Goodreads helps you follow your favorite authors. Be the first to learn about new releases!
Start by following Jean Meslier.

Jean Meslier Jean Meslier > Quotes

 

 (?)
Quotes are added by the Goodreads community and are not verified by Goodreads. (Learn more)
Showing 1-30 of 45
“How I suffered when I had to preach to you those pious lies that I detest in my heart. What remorse your credulity caused me! A thousand times I was on the point of breaking out publicly and opening your eyes, but a fear stronger than myself held me back, and forced me to keep silence until my death.”
Jean Meslier, Testament: Memoir of the Thoughts and Sentiments of Jean Meslier
“Man’s nature, it is said, must necessarily become corrupt. God could not endow him with sinlessness, which is an inalienable portion of Divine perfection. But if God could not render him sinless, why did He take the trouble of creating man, whose nature was to become corrupt, and which, consequently, had to offend God? On the other side, if God Himself was not able to render human nature sinless, what right had He to punish men for not being sinless?”
Jean Meslier, Testament: Memoir of the Thoughts and Sentiments of Jean Meslier
“nothing is more rare than to find them using common sense; that is to say, the portion of judgment sufficient to know the most simple truths, to reject the most striking absurdities, and to be shocked by palpable contradictions.”
Jean Meslier, Superstition In All Ages
“I wish (he said) that all the great men of the earth and all the nobles were strung up and strangled with the guts of the priests.”
Jean Meslier, Testament: Memoir of the Thoughts and Sentiments of Jean Meslier
“No man upon earth can have the least spark of love for a God who holds in reserve eternal, hard, and violent chastisements for ninety-nine hundredths of His children.”
Jean Meslier, Superstition in All Ages
“they compelled them to look into the air, for fear they should look to their feet;”
Jean Meslier, Superstition In All Ages
“Gerçek ahlak ilkelerini görmek ve seçmek için insanlar ne teolojiye ne vahye ne Tanrılara muhtaçtır. İhtiyaçları yalnız ve yalnız sağduyudur. Yalnızca kendilerine gelmeleri, kendi tabiat ve içeriklerini düşünmeleri, özel yararlarını incelemeleri, toplumun ve toplumu oluşturan üyelerden her birinin amacını göz önünde bulundurmaları yeterlidir. O zaman insanlar şunu kolayca onaylar: Erdem oğulların kârı ve kötü ahlak oğulların zararıdır. İnsanlara, Tanrılar öyle istediği için değil, insanların sevgilisi olmak için, adil, iyiliksever, anlayışlı, geçimli olmalarını söyleyelim. Ahrette cezaya uğrayacakları için değil, sonucuna bu dünyada katlanacakları için kötülükten ve cinayetten çekinmelerini söyleyelim. Montesquieu der ki, "Cinayetlere engel olmak için çareler vardır, bu çareler cezalardır; ahlakı değiştirmek için çareler vardır, bu çareler güzel örneklerdir.”
Jean Meslier, Akl-ı Selim
“Tarih bana, ilk din kurucuları olan peygamberlerin ya da din yenileyicilerinin büyük mucizeler yaptığını öğretiyorsa, aynı tarih, bu din yenileyici imamların ve onlara bağlı olanların genellikle huzur ve güveni bozucular sayılarak herkesin önünde rezil edildiklerini, büyük acılara uğratıldıklarını ve öldürüldüklerini de öğretiyor. Bundan dolayı, onlara atfedilen mucizeleri gerçekleştirmemiş olduklarına inanmaya eğilimliyim. Eğer gerçekten bu mucizeler, bunları görenler arasında çok taraftar toplamış olsaydı, bu taraftarların, mucize yapıcılarına kötü muamele yapılmasını engellemeleri gerekirdi. Bana, mucize gösterenlerin acımasızca üzüntüye sokuldukları ya da işkence altına alındıkları söylenirse, kolay inanmamak durumum katmerleşir. Bir Tanrı'nın koruması altında büyüklüğe ve ilahi kudrete erişmiş ve mucizeler, kerametler gösterme Tanrı vergisine ulaşmış peygamberlerin, kendilerini baskı ve sıkıntı verenlerin zulümlerinden korumak gibi sade bir mucizeyi yapmadıklarına nasıl inanılabilir?

Bu sıkıntı ve baskılardan bile, bunlara uğrayanların dinleri lehinde bir kanıt çıkarmak ustalığına sahip bulunuluyor. Ancak birçok şehitin kanı pahasına mal olmuş ve yayılması için kurucularının işitilmemiş sıkıntı ve işkence çekmiş bulunduğunu bize öğreten bir din, yüce, adil, her şeye gücü yeten bir Tanrı'nın dini olamaz. Yüce bir Tanrı, iradelerini bildirmekle görevlendirdiği insanların kötü muameleye uğramalarına izin vermez.

Bir din kurmak isterken her şeye gücü yeten bir Tanrı, daha kolay ve kullarının en sadıkları için daha az korkulu yollar kullanır.

"Tanrı, dinin kanla damgalanmasını istedi" demek, "Bu Tanrı zayıftır, adaletsizdir, iyilikbilmezdir, kan dökücüdür ve peygamberlerini hırslı arzularına alçakça feda eder" demektir.”
Jean Meslier, Akl-ı Selim
“Ey insan! Sen arzın evladısın; arz, çalışkan evladından hiçbir nimeti esirgemeyen cömert bir anadır; gözlerini semaya dikme, sema boştur.”
Jean Meslier, Akl-ı Selim
“Tanrı her şeyin yaratıcısıdır denir; bununla birlikte kötülüğün Tanrı'dan gelmediği de temin olunur. O halde kötülük nereden geliyor? İnsanlardan mı? Peki, ama insanları kim yarattı? Tanrı yarattı; o halde kötülük Tanrı'dan geliyor demektir. Eğer Tanrı insanları şimdi oldukları gibi yaratmamış olsaydı, dünyada ahlak bozukluğu ya da günah olmazdı. Dolayısıyla, insanların bu kadar kötü ahlaklı olmasından Tanrı'yı sorumlu tutmak gerekir. İnsan kötülük yapmak ya da Tanrı'ya tecavüz etmek gücüne sahipse, bundan şu sonucu çıkarmak zorundayız: Tanrı tecavüze uğramak istiyor; insanı yapan Tanrı, kötülüğün insan eliyle yapılması kararını verdi. Böyle olmasaydı, insan, varlığının kaynağı olan etkene aykırı bir eser olurdu.”
Jean Meslier, Akl-ı Selim
“Din insanı Tanrı ile birleştirir ya da Tanrı'yla ilişkiye geçirir; bununla birlikte Tanrı sonsuzdur" demiyor musunuz? Tanrı sonsuz ise, sonu olan hiçbir varlık onunla ne işlemde bulunur ne ilişkide. İlişki olmayan yerde, ne birleşme ne işlem ne de görev olabilir. Tanrı'yla insan arasında görev ilişkisi yoksa insan için din hiç yoktur. Tanrı sonsuzdur demekle, sonu olan insan için her dini hemen sürgün ediyorsunuz. Sonsuzluk fikri bizim için örneği olmayan, prototipsiz, konusuz bir fikirdir.”
Jean Meslier, Akl-ı Selim
“Lactance'e göre, 2000 yıl önce Epicure şöyle demiş:

"Tanrı, ya kötülüğe engel olmak istiyor ancak kötülüğü yasaklamaya muktedir olamıyor ya kötülüğü yasaklamaya muktedir olabiliyor ancak engel olmak istemiyor ya kötülüğü ne istiyor ne de yasaklayabiliyor ya da kötülüğü Tanrı hem istiyor hem de yasaklamaya kadirdir. Eğer yasaklamaya kadir olmaksızın yasaklamak istiyorsa, Tanrı acizdir; eğer Tanrı kötülüğü yasaklamaya gücü yettiği halde yasaklamak istemiyorsa, bu durumda ona atfedilmesi zorunlu tutulan bir kötülükçülük karşısında bulunuyoruz demektir. Eğer Tanrı kötülüğü yasaklamaya hem gücü yetmiyor hem de bunu yasaklamak istemiyorsa, hem aciz hem herkesin kötülüğünü isteyen olur; eğer Tanrı kötülüğün yasaklanmasını hem istiyor ve buna da gücü yetiyorsa, o halde kötülük nereden geliyor? Ya da Tanrı kötülüğün olmasına neden engel olmuyor?"

2000 yılı geçen bir süreden beri sağduyu sahibi, bu zorlukların çözümünü bekliyor. Hocalar, papazlar, hahamlar vb. ise bize bu zorlukların ancak ahirette çözüleceğini öğretip duruyorlar.”
Jean Meslier, Akl-ı Selim
“Sema dediğimiz baş aşağı çevrilmiş tasa doğru, yardım için ellerini kaldırma; o senden daha biçaredir.

Hakim Ömer Hayyam”
Jean Meslier, Akl-ı Selim
“Din açık olsaydı, cahiller için daha az çekici olurdu. Onlar için, karanlık ve esrarlı şeyler, korkular, masallar, kerametler ve sürekli olarak beyinlerini işletecek, yoracak, akla sığmaz şeyler gereklidir. Romanlar, inanılmaz cin ve cadı hikâyeleri, sıradan insan ruhu için, gerçek tarihlerden daha çekicidir.

Din konusunda insanlar büyük çocuklardır. Bir din ne kadar saçmalık ve mucizelerle dolu olursa, halkın ruhu üzerinde o oranda tahakküm hakkı kazanır. Sofu, bönlüğüne hiçbir sınır koymamak zorunda olduğuna inanır. Bir şey ya da şeyler ne kadar çok anlaşılmaz olursa, halka o oranda ilahi görünür. Bu şeyler ne kadar az inanılabilir olursa, bunlara inanan sıradan insanlar, o oranda erdem ve üstünlükler olduğunu sanır.”
Jean Meslier, Akl-ı Selim
“En çok mümkün olmayan şeyin, kendileri için en esaslı şey olduğuna insanları inandırmayı nasıl başardılar?

Çünkü insanlara korku saldılar. Korktuğunda, insanın muhakemesi artık işlemez; insan düşünemez, değerlendirme yapamaz. Öte yandan insanlara, akıl ve muhakemelerine güvenmemeleri de öğütlendi; zihin böyle karıştırılınca artık her şeye inanılır ve hiçbir şey araştırılmaz.”
Jean Meslier, Akl-ı Selim
“Aydın bir hükümdar, gerçek çıkarlarını bilendir. Bilir ki, çıkarları milletinin çıkarına bağlıdır. Aydın hükümdar bilir ki, sefil esirlerden başka kimseye kumanda etmediği sürece bir hükümdar, ne büyük olur ne sevilir ne de saygın olur. O bilir ki, hakkaniyet, iyilikseverlik ve özen, ona, insanlar üzerinde, semadan indirilen efsanevi unvanlardan daha gerçek hukuk sağlar. Hisseder ki, din yalnız rahipler için yararlıdır, topluma yararsızdır. Sözün kısası, teslim eder ki, şan ve şerefle hâkim olmak için, iyi yasalar yapmak, erdemler göstermek; büyüklük ve gücünü sahtekârlıkla, kuruntular ve hayaller üzerine bina etmemek gerekir.”
Jean Meslier, Akl-ı Selim
“Önce ahiret hayatı: Bu ahiret hayatı fikri, bunu varsaymakla şimdi eriştikleri mutluluktan daha sürekli, daha saf bir mutluluğa sahip olmak için, insanların öldükten sonra tekrar yaşamak arzularının ifadesi olan hayalgücünden başka bir dayanağa sahip değildir. İkinci olarak: Her şeyi bilen, yaratıklarının düşünce ve gidişatına tümüyle vakıf bulunması gereken bir Tanrı'nın, işlemlerinden ve niyetlerinden emin olmak için bu kadar sınavlara ihtiyacı olduğunu havsala nasıl alabilir? Üçüncü olarak: Bilimadamlarının hesaplarına göre, üzerinde bulunduğumuz yeryüzü altı ya da yedi milyon yıldan beri mevcuttur. Bu zamandan beri milletler türlü biçimler altında, sürekli zarar ve felaketlere uğradı. Sürekli olarak zorbaların, fatihlerin, kahramanların, savaşların, su baskınlarının, kuraklıkların, istilacı kuvvetlerin vb. sıkıntısı altında insan türünün tedirgin ve perişan edildiğini tarih bize gösteriyor. Bu kadar uzun sıkıntılar ve zalimce felaketler, zorluklar; Tanrısallığın gizli niyetleri hakkında bizi temin edecek içerikte midir? Bu kadar sürekli bunca kötülük, bunca felaket, Tanrısal lütfun bize hazırladığı gelecek hakkında yüksek bir fikir verir mi? Dördüncü olarak: Eğer bize temin edilmek istendiği gibi, Tanrı; kerim, iyilik ve hayırsever ise, insanlara sürekli mutluluk olmasa bile, hiç olmazsa ölümlü yaratıkları bu dünyada erişebilecekleri ölçüde bir mutluluğa kavuşturamaz mıydı? Mutlu olmak için sonsuz ya da ilahi bir mutluluğa muhtaç mıyız? Beşinci olarak: Eğer Tanrı, bu dünyada insanları, mutlu oldukları dereceden fazla mutlu etmediyse, sofuların anlatılmaz ve bitmez bir haz ve nimete erişileceğini iddia ettiği "cennet" umudu ne olur? Eğer Tanrı aklımızın erebileceği tek yer olan yeryüzünü kötülüklerden koruyamamış ya da korumak istememişse, hakkında hiçbir fikrimiz olmayan öteki dünyayı (yani ahiret dünyasını) kötülük ve felaketlerden koruyabileceğine ya da korumak isteyeceğine ne sebep düşünebiliriz?”
Jean Meslier, Akl-ı Selim
“Din bize bir cehennemden, yani Tanrı'nın sonsuz kerem, lütuf ve iyiliğine rağmen, insanların pek çoğu için sonsuz ıstıraplar sakladığı mahpesten, sonsuz acılar veren yerden söz ediyor. Dolayısıyla, insanları bu dünyada pek mutsuz kıldıktan sonra, Tanrı'nın onları ahirette daha çok mutsuz kılabileceğini dolaylı olarak anlatıyor. Bu duruma karşı, "O zaman da, Tanrı'nın iyiliği yerine adaleti geçer" diyerek işin içinden çıkıyorlar. Ancak bir büyük ki, en korkunç eziyete yer verir; o sonsuz değildir, sonsuz bir iyilik değildir. Öte yandan sonsuz kötü olan bir Tanrı'ya, değişmez bir varlık gözüyle bakılabilir mi? Merhametsiz bir kahırla, gazapla dolu olan ve bir adı da kahhar (batırıcı yok edici) olan bir Tanrı, kendisinde, merhametin, ayırt etmeksizin herkesi korumanın (rahmanülrahimliğin) ve iyiliğin, gölgesi olsun bulunabilen bir Tanrı mıdır?”
Jean Meslier, Akl-ı Selim
“İnsanların eylemlerinden Tanrı'nın etkilendiğini, kendisini saldırıya uğramış hissettiğini ileri sürmek, Tanrı hakkında bize verilmeye çalışılan fikirleri yok etmektir. "İnsan âlemin düzenini bozabilir, Tanrısının elinde yıldırımı tutuşturabilir, Tanrı'nın projelerini şaşırtabilir" demek, insan Tanrısından daha güçlüdür, Tanrı'nın iyiliğini bozabilir, iyiliğini gaddarlığa dönüştürebilir demektir. İlahiyat bir eliyle yaptığını diğer eliyle yıkmaktan başka bir şey yapmaz. Eğer her din, sürekli öfkelenen ve sakinleşen bir Tanrı üzerine kurulmuş ise, her din açık bir çelişki üzerine kurulmuş demektir.

Bütün dinler Tanrısallığın basiret ve kudretini yükseltmekte ve övmekte birleşir; ancak Tanrısallığın durumunu, şiar ve hareketlerini, bize yorumlamaya ve açıklamaya başlar başlamaz, onda tedbirsizlikten başka bir şey bulmayız. "Tanrı dünyayı bizzat kendisi için yarattı" diyorlar; "Tanrı, ülkesinde kendisine kulluk edecek uyruğa sahip olmak için insanları yarattı" diyorlar. Oysa insanların sürekli olarak Tanrı'ya karşı isyan ettiklerini görüyoruz!”
Jean Meslier, Akl-ı Selim
“Bir Tanrı'nın varlığını sarsmak için bir ilahiyatçıya, Tanrı'dan söz etmesi için ricada bulunmaktan başka bir şey gerekmez. Tanrı hakkında bir kelime söyler söylemez, en küçük düşünce bize gösterir ki, sözlerinin, Tanrısına atfettiği sağlam esaslarla birleştirilmesi mümkün değildir. Bu durumda Tanrı nedir: Doğanın görünmeyen gücünü ifade etmek için üretilmiş soyut bir kelimedir. Ya da, ne genişliği ne uzunluğu ne derinliği olan matematiksel noktadır. Bir filozof, ilahiyatçılardan söz ederken büyük bir zihin açıklığıyla şöyle demiştir: "İlahiyatçılar Arşimet'in bilinen meselesinin çözümünü bulmuşlardır: Dünyayı manivela ile hareket ettirmek için gökyüzünde bir dayanak noktası.”
Jean Meslier, Akl-ı Selim
“Din, esas olarak insanların sevinç ve refahının düşmanıdır.”
Jean Meslier, Akl-ı Selim
“Let them not speak to us of a filial or respectful fear mingled with love, which men should have for their God. A son can not love his father when he knows he is cruel enough to inflict exquisite torments upon him; in short, to punish him for the least faults.”
Jean Meslier, Superstition in All Ages
“Bedensel acı ve bedensel zarar, bedensel günahın cezası sayılır. Büyük sıkıntılar, hastalıklar, kıtlıklar, savaşlar, depremler, ahlak bozuklukları, insanları cezalandırmak için Tanrı'nın genel olarak kullandığı araçlardır. Bu yolla, bu kötülükleri, adil ve iyi bir Tanrı'nın sertliğine bağlamakta pek zorluk çekilmez. Bununla birlikte, sıkıntıların, bu felaketlerin, iyiler ve kötüler, dinsizler ve sofular, masumlar ve suçlular üzerine ayırt etmeksizin düştüğünü görmüyor muyuz? Bu hareket tarzında, fikri, birçok felaketzedelere bu kadar avutucu görünen bir varlığın adaletine ve iyiliğine bizim hayran olmamız nasıl istenir? Madem Tanrılarının olayların hâkimi olduğunu, bu dünyanın olaylarının tek düzenleyicisi ve dağıtıcısının Tanrı olduğunu unutuyorlar, bu bedbahtların dimağının karışmış olması gerekir. Bu durumda, tesellisini kucağında bulmak istedikleri sıkıntılardan dolayı bizzat Tanrı'ya sataşmaları, Tanrı'yı kınamaları gerekmez midir? Zavallı baba! Sevgili bir çocuğunu ya da mutluluğunun dayanağı olan eşini yitirmenin tesellisini iyiliksever Tanrı'nın kucağında arıyorsun. Heyhat! Görmüyor musun, onları senin Tanrın öldürdü? Senin Tanrın seni sefil ve perişan etti. Sen ise istiyorsun ki, sana yönelttiği iğrenç darbelerden dolayı Tanrı seni avutsun, teselli etsin!”
Jean Meslier, Akl-ı Selim
“Eğer insanın varlığı Tanrı'nın şan ve büyüklüğü için gerekliyse, Tanrı insana muhtaçtı; insan var olmadan önce kendisi için bir eksiklik vardı demektir! Kusurlu bir iş yaptığından dolayı, acemi bir işçi affedilebilir, çünkü açlıktan ölmemek için iyi kötü çalışmak zorundadır. Bu işçi hoş görülebilir. Ancak sizin Tanrınız asla hoş görülmez, affedilmez. İddianıza göre, o her şeyden ve herkesten gözü toktur. O halde insanları niçin yapıyor? Sizin iddianıza göre Tanrı insanları mutlu etmek için her şeye sahiptir. Pekâlâ, niçin insanları mutlu etmiyor? Ya iyi olmaktan çok kötü olduğu sonucunu çıkarınız ya da başka türlü yapmayarak, yapmış olduğunu yapmaya zorunlu olduğunu kabul ediniz. Bununla birlikte Tanrınızın özerk olduğunu özgür olduğunu temin ediyorsunuz. Yine bu âlemin diğer cansız varlıkları gibi, zaman içinde kudretini uygulamaya başlamakla ve zaman içinde buna son vermekle birlikte, Tanrı'nın değişmez olduğunu da söylüyorsunuz. Ey ilahiyatçılar! Tanrınızı insanın eksiklerinden kurtarmak için boşuna çabalar harcadınız. Yine bu Tanrı'da "insan kulağı"ndan bir parça kalmıştır.”
Jean Meslier, Akl-ı Selim
“Yeryüzünün gerçek vatanları olmadığı, bu hayatın bir geçitten ibaret olduğu, bu dünyada mutlu olmak için yaratılmış olmadıkları, hükümdarların kudret ve nüfuzlarını Tanrı'dan aldığı ve bu nüfuz ve kudreti kötüye kullanmalarının hesabını ancak Tanrı'ya vermek zorunda oldukları, bunlara direnmenin asla doğru olmadığı vb. insanlara söylene söylene, hükümdarların kötü durumlarının ve kavimlerin felaketlerinin pekişmesi sonucuna ulaşıldı. Dini yargılar ve ilkeler ne kadar çok incelemeye alınırsa, insan o oranda inanır ki, bu yargıların, bu ilkelerin tek hedefi, toplumlara asla saygı göstermeyen zorbaların ve rahiplerin çıkarıdır.

Sağır ilahlarının güçsüzlüğünü maskelemek için, din, insanları şuna inandırmayı başarmıştır: "Gökyüzünün (Tanrı'nın) gazabını alevlendiren, hep isyanlar, itaatsizlikler ve günahlardır." Bu yüzden, kavimler her an uğradıkları felaketlerden, sıkıntılardan dolayı, özellikle kendi kendilerini azarlar, sorumlu tutarlar. "Tanrı bizi bu felakete çarptı, çünkü namaz kılmıyoruz, oruç tutmuyoruz, kadınlar açık seçik geziyor vb." derler. Düzeni bozulmuş doğa, bazen darbelerini uluslara hissettirirse, çoğu kez doğrudan doğruya kötü yönetimler, kötü hükümetler nedeniyledir.

Katlanmak zorunda oldukları dertlerin ve felaketlerin kaynağı, bu kötü yönetimler, hükümetlerdir. Yeryüzünü berbat ve perişan eden kıtlıklar, dilencilik, sefalet, savaşlar, bulaşıcı hastalıklar, kötü ahlak ve pek çok sayısız felaket ve zarar ziyan, çoğu kez hep hükümdarların, büyüklerin ihmalleri yüzünden ve kötü ahlakları, zulüm ve baskıları eseri değil midir?

İnsanların bakışlarını sürekli olarak göklere çevirerek, bütün felaketlerinin ilahi gazap eseri olduğuna onları inandırarak, sıkıntı ve üzüntülerini sona erdirmek için onlara etkisiz ve beyhude araçlardan başka bir şey sağlamayarak, denilebilir ki, rahipler, milletlerin sefaletlerinin kaynağını düşünmesini yasaklamaktan başka bir şey amaçlamamış ve bu yoksulluk ve sefaletleri sonsuz kılmak istemişlerdir. Din imamları, o yoksul analar gibi hareket ederler ki, aç çocuklarını ninnilerle uyuturlar ya da çocukları bunaltan açlığı unutturmak için onlara oyuncaklar verirler.

Ta çocukluklarından beri batıl düşüncelerle gözleri kör edilmiş, görülemeyen fikir bağlarıyla bağlanmış, asılsız korkular altında ezilmiş, cehaletin kucağında uyuşmuş kavimler, üzüntü ve sıkıntılarının gerçek nedenlerini nasıl öğrenebilir? Bu dertlere, Tanrı'dan yardım isteyerek çözüm bulacaklarına inanırlar. Ne yazık! Görmüyorlar mı ki, altında inledikleri eziyetlerin gerçek nedenleri olan ve kendileri için Tanrı'dan yardım istedikleri zorbalarının yalın kılıcına boğazlarını sunmaları, bu ilahlar adına emrediliyor.”
Jean Meslier, Akl-ı Selim
“Dinin en çok önem verdiği yoksulluk, akıl yoksulluğudur. Her dinin esas erdemi, yani din göstericilerinin en çok işlerine yarayan erdem, imandır. İman, Tanrısallığın tercümanlarının yararı olan şeye incelemeden körü körüne inandıran sınırsız bir bönlükten ibarettir. Bu erdemin yardımıyla, rahipler, doğrunun ve batılın, iyiliğin ve kötülüğün hakemi oldular; yarar sağlamak için, gerektiğinde cinayetler işletmek, onlar için çok kolay oldu. Örtülü iman (yani, kendiliğinden eylem ve uygulamaya dönüşen iman), yeryüzünde yapılmış en büyük suikastlerin kaynağı olmuştur.”
Jean Meslier, Akl-ı Selim
“Eğer Tanrı sonsuz ise, Tanrı insan için yapılmıştır demek, insan karıncalar için yapılmıştır demekten daha abestir. Bir bahçenin karıncaları, bahçıvanın amacına, arzularına, projelerine uygun olarak hareket etseler, bahçıvanın fikrine göre hareket etmiş olurlar mı? Karıncalar, Versay parkının kendileri için yapılmış olduğunu ve görkemli bir hükümdarın cömertliğinin bu parkı oluşturmasının ancak kendilerini mükemmel bir şekilde yerleştirmek amacına yönelik olduğunu ileri sürseler, bu karıncalar yanılmamış olurlar mı? Ancak insana göre çok küçük bir böcek ne kadar aşağıdaysa, Tanrı'ya göre insan, ondan bin kat daha aşağı bir yerde kalır. Dolayısıyla teolojinin açıklamasına göre, özellikle Tanrısallığın sıfat ve amacıyla ilgilenen teoloji, yani ilahiyat, deliliklerin en tam olanı, deliliklerin en büyüğüdür.”
Jean Meslier, Akl-ı Selim
“Tanrı'nın kayyum olduğunu, yani asla değişmez, hep bir halde olduğunu öne sürüyorsunuz. Ancak onun ülkesi saydığınız bu dünyadaki sürekli kararsızlığı kim oluşturuyor! Bu meçhul hükümdarın hükümeti kadar sık ve acımasızca inkılaplara uğramış bir hükümet var mıdır?

Eserlerine kuvvet ve sağlamlık verecek kadar kudretli ve değişmez bir Tanrı'ya her şeyin sürekli kararsızlık içinde bulunduğu bir doğanın hükümdarlığı, velayeti, idaresi nasıl atfedilebilir? Eğer benim türüm için yararlı eserlerde sabit bir Tanrı görmek inancında bulunursam, türümün uğradığı sıkıntılarda ne türlü bir Tanrı görebilirim? Bana diyorsunuz ki; cezalandırmaya onu zorunlu kılan, bizim günahlarımızdır. Size şu cevabı veririm: Siz de Tanrı'nın değişmez olmadığını ifade ediyorsunuz. Çünkü insanların günahları, onu, durumunu değiştirmek zorunda bırakıyor. Bazen öfkelenen, bazen sükûnet bulan bir varlık, sürekli olarak bir durumda, hep aynı varlık olarak kalabilir mi?”
Jean Meslier, Akl-ı Selim
“Cehalet ve korku... İşte her dinin başlıca iki nedeni. Tanrısı hakkında insanı kuşatan belirsizlik, kendisini dine bağlayan birinci bağımsız nedendir. İnsan gerek maddi, gerek manevi karanlıkta korkar; korkusu ihtiyat olur ve korkmak ihtiyaç halini alır, korkacağı bir şey olmadığında kendisinde bir eksiklik, bir boşluk olduğunu sanır.”
Jean Meslier, Akl-ı Selim
“Her düşünen, her muhakeme eden insan, çarçabuk inançsız olur. Çünkü muhakeme ona kanıtlar ki, ilahiyat bir hayal uykusu dokumasından ibarettir. Din ise, sağduyunun bütün ilkelerine karşıdır; insanlığın bütün ürünlerinde bir eğrilik, bir yanlışlık, renkten renge giren bir kararsızlıkla kendini gösterir. Korku ve endişeden uzak rahat bir duyguya sahip olan insan, inanmaz olur. Çünkü görür ki, din, insanları mutlu etmek şöyle dursun, insan türü üzerine düşmüş en büyük karışıklıkların, en büyük felaketlerin birinci kaynağıdır. Refahını ve kişisel huzurunu arayan kişi, dini inceler ve kendisini aldanmaktan kurtarır. Çünkü kadıncağızları ve çocukları korkutmak için yapılmış hayaletlerin önünde titreyerek yaşamını geçirmenin rahatsız olduğu kadar, yararsız olduğunu da anlar.”
Jean Meslier, Akl-ı Selim

« previous 1
All Quotes | Add A Quote
A Memoir: A.K.A. The "Testament" (Jean Meslier's Memoir or Testament Book 1) A Memoir
2 ratings
Open Preview