Jump to ratings and reviews
Rate this book

Sürüne Sürüne Erkek Olmak

Rate this book
A travers 58 entretiens menés avec des hommes de différents âges et milieux socio-géographiques, cet ouvrage vise à saisir les souvenirs que le service militaire a laissés aux anciennes recrues et les discours qui l'accompagnent. Premier arrachement au milieu familial pour beaucoup, il implique un véritable brassage ethnique et de classe, et un tourbillon de nouveautés pour les jeunes gens.

218 pages, Paperback

First published November 1, 2008

5 people are currently reading
186 people want to read

About the author

Pınar Selek

30 books29 followers
Pınar Selek (born October 8, 1971) is a Turkish sociologist, feminist, and author. She is known for her work on the rights of vulnerable communities in Turkey, including women, the poor, street children, sexual minorities, and Kurdish communities. She is the author of several books published in Turkish, German, and French, and is one of the founding editors of Amargi, a Turkish feminist journal. She currently resides in France and became a French citizen in 2017.

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
57 (38%)
4 stars
61 (40%)
3 stars
24 (16%)
2 stars
5 (3%)
1 star
2 (1%)
Displaying 1 - 17 of 17 reviews
Profile Image for Emre Ergin.
Author 10 books82 followers
August 22, 2017
Kitabın isimsiz kahramanlarına 5, Pınar Hanım'a ise üç.

Kitabın başında kendisinin karşısında hemen gardını aldığı gibi "kadınlığıyla" alakalı bir eksiklik değil bu. İçinde yetiştiği toplumu tanımamasıyla alakalı bir eksiklik. Burnunun dikine gitmemekle alakalı yapılan alıntının dahi Balzac'tan olmasını geçtim. Eften püften, konuya teğet seviyedeki yerlerde farklı kaynaklara yapılan atıfların yanında, meselâ s.26'da, "ortalama bir Osmanlı erkeğinin" savaşa gittiği gibi ciddi iddiaların kaynaksız bırakılması, "rasyonellik, olanı kabul etmek, mantığa bürümektir." gibi mesnetsiz tanımlar, kitabın bilimselmiş gibi yapma çabasıyla bir arada olunca insanın gülesini getiriyor.

Kitaptaki isimsiz kahraman erkekler bütün samimiyetiyle bize içlerini dökmüşler. Ara cümlelerde, özetlemeye ve anlatıya bir biçim vermeye çalışan o seste, yazarın sesinde ise hep bir dışarıdan bakan göz var. Dediğim gibi konu yazarın kadın olmasında değil, bu dışarıdanlık sınır ötesinden, aramızda durup bize oryantalistlerin bakışıyla bakabilenlerin bakışından. Ciddiyetle, Pınar hanımın şahsi ilişki kurduğu erkeklerin herbirinin öyle ya da böyle askerlikten "muaf" olduğunu düşündürecek kadar bir konuya yabancılık. Vatanseverlikten tutup, sorumluluk alma duygusuna kadar gerçekten eleştiriler ciddiye alınacak olsa yerlerinin neyle doldurulacağı bilinemeyecek her kavram eleştirilmiş.

Bahsettiğim cehalete bir örnek: Sünnetin erkekte bıraktığı izleri özetlesin diye uydurulan ve kitabın açılışında yer alan kurguda, bir kadın evladını cinsel organı büyük diye pohpohluyor.

Şahsen militarist değilim, Ortadoğu'daki her ülkenin militarizmden yeterince çektiğini düşünüyorum. Ama muhalifliğin bu türlüsü biraz garip. Buradaki erkekler izin verilse de kendileri konuşsaymış, araya doldurulan bolca (...)larla onlara ne isteniyorsa o söyletilmeye çalışılmasaymış, elimizde eşi benzeri görülmemiş bir belge olurmuş. Bu haliyle de değerli olduğunu inkar edemem tabi.
Profile Image for nisa.
84 reviews24 followers
March 19, 2016
Pınar Selek’in askerlik üzerine yaptığı bu çalışmada, ranzasında uyumaya gidene dek bir anı bile yalnız geçmeyen, “o kadar erkeğin olduğu ortamda olay çıkmasın” diye gelişigüzel ayak işleri ve mantık dışı uygulamalara (Çekmeceni açık bıraktın mı? Traşını yatmadan önce mi sabah mı oldun?) tabi olan bireylerin anlatıları var. Erkekler gider gitmez kesilen saçlarından giydikleri postalla kadar bir yabancılaşmanın, tek kimlikte yoğrulmanın doğal olarak uyumlu davranmanın, tabiri caizse akıllı olmanın yollarını öğreniyorlar askerlikte.

"Askerliğini yapmış, böylece bir sınavı daha geçmiş birçok erkek, yaşadıkları dönüşümü bir erkeklik şartı olarak görüyor. Ancak bu şart aynı zamanda “tükürdüğünü yalamayı” öğrenmek olarak da ifade ediliyor. Buna göre zayıf karşısında egemen olabilmek için güç karşısında itaat etmeyi, geri adım atmayı, teslim olmayı, kişiliğini, inançlarını, düşüncelerini ötelemeyi hatta unutmayı, koşullara göre davranmayı bilmek yani “akıllı olmak” gerekir. Erkek, delikanlılığı yerine aklını yerleştirince adam sayılıyor. Çocukluktan çıkma, olgunlaşma ve sertleşme böyle bir duruşa bağlanıyor. Bu da yaratılan mite rağmen ulaşılan erkeklik halini, bilincini ve çelişkilerini açığa çıkarıyor." (s202)

Cinsiyet çalışmalarında özellikle erkekliğin kırılganlığının nedeni incelenirken aslında üzerine inşa edildiği çelişkiden kaynaklanan ve erkeğin önce korktuğu sonrasındaysa alıştığı için şiddet uyguladığı gibi çıkarımlar yeni değilse de benim için gerçekten vurucu. O yüzden bununla ilgili bir alıntı daha:

"Erkekler erkek adamın çelişkisini ya da trajedisini fıkralarda rahatça ifade edebiliyorlar ama gündelik hayatta, benliğin yüceltilirken yıkılabildiği bir iktidar konumu içindeki erkek, sadece çevresine değil kendi kendine de “erkeklik ispatı” ihtiyacı duyuyor. Genellikle bu ispat gerçekleşemediği için, “erkeklik krizi” bitmiyor. “Erkek olma” sürekli sınanma altında olduğu için, elden gitme tehlikesiyle karşı karşıya sayılıyor: “Yeterince erkek olmak bir kere elde edilip sonuna kadar süren bir şey değildir. (…) Bağışlanan bir şey olduğu için geri de alınabilir.” Dev olduğuna inandırılan ama kendi boyuyla sürekli yüzleşen ve hayatın zorlukları karşısında zedelenen bu varlık, kalıbını şiddetli bir korkuyla savunuyor. Attığı ve yediği her şamarla biraz daha erkekleşiyor. İktidar vaadi ve iktidarsızlık keşfinin git geli içinde çok kırılgan ama kırılganlığını çeşitli duvarlarla, maskelerle, güç gösterileriyle ya da şamatalarla gizlemeye çalışan şizofrenik bir varlığa dönüşüyor. İktidarla kurduğu zorunlu bağ, bu varlığı “delilik”in sınır dışı ve belki de devrimci deneyimlerinden çok “insan aklı” üretiminin sınırlarına hapsediyor ve iç içe işleyen iktidar mekanizmalarının taşıyıcısı haline getiriyor." (s215)


Direksiyonu erkeklikten ziyade şiddete kırdığımızda da şöyle bir durum var: Şiddetten mağdur olanın, statüsünü kazanınca şiddetten mağdur ederek bir kısır döngü halinde sistemi işletmesi. Örneğin askeriyede okuyan bir arkadaşım ilk sınıfta üst sınıflardan gördüğü muamelen ve tehditlerden rahatsızken şimdi “çömezlere” aynısını yapmakta bir beis görmüyor. Aksine bunu olması gereken, bir nevi gelenek olarak düşünüyor. Böylelikle şiddeti yeniden üretiyor:

"Şiddet uygulamak ortama uyum sağlamanın yolu olarak da görülüyor. Ama devletlerin genellikle savaşı olumsuzlayıp kendi savaşlarını her zaman “istisna hali” olarak anlamlandırdıkları gibi, şiddet uygulayan erkekler de istisna durumunu kendi ekseninde görüyorlar, başkalarında onaylamadıkları davranışları kendilerine hak görerek, kendilerini keyfi yere dayak atanlardan yani “acımasız” saydıklarından ayırıyorlar. Schmitt, egemeni “istisna haline karar veren kişi” olarak tanımlıyor. Gerçekten de erkekler arasındaki egemenlik savaşı, aynı zamanda “farklı istisna hallerinin” karşılaşması olarak görülüyor." (s110)

"Max Scheler, Türkçe’ye “hınç” olarak çevrilen “ressentiment” duygusunu “arzuyla iktidarsızlık arasındaki azap verici çatışma” olarak tanımlıyor. Genellikle çeşitli erkeklik mekanizmalarının kışkırtılma, gözetlenme, iktidarsızlık hissi, korku, endişe ve yılgınlık altındaki baskılanması Scheler’in tarif ettiği hınç duygusunu büyütüyor. Anlatımlarda sıklıkla kendini gösteren intikam isteğinin bastırılması, özellikle tahakküm altında olanların yaşadığı hıncın ortaya çıkmasında önemli bir rol oynuyor. Genellikle güçlü olarak kabul edilenlerin şiddeti meşru ve rasyonel görüldüğünden, erkeklerde hınç duygusu yaratmıyor (…) erkeklerin genel olarak bastırdıkları intikam duygusu, alt rütbeli askerlere ya da kendileri gibi askerlik yapan sivillere yönelik oluyor. (…) Askerlik deneyimleri içerisinde çok sık anlatılan üstünden yediği tokadı altına vurmak pratiği, muhtemelen böyle bir arka plan tarafından besleniyor. (…) George Eliot’un da altını çizdiği gibi, iktidar karşısında maske takma gerekliliğinin, gerçek olmayışın yarattığı gerilim yüzünden sonsuza kadar denetim altında tutulamayacak karşı bir basınç oluşuyor. Böylece hınç duygusunun yarattığı aşırı alınganlık ve gurur büyürken, eğretilikten bir türlü kurtulamayan erkeklik, hayatın çeşitli alanlarında her an patlayacak bir dinamite dönüşüyor." (s134,135,136)

-

Kitabın benim için özellikle değerini gösterdiği noktaları paylaştımsa da bu kitap, militarizmin ve devlet aklının bireyi yeniden yapılandırması üzerine bütün bir eleştiri. Devlet erkeği, toplumu gözetecek ve gözetleyecek biçimde dönüştürüyor. (Devletin de gözetim aygıtlarının babası olduğunu düşünürsek) Devletten öte ataerkinin de erkekliğin kırılganlığı ve erkeğin bunu inkarı yoluyla beslendiği yani genel kanının aksine kadınla birlikte erkeği de mahkum ettiği ortaya konuyor. Gerçekten çok farklı, ilginç, kimi zaman güldüren kimi zaman dehşete düşüren anlatılar barındırıyor ki bazılarının kurmaca olma ihtimaline karşı yazar bizleri uyarıyor. Benim için kitabın yegane dezavantajı, askeriyenin çözüldüğü kanaatinin geliştiği bir zamanda olduğum için en genç anlatıcının –yanılmıyorsam- 1982 doğumlu olması. Kanımca devam ettirilmesi, askerlik uygulamaları değiştikçe, örneğin dayak olayının kalkması(?), bedelli askerliğin gelmesi gibi değişkenlerin ve tabi toplumsal dönüşümün bu alana etkisini görebileceğimiz bir arşiv haline getirilmesi gereken bir çalışma. Hem de dünyanın dördüncü büyük ordusu olmakla övünürken.
Profile Image for EGe.
142 reviews62 followers
May 16, 2013
Toplumda erkek olmak kavramı, bunun askerlikle bağdaştırılması. Türkiye'de kadın olmak zor ama erkek olmanın da o kadar kolay olmadığını gözler önüne seren bir kitap olmuş. Farklı sosyo-ekonomik seviyelerden askerlik tecrübesi edinmiş kişilerle yapılan röportajlar; onların anıları bulunmakta. Birçoğu için ana kucağından ilk ayrılış ve ilk uzun yolculuk bir başka diyara. Askerlik yapmayana kız vermeyen bir toplum için çarpıcı gerçekler ve toplumun beklentilerinin getirdikleri...
Profile Image for Irmak Zileli.
87 reviews98 followers
July 7, 2022
Sürüne sürüne ya da yayıla yayıla erkek olmak, bütün mesele bu! Neyse ki Pınar Selek’in söylediği gibi “erkekler ağlamaz talimatına rağmen, erkekler ağlıyor”
Askerlik deneyimi (dolayısıyla erkeklik deneyimi) üzerine enfes bir çalışma. Erkek olan/olmayan herkes için çok kıymetli bir araştırma, bir sözlü tarih arşivi. #okudumbitti #bookstagram #books #okumaönerisi #erkeklikçalışmaları #erkeklikinşası #feministokumalar
Profile Image for Metin Dirim.
143 reviews5 followers
November 10, 2025
Masallar ve aşk destanları, eğer ölümle sonuçlanmazsa, ya bir canavarın alt edilmesiyle, ya dağların delinmesiyle ya da büyük bir hazinenin, Kaf Dağı’nın ardından, büyük tehlikeler atlatılarak getirilmesiyle sonlanır.
Günümüzde erkekler, o masallardaki kahramanlar gibi, kendilerini ispatlamak zorundalar ama bu ispât hikayeleri genellikle masallardaki gibi bitmiyor. İktidar mekanizmaları çok daha yetkinleşince, erkeğin kendisini kanıtlaması için, eski kahramanlıklar yetmiyor. Sermayenin en önemli erk aracı olduğu koşullarda, yoksul çoğunluk içindeki erkekler, sürekli “savaşmak” ve iktidarsız kahramanlık oyununu sahnelemek zorunda kalıyorlar. Gerçeklik ile hayal arasında büyüyen boşluk, yenilen şamarlarla derinleşen hınç, yetersizlik hissiyle süreklileşen utanç, birçok erkek için geçerli oluyor. Nükhet Sirman, bu gerilimi şu soruyla formüle ediyor: “Geçimini sağlamanın, ailesini korumanın, kendine saygı duymanın araçlarından mahrum edilmiş kişilerin namus anlayışları nasıl yara alır?”
Performanslarını artıran; tahammülü, disiplini , ihtiyatı, sorumluluk duygusunu öğrenen; sertleştiklerini, olgunlaştıklarını hisseden erkekler, hayatın ağır koşulları altında ayakta kalmayı bir şekilde başarıyorlar. Ama bu başarı, genellikle sürekli kışkırtılan erkeklik mitiyle çelişiyor. Bu çelişki, erkek ortamlarında yaygın olarak fıkralarla dile geliyor:

“Adamın biri geneleve gitmiş. ‘Genç ve güzel bir kadını yukarı çıkarmış. Aradan beş dakika geçmemiş ki kadın çığlık çığlığa aşağı inmiş. Kendine güvenen başka bir kadın çıkmış yukarı... İki dakika sonra ‘Bu adam bana ağır...’ diye bağırarak geri gelmiş. Ardından deneyimli başka bir ‘orospu’ şansını denemiş, o da dayanamayıp geri dönmüş. Sonunda genelevin görmüş geçirmiş maması işi üstlenmiş, ama o da çığlıklarla teslim olmuş... Adam, ‘beni tatmin edecek hiç bir kadın yok,’ diye söylenirken, genelevin ayak işlerine de bakan ‘ibnesi’ onunla yukarı çıkmış. Aradan beş dakika geçmiş, on dakika geçmiş... Ses yok. Sonunda ikisi de mutlu mesut inmişler aşağıya. Kadınlar ‘ibneye’ Nasıl oldu? Nasıl dayandın?’ diye sormuşlar. ‘İbne’ gururla gülümsemiş: ‘Eee, biz erkek adamız...’”

Erkekler “erkek adamın” çelişkisini ya da trajedisini fıkralarda rahatça ifade edebiliyorlar ama gündelik hayatta, benliğin, yüceltilirken yıkılabildiği bir iktidar konuku içindeki erkek, sadece çevresine değil, kendi kendine de “erkeklik ispatı” ihtiyacını duyuyor. Genellikle bu ispat gerçekleşmediği için, “erkeklik krizi” bitmiyor. “Erkek olma” sürekli sınanma altında olduğu için, elden gitme tehlikesiyle karşı karşıya sayılıyor: “‘Yeterince erkek’ olmak, bir kere elde edilip sonuna kadar süren bir şey değildir. (...) Bağışlanan bir şey olduğu için geri de alınabilinir.” Dev olduğuna inandırılan ama kendi boyuyla sürekli yüzleşen ve hayatın zorlukları karşısında zedelenen bu varlık, kalıbını, şiddetli bir korkuyla savunuyor. Attığı ve yediği her şamarla biraz daha erkekleşiyor. İktidar vaadi ve iktidarsızlık keşfinin git geli içinde, çok kırılgan ama kırılganlığını çeşitli duvarlarla, maskelerle, güç gösterileriyle ya da şamatalarla gizlemeye çalışan şizofrenik bir varlığa dönüşüyor. İktidarla kurduğu zorunlu bağ, bu varlığı “delilik”in sınır dışı ve belki de devrimci deneyimlerinden çok “insan aklı” üretiminin sınırlarına hapsediyor ve iç içe işleyen iktidar mekanizmalarının taşıyıcısı haline geliyor.
Kadın, kapatılmışlığına rağmen, “aklın” dışına itilmiş olması sayesinde sınır dışı deneyimlere, akıl dışı dünyalara daha açık olurken, akılla kalıplanan erkek, bir parçası olduğuna inandığı ve sorumluluğunu bir şekilde omuzladığı evrenin içinde kalıyor. Bu evren içinde, “sınırlarının bilincine” vardıktan sonra hangi alanda ve sınırlarda iktidar olabileceğini, “ait” olduğu miti nasıl temsil edebileceğini de öğrenmiş oluyor. Bu dönüşüm, erkekler tarafından,”pişmek”, “olgunlaşmak”, “sorumluluk bilincinin gelişmesi”, “ihtiyatlı olmak”, “gerçekçi olmak” ya da “akıllı olmak” diye tanımlanıyor. Erkeğin, bu aşamadan sonra, ailenin, işyerinin, herhangi bir toplumsal grubun istikrarlı bir unsuru haline geldiği kabul ediliyor. Aile ve yakın çevre tarafından, katı bir ayinler ve yasaklar zırhı içinde pişirildikçe “erkek adam” sertleşiyor ve rolünü yüklenmeye hazır sayılıyor. En küçük kıpırtılarında ise, “akıllı ol” uyarılarıyla çeşitli toplumsal kurumların dışlanma mekanizmaları devreye giriyor. Fakat kapak biraz kaldırılınca ne görülüyor? Şiddet, şaşkınlık, teslimiyet, çaresizlik ve hınç deneyimleriyle gerçekleşen bu dönüşüm, ortaya kırık dökük bir varlık çıkarıyor. Birbirini besleyerek yeniden üretilen iktidar mekanizmalarının “yıkılmazlığı”, bu kırık döküklükten güç alıyor.
Erkekler, kimi zaman, kendi “yazgılarına” karşı, çeşitli direnme noktaları ve stratejileri geliştiriyorlar. Ancak bu, genellikle bütünlüklü bir hesaplaşmaya yol açmıyor. İktidarla kurdukları bağ nedeniyle, erkekler, rollerinin resmi gereklerinden kurtulabilecek, maskelerini tek başlarına çıkarabilecek zihinsel ve duygusal açıklığı bulamıyorlar.
Ne mutlu ki hayat düz bir hatta ilerlemiyor. Erkeklerin, içine sıkıştıkları kalıbın dışına çıkabileceği, bireylerin kendi hayatlarını öngörülemez bir biçimde kurgulayabileceği de bir gerçek. Çünkü “Erkekler Ağlamaz!” talimatına rağmen, erkekler ağlıyor.
Ağlamak, belki de sınırların dışına çıktıkları ender anlardan biri oluyor onlar için. Her zaman yüksek sesle söylemiyorlar. Ama araştırmamızda da açığa çıktığı üzere, erkekler, ağladıklarını her zaman gizlemiyorlar...
Belki de ilk iş açıktan, yüksek sesle ağlamayı başarabilmek...

Pınar Selek - Sürüne Sürüne Erkek Olmak
Profile Image for emre.
427 reviews333 followers
April 15, 2020
Askerlik deneyimi üzerine oldukça içten anlatılardan oluşuyor kitap. Yazar yalnızca sorularını sormakla yetinse veya hiç olmazsa anıları değerlendirmeyi sona bıraksa çok daha iyi olabilecekken, anlatılanları kendi kafasındaki portreye uydurmak için bazen zorlama yorumlar yapmış, bu da bilimsel bir çalışmadan ziyade Ayşe Arman röportajı havası vermiş.
Profile Image for Hakan İlker.
332 reviews
October 27, 2017
Başarılı bir çalışma olmasının yanı sıra ortada söylenen pek bir şey yokmuş gibi geldi bana. Yani, 'şiddete boyun eğme var.' deyip ardından şlak askere gitmiş birisinin sözlerinden örnek göstermek... Çok basitleştirilmiş gibi geldi.
Profile Image for Kaplumbağa Felsefecisi.
468 reviews82 followers
February 2, 2016
Yazarın askerlik yapmış kişilerden derlediği hikayeler konu ediliyor. Erk sisteminin en baskın olduğu ve erkeklere bu sisteme bağlı kalmazlarsa hayattan silineceklerini öğrettikleri, tecrübe ettikleri bir alan olarak askerlik denilebilir! Anlatılmasalar sadece kendilerinin bileceği, anlatamayacakları bir dolu öykü var...
Profile Image for Merve Candemir.
4 reviews5 followers
February 22, 2025
Pınar Selek’in “Sürüne Sürüne Erkeklik” kitabı, antimilitarist bir çerçevede askerliği ve erkekliği eleştirmek için yazılmış, ama ironik bir şekilde tam tersini kanıtlıyor.

Önsözde, askerliği “bir çocuktan katil yaratan sistem” olarak tanımlıyor ve büyük travmalar, korkunç erkeklik ritüelleri beklememizi sağlıyor. Ancak kitabı okudukça, iddiaların büyük ama dayanakların zayıf olduğunu görüyoruz. Öyle ki, Selek farkında olmadan Türkiye’de askerlik yapmanın neden gerekli olduğunu anlatan bir kitap yazmış. Çünkü askerlerin kendi deneyimleri, kitabın tezini çürütmekle kalmıyor, zorunlu askerliğin toplumsal entegrasyon için ne kadar önemli bir araç olduğunu da ortaya koyuyor.

Askerliği bir “erkeklik üretim merkezi” olarak konumlandırıyor, şiddeti ve itaati pekiştiren bir yapı olarak sunuyor. Ancak anlatılan hikayelerde gördüğümüz şey bunun çok ötesinde. Köyünden hiç çıkmamış, birbirini asla tanımayacak insanlar bir araya geliyor; Kürt Trabzonluyu, Trabzonlu Ermeniyi, ateist dindarı tanıyor, aralarındaki “doğal” düşmanlık kırılıyor. Bu anlatıları okumak “acaba askerlik olmasa Türkiye’de daha sert bir ayrışma ve daha şiddetli bir linç kültürü görür müydük?” sorusunu sormama neden oluyor. Ayrıca disiplin, sorumluluk, hijyen, kriz yönetimi gibi beceriler kazananlar var, okuma yazma bilmeden gelen adam var, askerde eğitime alıyorlar da öğreniyor. Hatta temel cinsellik eğitimi veriliyor doktor bir astsubay tarafından, askerlere doğum kontrolü, kadın ve erkeğin eşit olduğu anlatılıyor.

Biri “zordu ya, çok yorulduk” dese, “bakın çok yorulmuşlar zaten askerlik erkekliği yeniden üretiyor, askerlik tü kaka” diye paragraflar döşeyen Selek, düpedüz “şiddetli erkeklik güdülerimizi bastırmayı öğrendik” diyen anlatılara karşı bir tek kelime söylemiyor ve konuyu değiştiriyor. Bu, nesnel bir inceleme değil, ideolojik bir kendini doğrulama çabası olduğunu düşündürüyor. Zaten kendisi de önsözde objektif olamadığını ve olamayacağını itiraf ediyor ama bu raddede olmasını beklemiyordum.

Kitapta şiddetin varlığı kabul edilse de, bu şiddetin sistematik bir askeri politika olduğu iddiası, bizzat Selek’in derlediği anlatılar tarafından çürütülüyor. Üstlerinin keyfi şiddet uygulayan askerleri cezalandırdığı, zorbalığın yaygın olmasına rağmen kurumsal olarak teşvik edilmediği, hatta bazı üst rütbeli askerlerin disiplin ve eğitim yoluyla bireylerin agresif eğilimlerini törpülemeye çalıştığına dair örnekler mevcut. Kız yatılıda okumuş biri olarak, otoritenin kötüye kullanımını, güçlünün güçsüze zorbalığını, disiplini sağlama bahanesiyle uygulanan dayak kültürünü çok iyi biliyorum. Ama kız yatılı okullar da “erkekliği yeniden üreten” yerler olmadığına göre, askerliği de tek başına bu şekilde tanımlamak eksik ve yüzeysel bir bakış açısı.

Daha da ilginci, Selek’in askerliği “hipermaskülen” bir yapı olarak resmetmesine rağmen (ama bir yandan da kreşmişçesine bir minnoşluk beklentisi var askerlikten) kitapta anlatılan trans bir askerin hikayesi bile bu argümanı çürütüyor. O kısma geldiğimde korkarak okudum. Herhalde önsözde bahsettiği şok etkisini yaratacak, travmatik bir hikaye gelecek, 1. derece fiziksel/cinsel şiddet maruziyeti okuyacağız. Ama yok, bize çizilen ve korkunç olması beklenen tablonun aksine din, dil, ırk fark etmeksizin herkese yapılandan daha hafif bile denebilecek bir zorbalama ritüelinden sonra zamanına göre kendini sevdirmeyi başardığı bile anlatılıyor. Hatta askerde üstleri tarafından sahip çıkılıyor ve terhisi geldiğinde “kendine iyi bak, kendini üzme” denerek uğurlanıyor. Hayatında köyünden çıkmamış adamların trans görünce pronoun sormasını beklemiyorsan kapsayıcı bile denebilecek bi tepki, hatta demokratik açıdan da bi kazanım bu. Ama Selek, öyle bir ideolojik körlük içinde ki bu anlatılar karşısında çoğu zaman yorum yapmaktan kaçınıyor ya da anlatının bağlamını değiştirmek için zorlama geçişler ve çıkarırlar yapıyor.

Yöntemsel açıdan kitabın en büyük eksikliği, araştırma sürecine dair detayların yeterince paylaşılmaması. Selek’in saha çalışmasını nasıl yaptığı, hangi soruları sorduğu, anlatıları nasıl kodladığı gibi kritik noktalar belirsiz. Bu durum, kitabın gerçekleri çarpıtarak okuyucuyu manipüle etmeye çalıştığını hissettiriyor.

Sonuç olarak, puanım 2/5 – Kitaba sıfır puan veremediğim için 1, emeğe saygımdan da 1 puan ekliyorum. Ama Selek’in iddiasını ispatlamak bir yana, kendi tezini nasıl yerle bir ettiğini görmek için bile okunabilecek bir kitap. Okumadan önce daha antimilitaristtim.
Profile Image for Uğur.
472 reviews
February 26, 2023
Man's Test with "Masculinity"...

"Being a man" or, as it is more commonly used, "being a man" is a concept that is constantly processed by the patriarchal system and kept alive in order to stay up to date. The reason for keeping it up to date is nothing but the continuity of the system. Therefore, masculinity in a society is not given by ready internalization of the information presented to the man, but by taking action to gain them. This mediated determination is the embodied part of the patriarchal mentality's effect on society.

In the book of being a man crawling, our author works from a point of view that patriarchy is imposed on him and makes him experience with action by saying "Look, you become a man" in every difficulty he experiences, and by constantly processing this, man is forced to prove his "manhood". Likewise, this is a very, very accurate approach.

What is experienced through agency is actually the illusion of culture that the boy/teenager acquires through imitation in his social environment based on men. As a current example, the rosary-hookah couple is one of the most ideal examples of this.

In the social area, men who are not harsh, do not curse, even do not wear certain clothes, and even do not fit the number of buttons that will be open on the clothes they want to wear, are considered feminine and seen inferior. Here, the situation of humiliating women is created, And unfortunately, most of the men are oppressed with the factor of "masculinity".

In his book, the author, who examines this groundbreaking view in detail within the framework of the phenomenon of "masculinity", exposes the imposing approach created by the concept of "being a man" through topics such as respecting authority, finding a job, getting married and having children. When I read it, I couldn't help but say what we went through.
Profile Image for Tuğba.
83 reviews3 followers
September 28, 2025
Erkeklik inşasının militarizasyon bağlamında şiddet-itaat-kırılma ile olan ilişkisini anlatmayı ve bu açıdan bir sistem eleştirisi yapmayı niyetlemiş olmasına karşın, kitap bitince Türkiye’de askerliğin en optimal ölçüde örgütlendiği fikri baskın geldi bende, lol. Erkek deneyimine ancak bu mesafeden bakabildim ya da. Aleksiyeviç’in metoduyla söz tamamen anlatıcıya bırakılsa belki daha farklı işlenebilir miydi konu, bilmiyorum. Bu haliyle çok etkilenmedim.
Profile Image for Selman Akçabey.
3 reviews
June 26, 2024
Sünnet, askerlik, iş bulma ve evlilik. Erkek olmanın ülkemizde "genel kabul görmüş aşamaları". Askerlik üzerine güzel bir çalışma olan kitap, askerlik görevini yerine getirmiş insanların anlatımlarıyla analizler yaparak askerlik öncesinde, sırasında ve sonrasında erkeklerin psikolojik ve sosyolojik durumlarını inceliyor.
Profile Image for Zeynep.
5 reviews
June 28, 2025
Zorunlu askerlik üzerinden militarizmin erkeklik kurgularını nasıl şekillendirdiğini, bastırılan duygular, yüceltilen şiddet ve içselleştirilen itaat üzerinden inceliyor. Binlerce erkeğin anlatısıyla örülmüş bu kitap, 'erkek olmak' ile 'adam edilmek' arasındaki travmatik mesafeyi çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor. Hem feminist hem sosyolojik hem de vicdani bir okuma...
Profile Image for Kozmosevren.
86 reviews1 follower
February 21, 2019
Sünnet, askerlik, iş bulma ve evlilikle tamamlanan "erkek" olma sürecinin askerlik bölümü kişisel hatıralarla anlatılmış. Şiddetin oluşumunda askerliğin payı yadsınamaz.

"Bir kez olsun onuru kırılmamış kişi, kahraman olamaz."
2 reviews
July 12, 2023
"Askerlik" yapmamış ve herhangi bir militarist organizasyona dahil olmayacak Türkiye kökenli bir erkek olarak ilgi ile okudum. Özellikle şiddetin ve irrasyonalitenin teslimiyetle haanlandığını, şiddetin ve erkekliğin yeniden nasıl üretildiğini okurken bir yandan da gerilmedim desem yalan olur.
Profile Image for Sam.
356 reviews30 followers
February 14, 2013
Değerlendirmem kitabın sosyolojik ve araştırma kısmına, yoksa anlatılanlar korkutucu.
Displaying 1 - 17 of 17 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.