Kan Konuşmaz, 1. Dünya Savaşı'ndan Cumhuriyet'in başlarına uzanan süreçte Nuri Usta ve onun ailesi çevresinde gerçekleşen olayları anlatan bir dönem romanı. Aynı zamanda, Nazım Hikmet'in romanları arasında toplumcu gerçekliği en doğrudan yansıtan romanı.
Çoğu Marksist gibi, Nazım Hikmet de sanatın fayda için yaratılması gerektiği düşüncesinde. Henüz romanın başlarında, olay akışını bölerek -ve hatta Poe'yu eleştirerek-, "Zübeyde Hanımın ölmüş olduğunu haber vermek" (s.26) için yazdığını belirtmesi bu durumun bir örneği. Gavur Cemal ile Nuri Usta arasında geçen bir konuşmada "güzel" ve "faydalı" arasındaki ayrıma dikkat çekmesi ise bu durumun bir başka örneği. Nuri Ustanın aksine, Gavur Cemal gibi yanlış bilinç içerisinde bir insan tabii ki de "güzel" kelimesini kullanıyor (s.170).
Nuri Usta, Nazım Hikmet'in devrimci romantizmiyle oluşturduğu bir olumlu tip diyebiliriz. Stoyan ve Sait aracılığıyla sınıf bilinci edinmesinin ardından, özellikle de Ömer'in söylemlerinde, Nuri Usta giderek daha "kusursuz" bir karakter olmaya başlıyor. Kitabın 32. bölümünde ise Nuri Ustanın kendi yeteneklerini kullanacağı tesviyecilik işine başlayabileceğini öğrendikten sonra bulunduğu umutsuzluktan "adeta sevinçle" çıkması, emekçinin kendi üretim gücüne yabancılaşmasını ve bu yabancılaşmadan kurtulacağı anı örnekler nitelikte (s.178).
Bir süre sonra roman, "Pavelvari" karakter Ömer'in hayatına odaklanıyor. Sevgi Soysal'ın Yenişehir'de Öğle Vakti romanında Olcay'ın balonu ile anlatmaya çalıştığı şey ne ise, Nazım Hikmet'in de Ömer'in oyuncak treni ile aynı şeyi anlattığını düşünüyorum. Trene kimin binip binemeyeceği, balonun kime verilmesi gerektiği sorularının cevaplarının net olması, ezen/ezilen ilişkisinin sanılandan ya da sanılmak istenenden çok daha belirgin sınırları olduğunu gösteriyor.