Haiku, Japon edebiyatinda ortaya cikmis bir deyis ve yazis bicimidir. Gucunu, etkisini ve felsefesini kisaligindan, durulugundan alan haiku, dunya edebiyatinin da bilinen en kisa metin bicimidir. Kelebek Dusleri, 17. yuzyilda yasayan buyuk haiku ustasi Baso'dan (Matsuo Kinsaku) iki yuz yetmis haikuyu bir araya getiriyor. Baso ile ilk kez 1993 yilinda tanisan Oruc Aruoba'nin o tarihten gunumuze ugrastigi, derledigi, cevirdigi ve farkli dillerdeki cevirileri karsilastirarak notladigi Baso haikulari disinda, Aruoba'nin "Giris" niteliginde kapsamli bir haiku incelemesi ve baska ustalardan ornek niteliginde haikular da yer aliyor kitapta. Ayri bir gelenek halini almamis olsa da, haikunun temelini olusturan kisa soyleyis biciminin Turkce siirde de onemli bir yeri vardir - bu nedenle bircok okurumuzun yabancilik cekmeyecegini, daha bastan sicak bir iliski kurabilecegini dusunuyoruz.ORUC ARUOBA 1948'de dogdu. 1973'ten baslayarak Hacettepe, Tubingen, Victoria-Wellington universiteleri
Known Japanese poet Matsuo Basho composed haiku, infused with the spirit of Zen.
The renowned Matsuo Bashō (松尾 芭蕉) during his lifetime of the period of Edo worked in the collaborative haikai no renga form; people today recognize this most famous brief and clear master.
Burada Oruç Aruboa'yı sadece çevirmen olarak anmak pek adil değil, zira -şiir çevirisinin de bizzat bir yeniden-yazma olması bir yana- burada başarılan çok daha büyük bir şey var. Eldeki kitap, öyle her dilde mümkün olmayan, her dili konuşan insanlara da nasip olmayacak bir derleme. Aruoba, hayli geniş bir yazından faydalanarak, ve kendi tecrübesini de aktararak, Haiku üzerine enfes bir giriş ile başlıyor. Ardından da Başo ve öğrencilerine geçiyoruz, ve seçilmiş Haiku'ları Japonca asılları ve ilgili açıklamalarıyla buluyoruz. Seçki enfes, Haiku'lar enfes, ve işte elime her aldığımda "aman Allahım" dedirten, enfes mi enfes bir kitap.
Haiku, -her ne kadar çok yerde kendi kurallarından sıyrılmış, başını almış yürümüş olsa da- temelinde bir doğayla ilişki kurma, doğayla özdeşleşme biçimi. Temel kaynağını, materyalini de doğrudan doğadan alıyor; doğada gözlemlenen, ve şairin (Haijin'in) kendisini özdeşleştirdiği bir anı, dil aracılığı ile "resimlemesine" dayalı. Bunu yapmak için de, örneğin bir geyik Haiku'su kurmak için, "geyiğe gitmeyi" öneriyor Başo, hakiki Haiku böylesine bir birinci elden gözlem ve tecrübe istiyor. Ya da şöyle söyleyeyim: Bu şekilde bir tecrübe ile "gelen" Haiku gerçekten de bambaşka oluyor.
Ağaçkakan hep aynı yeri gagalıyor kısalıyor gün (İssa)
Kendiliğinden açılan bir minimalizm, onyedi heceye sıkışmış ufacık bir şiirden, en nihayetinde "patlayan, fışkıran" anlam açılımları, yavaşlayan ve yavaşlatan, zamanı askıya alan bir "zen" hali kulağınıza hoş geliyor ise, Haiku tam size göredir.
Esirgemez kokusunu dalını kırandan ya erik çiçeği (Çiyo-ni)
Bu kitabın her dilde mümkün olmamasına gelince. Öncelikle her ülkenin, her dilin, böyle bir kitabı bu denli özenle hazırlayacak bir Oruç Aruoba'sı yok, bu bir. İkincisi ise Türkçe'nin yapısı ve Japonca ile benzerliği, Haiku'yu Türkçe'de özellikle mümkün kılıyor, örneğin Haiku'daki kesme sözcüklerinin (kireji, yani dilimizdeki -ya, -ha, şu-, -hadi gibi sözcükler) birebir olmasalar dahi karşılıkları Türkçe'de mevcut. Türkçe'nin hece yapısı da Haiku'nun ritmine, örneğin batı dillerine kıyasla çok daha uygun. Sindire sindire tecrübe edebiliyor Türkçe Haiku'yu.
Hadi salyangoz yavaş yavaş tırman Fuji Dağı'na (İssa)
Kitap bana armağan olarak gelmişti, sonra aynı kitap kendi kendisini başka bir dostuma armağan etti. Ben de öyle sanıyorum ki Metis'in elindeki son kopyayı almış olabilirim. Bulmak çok zor, ama yeni baskısının hazırlanmakta olduğu da söyleniyor. Hadi inşallah.
Buğday başağına güç almak için tutunup giderim işte . Haiku.. Biraz uzak ama fazlasıyla büyülü.. ‘şiir özelliği taşıyan bir düzyazı; düzyazı özellikleriyle yazılmış bir şiir..’ diyor Aruoba.. Ve bu kitabın doğuşunu anlatıyor : ‘Başo‘yla ilk kez Mayıs 1993’de Stryk derleme/çevirisi aracılığıyla tanıştım-kalemim hemen gıcıklandı: bir yandan Başo’yu çevirmeğe, bir yandan da kendim (sözümona ya..) haiku yazmağa başladım.’ . Ben de ismen biliyordum bu kısacık ve dağınık görünen şiirleri. Elbet bir anlamı vardır diyordum bana kopuk görünen kelimelerin. Varmış. Her bir kelime seçiminin, renk ve çiçeklerin.. Biraz oyun gibiymiş, çokça yan anlam taşıyormuş. Yapboz gibiymiş hem de, okuru düşündürüyor ve ‘parçaları birleştir ben o bütündeyim’ diyormuş. Louis Borges’nin haiku hakkında dediği nasıl da doğruymuş: an’ı durdurur, sabitlermiş haikular.. . Başo da (1644-1694) bir haiku ustası.. Kimilerine göre en büyüğü.. Ardında bin kadar haiku bırakan, pek çok öğrencisi olan bir göçebe ruh.. Kelebek Düşleri bu ruhtan dökülenlerin bir kısmını içeriyor. Büyük boşlukları, uyanışları ve bir yorgan gibi üstümüzü örten doğayı.. . Kelebek Düşleri sadece Başo’yu ve onun eserlerini sunmuyor bize. Aynı zamanda çeviri karşılaştırmaları (aslından çeviri olsa nasıl olurdu diye çokça düşündüm), kaynak taramaları da yapan kapsamlı bir eser. Oruç Aruoba’nın takıntılı bir biçimde haikuları incelediği ve özenli bir çalışma yaptığı kesin.. Ki kendisinden aksini beklemek de mümkün değildi.. . Sonuç olarak çok sevdim Kelebek Düşlerini.. Beni en çok etkileyen haikuların ise jiseilerin olduğunu söylemeliyim.. Veda haikuları, yaşama ve sözlere veda olanları.. Günün birinde ben de bir jisei bırakır mıyım ardımda bilmiyorum ama belki de her sözümüz bir sonraki sözümüze kadar sondur.. Sessizce ve bir nefeste ağzımızdan taşan..
Oruç Aruoba başta olmak üzere Matsuo Basho’nun çevirilen tam 275 Haikusu bulunuyor ve hepsinin de eh teker teker tarihsel olarak açıklaması da mevcut ,nasıl yazdı neden yazdı gibi ve kendi hayatıyla ilgili pek çok bilgi alabiliyoruz iyi ki böyle bir kitap dilimize kazandırılmış tekrardan Oruç Aruoba’ya burdan içtenlikle teşekkür ederim ve tabii ki diğer katkıda bulunanlara…
Özellikle yazı işlerini seviyorsanız harika bir kitap. Haiku şiirlerini okurken şunu fark ediyorsunuz, bir şiir ilk başta anlaşılabilir geliyor ama sonra notlara bakınca görüyorsunuz ki şiirin çok farklı bir anlamı var. Özellikle ağıt şiirleri beni çok etkiledi, tek başına okusaydım anlamazdım mesela. Doğayla iç içe şiirler, ikili anlamlar. Gerçekten de farklı bir sanat. İyi ki çevirmen notları karşılaştırmaları da var.