Düşünme sükûnete ve sessizliğe ihtiyaç duyar; zira bilmeli ki ancak sessiz kaldıkça, kalabildikçe kişi özünün kendisinden talep ettiklerini gerçekleştirebilir. Düşünmenin sessizliğe olan ihtiyacını yanlış anlayan acemi düşünürler sessizlik ile sessiz bir ortamda bulunmayı anlıyorlar; gürültünün olmadığı bir yerde, sessizlik içinde, sükûnet halinde ancak düşünmenin yola çıkabileceğini sanıyorlar. Düşünmeyi sözün giysileri içinde ve sözün aracılığıyla tanımak arzusunda olanların düşünmenin özünü dilin içinde yakalayabileceklerini sanmaları hiç kuşkusuz bir yanılgı.
Düşünce, düşülünce, yani kişi düşünmenin yurdundan ayrılıp sözcüklerin içine düşünce, faide ve istifade için ifadenin aracılığına başvurmak zaruretini hissedince, bir bakıma yola düşünce, yola çıkınca, kendi öz makamından daha aşağılara düşünce düşlenir.
Düşünme ve düşünce üzerine kaleme alınmış en özgün metinlerden oluşan kitap düşlerin ve düşüncenin derinliklerinde yol alıyor.
2 Nisan 1980’de başladığı yazı hayatına çeşitli dergi ve gazetelerde makaleler yazarak devam etti. 1981’de Kur’an ilimlerini temel uğraş alanı olarak seçti. Yorumbilim'in (İlm-i Tefsir) yanı sıra uzun yıllar Tarih, Dilbilim (İlm-i Belâğat), Düşüncebilim (İlm-i Mantık) ve Felsefe dersleri verdi. Şubat 1998’ten itibaren Yeni Şafak gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır.
Ben ben değilem, ben dediğim sensin hep Ruhum dediğim, canım dediğim sensin hep
Lütfen üzerine alınma, ben seninle değil, sadece kendimle konuşuyorum."
"Varlık içinde yokluk çekeceğinize, bir kere de yokluk içinde var olmayı deneyin! Öyle ya, varlık varlık'a nisbetle değil, yokluk'a nisbetle varlık niteliğini kazanıyor değil midir?"
"İnsanoğlunun yapıp etmeleri arasında kendisini en şaşırtan davranışların neler olduğu sorulduğunda Platon demiş ki:
Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler ve fakat sonra çocukluklarını özlerler. Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler, ama sağlıklarını geri almak için de para öderler. Yarınlarından endişe ederlerken bugünü unuturlar. Sonuçta ne bugünü, nede yarını yaşarlar. Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarlar, ancak hiç yaşamamış gibi ölürler.
Bugünü, yani şimdiyi, yani ânı unutmak aslında ne acı verici değil mi?"
"Bir insanın incecik bir buz tabakasının üzerinde dolaştığını bilerek hayatı yaşıyor olmasından daha ızdırap verici başka ne vardır bu hayatta bilemiyorum; her an çatırdayan, çatlayan, çatlayabilecek olan, korkulası sürprizlerle dolu bir hayatı yaşıyor olmak, her an küçük bir çatlağın içine süzülmek ve buz kırıklarının altındaki derin suların arasından kaybolup gitmek. Endişe mi? Korku mu? Dehşet mi? Hepsi bir arada!"
"Sadece insan, evet sadece insan düşünebilir ve sadece o kuşkulanıp soru sorabilir. Çünkü yola düşmekle, yolda olmakla mükellef olan bir tek odur. O halde çoğu insan niçin kuşkudan korkar, soru sormaktan çekinir? Ve hal böyleyken ne için insanoğlu sorusuz cevapların taşıyıcılığını boşu boşuna üstlenip de geviş getirmek suretiyle kendini gevşemeye bırakır? Kuşkulanmak ihtizaz halinde olmaksa ve bir Hint atasozunun dediği gibi “ihtizazın sırrını anlamak her şeyi anlamak ise şayet, iş bu soru içinde kalmayı denememiz gerekiyor. İmdi, cevabın bu kalışı göze alanlara ancak gözünü kırpacağından emin olmalıyız."
"Aramak yola çıkmaktır; yola çıkmak yoldan çıkmaktır. Aramak soru sormaktır; soru sormak yol adına ve yola dönmek için yoldan çıkmaktır. Demek ki çıkış ancak yola çıkmakta ve/veya soru sormakta. Bazıları soru sormaktan çabuk yorulurlar. Oturmak ve ilk oturduktan menzilde çadır kurmak isterler. Yol yorar çünkü. Sorularının cevaplarının bulduklarına inanmaları bundandır, yorulmuşlardır."
"Hareketin en mükemmeli dairevi olanıdır. Çünkü başladığın yere dönmeni sağlayabilecek (yani amacı olan) yegâne hareket tarzı dairevî olanıdır. Doğrusal harekette gideceğin, hatta duracağın yer bile belli değildir; gidersin ve dönemezsin. Oysa eve dönemedikten sonra yola çıkmanın ne anlamı var?"
"Kimsenin kuşkusu olmasın ki acımanın başlıca nedeni gaflet, kızmanın nedeni ihanet, saygının nedeni ise mahrumiyettir. Çünkü bir şeyleri mesele edenler gafletin, o şeyleri mesele edinenler mahrumiyetin, mesele çıkaranlar ise ihanetin açığa çıkmasına yol açmış olurlar. Sevilmemeleri de bundandır."
Çok ehemmiyetli konulara parmak basmış üstad. Eğer ki bu meselelere genel olarak toplum daha fazla eğil(ebil)seydi, "deli", "garip", "gariban", "öteki" ve "aykırı" olarak görülenler, toplumdan dışlananlar, bu yaftaları yemez; ıstırap da azalır ve doğanın basit yaşamına biraz daha yaklaşırdık. Eğer hâl böyle olsaydı, yabancılaşma, doğadan kopuş, yalnızlık gibi şeyler olmazdı. Tuhaf olarak (ve belkide ironik olarak), böylesi bir durumda böyle derin meseleleri fark edebilen "gözler" de ortaya çıkmazdı. Doğanın dengeli ve basit yaşamında erdemli olmak diye bir şey de söz konusu olamazdı.
Kitap, elbette sadece bu bahsettiğim meselelere değinmiyor. Dil, kendini unutma ya da tanıyamama, bütünleşme, ilim, mağlubiyet ve yol üzerine de değiniliyor. Bilâkis "Çatlakların içinde kaybolmak" adlı başlıktaki yazı, zatımın zihinde debelenip duran bir konuya değiniyor.
"Niçin tekrar yola düşülmez? Yolda düşüldüğü için. Yolda düşenler yola düşemezler! Çok geçmeden kendileri yol olurlar sonraki yolculara. VE geçenler ne yazık ki hep düşenlerin üzerinden geçerler."
"Dil, yavrusuna şefkatini göstermekte beceriksiz davranan genç bir anne gibidir; çocuğunun deniz kenarında dolaşmaktan alacağı hazzı önemsemez; tam da aksine denize düşmesinden korkup ona bu hazdan vazgeçmesini salık verir; dinlemezse, evladının gününü odasında geçirmesini yeğler; ona gününü gösterir; ona gününü ne yazık ki sadece odasında gösterir."
"Gurbet, kişinin ait olduğu toprağın (vatanın) dışına düşmesi değildi sadece, bilakis dünyanın kendisi bizatihi bir gurbet mahalliydi ve insanoğlunun burada, bu dünyada gurbette, gurbet içinde yaşadığına inanılırdı."
""Niçin harbi kaybettik diyorsunuz?" diye soruyorlar, ben de "Kaybedilmiş bir harbin içinde gözlerimizi açtık da ondan!" diye cevap veriyorum. Evet, biz dünyaya geldiğimizde, zaten kaybedilmiş bir harbin taraftarı olmuş, verili bir dünyanın içerisinde bulmuştuk kendimizi."
Eğer Hizli kitap okuyan biriyseniz bu kitap size uygun değil. Her bölümün her cümlesini, okuma temponuzu çok düşürerek okumalısınız. Emin olun ki bu tarz okumanız sizin için yararlı olacaktır. Kendinizi aramak İçin yola çıkmaya hazırlanmanız adına harika bir başlangıç.
yazılarından yola çıkarak anlayabildiğim ilk dücane kitabı olduğunu söyleyebilirim ki tek oturuşta bitti. üslubu yalın. zihin karıncalanmalarına sebep olduğu için sevdim elbette.