Gülse Birsel
Born
in İstanbul, Turkey
March 11, 1971
|
Beni Gözünüzde Büyütmeyin!
|
|
|
Gayet Ciddiyim!
—
published
2003
|
|
|
Yolculuk Nereye Hemşerim?
—
published
2005
—
2 editions
|
|
|
Memleketi Ben Kurtaracağım!
|
|
|
Hâlâ Ciddiyim!
—
published
2004
|
|
|
Yazlık
—
published
2011
|
|
|
Velev ki Ciddiyim!
—
published
2009
|
|
|
Haldun Taner Hikayeleri
by |
|
“Bu ülkede bir gün, paranın yenemeyeceğini ve en büyük servetin beton değil beyin olduğunu öğreneceğiz. Bir gün...”
― Memleketi Ben Kurtaracağım!
― Memleketi Ben Kurtaracağım!
“ANNEYİM, PİŞMANIM!
Yıl 2002. Aylardan Eylül.
Altı kişi oturmuş konuşuyoruz. Üçümüz anne. Üçümüz değiliz. Taze anneler bu ender sosyalleşmeyi yudum yudum içiyorlar.
Yıl 2002.
Ve ilk kez ailesini terk edip tek başına yaşayan, ilk kez geceleri kız kıza gezip tozabilen bizim kuşaktan, yine ilk kez daha önce duymadığımız sözler duyuyoruz.
"Çocuk sevgisi insanın aklını başından alır, annelik, kadının hayatında önemli şeydir"e aslında o kadar da katılmayan yeni anneler itiraf ediyorlar. Yazının girişinde bahsettiğim Sibel dökülüyor: "Hayatım alt üst oldu!" Ve hemen toparlıyor: "Yani tabii şimdi çok seviyorum ama..."
Şimdi beş yaşında kızı olan bir başkası: "İlk doğum yaptığımda 'Anne oldum, hayata başka gözle bakıyorum' gibi bir şey hissetmedim. Tam tersi, çocuğu görmeye tahammül edemiyordum! Evden çıkamıyorum, süt vermem lazım, uykusuzluktan perişanım. İşimi, arkadaşlarımı özledim. Psikoloğa gitmeye başladım. Birden anladım ki ben çocuk istemiyormuşum, etrafın dolduruşuna gelmişim!"
Biz, çocuksuzlar, gözlerimiz yuvalarından fırlayarak dinliyoruz!
Hani çok kutsal bir şeydi bu iş? Hani çocuğu kucağına alınca insanın feleği şaşıyor, hayatın anlamı çözülüyordu?
Herkeste öyle olmuyor muydu yani? Yalan mı söylediler bize yıllarıca?! Üçüncü anne de dökülmeye başlıyor: "Doğrusunu isterseniz ben de ilk bir sene çocuğa karşı bir şey hissetmedim. Birbirimizi tanıdıkça iletişim kurmaya başladıkça sevdim. Ama ben sevgililerimi de severdim!"
İyi mi?!
HAYDİ, DÖKÜLÜN BAKALIM!
Derken biz çocuksuzlar da itiraflara başladık:
"Ben hamilelikten korkuyorum, doğumdan korkuyorum, işimi bırakmak istemiyorum."
"Ben ömür boyu birinin sorumluluğunu istemiyorum. Kendim için yaşamak istiyorum. Hayatımdan memnunum, hiçbir şey değişmesin!"
"Ben çocuk sevmiyorum. sinirime dokunuyorlar."
Kimimiz büyük konuşup "asla" dedi, kimimiz biyolojik saatinin ve vücut kimyasının esir aldığı ve sabah yataktan "Bırakın beni çocuk yapacaaaaamm!" diye kalkacağı güne kadar beklemeye karar verdi! Anlaşılıyor ki, en azından bazı insanlar için, çocuk sahibi olmakla ilgili hikayelerin çoğu birer mitos. Çocuk yapmak; evlenmek, ev almak gibi... Yalnız tabii, onların aksine geri dönüşü yok.
Kendini hazır hissedeceksin, emin olacaksın, mucize beklemeyeceksin, sorumluluktan kaçmayacaksın, bir sürü şeyi göze alacaksın. Sonrası heyecanlı ve genellikle keyifli.”
― Gayet Ciddiyim!
Yıl 2002. Aylardan Eylül.
Altı kişi oturmuş konuşuyoruz. Üçümüz anne. Üçümüz değiliz. Taze anneler bu ender sosyalleşmeyi yudum yudum içiyorlar.
Yıl 2002.
Ve ilk kez ailesini terk edip tek başına yaşayan, ilk kez geceleri kız kıza gezip tozabilen bizim kuşaktan, yine ilk kez daha önce duymadığımız sözler duyuyoruz.
"Çocuk sevgisi insanın aklını başından alır, annelik, kadının hayatında önemli şeydir"e aslında o kadar da katılmayan yeni anneler itiraf ediyorlar. Yazının girişinde bahsettiğim Sibel dökülüyor: "Hayatım alt üst oldu!" Ve hemen toparlıyor: "Yani tabii şimdi çok seviyorum ama..."
Şimdi beş yaşında kızı olan bir başkası: "İlk doğum yaptığımda 'Anne oldum, hayata başka gözle bakıyorum' gibi bir şey hissetmedim. Tam tersi, çocuğu görmeye tahammül edemiyordum! Evden çıkamıyorum, süt vermem lazım, uykusuzluktan perişanım. İşimi, arkadaşlarımı özledim. Psikoloğa gitmeye başladım. Birden anladım ki ben çocuk istemiyormuşum, etrafın dolduruşuna gelmişim!"
Biz, çocuksuzlar, gözlerimiz yuvalarından fırlayarak dinliyoruz!
Hani çok kutsal bir şeydi bu iş? Hani çocuğu kucağına alınca insanın feleği şaşıyor, hayatın anlamı çözülüyordu?
Herkeste öyle olmuyor muydu yani? Yalan mı söylediler bize yıllarıca?! Üçüncü anne de dökülmeye başlıyor: "Doğrusunu isterseniz ben de ilk bir sene çocuğa karşı bir şey hissetmedim. Birbirimizi tanıdıkça iletişim kurmaya başladıkça sevdim. Ama ben sevgililerimi de severdim!"
İyi mi?!
HAYDİ, DÖKÜLÜN BAKALIM!
Derken biz çocuksuzlar da itiraflara başladık:
"Ben hamilelikten korkuyorum, doğumdan korkuyorum, işimi bırakmak istemiyorum."
"Ben ömür boyu birinin sorumluluğunu istemiyorum. Kendim için yaşamak istiyorum. Hayatımdan memnunum, hiçbir şey değişmesin!"
"Ben çocuk sevmiyorum. sinirime dokunuyorlar."
Kimimiz büyük konuşup "asla" dedi, kimimiz biyolojik saatinin ve vücut kimyasının esir aldığı ve sabah yataktan "Bırakın beni çocuk yapacaaaaamm!" diye kalkacağı güne kadar beklemeye karar verdi! Anlaşılıyor ki, en azından bazı insanlar için, çocuk sahibi olmakla ilgili hikayelerin çoğu birer mitos. Çocuk yapmak; evlenmek, ev almak gibi... Yalnız tabii, onların aksine geri dönüşü yok.
Kendini hazır hissedeceksin, emin olacaksın, mucize beklemeyeceksin, sorumluluktan kaçmayacaksın, bir sürü şeyi göze alacaksın. Sonrası heyecanlı ve genellikle keyifli.”
― Gayet Ciddiyim!
“ZORLUKLARA KATLANMA
Her işin kendine göre zorluğu, stresi vardır derler.
Yalan!
Bence yalan.
Bir sürü meslek var ki, stresin neden kaynaklandığını anlamak mümkün değil.
Mesela postanede, mektuplara damga basan arkadaşın stresi, olsa olsa geçim sıkıntısından, özel problemlerden falan kaynaklanıyordur.
Yoksa işin kendisinde pek bir şey yok, itiraf edelim.
(...)
İşin gerginlik katsayısıyla, işi yapanın sinirliliği galiba ters orantılı.
Beyin cerrahları, pilotlar falan, gayet sakin, güler yüzlü insanlar genellikle. Ama mesela tanıdığım bütün santral memureleri ters ve gergin tipler.
Her şeye sinirleniyorlar.
Kardeşim, stresini azalt, en kötü iihtimalle yanlış numarayı bağlayacaksın. Öteki beyinle oynuyor, o'napsın?”
― Gayet Ciddiyim!
Her işin kendine göre zorluğu, stresi vardır derler.
Yalan!
Bence yalan.
Bir sürü meslek var ki, stresin neden kaynaklandığını anlamak mümkün değil.
Mesela postanede, mektuplara damga basan arkadaşın stresi, olsa olsa geçim sıkıntısından, özel problemlerden falan kaynaklanıyordur.
Yoksa işin kendisinde pek bir şey yok, itiraf edelim.
(...)
İşin gerginlik katsayısıyla, işi yapanın sinirliliği galiba ters orantılı.
Beyin cerrahları, pilotlar falan, gayet sakin, güler yüzlü insanlar genellikle. Ama mesela tanıdığım bütün santral memureleri ters ve gergin tipler.
Her şeye sinirleniyorlar.
Kardeşim, stresini azalt, en kötü iihtimalle yanlış numarayı bağlayacaksın. Öteki beyinle oynuyor, o'napsın?”
― Gayet Ciddiyim!
Topics Mentioning This Author
| topics | posts | views | last activity | |
|---|---|---|---|---|
| Goodreads Librari...: Beni Gözünüzde Büyütmeyin | 2 | 33 | Jul 02, 2024 08:13PM |
Is this you? Let us know. If not, help out and invite Gülse to Goodreads.































