Ülker Sokak vahşetinin üstünden 15 yıl geçti. 15 yılda başka sokaklar, caddeler, mahalleler aynı vahşetin değişen mekânları oldu. Translara yönelik kıyım, şiddet hiç bitmedi. Ama o günden bugüne transların özgürlük mücadelesi yükseldi, trans hareket varoldu.
Pınar Selek’in transların Ülker Sokak’tan dışlanmasına ilişkin araştırması, bir grup insanın yaşadığı acıdan, bir sokaktaki kıyımdan bizi alıp dışlama politikalarının rant aritmetiğine, suç ortaklıklarının saklı ve süslü köşelerine, mağduriyetten doğan özgürlük politikalarına götürüyor. Tarihe bugünü anlamamızda büyük katkı sunan önemli bir not düşüyor. Bizi dışında olmadığımızı gösterdiği bir gerçekle sarsıyor.
“Ben bu çalışmayı yaptığımda, 25 yaşındaydım. Yırtıldığım, sarsıldığım, yeniden doğduğum yıllardı. Ülker sokak, bu parçalayıcı kaos içinde, benim bugünkü şekillenmemi doğrudan etkileyen en önemli deneyimlerimden biriydi.”
Pınar Selek (born October 8, 1971) is a Turkish sociologist, feminist, and author. She is known for her work on the rights of vulnerable communities in Turkey, including women, the poor, street children, sexual minorities, and Kurdish communities. She is the author of several books published in Turkish, German, and French, and is one of the founding editors of Amargi, a Turkish feminist journal. She currently resides in France and became a French citizen in 2017.
Pınar Selek'in, 'Çöpte Dostoyevski Buldum' belgeselinde adının geçme şekli beni Pınar Selek hakkında meraklandırmıştı. Kitabını da okuyunca bir kez daha sevdim Pınar Selek'i ve bir şeylerin içinde bulunuş şeklini. Hem bu kadar yaşananların içinde yer alıp, hem de olayın tüm aktörlerine eşit mesafede yaklaşıp, hepsini objektif bir şekilde değerlendirmesi beni gerçekten kalbimden vurdu. Hortum Süleyman'ı anlatırken bile adamın davranış dinamiklerini analiz ediyor. Allah belanı versin Hortum!!! falan yazmasa da ondan nefret ettiğini anlarsınız ya yazarın, Pınar bunu yapmamış. Kitabı okuyunca 'Ülker Sokak'ta neler oldu?' öğrenmek dışında dünyada ve de ülkede LGBT ve LGBT mücadelesi tarihi hakkında da bilgi ve fikir sahibi olabiliyorsunuz bonus olarak. Ayrıca da kitabın sonundaki Ülker Sokak'taki sürgünü yaşayanların özeleştirisi kısmı da gerekli ve yerinde oldu bence. Bilmiyorum eksiksiz bir kitap diyebilirim sanırım. Çünkü kapsamlı ele almış konuyu. Bir sosyolog olarak kitabı hazırlayış şeklini beğenmemin yanında, kitabın dili de çok hoşuma gitti. Yani sosyolog olan, yazar olan ve tanıdığım kadarıyla insan olan Pınar'ı ayrı ayrı sevdim.
Kitapta Ülker sokakta yaşanıp geçmiş bir olayın ardına bakılmaya çalışılmış. Kimin ne yönden baktığı, çerçevesini anlamak adına güzel bir çalışma. Olaya geçmeden yapılan tanımlamalar da oldukça iyi.
Ülker sokakta bir olay yaşandığını bile bilmiyordum. Transseksüellerin yaşadıkları... diye genel bir bilgi var ama. Aslında herkes bir insan, her şey bir mekanda yaşanıyor. Her olay kendine özgü. Bana bunları hatırlattı.
Un breve ensayo donde poder aprender qué es lo que sucede en Turquía con el pueblo armenio a través de 16 relatos. Pınar Selek vivió en primera persona la muerte de Hrant Dink y nos lo cuenta desde su experiencia.
Me ha gustado poder leer un poco más sobre el conflicto armenio aunque la edición del texto deja que desear. Hay varias erratas y las aclaraciones en notas a veces se repiten. Aún así, a nivel de información está muy bien.
İkiyüzlülük (ev sahibesi ve milliyetçi olduğunu savunan kesim) üzerine bir alan çalışmasıdır. Cihangir’i değiştiren etkenleri de bu metin üzerinden okumak mümkündür.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Bu kitabı bulabilmek için sahaf sahaf gezdim. Her sorduğum kitapçının “hayır elimizde yok” demekten bile aciz o yargılar iğrenç bakışlarıyla karşılaştım. Oysaki herkesin okuması gereken bir kitap bu. Türkiye’de kuirlerin, özellikle trans ve travestilerin acı dolu gerçek hikayesini herkes öğrenmeli sevgili Pınar Selek’in açıklayıcı anlatımıyla. Hayat o televizyonda gördüğümüz çarpıtılmış hikayelerden ibaret değil. O çarpıtılmış hikayeler ne çarpıklıklar, ne acılar, ne kalp kırıklıkları bırakmış ülkemizin maalesef ki sahipsiz trans bireylerine. Geçenlerde bir röportaja rastladım. Çukur dizisinin yetenekli oyuncusu, Meli Bendeli, cinsiyet uyum sürecine ve trans kimliğine dair konuşuyor. Hep farklı hissettiğini anlatıyor. Hiçbir zaman bir kadınla birlikteliğinin olmadığını söylüyor. Bu sürece girdiğinden beri “maddi zorluklar yaşıyorum, geçinebilmek için eskortluk yapıyorum” diyor. İşte maalesef ki ülkemizin kaderi bu. Trans bireylerin gözle görülür şekilde dışlanmasını nasıl bu kadar normalleştirebiliyoruz? Bir kişi sadece kendisi olmak istemiş ve bunu çok büyük bir cesaretle yapabilmişken, ona özenmekten başka bir çaremiz yokken bizim neyimize onu yargılamak ve dışlamak? İşte bu yüzden maalesef ülkemizde trans bireyler “eskortluğa” mecbur kalıyor. Hiçkimse iş vermiyor. Toplumdan dışlanıyor ve bir anda “ötekileştiriliyor”. Sanki bir canavar. Sonra da yargılıyor onu, alan açıp iş vermediği için sex işçiliğine “mecbur kalan” bu kişiye ahlaksız yaftası konuluyor- ki her şeye rağmen sex işçiliği de bir iştir ve bundan en çok hizmet alıp bu hizmeti taciz eden de bu yargılayıcı transfobik homofobik erkeklerdir. Komik. Trajikomik. Meli diyor ki: “Keşke kadın olmak istediğim için mesleğim elimden alınmasaydı.” Bu cümleyi iyi okuyun. Bu cümlenin içinde toplumumuzun bütün gaddarlığı yatıyor. Toplumun gözünde kadının yeri yok. Toplumun gözünde trans kadının hiç yeri yok. Ülkemizin kaderi bu. Beyni yıkanmış, empatiden aciz bir toplum. Sözde Müslümanlığın çok basit bir “Bir insanı insan olduğu için sevmek” ilkesine bile uymayan ama onu sonuna kadar silah haline getirip kullanan gaddar devlet, devlet yalamacısı medya, siyasetçiler, toplum, aile… Bu kitabı okuyun, okutturun. Özellikle suratınıza o yargılar iğrenç bakışlar atan homofobik transfobik insanfobik kişilerin karşısına geçin ve bağırarak okuyun. TRANS BİREYLER VARDIR. TRANS BİREYLERİN YAŞAM HAKLARI VARDIR. TRANS BİREYLERİN KALİTELİ YAŞAM HAKLARI VARDIR.