"Fındık Sekiz, simgesel/alegorik bir doku içinde İslam mistisminden izler taşıyan bir metin. Tasavvuf öğesi, Kaçan'ın bıçkın/külhani anlatımı ve inanılmaz haşarlık ve atalıktaki yaratıcı dil oyunlarının arasında alışılmadık bir etki bırakmakta. Fındık Sekiz, bir iç dünya yolculuğunun odakta olduğu bir metin. Beyoğlu'nun kanla/şiddetle/uyuşturucuyla/cinsellikle yoğrulmuş batakhane kültürü ile entel diye adlandırılan bir başka sınıfın yan yana varlıklarını sürdürdüğü bir ortamda, ana kişi Meto maddesel yaşamın uçlarında dolaşır, 'intiharın arifesinde, yaşamın şerefesinde' gezinir. Fındık Sekiz, karanlıktan aydınlığa, maddesellikten tinselliğe yapılan bir yolculuğu anlatır... Bir aşk romanıdır Fındık Sekiz. Karşı cinsten birine duyulan aşktan çok soyut bir aşktır burada söz konusu olan. Mistik tonlamalı gündüz düşlerinin somut bir Beyoğlu gerçeğiyle birbirine geçtiği bir uzamda yaşanır Fındık Sekiz. Destansı/masalsı, bir o kadar da kanlı canlı/külhanca bir ortamdır bu... Renkleriyle, sesleriyle soluk alıp verir bu metin. İçinde 'sözcüklere yelken açılan' bu kurmaca yaşam, düzyazı, ritmik düzyazı ve şiirin birbirine karıştığı bir dilsel karnavaldır."
Metin Kaçan (1961, İncesu/Kayseri, Turkey - 06 January 2013, Istanbul, Turkey) was a Turkish author who is best known for his novels Ağır Roman (Cholera Street), and Fındık Sekiz. Ağır Roman has been translated into German (Kaçan 2003), and a movie (Ağır Roman), directed by Mustafa Altıoklar (1999), was based on it. Kaçan is also the author of a collection of short stories, "A ship to the Islands" (Adalara Vapur, Kaçan 2002), and a book written in a mixed style between prose and poetry, entitled "The tiger at Withdrawal" (Harman Kaplan, Kaçan 1999). Much of Kaçan's writings deals with life in Istanbul, in particular its poor quarter Dolapdere (not far from Taksim square). To Dolapdere, he sarcastically gave the name "Cholera" (Kolera in Turkish) in Ağır Roman, thereby recalling both its shabbiness and the fact that the greatest Polish poet Adam Mickiewicz died there from the cholera in 1855. Mickiewicz´ museum at Dolapdere, still open to visitors today, figures in "Ağır Roman". The title of this novel plays ingeniously with the polysemy of the Turkish word Roman, which means both "gypsy" and "novel". Also, together with the adjective ağır, which means "heavy" or "slow" in Turkish, Roman is the designation for a special kind of street music, played by some of the novel's protagonists. Ağır Roman tells the tragic story of a young hero who grows up in Cholera quarter but finally fails and commits suicide. His failure parallels the failure of the quarter itself, whose ancient structures as well as its multi-ethnic and multi-religious composition disintegrate.[1] Fındık Sekiz tells a story about two cars, that appear sometimes as personified figures, and that take the semi-autobiographical protagonist Meto on a mystical journey. At the same time, Meto's conflict with a woman, who manages to have him thrown into prison through fraudulent statements, is related, which might reflect some of Kaçan's own experiences.[2] Kaçan's style is heavily imbued with Turkish slang, which is called argo in Turkish (< French argot). This choice gives his writings a non-conformistic, frequently vulgar, but overall extremely vivid and creative tone, which has been hailed, among others, by Yıldız Ecevit.[3] Other characteristics of his writing are the personification of natural phenomena and inanimate items such as cars (in particular in Fındık Sekiz), autobiographical details (Kaçan grew up in Dolapdere), the blurring of the limitations of poetry and prose, and references to mysticism, in particular Muslim mysticism (Sufism). His best-selling novel,Ağır Roman is going to be translated to French by Actes Sud in 2010.
Death He committed suicide by jumping from Bosphorus Bridge on January 6, 2013.
Takip etmesi, okuması, anlaması zor bir kitap olmasına rağmen kendine has gerçek tarzı olan bir yazarın kitabını okumak güzeldi.
Başkası okusun diye yazmamış sanki. Aklındakileri hızlıca kağıda dökmek için bıçkın bir havada şairane cümleler kurmuş sürekli. Bazılarına takılıp tekrar tekrar okumamak elde degil. Bir insan nasıl bu şekil düşünür nasıl bu cümleleri kurabilir demekden kendini alamıyor insan.
Zwar ist das Buch untertitelt als 'ein istanbuler punk-roman' und das Lesen desselben durchaus als musikalisches Erlebnis vorstellbar - als Punk gelingt es mir den ununterbrochenen Beat nicht unbedingt vorzustellen. Das tut dem Roman allerdings kaum Abbruch, das optische, die zahlreichen kleinen Illustrationen, das Spielen mit Schrift- und Schriftarten und der Einbau einer anderen Stimme - z.B. illustriert mit kleinen Katzen oder durch eine andere Schrift eines lautmalerischen bummdidibumm - als Chor, Vergnügen kompensiert das durchaus. So gelingt es die erzählte Istanbuler Welt, ihre Geschwindigkeit, vielleicht sogar ihre Gerüche, weit eindrucksvoller als durch bloße Beschreibung darzustellen. Der Auftritt von Metos Gegenspielerin, als Ausdruck der rein konsumorientierten bzw. orientierungslosen Dekadenz, Sevda geht eben damit einher: Ihre auf der Scheide von Tag und Nacht dargebotenen Nummernrevue, ihr plötzliches Heraustreten aus einem Café, ihr Auftauchen aus einer Bar, das Parfürmieren der Seitengassen mit ihrem Duft, das Vergessen ihrer Tasche, dieser selbst mit allergrößter Erzählkunst nicht angemessen beschreibbaren Tasche in Weinlokalen, all dies macht jedem Nachtschwärmer unmissverständlich klar, dass nunmehr keine andere als Sevda in die Nacht eingetaucht war. [...] Ferner barg sie Stoffetzen, Schmuck und dieses Parfüm: EDIDA. Selbst die Katzen in den hintersten Gassen kannten diesen Geruch und sprangen Sevda mit 'Edida'-Gemaunze an. (32) Drogenkonsum und Autos sind nicht Alleinstellungsmerkmal dieses Romans, auch die Autos immer wieder symbolisch aufgeladen unterschiedlich je nach Fahrer*in, sondern auch die Fahrten, die damit einhergehende Geschwindigkeit und das Bewegen innerhalb der Stadt machen dieses Buch zu einem Roadtrip-Roman. Das schnelle Schreiben, die gleichzeitige Vermittlung mehrerer Informationen tragen mit ihrer hohen Geschwindigkeit erheblich zu dem Gelingen desselben bei. Wesentliches Element ist allerdings noch die religiöse Erweckung Metos, die Koseform des Vornamens des Autors. Die religiösen Bezüge, besonders auf die mystische Schiene des Islam, erschöpfen sich nicht in dem allgegenwärtigen Haschischrauch, sie greifen zurück auf verschiedene Koranverse und biblische Anlehnungen. Auf einen Lehrmeister Fahri Baba, auf die Auseinandersetzungen mit der verkommenen Welt und das Errettungserlebnis am Ende. Am stärksten vielleicht aber auf "Çiğdem: Leben - Krokus - Frühling" (der Name heißt u.a. auch Krokus), die mit den ewigen Augen als Gegenbild zu Sevda fungiert, ohne direkt aufzutreten. Sie ist die reine Liebe, die himmlische Schöne als Gegenbild, als Personifikation der Transzendenz.
Bunu da 25 yıl önce okudum sanırım ama biraz cahilliğimin biraz da Ağır Roman'ın gölgesinde kalmış olabilir. Belki bitirmemiştim hatırlayamıyorum; istediğin yerinden girip istediğin yerinden çıkabileceğin gibi bi anlatı bu; arayış - kayboluş - buluş - bulduğunu sanış - direksiyon çeviriş, kuma saplanış. Bol bol direksiyon çeviriş çünkü maddi ve manevi yolculuklar ağırlıklı olarak V8 (Fındık Sekiz) Malibu (Chevrolet) ve birazcık da Impala'da yapılıyor. Diğer araçlar amaçlar kaydıraklar arasında sulular, esrar, kokain, haplar, asit, eroin bolca mevcut. Ama başrolde aşk, aşkın arayışı, bir şeytan kadın, bir hayal kadın, nihayetinde kadınından maddesinden arabasından çıkıp mana alemine geçiş hevesi. Mistik, spiritüel ama bir o kadar da urban-90lar-kentli, değişen dönüşen köklü semtli; bir sürüsünü tanıdığım bir sürüsü tanıdık gelen karakterler arasında bir acayip yolculuk. Kelimeler de yağ gibi akıyor, bazen ayağına takılsa da düşürmüyor; bir şey demez görünen ya da dediğinden fazlaca şey söyleyen kelimeler, cümleler, renkler, kayboluşlar; ağzını yüzünü benzetmeler, şiirler, şarkılar, korolar, uyuyuşlar uyanışlar. Belki sevdiğim zamanlara-insanlara-mevzulara değmeseler laf kalabalığı diyeğim yerler de olabilir ama öyle güzel öyle dumanlı öyle kafası karışık kahkahalı karıncalı kalabalıklar ki bunlar içinde olmaktan memnunum. Gerçekten türünü, tarzını, canını ciğerini sevene, kaybolup arama ve araba meraklısına bi kitap. Hiç değmediyseniz şöyle bi dalın deneyin. Ve sana da aleminde mutluluklar, yapıştır Meto!
Fındık Sekiz, Metin Kaçan’ın 1997’de yayımlanan ikinci anlatısıdır. Metin Kaçan, ilk eseri olan Ağır Roman’da İstanbul’un bambaşka bir yüzünü gözler önüne serer ve “yeni bir âleme geçiş” yapmaya çalışan Meto’yu anlatır. Fındık Sekiz’de önceki anlatısında üstü kapalı olarak sorguladığı zevke dayalı bozulmuş toplum yapısını açıkça eleştirir ve bu romanda İslam mistisizminde izler taşır. Bu nedenle Fındık Sekiz, bilimin mistisizmle harmanlanarak madde - mana kavramının çatışması sonucu ortaya çıkan New Age (Yeni Çağ) oluşumunun Türk edebiyatındaki ilk örneklerinden kabul edilir.
Fındık Sekiz hakkındaki çalışmalar oldukça az olup yapılan çalışmalarda da genellikle eserin yapı, dil, biçim gibi özellikleri üzerinde durulmuştur. Bu eserde önemli bir yere sahip olan zaman ve mekân unsurları üzerinde detaylı olarak durulmamış ve incelenmemiştir. Bu çalışmada öncelikle New Age kavramının tanımı yapılacak ve Fındık Sekiz anlatısının neden bu akıma dahil edildiği açıklanacak; ardından kısaca anlatının kurgusu ile yazarın hayatı arasındaki benzerliklere değinilerek zaman ve mekân unsurlarının anlatıbilim çerçevesinde incelemesi yapılacaktır. Çalışmada özellikle Genette’in zaman analizi için önerdiği kategorilerle Gerhard Hoffmann’ın mekân işlevlerine dair sınıflandırmaları esas alınacaktır.
"İntiharın arefesi, yaşamın şerefesinde gezinen" Meto'nun, "keyfine düşkün manyak şehir İstanbul", "mini etekli İstiklal caddesi" ve onun yan sokaklarında geçen gerçeküstü hikayesini okuruz 'de. Bu gerçeküstü hikayenin ana taşıyıcısı ise İslam mistisizmidir. Romandaki diğer taşıyıcılar ise, aydınlar, kadınlar, aşk, Meto'nun pîri konumundaki Fahri Baba ve zamansızlıktır. Zaman yoktur 'de evet. Emmare gibi, eski model "Malibu" marka araba gibi, İmpala gibi boyutlar ve mekânlar vardır. Bu boyutlar ve mekânlar da dilsellik ile sunulur. İç dünya yolcuğunu okuduğumuz Meto'nun dünyası dil ile kurulmuş bir dünyadır. Modern romanda gördüğümüz, ardışıklık, kahraman, zaman ve mekân gibi unsurlar postmodern romanda ters yüz ediliyordu bilebildiğim kadarıyla. İşte de Türk Edebiyatı için -benim okuduğum romanlar arasında- ilk postmodern romanlardan biri, belki de birincisidir.
Ağır Roman kitabı/filmi ve hayatıyla 90’lı yıllarda ismi çok anılmış bir yazarmış kendisi. Ekmek teknesindeki Heredot Cevdet’in de rahmetli kardeşi. Ağır roman’ı okuyup izlemeden bu kitabı okumak doğru hissettirmedi bana. Zorlayıcı bir okumaydı. Fındık Sekiz’i hapis sonrası yazmış ve otobiyografik özellikler barındırıyormuş.
İstanbul’un arka sokakları, uyuşturucu alemleri, kendine yabancılaşma, barlar, kafada sürekli dönüp duran bir Sevda, kurtarıcı haplar, Fahri Baba denilen yol gösterici/saygı duyulası tasavvufi bir karakterle Malibu’ya binilip turlarken kendi içine dönme, kendiyle yüzleşme, bar, Sevda, araba derken kitap bu eksende dolaşıp duruyor. Kaleminin ustalığına diyecek bir şeyim yok. Gayet güzel. Hatta içerisinde bulunan şiirleri çok beğendim. Kitabın tamamına yayılan karmakarışık bir ruh hali, içsel arayış, arınma isteği net şekilde görülüyor ama dediğim gibi ben okurken çok zorlandım.
Ağır Romanı izleyeceğim, merak ettim. Okuyacağımı sanmıyorum.
This entire review has been hidden because of spoilers.
sokak jargonunun kullanımı oldukça başarılı olmasına rağmen aşk vb. duyguları anlatan kısımları okuyucuyu sıkabiliyor. biraz okuduktan sonra sonuna dair tahminde bulunmak oldukça kolay. pek sürükleyici olmasa da sadece kullanılan kelimeler ve tasvirler için okunabilir bence.
Metaforlar fazla, dil alışageldiğimiz yazı dilinden farklı. Jargon da yabancı olunca benim için okumaktan çok keyif aldığım bir kitap olamadı. Yer yer çok başarılı tanımlamalar ve etkileyici paragrafların hakkını vermem lazım ama...
Bir yanım bu kitabı çok beğendi. Diğer bir yanım ise, okuduğunu anlamadın. Nesini beğendin? diye azarladı. Anlayacağınız duygularım karışık. Hangi yanım ağır basıyor bilmiyorum.
Başka bir zaman tekrar okumak üzere bu kitabı rafa kaldırıyorum.