Goodreads helps you follow your favorite authors. Be the first to learn about new releases!
Start by following Tevfik Fikret.
Showing 1-30 of 30
“Ve kendi hüsnümü başlardım önce sevmekten.
Bu ruh için bir hak:
Biraz da kendini sevmek değil midir yaşamak!...”
― Rübab-ı Şikeste
Bu ruh için bir hak:
Biraz da kendini sevmek değil midir yaşamak!...”
― Rübab-ı Şikeste
“Hicrân biter mi, girye-i hicran diner mi hiç?...”
― Rübab-ı Şikeste
― Rübab-ı Şikeste
“Öyle bir nehri muazzam gibi cûş etmişsin;
fakat eyvâh, çorak yerde akıb gitmişsin!”
―
fakat eyvâh, çorak yerde akıb gitmişsin!”
―
“Nev-emel bir çocuk inâdiyle
Şu atılmış, kırık rübâbımdan
Bir sürûd istedin... Peki, dinle:
Dinle târ-ı şikeste-i rûhu,
Dinle şekvâ-yrrûh-ı mecrûhu;
Fakat incinme iktirâbımdan.”
― Rübab-ı Şikeste
Şu atılmış, kırık rübâbımdan
Bir sürûd istedin... Peki, dinle:
Dinle târ-ı şikeste-i rûhu,
Dinle şekvâ-yrrûh-ı mecrûhu;
Fakat incinme iktirâbımdan.”
― Rübab-ı Şikeste
“Güzelliğin bütün duygularını değiştirir gibi: Saçtığın nurla, kederin çehresi güler,
önünde bir seher gibi aydınlanır durur gecelerin karanlığı.
Bu göksel yüzüne öyle bir saygıdır ki, çevrende depremler hep sükûnet bulur;
eğer dargın bir bakışın göke çarpsa,
tepe-aşağı düşer!
Mâna taşıyan vaziyetin şiirlerden güzeldir; şâir değil ama ne kadar şâirânesin!
Aşkın sâflığına çiçeklerden daha güzel
bir misâlsin.”
― Rübab-ı Şikeste
önünde bir seher gibi aydınlanır durur gecelerin karanlığı.
Bu göksel yüzüne öyle bir saygıdır ki, çevrende depremler hep sükûnet bulur;
eğer dargın bir bakışın göke çarpsa,
tepe-aşağı düşer!
Mâna taşıyan vaziyetin şiirlerden güzeldir; şâir değil ama ne kadar şâirânesin!
Aşkın sâflığına çiçeklerden daha güzel
bir misâlsin.”
― Rübab-ı Şikeste
“Güzel mi değilsin?.. Evet, ben de o fikirdeyim, güzel değilsin, Sana tapınışım güzelliğin için... gözleri kamaştıran, yürekleri oynatan o şimşekten çehrende bir parıltı, bir kıvılcım parladığı için olsaydı karşında bir dakika gözlerim kamaşır, bir dakika yüreğim oynardı, bir dakika sana tapmış olurdum; sonra ihtimal ki o bir dakikalık zaafım için fikren mahcup olur, pişman olur geçerdim.
Şimdiye kadar, emin ol sevgilim, şimdiye kadar hiçbir güzellik beni karşısında bir dakikadan fazla tutamamış, hiçbir ışıltı bakışlarımı bir dakikadan fazla cezbetmeyi başaramamış, hiçbir cazibe yüreğimi bu kadar uzun bir mutluluk bağıyla bağlayamamıştır. Eşyada bir güzellik biliyorum ki var olması onların kendilerinden ziyade benim hissime, benim bakışıma, benim zevkime, bana, sırf bana ait; ben olmasam, ben öyle anlamasam, ben öyle görmesem, ben öyle hissetmesem onlar güzel olmayacak, onlardaki o güzellik bir hayal olacak, yok olacak; fakat ben varım ve benim hissim, bakışım, zevkim var ki onlarda o güzelliğin var olmasını sağlıyor... Onları bana güzel, gösterişli, cazip gösteriyor.
Halbuki sen öyle değilsin; güzel olmamakla beraber sende güzelliklerin üstünde bir tecelli, cazibelerden tesirli bir ruh, şimşeklerden göz kamaştırıcı bir parıltı var; sende öyle bir şey var ki başkasında olsaydı şüphesiz beni lakayt bırakırdı; öyle bir şey ki işte sende benden başkasına benim gibi tesir etmiyor, ondan ancak ben bu kadar etkileniyor, ancak ben onunla seni bu kadar seviyorum, sana tapınıyorum.
Acaba nedir bu şey ki hiç kimsede, şimdiye kadar hiç kimsede varlığına tesadüf etmedim? Yalnız sende gördüğüm, sende görüp de bayıldığım, sevdiğim, tapındığım bu şey, bu hiçbir şeye benzemeyen şey sanıyorum ki ben, evet biçare kadın, benim... Ve sen yalnız bana beni gösterdiğin için, bana beni sevdirdiğin için seviliyor; bu ezici vazifeyi yerine getireceğim diye kendi kendini harap ettiğin için bu mükâfata, bu alçak ücrete, bu kalp sadakasına layık görülüyorsun... Yalnız onun için!”
― Senin İçin - Toplu Hikâyeleri
Şimdiye kadar, emin ol sevgilim, şimdiye kadar hiçbir güzellik beni karşısında bir dakikadan fazla tutamamış, hiçbir ışıltı bakışlarımı bir dakikadan fazla cezbetmeyi başaramamış, hiçbir cazibe yüreğimi bu kadar uzun bir mutluluk bağıyla bağlayamamıştır. Eşyada bir güzellik biliyorum ki var olması onların kendilerinden ziyade benim hissime, benim bakışıma, benim zevkime, bana, sırf bana ait; ben olmasam, ben öyle anlamasam, ben öyle görmesem, ben öyle hissetmesem onlar güzel olmayacak, onlardaki o güzellik bir hayal olacak, yok olacak; fakat ben varım ve benim hissim, bakışım, zevkim var ki onlarda o güzelliğin var olmasını sağlıyor... Onları bana güzel, gösterişli, cazip gösteriyor.
Halbuki sen öyle değilsin; güzel olmamakla beraber sende güzelliklerin üstünde bir tecelli, cazibelerden tesirli bir ruh, şimşeklerden göz kamaştırıcı bir parıltı var; sende öyle bir şey var ki başkasında olsaydı şüphesiz beni lakayt bırakırdı; öyle bir şey ki işte sende benden başkasına benim gibi tesir etmiyor, ondan ancak ben bu kadar etkileniyor, ancak ben onunla seni bu kadar seviyorum, sana tapınıyorum.
Acaba nedir bu şey ki hiç kimsede, şimdiye kadar hiç kimsede varlığına tesadüf etmedim? Yalnız sende gördüğüm, sende görüp de bayıldığım, sevdiğim, tapındığım bu şey, bu hiçbir şeye benzemeyen şey sanıyorum ki ben, evet biçare kadın, benim... Ve sen yalnız bana beni gösterdiğin için, bana beni sevdirdiğin için seviliyor; bu ezici vazifeyi yerine getireceğim diye kendi kendini harap ettiğin için bu mükâfata, bu alçak ücrete, bu kalp sadakasına layık görülüyorsun... Yalnız onun için!”
― Senin İçin - Toplu Hikâyeleri
“Hayatın elbet de
Kolay ve neşeli bir yolculuk olmayacak;
Ancak
Bu sıkıntılar çölünde
Kolay ve neşeli bir yolculuğun ancak
Hayâli vardır; uzak bir serap için koşmak
Sonunda yorulmak ve boş yorulmaktır;
Hayatı gerçeğin deviyle çarpışan kazanır;
Zafer bir az da yıkım
İster;
Koşan yüce savaşa şanlı, ama ağır,
Korkunç adımlar atar,
Önünde depremler, arkasında depremler!”
― Haluk'un Defteri
Kolay ve neşeli bir yolculuk olmayacak;
Ancak
Bu sıkıntılar çölünde
Kolay ve neşeli bir yolculuğun ancak
Hayâli vardır; uzak bir serap için koşmak
Sonunda yorulmak ve boş yorulmaktır;
Hayatı gerçeğin deviyle çarpışan kazanır;
Zafer bir az da yıkım
İster;
Koşan yüce savaşa şanlı, ama ağır,
Korkunç adımlar atar,
Önünde depremler, arkasında depremler!”
― Haluk'un Defteri
“Aklın, o büyük büyücünün mûcizeli etkisiyle
Boş inanlar geçecek yerlere düşkırıklığıyla, inandım.
Karanlıklar sönecek, parlayacak hakkın ışığı
Birdenbire bir yanardağ parlayışıyla, inandım.
Kollar ve boyunlar çözülüp bağlanacak hep
Yumruklar o coşkun zincirle, inandım.
Bir gün yapacak fen şu kara toprağı altın,
Her şey olacak bilimin gücüyle... inandım.”
― Haluk'un Defteri
Boş inanlar geçecek yerlere düşkırıklığıyla, inandım.
Karanlıklar sönecek, parlayacak hakkın ışığı
Birdenbire bir yanardağ parlayışıyla, inandım.
Kollar ve boyunlar çözülüp bağlanacak hep
Yumruklar o coşkun zincirle, inandım.
Bir gün yapacak fen şu kara toprağı altın,
Her şey olacak bilimin gücüyle... inandım.”
― Haluk'un Defteri
“Zavallı soytarı, uğraş hayâta kanmak için...
Bu böyle işte, için ağlıyor, fakat güleceksin;
Ya sen hayâtını satmış değil misin?.. Öleceksin!”
― Rübab-ı Şikeste
Bu böyle işte, için ağlıyor, fakat güleceksin;
Ya sen hayâtını satmış değil misin?.. Öleceksin!”
― Rübab-ı Şikeste
“Siz, ey bilmediğim, görmediğim okurlarım!
Size bunları ben, armağan olsun, diye sunuyorum.
Size armağan olsun, diye; çünkü neden saklıyayım,
o sizin görmediğim, bilmediğim gözleriniz, şiirlerimin sayfalarına cân ü gönülden bakarken
belki bir noktada birden durarak sessiz ve
gösterişsiz iki-üç damlacık akıtır...
İşte ben hayâtımı bu ümit ile uğurlamaktayım.
İki-üç şefkat damlası... Bana bu avunma yetişir;
şu sıkıntılı çekişme dünyasında bütün haraplıklarla,
bütün ıztırap ve fâcialarla geçen günlerimin
ancak o iki-üç damladır yasını silecek.”
― Rübab-ı Şikeste
Size bunları ben, armağan olsun, diye sunuyorum.
Size armağan olsun, diye; çünkü neden saklıyayım,
o sizin görmediğim, bilmediğim gözleriniz, şiirlerimin sayfalarına cân ü gönülden bakarken
belki bir noktada birden durarak sessiz ve
gösterişsiz iki-üç damlacık akıtır...
İşte ben hayâtımı bu ümit ile uğurlamaktayım.
İki-üç şefkat damlası... Bana bu avunma yetişir;
şu sıkıntılı çekişme dünyasında bütün haraplıklarla,
bütün ıztırap ve fâcialarla geçen günlerimin
ancak o iki-üç damladır yasını silecek.”
― Rübab-ı Şikeste
“Bugün o çehrede boş bir bakışla dinlendim, hayatımın gamıyla didişmeden geliyordum. Sonra dedim ki: “Şu bıktırıcı kederlerimle önünde ağlayıversem ve pişman olmasam!”
O sanki fikrimi anlamış da kaçıyor gibiydi; gözleri yerlerde bana hiç bakmadan geçti. Güneş ufukta bu sefil toprağa bir ebedî veda eder gibi incelikle titriyordu.
Gökyüzü bulutlanıyorken onun civarımdan böyle soğuk bir yabancı tavrıyla geçişi, kararımı değiştirmeye tümüyle yeterli göründü...
Dedim ki: “İşte hakikat bu, gerisi hep yalan; arzulu bir aşk deliliğine alışkın değilim, öyleyken niçin o gözlerde bir aşk bakışı aradım?”
― Küçük Aile - Hikâyeler
O sanki fikrimi anlamış da kaçıyor gibiydi; gözleri yerlerde bana hiç bakmadan geçti. Güneş ufukta bu sefil toprağa bir ebedî veda eder gibi incelikle titriyordu.
Gökyüzü bulutlanıyorken onun civarımdan böyle soğuk bir yabancı tavrıyla geçişi, kararımı değiştirmeye tümüyle yeterli göründü...
Dedim ki: “İşte hakikat bu, gerisi hep yalan; arzulu bir aşk deliliğine alışkın değilim, öyleyken niçin o gözlerde bir aşk bakışı aradım?”
― Küçük Aile - Hikâyeler
“Yüreğinde her dakika şu yüce özlemin
Ateşli gagasını duy, her zaman düşün:
Onlar niçin göklerde, niçin ben çukurdayım?
Gülsün neden cihân bana, ben yalnız ağlayayım?
Yükselmek gökyüzüne ve gülmek ne tatlı şey!
Bir gün şu hastalıklı yurt canlanırsa... Ey
Işığın ve gelişmeyi özleyen milletin geleceğinin
Bilinmeyen elektrikçisi, düşünce alanlarının,
Yüklen, getir -ne varsa- bir az miskinliği yok eden
Bir parça ruhu, benliği, kavrayışı besleyen
Canlandıran meyvelerini; boş durmasın elin.
Gör dâimâ önünde eski mitologyanın
Gökten ateşin dehâsını çalan kahramanını...
Varsın bulunmasın bilecek adını ve sanını.
* Promete, Yunan mitologyasında, Titanların soyundan gelen ve ilk insan uygarlığının temelini atan kişi sayılan Prometheus'un Fransızca söylenişi. Milologyaya göre Promete, insanların ateşten yararlanmasını yasaklayan tanrılar tanrısı Zeus'un emrine karşın ateşi çalmış ve insanlara vermiştir. Zeus onu cezalandırmak için Kafkasya'da bir kayanın üzerine zincire vurmuş ve bir kartala durmadan yeniden büyüyen ciğerini kemirtmiştir. Sanatta pek çok yapıta esin kaynağı olan bu söylence, yararlıkları nedeniyle sürekli acı çeken kişilerin simgesi olarak kullanılmıştır.”
― Haluk'un Defteri
Ateşli gagasını duy, her zaman düşün:
Onlar niçin göklerde, niçin ben çukurdayım?
Gülsün neden cihân bana, ben yalnız ağlayayım?
Yükselmek gökyüzüne ve gülmek ne tatlı şey!
Bir gün şu hastalıklı yurt canlanırsa... Ey
Işığın ve gelişmeyi özleyen milletin geleceğinin
Bilinmeyen elektrikçisi, düşünce alanlarının,
Yüklen, getir -ne varsa- bir az miskinliği yok eden
Bir parça ruhu, benliği, kavrayışı besleyen
Canlandıran meyvelerini; boş durmasın elin.
Gör dâimâ önünde eski mitologyanın
Gökten ateşin dehâsını çalan kahramanını...
Varsın bulunmasın bilecek adını ve sanını.
* Promete, Yunan mitologyasında, Titanların soyundan gelen ve ilk insan uygarlığının temelini atan kişi sayılan Prometheus'un Fransızca söylenişi. Milologyaya göre Promete, insanların ateşten yararlanmasını yasaklayan tanrılar tanrısı Zeus'un emrine karşın ateşi çalmış ve insanlara vermiştir. Zeus onu cezalandırmak için Kafkasya'da bir kayanın üzerine zincire vurmuş ve bir kartala durmadan yeniden büyüyen ciğerini kemirtmiştir. Sanatta pek çok yapıta esin kaynağı olan bu söylence, yararlıkları nedeniyle sürekli acı çeken kişilerin simgesi olarak kullanılmıştır.”
― Haluk'un Defteri
“Aldanma, ben ağlamam desem de:
Ruhumu okşıyan hayâlin karşısında, gözyaşlarım kirpiklerimin ucunda!
Lâkin ayrılık gecesi uzayıp soğudukça
bu tâze kaynak artık donar kalbimde;
artık yalnızca ve ebedi gömülmüşümdür sanki,
bir türbeyi andıran köşemde
duruşum, asık yüzlü, gücenik bir adama, yokluğa arkadaş olan bir mûtekife benzer... Ancak dönüp geldizin vakit, bütün sevgimle senden seni sorduğum, ve sevimli
bakışınla sanki içimde taştan
bir yığın hâlinde duran hayâta bir his,
bir neşe yarattığın o dakika,
yalnız o zaman bu keder tabutundan
can atarcasına sıyrılıp çıkarken
hissettiğim kalp çarpıntısını
hisseyliyemez kimse o şiddetiyle.
Hattâ çok şeyler yalvaran bir mûtekife Allah'ı,
cennetiyle beraber gökleri bağışlasa bile!”
― Rübab-ı Şikeste
Ruhumu okşıyan hayâlin karşısında, gözyaşlarım kirpiklerimin ucunda!
Lâkin ayrılık gecesi uzayıp soğudukça
bu tâze kaynak artık donar kalbimde;
artık yalnızca ve ebedi gömülmüşümdür sanki,
bir türbeyi andıran köşemde
duruşum, asık yüzlü, gücenik bir adama, yokluğa arkadaş olan bir mûtekife benzer... Ancak dönüp geldizin vakit, bütün sevgimle senden seni sorduğum, ve sevimli
bakışınla sanki içimde taştan
bir yığın hâlinde duran hayâta bir his,
bir neşe yarattığın o dakika,
yalnız o zaman bu keder tabutundan
can atarcasına sıyrılıp çıkarken
hissettiğim kalp çarpıntısını
hisseyliyemez kimse o şiddetiyle.
Hattâ çok şeyler yalvaran bir mûtekife Allah'ı,
cennetiyle beraber gökleri bağışlasa bile!”
― Rübab-ı Şikeste
“Nerde, o evvelki dipdiri neşem,
nerde, o evvelki arzuların nağmesi?
Şimdi ben, fikirlerimin ölüm uykusundayım... Söyle, ey pek istekli çocuk, gerçek
sanıyor muydun sen, ölü bir telde
yeni bir şarkı seslenecek?”
― Rübab-ı Şikeste
nerde, o evvelki arzuların nağmesi?
Şimdi ben, fikirlerimin ölüm uykusundayım... Söyle, ey pek istekli çocuk, gerçek
sanıyor muydun sen, ölü bir telde
yeni bir şarkı seslenecek?”
― Rübab-ı Şikeste
“Sönsün sonsuza kadar o cehennem; senin bu gün
Cennet kadar güzel yurdun var; şu gördüğün
Zümrüt bakışlı, inci gülüşlü kızcağız
Kimdir, bilir misin? Yurdun... Şimdi saygısız
Bir göz bu nazlı yüze -Allah esirgesin,-
Kötü bir gözle baksa dayanabilir misin?
İster misin, şu ak sakalın temiz ve görkemli
Onurlu alnına, bir kirli el demem,
Hattâ yabancı bir el uzansın? Şu mezarı
Râzı olur musun, taşa tutsun şu serseri?
Elbet hayır; o mezar, o onurlu alın,
Kutsal birer yurt simgesidir... Yurt çalışkan
İnsanların omuzları üstünde yükselir.
Gençler, yurdun bütün umudu şimdi sizdedir.
Her şey sizin, yurt da sizin, her onur sizin;
Ancak, unutmayın ki zaman sert ve emin,
Sessiz bir adımla izler bizi.
Önden koşan, ama yine dikkatle her izi
İncelemeye yol bulan bu yanılmaz izleyici
Paylatıp utandırırsa (bizi), yazık!.. Demin
“Yarın senin” dedim, beni alkışladın; hayır,
Bir şey senin değil, sana yarın, emânettir;
Her şey emânettir sana, ey genç, unutma ki
Senden de bir hesap arar, yakınan gelecek.
Geçmişe şimdi sen bakıyorsun uyanıklıkla,
Gelecek de senden böyle şüphelenecek.
Her organı ihtiyacın kasırgasıyla sarsılan
Bir kuşağın oğlusun; bunu anımsa zaman zaman.
Yüzyılın, unutma, feyizli şimşekler yüzyılıdır:
Her yıldırımda bir gece, bir gölge devrilir,
Bir yükseliş ufku açılır, yükselir yaşam;
Yükselmeyen düşer: Ya gelişme, ya yıkılış!
Yükselmeli, dokunmalı alnın göklere;
Doymaz insan dedikleri kuş yükselmelere...
Uğraş, didin, düşün, ara, bul, koş, atıl, bağır;
Durmak zamanı geçti, çalışmak zamanıdır!”
― Haluk'un Defteri
Cennet kadar güzel yurdun var; şu gördüğün
Zümrüt bakışlı, inci gülüşlü kızcağız
Kimdir, bilir misin? Yurdun... Şimdi saygısız
Bir göz bu nazlı yüze -Allah esirgesin,-
Kötü bir gözle baksa dayanabilir misin?
İster misin, şu ak sakalın temiz ve görkemli
Onurlu alnına, bir kirli el demem,
Hattâ yabancı bir el uzansın? Şu mezarı
Râzı olur musun, taşa tutsun şu serseri?
Elbet hayır; o mezar, o onurlu alın,
Kutsal birer yurt simgesidir... Yurt çalışkan
İnsanların omuzları üstünde yükselir.
Gençler, yurdun bütün umudu şimdi sizdedir.
Her şey sizin, yurt da sizin, her onur sizin;
Ancak, unutmayın ki zaman sert ve emin,
Sessiz bir adımla izler bizi.
Önden koşan, ama yine dikkatle her izi
İncelemeye yol bulan bu yanılmaz izleyici
Paylatıp utandırırsa (bizi), yazık!.. Demin
“Yarın senin” dedim, beni alkışladın; hayır,
Bir şey senin değil, sana yarın, emânettir;
Her şey emânettir sana, ey genç, unutma ki
Senden de bir hesap arar, yakınan gelecek.
Geçmişe şimdi sen bakıyorsun uyanıklıkla,
Gelecek de senden böyle şüphelenecek.
Her organı ihtiyacın kasırgasıyla sarsılan
Bir kuşağın oğlusun; bunu anımsa zaman zaman.
Yüzyılın, unutma, feyizli şimşekler yüzyılıdır:
Her yıldırımda bir gece, bir gölge devrilir,
Bir yükseliş ufku açılır, yükselir yaşam;
Yükselmeyen düşer: Ya gelişme, ya yıkılış!
Yükselmeli, dokunmalı alnın göklere;
Doymaz insan dedikleri kuş yükselmelere...
Uğraş, didin, düşün, ara, bul, koş, atıl, bağır;
Durmak zamanı geçti, çalışmak zamanıdır!”
― Haluk'un Defteri
“içimin sıkıntısına, havanın ağırlığını sebep tutuyordum. Fakat diğer yolcuların ferahlık ve neşe saçar hallerine bakılınca öyle pek hoşnut olunmayacak bir havada seyahat etmediğimiz zannolunurdu. Hatta yolculardan birinin geniş geniş içine çekerek, “Bir güzel yaz sabahı!” dediğini yanından geçerken işittim. Demek ki beni boğan şey hava değil; kalbimi, beynimi, bütün keyfimi, bütün vücudumu saran keder buhranıydı!”
― Küçük Aile - Hikâyeler
― Küçük Aile - Hikâyeler
“emellerimde soluk bir hazan tezehhür eder.”
― Rübab-ı Şikeste
― Rübab-ı Şikeste
“Pişmanlıkla kahırlıyım, bakışım yerlere dönük,
yolumun çevresinde siyah kanadlı hayâletler;
mânalı gülüşlere rastlar ve kederlenirim,
mânalı sorularla her adımda bir durarak;
hayat boyutlarını böyle hep âvare dolaşırım.
Yıllarca kurtuluşun kilitli kapısını aramak,
yıllarca sıkıntılarla, güçlüklerle döğüşmek,
bu dikenlikte sefâletin en ağır yüküyle gezmek,
ağılı, acı bir zehirle ağılı olarak... Nihâyet
bir gül koparıp koklamadan toprağa düşmek!
Ben böyle mi sandım seni, ey keder dolu ömür?
Gönlüm nefret acılığı içinde, şu nasipsizliğine pişman
olarak kahırlarının yüzünden ölmeyi canına minnet buluyor?”
― Rübab-ı Şikeste
yolumun çevresinde siyah kanadlı hayâletler;
mânalı gülüşlere rastlar ve kederlenirim,
mânalı sorularla her adımda bir durarak;
hayat boyutlarını böyle hep âvare dolaşırım.
Yıllarca kurtuluşun kilitli kapısını aramak,
yıllarca sıkıntılarla, güçlüklerle döğüşmek,
bu dikenlikte sefâletin en ağır yüküyle gezmek,
ağılı, acı bir zehirle ağılı olarak... Nihâyet
bir gül koparıp koklamadan toprağa düşmek!
Ben böyle mi sandım seni, ey keder dolu ömür?
Gönlüm nefret acılığı içinde, şu nasipsizliğine pişman
olarak kahırlarının yüzünden ölmeyi canına minnet buluyor?”
― Rübab-ı Şikeste
“Kavuşma arzusuyla peşinde çırpınmaktan
Bitap düştü toprağa fikrimin kırlangıcı.”
― Senin İçin - Toplu Hikâyeleri
Bitap düştü toprağa fikrimin kırlangıcı.”
― Senin İçin - Toplu Hikâyeleri
“Kayık çocuk gibidir: Oynuyor mu kayd etme, Dokunma keyfine; yalnız tetik bulun, zîrâ
Deniz kadın gibidir: Hiç inanmak olmaz ha!”
― Rübab-ı Şikeste
Deniz kadın gibidir: Hiç inanmak olmaz ha!”
― Rübab-ı Şikeste
“O çehreyi görmekle niçin titredim birden, o gözlerde niçin gizli bir bakış aradım? Arzulu bir aşk deliliğine alışkın değilim, öyleyken niçin o gözlere dikkatle baktım?
Niçin? Niçin? Bu “niçin”lerle şimdi dilimde en sitemli inlemeler heyecanla titriyor. Kabahatim, dudaklarında gizli bir gülüş sönerken kırgın ve çekingen bir şekilde ona bakmaktı.”
― Küçük Aile - Hikâyeler
Niçin? Niçin? Bu “niçin”lerle şimdi dilimde en sitemli inlemeler heyecanla titriyor. Kabahatim, dudaklarında gizli bir gülüş sönerken kırgın ve çekingen bir şekilde ona bakmaktı.”
― Küçük Aile - Hikâyeler
“Pessimistic hearts can't make time to think about solution.”
―
―
“Hayatı bence teessürdür eyleyen isbat,”
― Rübab-ı Şikeste
― Rübab-ı Şikeste
“Senin yerinde olaydım, hayır, severdim ben;
ama, önce kendi güzelliğimi sevmeğe başlardım.
Bu, ruh için bir hak:
Yaşamak, biraz da kendini sevmek değil midir?...”
― Rübab-ı Şikeste
ama, önce kendi güzelliğimi sevmeğe başlardım.
Bu, ruh için bir hak:
Yaşamak, biraz da kendini sevmek değil midir?...”
― Rübab-ı Şikeste
“Yükselmeli, dokunmalı alnın semâlara;
doymaz beşer dedikleri kuş, i'tilâlara...
Uğraş, didin, düşün, ara, bul, koş, atıl, bağır;
durmak zamanı geçti, çalışmak zamanıdır!
(FERDÂ)”
―
doymaz beşer dedikleri kuş, i'tilâlara...
Uğraş, didin, düşün, ara, bul, koş, atıl, bağır;
durmak zamanı geçti, çalışmak zamanıdır!
(FERDÂ)”
―
“Firâk... Belki o, lâkin düşünme encâmı,
Çıkar şu vehm-i sa'adet-güzârı fikrinden;
Yeter, yeter bize aşkın hayâl-i hod-gâmı!”
― Rübab-ı Şikeste
Çıkar şu vehm-i sa'adet-güzârı fikrinden;
Yeter, yeter bize aşkın hayâl-i hod-gâmı!”
― Rübab-ı Şikeste
“Hep ezgi ve ışıklı bir boşlukta dopdolu,
günlerimiz sona kadar şeref ve renkliliğiyle geçsin...
Sen cisimleşmiş bir şiir,
ben duygulanmış bir şâir,
sen güzellik ve büyü, ben sana günden güne büyülü!”
― Rübab-ı Şikeste
günlerimiz sona kadar şeref ve renkliliğiyle geçsin...
Sen cisimleşmiş bir şiir,
ben duygulanmış bir şâir,
sen güzellik ve büyü, ben sana günden güne büyülü!”
― Rübab-ı Şikeste
“Bilim ışıklariyle donanmış bir fikir ordusuyuz ;
bayrağımızda hakikatın âyetleri okunur.
Ümidsizliğin edebî düşmanıyız, mutlu ümidler,
düşünme hareketlerimizde bize yol gösterir...
Cahilliği, karanlığı yıkar geçer, ilme hizmet ederiz ;
fikir ordusu, feyz ordusu, nur ordusuyuz biz.
Seher dolu gözlerimiz durmuş bakıyor :
Nurlar içinde yükseliş ufuklarını görüyor ;
şefkatli vatan, ey feyzi gür ve taptaze kucak,
birgün seni elbet «fikirler tanı» olarak görürüz...
Fikir ordusu, çaba ordusu, azim ordusuyuz ; cahilliği, karanlığı yıkar geçer, ilme hizmet ederiz.”
― Rübab-ı Şikeste
bayrağımızda hakikatın âyetleri okunur.
Ümidsizliğin edebî düşmanıyız, mutlu ümidler,
düşünme hareketlerimizde bize yol gösterir...
Cahilliği, karanlığı yıkar geçer, ilme hizmet ederiz ;
fikir ordusu, feyz ordusu, nur ordusuyuz biz.
Seher dolu gözlerimiz durmuş bakıyor :
Nurlar içinde yükseliş ufuklarını görüyor ;
şefkatli vatan, ey feyzi gür ve taptaze kucak,
birgün seni elbet «fikirler tanı» olarak görürüz...
Fikir ordusu, çaba ordusu, azim ordusuyuz ; cahilliği, karanlığı yıkar geçer, ilme hizmet ederiz.”
― Rübab-ı Şikeste
“İnsanlığın hayalinin erdiği noktaya kudreti de ulaşsaydı bugün dünyada zor, hatta kaçınılacak bir şey kalmazdı. Yazık ki hayal gücümüz ne kadar parlak ise gerçekte o kadar karanlık içinde kalıyoruz.”
― Küçük Aile - Hikâyeler
― Küçük Aile - Hikâyeler
“Yükselmeli, dokunmalı alnın semâlara;
Doymaz beşer dedikleri kuş, îtilâlara!”
―
Doymaz beşer dedikleri kuş, îtilâlara!”
―





