Irazca’nın Dirliği, Yılanların Öcü’nün devamı Kara Ahmet Destanı’nın da önceki kitabıdır. Bu sebeple bir geçiş kitabıdır.
Kitap Yılanların Öcü’nün bittiği yerden yaklaşık 1 sene sonra başlar, Haceli ve Muhtar, Kaymakam tarafından bozguna uğratılmıştır ancak sus pus oturmaya niyetleri yoktur. Muhtar daha planlı programlı ve partili (DP) planlar içindeyken, Haceli işi bayağılığa vurdurmaya karar verir ve kardeşini Bayram’ın oğlu Ahmet’in üzerine salar, Haceli’nin kardeşi ve Muhtar’ın oğlu Ahmet’e tecavüze yeltenirler. Bu sefer Irazca Bayram’ı ikna eder ve dava açılır. Yine Kaymakam’a gidilir ve yine Kaymakam Orhan ona yardımcı olur. Ancak bu sefer işler Yılanların Öcü’ndeki kadar kolay çözülmez. Olaylar Kaymakam’ın sürülmesi ve Bayram’ın Haçça ve çocukları alıp Burdur’a göçüne neden olur.
Fakir Baykurt’un kitaplarının neden zamanında bazı çevrelere battığı ise çok aç��k. Muhtar karakteri tamamen dönemin siyasi partisine (DP) yanaşan, ilçedeki belediye reisinin her istediğini yapan, oyunu ve köylülerin de oyunu satan, kaypağın teki. O dönemde oluşturulan paralar oluk oluk akıyor imajından faydalanıp, köyümüzün devlet bankasında kredisi çoktur diye ortalarda dolaştıkça, partiye ve belediye başkanına yaltaklandıkça tüylerim diken diken oldu. Öte yandan köylü ise okuma yazma bilmiyor ve kim nereye parmak bas derse basıyor, ne yaptığının, ne ettiğinin farkında değil. Kitabın bir bölümünde Muhtar ve Haceli, Ahmet’e tecavüze yeltenen hısımlarının hapisten çıkması için onbaşıya rüşvet verirler. Onbaşı Bayram’ı çağırır, şikayetini geri çekiyor musun diye sorar, Bayram hayır der, iyi o zaman şikayetini geri çekmediğine dair şu dilekçeye parmak bas der ve parmak basar. Sonradan anlaşılır ki, parmak bastığı dilekçede aslında şikayetini geri çekiyor. Şu küçücük ayrıntı bile insanın kanını dondurmaya yetiyor aslında, o dönemde, hala ülkede oldukça çok sayıda kişi okuma yazma bilmezken kim bilir nelere parmak bastırdılar insanları, neleri haberleri olmadan onaylattılar. İnsanların güvenlerini nasıl kullandılar.
Elbette kitapta bir klasik de gerçekleşiyor ve Kaymakam sürgün ediliyor, ilçenin DP’li belediye başkanı kendisine yaltaklık edenlerin karşısında duran kaymakamı sürüyor. Bu noktadan sonra Kara ailesinin köyde dayanağı da kalmıyor.
Ama Fakir Baykurt umut dolu bir insan, ömrünün son gününe kadar kendi de sürgündeyken dahi umudunu yitirmeyen güzel insan, yine de karakterlerine özellikle Ahmet’ine güzel bir son yazmaktan geri duramıyor. Bayram ve Haçça, Devlet Hastanesinde iş bulup Burdur’a göçüyorlar, çocukları okula veriyorlar. Kitap boyunca açıkça tarafını tuttuğum Irazca’nın neden bu göçe karşı çıktığını anlamlandıramadım. Köylük yerde sürekli dayak yiyen, çoluğuna çocuğuna saldırılan; çocuklarını okutmak isteyen ancak köye okul yapılmadığından çaresiz kalan Bayram’ın yaptığı bana en doğru çözüm göründü. Elbette köyden kente göçün geldiği son noktaları biz yaşadık, ama kitabı okuduğunuzda Bayram’ın başka çaresinin olmadığını, en iyisini yaptığını düşünüyorsunuz.
Ancak elbette Fakir Baykurt size avaz avaz, köylük yerleri hala olduğu gibi bırakıyor, köylüyü güçlendirmiyorsunuz; memurlarınız adamlarınız klüp köşelerinde kumarda eğlencede, al gülüm ver gülüm bir hayat; eninde sonunda bu göçler, bu yaşam bizi batıracak diye haykırıyor satır aralarında.
Sıra Kara Ahmet Destanı’nda.