Goodreads helps you follow your favorite authors. Be the first to learn about new releases!
Start by following Oya Baydar.

Oya Baydar Oya Baydar > Quotes

 

 (?)
Quotes are added by the Goodreads community and are not verified by Goodreads. (Learn more)
Showing 1-18 of 18
“Buralı değilsin, hiçbiryerli değilsin; zorlama. Biryerli olmak da gerekmiyor zaten. Belki de çözüm hiçbiryerli olmayı başarabilmektedir, zamanda ve mekanda ebedi sürgünlük halidir çözüm.”
Oya Baydar, Erguvan Kapısı
“Doğadan uzaklaşıp gelişip inceldikçe, sorular arttıkça, en doğal işler bile sorun olmaya başlıyor.”
Oya Baydar, Kedi Mektupları
“Biyografiler kişinin yaşadıklarını anlatır, insanlar hep eksik kalır. Otobiyografiler masumca yalan söyler, çünkü insan en çok kendini sever.”
Oya Baydar, Yetim Kalacak Küçük Şeyler
“Yıllarca birşeylerin hayalini kuruyorsun. Ona ulaştığın zaman mutlu olacağını sanıyorsun. Sonra bir gün hayaller gerçekleşince, amaca varılınca, bir de bakıyorsun ki o şey değişmiş, başkalaşmış. Ya da sen hayalinde güzelleştirmiş, hayalinde süslemişsin onu. Boğaz tepelerinde, denize bakan yamaçlarda bir ev özlemiştik, ama o eve çıkan yokuşun taşını, çamurunu, çöpünü, karanlığını düşünmemiştik. İskele meyhanesinde bir kadeh rakı hayat iksiri olmuştu hayallerimizde. Ama o bir kadehi bizim bütçemizin bile artık kaldırmaz olacağını getirmemiştik aklımıza"
“Hayallerimizi soldurmayan güzel şeyler de var,” dedi kadın, inatla. “Denizin rengini düşün. Camgöbeğinden laciverde kadar değişen eşsiz benzersiz bu deniz, rakının buruk tatlı anason kokusu, istavrit tavasının çıtır çıtır lezzeti, hepsi hâlâ hayallerimizdeki kadar güzel. İnsanlara gelince: Biz de değiştik. Belki de eski ilişkileri kurmayan, aramayan biziz aslında.”
Oya Baydar, Kedi Mektupları
“Ufuk genişledikçe geçmiş puslanır.”
Oya Baydar, O Muhteşem Hayatınız
“İlk günden beri biliyordun,” dedi sahibi. “Belki biliyordum, ama düşünmüyordum,” dedi kadın. “Ölümü de biliriz, ama bizden o kadar uzaktadır ki, son âna kadar düşünmeyiz.” Sustular. Artur, havadaki gerginliği tüylerinde duyup ürperdi. Huzursuzlukla, tedirginlikle miyavladı. Duymadılar. “Bir karın vardı,” dedi kadın. “Onu bıraktın.” “Evet. Çok seviyordum, ama bıraktım.” “Hani çok sevdiğin bir arkadaşın vardı, bazen gelirdi. Onu da bıraktın.” “Artık ortak bir inancımız, ortak bir savaşımız kalmamıştı...” “İnancın peki? Seni tanıdığım zaman, bütün sorularına, bütün eleştirilerine rağmen komünisttin. İnancını da bıraktın.” “Bu seni mutlu edecekse, evet, onu da bıraktım.” “İlk tanıştığım günlerdeydi, hatırlıyorum, çok güzel, çok cins bir köpeğin vardı. Onu da bıraktın.” “O kadar güzel ve cinsti ki, bana göre değildi. Besleyemiyordum, bakamıyordum. Ona çok daha iyi bakacak birini buldum, bıraktım.” “Şimdi de,” dedi kadın... Sustu. “Beni,” diyemedi. “Bu kediyi ne yapmayı düşünüyorsun peki?” Artur, bütün kedi sezgileriyle bu kez sorunun da, yanıtın da, biraz önceki gibi acı bir şaka ya da birbirini acıtmak için, aslında pek de inanılmadan sorulmuş sorular, inat için verilmiş yanıtlar olmadığını kavrayarak gerginlik içinde bekledi. “Eğer bunu duymak istiyorsan, onu da bırakacağım,” dedi adam. “Ve seni de...” Sonra bir şiirden, bir türküden bir dize okurcasına mırıldandı: “Kim benden iyi bilir bırakma sanatını?” Sesi ne sert ne öfkeli ne acı; yumuşacık, uzak, hüzünlüydü. Korku, panik, öfke değil, acıma duydu Artur ve birden, kadının da kendisiyle aynı şeyleri hissettiğini sezdi. “Ben hep bıraktım. Bırakıldıkça, bıraktım. Hayal meyal hatırlıyorum: Babam ölüp bizi bıraktığında, uçsuz bucaksız meyve bahçeleri ve pamuk tarlaları arasında yükselen, oymalı ahşap parmaklıklı, cumbalı, sütunlu büyük taş evi; akşam vakitlerinde ağıllarına dönen –ve hepsinin benim olduğu söylenen– sürülerin çıngırak seslerini; beni kucağına alıp hoplatan, sevdiğim yemekleri hazırlayan, bizim toprakları komşu çiftlikten ayıran dereye düştüğüm zaman, azar işitmeyeyim diye, annem görmeden kurutup giydiren dadımı; çocukluğumu bıraktım. Annem yeniden evlendiği zaman annemi –belki de bütün kadınları– bıraktım. Dindardım; dünyaya baktım; insanların bu kadar acı çekmesine izin veren Allah’ı bıraktım. Delikanlıydım; ölesiye seviyordum. Benim için evini, ailesini bırakmayan sevgilimi ve kemanımı bıraktım. Sosyalist oldum, komünist oldum. Tek tek insanları değil, insanı kurtarmak için, yeni bir dünya kurmak için okulu bıraktım. Evleri, semtleri, kentleri, ülkeleri bıraktım. Yılların yıprattığı, ayrılıkların aşındırdığı tüm ilişkileri, karımı bile bıraktım. Bir oğlum oldu benden habersiz. Benden habersiz olduğu için, tanımadığım oğlumu, bir çocuğun hayal edebileceği en güzel, en büyük oyuncak paketini göndererek bıraktım. Sonra, tam da dediğin gibi, beni aldatan inancımı, uğruna bütün hayatımı verdiğim düşünceyi bıraktım. Bıraktığım hiçbir şeye bir daha geri dönmedim.”
Oya Baydar, Kedi Mektupları
“Elimdeki gazetelerin tarihlerine bakıyorum. Yine gecikmiş hepsi. Acılar, sevinçler, eski dostların fotoğraflarda yaşlanan yeni yüzleri; bir zamanlar bizim olan kentlerin bildik sokaklarının gün dünden tanınmaz oluşu; grevler, işkenceler, savaşlar, zindanlar, satırların arasından cımbızla çekip yarattığımız geri dönüş umutları; koskoca bir İstanbul, koskoca bir Türkiye; yani geçmişimiz ve geleceğimiz, yani tüm yaşamımız, hepsi gecikmiş.”
Oya Baydar, Elveda Alyoşa
“Dur postacı, dur ucundan tutayım. Dur! Çantan ağır. Çantanda yıllar, çantanda ülkeler var. Çantanda gençliğimiz, tüm umutlarımız, tüm savaşlarımız ve yenilgilerimiz var. Dur! Belki bir gazete daha kalmıştır çantanın bir köşesinde. Bir ölü daha vardır belki şu elime bıraktığından başka. Dur! Orada dostlarım, orada umutlarım, orada ölülerim ve belki de -kim bilir- orada, çantanın bir köşesinde ası 'Umut' olan bir çocuğun doğum ilanı var.”
Oya Baydar, Elveda Alyoşa
“Yeniden başlamak gerekseydi, yine aynı yollardan yürürdüm," diyorum ona. "Çağımızın bütün iyi ve namuslu insanları o yollardan yürüdü.”
Oya Baydar, Hiçbiryer'e Dönüş
“Belki de haklı olan onlar. Belki de sadece başkaldırı, isyan önemli, sonuç değil. Bir şeylere inandığımız, inançlarımız uğruna her şeyi göze alıp savaştığımız dönemlerde güzel insanlardık, huzurluyduk, mutluyduk, böyle boşlukta değildik. Benim tepkim, belki de treni kaçırmış olmaktan, artık inançlara ve savaşa dönemeyeceğimi bilmekten doğan bir tepki. Yenilginin hırçınlığı.”
Oya Baydar, Hiçbiryer'e Dönüş
“Polis ajanı olduğun doğruysa, bizleri özgürce yaşamaya, özgürce sevişmeye, köhnemiş ahlak kurallarını hiçe saymaya, Nazım okumaya, kurulu düzene başkaldırmaya teşvik eden garip bir polistin gerçekten. Artık çok gerilerde kalmış masumiyet çağının polisi.”
Oya Baydar, Hiçbiryer'e Dönüş
“Biryerli olmak da gerekmiyor zaten. Belki de çözüm hiçbiryerli olmayı başarabilmektedir, zamanda ve mekanda ebedi sürgünlük halidir çözüm.”
Oya Baydar, Erguvan Kapısı
“Uzun kışların ardından hep böyle mi patlardı baharlar Türkiye'de de. Böyle önüne geçilmez, böyle dayanılmaz, böyle ansızın bir ayaklanma gibi mi?”
Oya Baydar, Elveda Alyoşa
“En kötüsü de bütün bunlara alışmak. Aşklarımızın, tutkularımızın, sevgilerimizin, dostluklarımızın tükenişine alışmak; her yanda akan kana, vahşete, namussuzluklara; ne için yola çıkmış, ne için yaşamış, savaşmışsak hepsinin sıfırlanmasına alışmak.”
Oya Baydar, Hiçbiryer'e Dönüş
“Şehirlerin insanın yüreğine saplanan hançerleri de olduğunu, bir akşam vakti, alacakaranlıkta İstanbul'u seyrederken fark etti.”
Oya Baydar, Hiçbiryer'e Dönüş
“Nereye gitmek istiyorum ben?"
Yirmi yıl öncesinin sokağında, eski yıkık evin önünde öylece durmuş beklerken, içimdeki dayanılmaz gitme isteğinin, gerçekte bir dönme tutkusu olduğunu anladım. Geriye, yani aşkların ilk gününe, ilk sevişmeye, ilk yürek çarpıntılarına; geriye, yani yaşamın devrimle, eylemle, umutla, inançla eşanlamlı olduğu günlere; henüz çökmemiş, yıkılmamış, kan içinde kalmamış bir dünyaya, benim olan, yabancılaşmamış bir kente geri dönüş özlemi.. Her şeyi, kaçışımı bile umutsuz kılan, bu dönüşün imkansızlığıydı.
Gitmek istediğim tek yer, kendi geçmişimdi.”
Oya Baydar, Hiçbiryer'e Dönüş
“Tarihin tekerleğinin geriye dönmeyeceğine, bu kavganın 'en sonuncu kavga' olduğuna inanırdık. Bizler değilse bile çocuklarımız, onlar da olmazsa torunlarımız zaferi mutlaka göreceklerdi. Bu köhne düzen yıkılacak, geleceğin aydınlık dünyası acılarımızın, ölülerimizin, hayatlarımızın üzerine basarak da olsa kurulacaktı. Enternasyonal, isyanın olduğu kadar umudun da türküsüydü.
..
Neden başaramadık?”
Oya Baydar, Hiçbiryer'e Dönüş
“Biten, tükenen şeylere, sonlara dayanamam ben. Bu yüzden başlamaktan hep korkarım.”
Oya Baydar, Hiçbiryer'e Dönüş

All Quotes | Add A Quote
Kedi Mektupları Kedi Mektupları
493 ratings
Erguvan Kapısı Erguvan Kapısı
396 ratings