Kelimeyle değil, cümleyle düşündüğümü fark ettim ben. Muhal farz bile olsa "Her şeyi özetleyecek bir cümle" tutkum, mana birimimin cümle olmasından. Karmaşık cümlelerle konuşmayı sevmem, öyle düşünmemden. Başka türlü anlatamıyorum, bu yüzden mazurum ben.
Mektup zarflarının, davetiyelerin, program kartlarının boşluklarına.
Peçetelerin üzerine.
Kitapların kenar sularına, kapak içlerine.
Defterlerin, sahifelerine değil kıyılarına köşelerine.
Yazılıp da bırakılmış; bilinç kendine bile hırsız, kim bilir bazıları hatırlanmış da sonradan unutulmuş bunca cümleyi bir yerden bulup da çıkarmam. Burada böyle bir kapı açmam. Cümle kapısı: Kalbin kapısı.
Sonra, sebebi malûm sırrı meçhul, yani bana muamma, tutup bu kapıyı kapatmam.
Eğer beni okuyanla paylaşım isteği ve daha yakından tanışma beklentisinden değilse, defterimde kalan cümleden kurtulma isteğimden.
Bir şey değil, yeni bir şey söylemek için. Nazan Bekiroğlu
3 Mayıs 1957 tarihinde Trabzon’da doğdu. İlk ve orta tahsilini aynı kentte yaptıktan sonra Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi (1979). Dört yıl lise öğretmenliği yaptı. KTÜ Fatih Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümü’ne öğretim görevlisi olarak girdi. (1985). Orhan Okay yönetiminde sürdürdüğü Halide Edib Adıvar’ın Romanlarının Teknik Açıdan Tahlili konulu doktorasını tamamladı (1987). Aynı bölümde öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı. Şair Nigâr Hanım konulu çalışmasıyla doçent oldu (1995). 1998′den itibaren aynı fakültede açılan Türkçe eğitimi bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapmakta olan Nazan BEKİROĞLU 4 mayıs 2001′de profesör olmuştur
Cümle Kapısı içinde denemeler bulunduran bir Nazan Bekiroğlu kitabı. İçinde zindanlar, hapisler,intihar,ihanet gibi çeşitli konularda denemeler var. Yazarın edebi yönünü o kadar beğeniyorum ki bu kitabı okurken de ruhum edebiyata doydu resmen. Bu nasıl bir kalem gücü? Edebi olarak aldığım zevkin yanında bilmediğim de bir sürü şey öğrendim. Denemelerdeki konuyu anlatırken yazar örnek kişilerin üzerinden gittiği için eksik bildiğim ya da hiç bilmediğim konularda bilgi sahibi oluyorsunuz. Ve yazar bunu yaparken ele aldığı konuyu her medeniyetten, kültürden, farklı görüşten insanlardan örnek vererek önünüze koyuyor. Aynı zamanda kitapta başka kitaplardan,yazarlardan da bahsediliyor. Bu bakımdan kitabın biraz da tavsiye niteliği taşıdığını söylemek mümkün. Ve son olarak denemeleri okurken zihninizde bir takım düşünceler filizleniyor. Bir durumu ya da olaya hiç bakmadığınız pencerelerden bakıyorsunuz.Örnek vermek gerekirse intihar konulu bir denemede beni düşündüren şöyle bir cümle geçiyor: "Hayatı bunca önemsemenin başka adı mı ona son vermek? .... M. Blancho bunun için "Ölen yaşayabilirdi demek,"der. Zor olanı başaran." Mükemmel bir edebi üsluba sahip olması, amacı olmasa da bilgi verip genel kültürünüzü artırması, düşündürücü olması yönüyle kitabı çok beğendim.
Mecazi olarak düşünüldüğünde, bir kapıdan geçmek; yeni bir anlam düzeyine geçmek, iç aleme yönelmek, içsel yolculuğa başlamak gibi anlamlar taşıyabilir.
Bu bağlamda, cümle, yalnızca dilsel bir birimden ibaret değil; aynı zamanda inşa edilen bir âlemdir. Benzer yaklaşımla, cümle; sözün evi, anlamın eşiği, düşüncenin şekil aldığı mekândır.
Kapı bir eşik; okurun yazarın dünyasına adım attığı, düşüncenin başladığı an veya geçiş noktası olarak düşünülürse...
“Cümle Kapısı” ifadesinin; sözün kutsallığına, yazının bir yolculuk olduğuna, her cümlenin bir hakikat kapısı olabileceğine dair bir vurgu taşıdığı sonucuna da varılabilir.
Yani, "cümle kapısı", yazarın kurduğu anlam dünyasına açılan bir giriş niteliğindedir.
Kitap denemelerden oluşmakta; her deneme bir kapı gibi farklı bir içeriğe açılıyor.
Bu yolculukta, okur her yazıda bir başka odaya girer, başka bir düşünce koridorunda yürür, başka dünyalara adım atar. Her yazı bir cümledir ve her cümle bir kapıdır.
Her bir kapıda okuru sarıp sarmalayan, zaman ve mekanların birinden öbürüne alıp götüren, yer yer baş döndürücü, bazen de düşündüren, hüzünlendiren bir kitap "Cümle Kapısı". Eserde aynı zamanda yazarın dil inceliği, düşünsel derinliği ve metafizik duyarlılığının yansımaları görülmekte.
"Cümle Kapısı"na Hz. Adem'den günümüze uzanan biraz tarihsel, biraz mistik bir panorama ile giriş yapılıyor "Gemilerin Geçtiği Umman" adlı bölümle. Bu bölümde üç adet deneme, üç kapı, üç kapıda farklı dünyalar, farklı âlemler karşılıyor okuru. Mevlânâ'yı Mevlânâ yapan Tebrizli Şems, Hz. İsa'nın çarmıha gerilmesine Müslümanlıkla birlikte getirilen yeni yorum, Hz. Meryem, Hıristiyanlığın kısa tarihçesi, İncil'lerin tasnifi gibi konular yüksek bir tempoda, okuru fazla detaya boğmadan akıcı ve sürükleyici bir biçimde adeta resmedilmiş. Barnabas İncili bu bölümde en çok ilgimi ve dikkatimi çeken konulardan biri oldu.
Kitabın en uzun, en etkileyici, en düşündürücü, en sarsıcı ve bir o kadar da sorgulamaya sevk eden bölümü olan Zindan Risalesi hakkında ne düşünmem gerektiğini açıkça kestiremiyorum. Tek söyleyebileceğim; düşünmeye, üretmeye, sorgulamaya, doğru davranmaya, gerçeği ya da hislerini (doğru ya da yanlış, haklı ya da haksız da olsa) açıkça dile getirmeye cüret edenler ilk insandan bu yana hep bir şekilde susturulmaya, sindirilmeye çalışılmış, eziyet görmüş, haksızlığa, hukuksuzluğa, zulme uğramış. Sindirilmek ve sürgüne gönderilmek bu insanlar için adeta kötünün iyisi (ehven-i şer) olmuş. Bu acı manzara bizimkiler de dahil olmak üzere tüm coğrafyalarda, zaman dilimlerinde, dinlerde bir şekilde yaşanmış. "İlk taşı en günahsız olanınız atsın" sözünün anlamını ve nereden geldiğini de böylelikle öğrenmiş oldum.
Yazar, gördüğüm kadarıyla bu bölümde hiç bir tarihsel dönemi, hiç bir görüşü, hiç bir tarihi figürü, hiçbir düşünce sistemini idealize etmemiş ya da polemiklerle tanımlama yoluna gitmemiş. Hz. İsa, Ebu Hanife, Cem Sultan, Sabahattin Ali, Necip Fazıl, Nazım Hikmet, Mithat Paşa, Kemal Tahir, Hüseyin Nihal Atsız, Adnan Menderes ve aklıma şu an gelmeyen daha niceleri bu tarihsel panoramada yerini almış.
Bu panoramada ismi geçen yerli ya da yabancı isimler arasında benim de benimsemekte zorlandığım isimler olsa da, kendilerine yapılanları hak ettikleri ya da yaptıklarının karşılıklarının başlarına gelen/getirilen şeyler olduğu düşüncesinde değilim. Güçlünün, kalemi elinde tutanın, kendini/makamını tehlikede görenin her şeyi yapmaya, her türlü "etkisiz hale getirme" amaçlı tedbire hukuk dışı da olsa başvurmaya hakkı olduğu kabulü, doğru bir yere gitmiyor. Gitmesi de mümkün değil. Sadece yeni kırık kalpler, yeni matemler, kindar nesiller, karamsar yarınlar, yeni tehditler ve zorlaştırılan yaşamlar ortaya çıkıyor.
Kitaptaki üçüncü bölümün adı ise beş denemenin yer aldığı "Sevgilim İhanet". Babalar ve oğulların günlük hayatta, edebiyat dünyasında ve tarihin siyah-beyaz-gri tondaki sayfalarında birbiriyle olan sınavları ve daha pek çok ilgi çekici konular...
İç Dökümü ve Cümle Kapısı ise kitabın son kısmında yer alıyor.
Nazan Bekiroğlu'nun kalemiyle tanışma kitabım oldu Cümle Kapısı. Oldukça rafine, genellikle şiirsel, bazen de masalsı tonlar içeren bir üslubu var yazarın. Yazılarında, insanı merkeze alan, ona, duygularına, hislerine çok değer veren bir bakış açısı hissettiriyor kendini.
Kısa kısa okunabilecek ama etkisi uzun sürecek bir kitap...
Söze, söz etmeye verilen şekil ancak bu kadar sanatsal olabilir. Nazan Bekiroğlu'nun mükemmel tahlillerini, iç dökümünü, analizlerini içeren bölümlerle daha doğrusu denemelerden müteşekkil bir hazine. Özellikle hapis-mahpus ve babalar-oğullar konuları ayrıca harikaydı.