1990-1992 yılları arasında yayımlanan Yürüme Üçlüsü, yürüme - de ki işte - tümceler adlı ciltlerden oluşuyor. tümceler, yayımlandıkça bir tür evrim geçiriyor: Eklenen yeni tümcelerle genişliyor, değişiyor... Kitabın şimdi satışta olan 4. basımı 2002 tarihli.
Yazar ve felsefecidir. 1948 yılında Karamürsel'de doğdu. TED Ankara Koleji'ni bitirdikten sonra Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Yüksek Lisansı'nı aldı. Aynı üniversitede Felsefe Bilim Uzmanı oldu. Felsefe doktorasını tamamladı ve öğretim üyeliği yaptı (1972-1983). Tübingen Üniversitesi (Almanya) felsefe semineri üyeliği (1976-1977) ve Victoria Üniversitesi (Wellington) (Yeni Zelanda) konuk öğretim üyeliğinde bulundu (1981). Çeşitli basın organlarında yayın yönetmenliği, yayın kurulu üyeliği ve yayın danışmanlığı yaptı. Birçok dergide yazı ve çevirileri yayınlandı. Serbest yazar olarak çalışmaktadır.
Son bir kızıllık Uzanıverdi koyu sulara Ürperdi dalgalar Pırıldadı kayalık kara kara
Uçuk mavi şimdi deniz Grilere dalmakta Dalgalar hareketli yeniden Karanlık umuduyla . Öncesinde Yürüme ve De Ki İşte'yi okumuştum ve sıranın Tümceler'e geldiğini düşündüm. Aruoba'nın diğer kitapları kadar sevemedim. Bu kitabı fazla şahsi yazılmış hissettirdi. Elbette kendisi için büyük anlamlar ifade eden 'tümceler' olmuştur ancak sanki bir camın ardından okuyormuşum gibiydi. Ancak Aruoba çok sevdiğim bir edebiyatçı o yüzden elbette okumaya devam edeceğim. İlk defa pek beğenmediğim bir kitabını okumuş oldum.
oruç aruoba'nın mevsimleri, çiçekleri, kuşları, rüzgarı, yağmuru, bulutu yani ki doğayı ne kadar güzel okuduğunun kitabıdır. baharda bülbülleri ve şarkılarını sabırsızca bekleyişine, yaz sıcağında ağustos böceğine serzenişine, çiçeklerin diline nasıl bu kadar hakim oluşuna, boğazın güzelliğine, lodosun hoyratlığına dem vuruşuna ve allı pullu gemileri en çok da 'istanbulun efendisi'ni, sabırsızlıkla bekleyişine hayran olmamak elde değil. su gibi yudum yudum içilesidir her bir tümcesi. şimdi düşünüyorum da oruç aruoba iyi ki var ve hayatın, kimsenin farketmediği bu kadar ince ayrıntılarını iyi ki yazmış.
Güzel bir şiir kitabıydı. Düzeni ve kendi tarzı ilginçti. Bazıları güzel olmakla birlikte bazı şiirler gereksizdi. Anlattığı şeyler birbirine bağlayan bir hikaye gibi ama sanki hep eksik bir şeyler var. Yazarın okuduğum ilk kitabı olduğu için tam olarak bir şey söyleyemiyorum ama güzel bir şiir kitabıydı.
“..oysa gideceğin yerde senin geleceğini bilerek bekleyeceğini bildiğin tek bir güzellik (temiz ve arı) varsa, an gelir, yüreğin doluverir, ona doğru yoldayken.”
“Yalnızca Güneş ısıtıyor artık— hep öyle değil mi ki, zaten?…”
“Kimse bilmez benden başka, niye.”
***Ortancalar, Sardunyalar, Atkestaneleri, Çınarlar, Söğütler Denizi bulanıklaştıran imbat, soğutan poyraz ve bugünkü gibi başımı ağrıtan lodos:) Bir ağacı yaprağından, bir kuşu ötüşünden tanımak isterdim, mevsimleri ise rüzgarlardan… Sizin gibi Boğazı, İstanbul’u anlatmak isterdim Aruoba. Yapamıyorum. Şimdilik büyük umut içeren, ulaşılabilirliği yüksek yapabileceğim ilk şey ise, iki yıldır yaprak veren mum çiçeğimin ismine sadık kalıp bu yıl nihayetinde çiçek açması… Ah keşke:) Geleceğini bilip, bekliyorum.
Tam 31 sene sonra, her tumcesini derin derin, içime sindire sindire tekrar, tekrar okuduğumda, 21 yaşımda okuduğumda neler hissettiğimi hatırlayamasam da, bu kadar ince ve narin yazılmış bir kitabı eskiden okumuş olmanın huzurunu hissettim.
İstanbul'a götürdü, doğaya, kuşlara götürdü, ışıklara, renklere götürdü beni. Onları getirdi bana.
Bahçeni suladığında da, tek bir su damlası bile boşa gitmez: senin çiçeklerinin, bitkilerinin, ağaçlarının köklerine ulaşamayanlar, ya da onları geçip akıp gidenler de, yandaki yamaçtakilere, ya da, daha aşağıdaki, öteki bahçelerinkilere ulaşır; ulaşamayanlar da, kayaların aralarından sıza sıza, sonunda denize varır - sonra da, geri döner...
***
Bütün sokak lambaları, bütün gemi ışıkları, bütün otomobil farları, ışığı hala yanan bütün odaların pencereleri, öylesine pırıl pırılken, Ay’ın, bir hayalet gibi, silik, sönük, sinik bir halde yükselmesi: reva mı?! - çok uzaklardaki bulutlardan kurtulmağa çalışıyor bile olsa? - ama, bir kez kurtulanca onlardan, O’dur artık bütün hepsi içinde en parlak, en pak, en ak-
***
Tam karşımdasın; öyle ki, senden başka hiçbir şeyim olmasaydı da, olabilirdim - sen, yeterdin varolmam için...
***
When vain desire at last and vain regret Go hand in hand to death, and all is vain, What shall assuage the unforgotten pain And teach the unforgetful to forget”
Okuduğum ilk Oruç Aruoba kitabı. Yazdığı sırayla okumak istedim ve güzel bir yolculuğa başlamışım hissi var içimde. Yer yer mükemmel 'tümceler'le karşılaşmak mümkün. Havadan sudan konuşmak gibi bir kitap işte...
Şiirsel bir kitap. Duyguları ve anıları kışkırtan etkisi müthişti. Birçokları için en sıradan olan şeylerin, bir sihirbaz gibi, algısını değiştiren, farkına vardıran bir üslupla bir solukta okunabilen, harika tespitler içeren müthiş bir kitap. (Belki de Istanbul’u, memleketi çok özlediğim için olabilir)
hem görmenin hem tümcenin sınırları ince ince zorlanmış, ardında ne var diye bakılmış, algıya daha ne kadar sığar hepsine hafif, mutedil yanıtlar sıralanmış. ustalık işi, dil becerisi, izlek pusulası olmuş bu kitap. en sevdiğim türden olmuş yani, bir tür kılavuz.
Tümce alışılmış dil dışında, pek çok şeydir diye başlayarak kısa cümleler birbirlerinden bağımsız şekilde sıralanmış gibi dağınık devam eden bir anlatım.