönemi anlatıyor. Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasında yaşananlar, yazarın gözlemleri canlı ve etkileyici bir anlatımla okura sunuluyor. Türk’ün Ateşle İmtihanı, Halide Onbaşı’nın, o günleri yaşayan bir aydının içten anlatımıyla yakın tarihimize ışık tutuyor.
Halide Edib Adıvar was a Turkish novelist and feminist political leader. She was best known for her novels criticizing the low social status of Turkish women and what she saw as the disinterest of most women in changing their situation. She also served as a soldier in the Turkish military during the Turkish War of Independence.
Her father was a secretary of the Ottoman Sultan Abdülhamid II. She and her family were affiliated with the Dönmeh, a group that publicly practiced Islam but secretly practiced a form of Judaism called Sabbateanism. Edip was educated at home by private tutors from whom she learned European and Ottoman literature, religion, philosophy, sociology, piano, English, French, and Arabic. She learned Greek from her neighbors and from briefly attending a Greek school in Istanbul. She attended the American College for Girls briefly in 1893. In 1897, she translated Mother by Jacob Abbott, for which the sultan awarded her the Order of Charity (Nishan-i-Shafakat; Şefkat Nişanı). She attended the American College again from 1899 to 1901, when she graduated. Her father's house was a center of intellectual activity in Istanbul and even as a child Halide Edip participated in the intellectual life of the city.
"Hükûmetler düşmanımız, milletler dostumuz ve kalbimizdeki haklı isyan kuvvetimizdir" (s.44).
Halide Edib, hem bir kadın olarak kişiliğine hayran olduğum hem de eserlerini hayranlıkla okuduğum bir yazar. Bu sene okumadığımı eserlerinin bir kısmını okumaya karar vermiştim. İlk olarak anılarının ilk cildini oluşturan Mor Salkımlı Ev ile başlamıştım, ikinci cilt olan Türk'ün Ateşle İmtihanı ile devam ettim. Anı, okumaktan pek zevk aldığım bir tür değil; ancak bu kitap bir anı değil de bir roman gibi adeta. Büyük bir heyecan ve keyifle okudum, yer geldi içim parça parça oldu. Ayrıca Milli Mücadele Dönemi için de önemli bir kaynak niteliğinde diye düşünüyorum. Bunun yanı sıra Mustafa Kemal'i, İsmet İnönü'yü ve daha nice komutanı bir de Halide Edib'in gözünden okumalı.
Tüyler ürpertici. Anadolu'ya kaçış hikayesi gerilim filmlerini aratmıyor. Kurtuluş savaşı edebiyatımızda Halide Edip ile ilgili sahnelere sık yer verildiği dikkatimi çekiyordu. Türkün Ateşle İmtihanı'nın çok etkili bir eser olmasının bunda etkisi büyük. İnsan okudukça Kurtuluş Savaşının kıymetini daha iyi anlıyor. İngilizce versiyonu da var, hatta İngilizcesi daha önce yazılmış. Yalnız düşmanla değil aynı zamanda geri kalmışlık ile verilen bir savaşın anıları. Enteresan bir alıntı ile bitirelim. "Bütün tıraşlı ve gömleklilere kafir gözüyle bakıyorlardı."
Kurtuluş mücadelesinin içine doğru yapılan yolculuğa hazır olun.Halide Edip Adıvar o günleri biraz anı gibi biraz roman gibi o kadar güzel anlatıyor ki, birinci ağızdan yaşıyorsunuz olayları adeta.
Ne büyük insanlarmış. Şansımıza hepsi aynı döneme denk gelmiş de bu güzel ülkemizi kurmuşlar.
Mustafa Kemal Pasa'yla ilgili daha cok sosyal yonunu gormek imkanini verdigi icin kitabi sevdim. Halide Edip Adivar'in kalemi, yasadiklarini anlatirkenki sakin acelesiz ve düz tutumu olaylari daha da acik bir sekilde gozlerinizin önüne serip sizi daha da cok etkiliyor. O yuzdende kalemine hayran kalmamak elde degil.
Istiklal mucadelesi veren ulkemizin Yunan isgali sirasinda özellikle hem bir karakter hemde olaylari goren goz olarak yazarimizin yasadiklarini ve gozlemlerini okuyoruz.
Mili Mücadelenin romanı "Türk'ün Ateşle İmtihanı" Savaşın içinde ve Atatürk'ün yanında birebir bulunmuş Halide Edib 'in anıları . Unutulmaz anlatılarıyla sürükleyici olduğu kadar heyecan verici satırlarla dolu. Saltanatın kaldırılmasına kadarki dönemi meclisin açılışını kutladığımız anlamlı haftaya denk getirmem oldukça isabetli oldu. Bir daha aynı acıları yaşamasın milletimiz,tarih tekerrür etmesin. Yakın tarihimizi okuyalım ,hatırlayalım . Atatürk'ü bir kez daha şükran ve minnetle anıyorum. Senin izinde giden evlatlar yetiştirmeye gayret ediyoruz Ruhun Şad olsun.
Hep parca parca okunan, okutulan bu klasik metnin tamami soz konusu olunca birkac nokta dikkatimi cekti. Bir bagimsizlik savasinin zorluklarina sahitlik etmenin yani sira, farkli bir kadinin kendisini ve karsisindakileri nasil algiladigina dair de ilginc detaylar var. Ayrica, Mustafa Kemal'in karakterine yonelik ipuclari ve Ermeni meselesine dair araya sikismis bilgi parcaciklari da onemli.
Hükümetler düşmanımız, milletler dostumuz ve kalbimizdeki haklı isyan kuvvetimizdir. Halide Edib Adıvar' ın bu cümlesi dönemin ruhunu okuyucuya hissettiriyor. Tüm kahramanlarımıza saygıyla...
Mor Salkimli Ev ile birlikte kesinlikle okullarda okutulmasi lazim. Kurtulus Savasi’ni, Milli Mucadele’yi simdiye kadar motamot bir sekilde ogrenmis ve kaniksamisiz, ama insani boyuta indirememisiz. Insanlar birbirine dusmus, umutsuzluga kapilmis ama yine de vatan icin mucadeleden vazgecmemisler. O zamanin sartlarini goze alindiginda (yol yok iz yok, araba yok, isinma yok, yemek yok denecek kadar az) basarilan seyin ve gosterilen fedakarlik olaganustu. Keske buna layik olabilseydik.
Kitaptaki her karakter asagi yukari cok iyi betimlenmisken Halide Edib, Ataturk hakkindaki fikirlerini cok da belirtmemis(ya da belirtememis) gibi geldi bana.
Son olarak, “Ataturk olmasaydi da olurdu”, “Ataturk de cok iciyordu yaa” diyenlere de cevap niteliginde bir kitap.
Kurtuluş Savaşı döneminde olaylara Türk aydın sınıfının bakışını ve psikolojisini anlamak için iyi bir kitap. Ankara Hükümeti ilk kurulurken herşeyin mümkün olduğu, her an idam edilmeyi bekleyerek geçen günler özellikle ilgimi çekti. Osmanlı'da din ve millet ekseninde yaşanan talihsiz bölünmenin dile geldiği yerler de yeni kurulacak Türkiye'nin Türk ve Müslüman kalıbına dökülmesinin nasıl kaçınılmaz hale geldiğini gösteriyor. Üslubun bazı yerlerde teklediğini hissettim ve yoruldum. Bu yüzden dört yıldızla uğurluyorum.
Türk milletinin esaretten kurtuluşunun birinci ağızdan tanıklığı, bir ibret vesikası. Bir ulusun var olma mücadelesinin tüm yakıcılığı, sayfalardan size geçen umutsuzluk, coşku, isyanla içinize işliyor. Arada günlük detaylardan uzun esler olmasa daha da akıcı olurmuş. Halide Onbaşının kaleminden cumhuriyet sonrası peydah olan siyasi ihtilafı da okumak isterim.
Halide Edip, milli mücadele dönemine birebir tanıklık etmiş çok önemli bir figür. Hem Atatürk ve silah arkadaşları hakkında yazdığı bilinmeyen detaylar, hem de Tetkik-i Mezalim Heyeti ile şahit oldukları durumlar ders niteliğinde.
Bir kadın. Halide Onbaşı! İstiklal Harbi'nin ortasında tüm düşmanların arasında bir umutla kadın cemiyetini ayağa kaldırmaya çalışan bir savaşçı. Bu kitapta anlatılanlar; Atatürk'ün, İstiklal Harbi'nin, Türk Milletinin olduğu kadar Halide Edip'in de mücadelesidir.
Şahsının eleştiriye açık çok yönü bulunmakla beraber, döneminde gösterdiği cesaret hayranlık verici.
Kitap ise nasıl derler ''bir içim su'' Bir çırpıda okunup uzun etki yapanlardan.
Lord Kinross'un Atatürk biyografisinde çok önemli bir kaynak olarak sıkça karşıma çıkınca Halide Edip'in Türk'ün Ateşle İmtihanı'nı mutlaka okumak istedim, hatta bu kadar zaman okumadığıma biraz utandım. Çok düz bir şekilde, sadece anıları paylaşmak amacıyla yazılmış, süslenmemiş, abartılmamış veya romanlaştırılmamış yalın bir hatıra kitabı gerçekten. Atatürk ile ilgili kısımlarını biyografide okuduğum için tekrar gibi oldu ama asıl can alıcı bazı kısımları mücadelenin kendisi ile ilgili olan kısımlardı tabiiki. Bir daha herhangi birisini memleketten gideceğim derken görürsem kendisine bu kitabı hediye edeceğim ve önce oku sonra git diyeceğim. Kitapta bana en dokunan kısımlar: 1- Halide Edip'in o ünlü Sultan Ahmed mitinginde söylediği: "Hükümetler düşmanımız, milletler dostumuzdur" lafı, 2-Halide Edip'in geri çekilen ve her yeri yakıp yıkan, insanları katleden Yunan ordusunu ordumuzla takip ederken Akşehir'de gördüğü manzara sonrası hislerini anlattığı şu cümle: "bunu yapanların yüzleri insan, dilleri insan olabilir, fakat kendileri bambaşka bir cinsten idiler. İçimden bir ses bu cinsten ayrılmak, kurtulmak istiyordu. İçimdeki gayz (kızgınlık) değil, kin değil, insanlıktan nefretti." ve 3- Son sözde yer alan Henry W. Nevinson'un şu sözleri: "Hürriyet denilen şey, biliyoruz ki tıpkı aşk gibi her gün yeniden kazanılması gereken bir şeydir. Nasıl her gün aşk istersek ve aşkı kaybedersek hürriyeti de öyle ister ve kaybederiz. Hürriyet kavgası hiçbir zaman bitmez, alanı hiçbir zaman sükun bulmaz."
Türk’ün Ateşle İmtihanı Halide Edip Adıvar’ın 1918-1923 yılları arasındaki anılarından oluşan ve o dönemin Türkiye’sini anlatan bir kitap.
Halide Edip’in milli mücadele içinde aktif olarak yer almış bir kişi olarak gözlemlerini paylaştığı bu kitap tarih kitabı niteliğinde bir eser.
Kitapta anlatılanlar İstanbul’un işgali ile başlıyor. O dönem genç subayların kurdukları derneklerin İstanbul’dan Anadolu’ya silah kaçırma çabaları, Halide Edip’in bu derneklere yardımları, Sultanahmet mitingindeki konuşması, hakkında idam kararı çıkması ve gizlice Ankara’ya kaçışı, Ankara garında Mustafa Kemal ve halk tarafından karşılanışı, Millet Meclisinin kuruluşu, Mustafa Kemal’in meclis başkanı seçilişi, hilafet yanlılarının kurduğu ordunun Ankara’ya yürüyüşü, Çerkez Ethem’in bunları bastırma çabaları, düzenli ordu kuruluşu, Halide Edip’in cephede hemşire olarak çalışması, milli mücadelenin kazanılışı, Halide Edip’in Yunanlıların kaçarken yakıp yıktığı köylere verdikleri zararları tespit etmekle görevlendirilişi, yurdun düşmanlardan temizlenmesinin ardından Halide Edip’in İstanbul’a evine dönüşü anıların anlatıldığı başlıklar olarak özetlenebilir.
Savaşın yarattığı acıları ve kayıpları gören, Mustafa Kemal’in ve dönemin diğer önemli askerlerinin çok yakınında bulunan bir kişinin kaleminden bir milli mücadele okuması olan bu kitap önce İngilizce sonra Türkçe olarak yazılmış. (Tercüme edilmemiş. Türkçesi yeniden yazılmış.)
İlgiyle okudum. Hem Halide Edip okumak hem de dönem hakkında bilgi edinmek için güzel bir kitap.
Yazarın Mor Salkımlı Ev kitabının devamı olan kitap çok güzeldi. Her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının okuması gereken bir kitaptır. Kitap Sakarya savaşı, Dumlupınar muharebesi ve devamında İzmir'in düşman elinden alınması süreçlerini anlatıyor. Ülkenin kurucu kadrolarının çektiği sıkıntıları,dönem magazinleri yazarın akıcı diliyle çok güzel anlatılmış. Ben okurken zevk aldım. Bu kitabın akabinde yazarın savaş sırasında İsmet İnönü tarafından görevlendirildiği Tetkiki Mezalim(düşman kuvvetlerinin savaş sırasında Anadolu'da verdiği hasarı tetkik eden komisyon) komisyonunda Yakup Kadri'yle görev aldığı kitapta belirtilmişti zaten. Ateşten Gömlek adlı romanı Tetkiki Mezalim komisyonunda çalışırken Anadolu'nun düşman elinden çektiklerini raporlarken yazmıştır. Bu kitabın ve dönemin daha iyi anlaşılabilmesi adına Ateşten Gömlek romanını okuyacağım. Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Yaban kitabı da neredeyse aynı konuları ele alan bir başka romandır. Onu da okumayı düşünüyorum.
Milli Mücadele döneminin tüm zorluklarını, savaşın iğrençliğini, Halide Edib naifliğiyle okuyucuya son derece akıcı şekilde geçiren bir kitap. Halide Edib'in anılarının 2. bölümü olan bu kitapta, Anadolu'nun insanını ve savaşta bulunan pek çok farklı insanı da tanıyoruz. Kendi Cinsiyetine biçilen toplumsal rolü fersah fersah aşmış bir kadın olarak, tarihimizin en mühim zamanlarından olan bir dönemi son derece dürüst ve samimi olarak yazıya dökmüş olması çok değerli, Hümanist,, entelektüel ve sevgi dolu bir kadından bu dönemi okumak, başka bir bakış açısı sağlıyor ve başka bir tat veriyor. Özellikle sonlardaki izmir'in kurtuluşundan sonra, geleceğe dair umutlandıran barışçıl ve mantıklı anekdotlar çok duygulandırdı beni. Gerçekten şiddetle öneririm.
Halide Edip Adıvar’ın, Kurtuluş Savaşı anılarını aktardığı bu kitabı her Türk’ün okuması gerekir diye düşünüyorum. Her bir anı aslında bir tarihsel belge niteliğinde. Tabii ki her hatırat gibi bu kitapta da yazarın duygusallığını, kendine ait görüşlerin yansımasını görüyoruz. Dolayısıyla, bu sübjektifliğin farkında olarak okumakta fayda var. Belirtmek istediğim başka bir nokta da, Adıvar’ın bir Türk kadını olarak çok az, hatta hiç tanımadığımı fark ettim. Bu benim ayıbım olmakla beraber Halide Edip’in özellikle Türk kadınına çok iyi tanıtılması gerektiğini düşünüyorum. Aslında, onun aydınlığı ve mücadeleci ruhu millet cinsiyet ayırmaksızın herkese örnek olacak türden.
Sıkılacağımı düşünerek çok yanıldığım bir kitap okudum yine. İstiklâl mücadelemizi Halide Edip'in gözünden (heyecanlı bir roman misali) okuyarak, o dönemde birlik olmanın zorluğunu, kime güveneceğini bilememenin yarattığı sıkıntıyı, bireysel atılımların bile toplumun geneli açısından ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anlamış oldum. Bazı şeyleri bildiğimiz hâlde tekrar tekrar okuyunca kafamızdaki puzzle'ın var olduğunu bile bilmediğimiz bir parçası daha yerine oturuyor bazen. Benim için yararlı bir okuma oldu. Tavsiye ederim. =)
İstiklal savaşı yıllarını bizzat yaşayan,hisseden,gözlemleyen birinden okumak,kitabı okuyacaklar için güzel bir deneyim olacaktır. Olayların tarihi kronolojik sıralarına hakim değilseniz kafanızın karışacağı noktalar olacaktır.Öncesinde bir takım araştırma yapmak belki faydalı olabilir. Ama genel olarak Halide Edib kendi hayatından çokca kesit verdiği için birazda biyografik bir kitapmış hissine de kapılabilirsiniz.
1918-1919 yıllarını, kurtuluş mücadelesini anlatan Halide Edip, kitaplarını İngilizce yazmıştır. Rum azınlıkların İstanbul'daki durumunu yansıtmış, anı şeklinde başından geçenleri aktarmış.
*"İşte, savaş denilen kanlı ziyafetin burası mutfağı. Orada insan parçaları gelip geçiyor. Savaş büyük isimler yapıyor, siyaset adamlarının kumandanlarının heykelleri yapılıyor, onlara tapıyor. Halbuki burada iki dakikada gelip geçen büyük ruhları kimse ne biliyor, ne anlıyor."
Anı kitabı olması sebebiyle de olabilir ama bu kitapta Halide Edip kendini olduğundan çok daha büyük ve önemli göstermiş. (belki kendisince öyledir) Bunun dışında o dönemi anlatan kitaplar içinde en özgün ve ilgi çekici olanı diyebiliriz. Bunun sebebi olarak da yazarın o dönemde milli mücadele kahramanlarıyla birebir aynı ortamda bulunarak gözlem yapması ve her önemli olayın içinde bulunması gösterilebilir.
Esaret altındaki bir şehirden Anadolu’ya kaçış, çekilen acıların, yapılan fedakarlıkların sonunda hürriyetine kavuşmuş bir şehre yeniden dönüş. Bu toprakların ne badireler atlattığını birinci ağızdan okuyoruz. Halide Edip’in sonraki yıllarda Paşa ile ters düşeceğinin ufak tefek sinyalleri de kitapta mevcut
Oncelikle kitap bir roman degil. Yazar mondros sonrasi olan anilarini kaleme almis. Cesitli bolumlerden olusuyor ve cok fazla isim detayi var ve nacizane gereksiz detaylara girilmis. Bitiremedim. Daha once yazarin herhangi bir kitabini okumamistim ancak ileriki zamanlarda bir romanini alip okuyacagim.
İlk defa bir Halide Edip kitabı okuyorum. Milli mücadele yıllarını bir yazar kadın gözünden, hem de bizzat bu mucadelenin ön safhalarında yer almış bir kişi gözünden okumak keyifliydi. Onun meşhur mitingini kitaptan önce izlemiştim, tüylerim ürperdi. Öyle bir coşkuyla kitaba başlamıştım. Tabi konu da kurtuluş mücadelesi olunca insan istemsiz bir triple okuyor.
Halide Edip Kurtuluş Savaşını adeta bir muhabir gibi izler kaydeder. Bu kitabı özellikle işgal altındaki İstanbul'dan Ankara'ya yaptığı zorlu yolculuğu da anlatır. Anadolu Ajansı'nın kuruluşunu da bulabilirsiniz tabi kitapta. Mutlaka okunmalı
Yazarın 1918-1923 arasındaki anıları. Savaş meydanlarında ve cephe gerisinde yaşadığı olaylar, tecrübeleri ve hatıraları. Alevler içinde yanan bir memleketin kurtuluşu. #halideedipadıvar #türkünateşleimtihanı
"Hürriyet denilen şey, biliyoruz ki, tıpkı aşk gibi her gün yeniden kazanılması gereken bir şeydir. Nasıl her gün aşk istersek ve aşkı kaybedersek, hürriyeti de öyle ister ve kaybederiz. Hürriyet kavgası hiçbir zaman bitmez, alanı hiçbir zaman sükûn bulmaz."