Türkiye toplumu 1980’den bu yana çok hızlı bir dönüşüm geçirdi. Serbest piyasa ekonomisinin hâkimiyetiyle birlikte tüketim, insanların kimliklerini belirleyen en önemli unsur haline geldi. Gündelik yaşam renklendi ve Amerikanlaştı. Eskiden görünmez olmaya çalışan işadamları imaj restorasyonuna giderek her gün gazetelerde boy göstermeye ve “entelektüel” muamelesi görmeye başladılar. Gazeteciliğin tanımı değişti ve iktidarı temsil edenlerle içli dışlı olan gazeteci tipi türedi. Yaşam tarzı yazıları ve Avrupai ve milliyetçi “Yeni Türk İnsanı” projeleri ile köşe yazarları, bu dönemin yeni aristokratları oldular. Genç, kentli, iyi eğitimli ve yüksek gelir düzeyine sahip Beyaz Türkler, “kara kalabalıklar”dan uzaklaşıp korunaklı sitelere yerleştiler. İyi yemek, puro ve şaraptan anlamak, statü simgesine dönüştü. Pera nostaljisi, gayrimüslimlere yönelik ilgiyle birarada gitti. Siyasetçiler, imajlarıyla gündeme gelir oldular. Son yirmi yılın gazete ve dergileri arasında titiz bir arşiv çalışması yapan Rıfat N. Bali, bugüne kadar hep üzerinde konuştuğumuz bu dönüşümün kaydını önümüze seriyor. Bizleri, medya - iş dünyası - siyasi iktidar sacayağında yer alan muktedirlerin dayattığı seçkinci ideolojiye karşı uyanık tutacak malzeme ile karşı karşıya getiriyor.
1948 yılında İstanbul’da doğdu. İlköğrenimini Musevi Birinci Karma İlkokulu’nda, orta ve lise öğrenimini Saint-Michel Fransız Ortaokulu’nda ve Saint Benoit Fransız Lisesi’nde yaptı. Sorbonne Üniversitesi’ne bağlı Ecole Pratique des Hautes Etudes, İlahiyat Bilimleri Bölümü’nden mezun oldu. 1970 yılında özel sektörde memur olarak çalışmaya başladı. 1981 yılından itibaren de ticaret hayatına atıldı. Yazarlık ve araştırmacılık serüveni 1995 yılında başladı. Express, Müteferrika, Varlık, Birikim, Virgül, Felsefelogos, Toplumsal Tarih, Tarih ve Toplum, Folklor ve Edebiyat, Tiryaki dergileri ile Agos ve Şalom gazetelerinde yazıları yayımlandı. Türkiye Diyanet Vakfı’nın İslâm Ansiklopedisi’ne ve Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi’ne (Yapı Kredi Yayınları 1999) madde yazdı. Edirne, Serhattaki Payitaht (Haz.: Emin Nedret İşli ve M. Sabri Koz, Yapı Kredi Yayınları, 1998), Diyarbakır: Müze Şehir (Haz.: Dr. Şevket Beysanoğlu, M. Sabri Koz ve Emin Nedret İşli, Yapı Kredi Yayınları, 1999), Efsaneden Tarihe, Tarihten Bugüne ve Adana: Köprü Başı (Haz.: Doç. Dr. Erman Artun ve M. Sabri Koz, Yapı Kredi Yayınları, 2000) kitaplarına makaleler ile katkıda bulundu. Avner Levi’nin Türkiye Cumhuriyeti’nde Yahudiler (İletişim Yayınları, 1996), Henri Nahum’un İzmir Yahudileri (İletişim Yayınları, 2000) kitaplarını tek başına, Eli Şaul’un Balat’tan Bat-Yam’a (İletişim Yayınları, 1999) kitabını Birsen Talay’la, Nora Şeni ve Sophie le Tarnec’in Camondolar Bir Hanedanın Çöküşü (İletişim Yayınları, 1999) kitabını da Bahar Siber’le birlikte yayına hazırladı. Cumhuriyet döneminde Türkiye Yahudilerinin yaşamlarını anlatan bir üçlemenin ilki olan Cumhuriyet Yıllarında Türkiye Yahudileri - Bir Türkleştirme Serüveni (1923-1945) (İletişim Yayınları, 1999) ile Les Relations entre Turcs et Juifs Dans La Turquie Moderne (İsis Yayınları, 2001) daha önce yayımlanmış kitaplarıdır. Evli ve iki çocuk babasıdır.
Kitap kültür sosyolojisi diyebileceğim çıkarımlara uygun olsa da çok iyi bir kronoloji örneği. 80’lerden 2000’lerin başına değişen Türkiye dünyasını anlatıyor. Bu sınırlı bir dünya tabi ki. Daha çok Özal’ın yarattığı zenginlerle eski zenginlerin çarpışan dünyası. Darbeden sonra palazlanan Anadolu zenginlerinin İstanbul Cemiyet hayatıyla tanışmasının da bir kroniği diyebiliriz.
Rıfat Bali çok iyi bir kaynak taraması yapmış. Gazete başta olmak üzere iyi bir medya dökümü var. Orta yaşlıların büyük bir kısmının bizzat tanık olduğu bir dönüşümü anlatıyor. Hatta anlatılan simaları hemen herkes tanıyor. Benim için öğretici olsa da daha çok neler yaşandığını hatırlatacak bir kitap. Gündelik hayat çalışmalarının çok az olduğu Türkçe literatürde önemli bir yer tutuyor bana kalırsa.
Darbeden 2000’lerin başına, Akp iktidarına kadar olan süreci ele alıyor. Darbe öncesindeki siyasi bunalımdan çok rahatsız İstanbul sosyetesi. Güneri Cıvaoğlu’nun da aralarında bulunduğu bir grup ayrıcalıklı sima yılbaşını Memleketim şarkısı ile kutlayacak kadar bunalımda. Darbe sonrası ortamın durulacağını umuyorlar. Özal’ın önünü açtığı özelleştirmeler ile de kısa da olsa epey mutlu bir dönem yaşıyorlar. Büyük markalara artık İstanbul’da da ulaşıyorlar. Arzuladıkları tüketim kültürü nihayet geliyor. Ama bu özelleştirmeler Anadolu insanını da zenginleştiriyor ve İstanbul’da yeni zengin tipleri ortaya çıkıyor. Kendilerini aristokrat gören zenginlerimiz bundan hoşnut olmuyor. İstanbul’u bozdular geyiği de böyle başlıyor. Bıyık, altın zincirli, kıro olarak adlandırdıkları yeni isimlerden farklı olduklarını sürekli söylüyorlar. İngilizce bilmek gibi bir ayrıcalık öne sürüyorlar.
Kamuya mal olan işadamı tipi de bu dönemde ortaya çıkıyor. İşadamları artık toplumun takip etmesi gereken figürler haline geliyor. İshak Alaton gibi isimlerin başı çektiği bu güruh sürekli gazetelere nasıl yaşanması, nasıl davranılması gerektiğiyle alakalı röportajlar veriyor. İngilizce bilmek yetmiyor yurtdışında okumak ekleniyor listeye. Yeni zenginlerden ayrılmak için listeyi uzattıkça uzatıyorlar. Hatta eski İstanbul nostaljisi de zenginlerin dernek kuracak kadar ileri götürdüğü bir uğraş oluyor. İstanbul istila edildi mesajı vermek için herkes yarışa giriyor. Mine Kırıkkanat gibi gazeteciler ben Rumlarımı özledim gibi utanç verici yazılar yazıyor.
Ertuğrul Özkök, Mehmet Barlas, Güneri Cıvaoğlu gibi gazetecilerin haberlerine çok sık rastlıyoruz. Her devrin insanı gazeteciler rüzgar nereden eserse orada konumlanıyor. Sağlıklı yaşam sosyetede moda olunca zeytinyağı şişesi övüyor Ertuğrul Özkök. Zülfü Livaneli artık New York’a çok kolay uçuyoruz yazıları yazıyor. Okan Bayülgen iğrenç tavrıyla ben şehrimde şehirli isterim, köylülere yer yok minvalinde açıklamalar yapıyor. İstanbul’da eğlence hayatının gelişmesinin ilk adımlarını da görüyoruz kitapta. Halkla ilişkilerin ülkeye girişi de işadamlarının imaj çalışmasıyla oluyor.
Kitabı merakla okudum. Bildiğim şeyleri haber haber takip etmek de eğlenceli oldu diyebilirim. Kitabı okurken gazetelerin dijital arşivlerinin oluşturulmamış olması da epey canımı sıktı. Rıfat Bali’nin başlığını verdiği haberi okumak istediğimde elim boş döndüm hep. Düzgün bir şekilde takip edebilmeyi isterdim. Bunun dışında yazarın belirli bir tutumu yok. Titizlikle hazırlanmış bir tarih çalışması. Yorumu okuyana bırakıyor.
"Laboratuvarda bambaşka bir şeyi araştırırken yanlışlıkla hiç de arzu etmediği bir icat yapan şaşkın bilim insanları misali, yazarın yöntemi olan medya taramasını seçerek yaptığı hata kitabı amacından (zenginlerin sosyolojik değişimini tespit etmek) saptıran ama bu kez de tam da sahasına yani medyaya dair hiç de fena olmayan bulgular ortaya koymasını sağlayan güzel sonuçlar vermiş."
Aylardır okuduğum en ilginç ve akıcı kitap. 1980-90larda çocuk/embriyo olan ve o dönemin medya ve kültür dünyasına tanıklık etmemiş okurlara özellikle tavsiye ederim. Belki mevzubahis şeyler o dönemlere tanıklık edenlere çok orijinal gelmeyebilir.
Beklentimin çok altında kalan bir kitap oldu; yarısında bırakacak oldum ama acaba bir şeyler kaçırır mıyım diye bitirdim; kaçırmazmışım. Döneme dair hafif de olsa bir sosyolojik bakış sunmasını bekliyordum yazarım ancak tek yaptığı bu 20 yıllık dönemde sadece sosyete ve magazin yazarlarının yazılarını referans almak ve paylaşmak olmuş. Karı koca Barlasların, Ertuğrul özkökün yazılarını tekrar tekrar ve tekrar okuyup durduk. Bu yazarlar, anlatılan 20 yıldaki dönüşümün ancak mikroskopik bir parçasını teşkil eder; kitap da böyle kalmış haliyle.
Nihayetinde 20-30 sayfalık bir çalışma olarak sunulabilecek bir yazı 350 sayfalık kitap haline uzatılmış. Burada bu kadar iyi puan almış olmasına da anlam veremedim.
12 Eylül'de zor ve şiddet yoluyla başlatılan "Yukarıdan Liberalleşme" dönemi ile 21. yüzyılın başı arasındaki süreci, medya, toplum, hayat tarzı yansımaları, gündelik düşünüşteki değişimler çerçevesinde anlatan, dünya kadar olay ve anekdotla renklendiren, rahat okunan, akıcı bir çalışma. Kitabın ilk baskısı 2002'de yapıldığı için, aslında 12 Eylül 1980 ve AKP iktidarı arasındaki dönemin kültürel ve toplumsal değişimini anlatıyor da diyebiliriz.
1980 sonrası Türkiye tipi burjuvalar, aristokratlar. Bali Hoca'nın bu çalışması oldukça hoş. Ben özellikle gazetecilerin dönüşümü üzerinden okudum. Tarihin şimdiyi daha iyi görmeyi sağlaması böyle bir şey sanırım. İnsan okurken şaşırıyor ama şu ana dönüp bakınca aradaki 7 farkı bulmakta zorlanabilir. Tüketim kültürünü nasıl benimsedik, köşe yazarlarının forsunun kaynağı ne sorularının cevabını arıyorsanız, burada.
12 Eylül 1980 darbesinden sonra rahatlayan, genişleyen serbest piyasanın toplumu nasıl etkilediğine ve zenginliğin o zamandan beri nasıl şekil değiştirdiğine dair, zenginliğin tarihi denebilecek bir kitap.
Ne kadar para kazansak da, kıyafetlerimiz modernleşse de, akıl, vicdan olarak ilerleyemedikçe modernleşme hep şekilde kalan boş bir çaba olacaktır.
80'lere güzel bir bakı. Üst düzey yönetici sınıfının şekillenmesini, bunun arkasında yatan Amerikan hayranlığı çok güzel bir şekilde anlatılmış. Serbest piyasaya geçişle birlikte ülkedeki değişimlere hakim olabilmek açısından güzel bir kitap. Ayrıca gazetelerden yapılan alıntılarda hem çok güleceksiniz hem de siniriniz bozulacak.
1980'li yıllarda Özal liderliğinde değişen dünya düzenine entegre olmaya çalışan bir ülkenin seçkinlerini; batılılaşan tüketim şekilleri ve hayat tarzları üzerinden detaylıca işleyen bir çalışma.