Cihan Gülbudak
“Şehrin kurucusuna hürmeten yaptığı tumturaklı saygı nöbetlerine devam eden Boncuk tam bir toplum mühendisiydi çünkü az evvel pagan tapınağı öperken şimdi de Keros tapınağının yanındaki Severus Surları’na tırmanmış ve karşısına çıkan Isapostolos kaidesi ve ardından yükselen Kutsal Havariler Kilisesi’ni göstererek istavroz çıkarmıştı. Hava bulutlu olmasına rağmen bu kilisenin som altından kubbesi öyle davetkar parıldıyordu ki kalabalık kimsenin telkini olmaksızın minik adımlarla bu kiliseye girmişti. Herhalde en az kendisi kadar sahtekar olan imparatorluğun kurucusu Konstantin’e sevgisini kontrol edemediğinden olsa gerek Boncuk da en öndeydi. Bu kalabalığa kilisenin hemen yanındaki imarethaneye sığınan evsizler ve dilenciler de eklenince mabedin kapıları kendiliğinden açıldı yahut bu dehşetli hareketliliği görüp kaçan rahiplerin aklına kapıları kilitlemek gelmedi. Kapıyı aralayıp zemini kaplayan kızıl akik taşları üzerinde yürüyen Boncuk, on üç sıralı lahdin tam ortasında bulunan ve diğerlerine göre daha görkemli olanın kapağını itmek için davrandığında kalabalık hemen el attı ve sürülen taşın altından Allah’ın yeryüzündeki naip hükümdarı Konstantin’in cesedi çıktı. Artık havanın kuruluğundan mı yoksa lanetli metal altının kurtları böcekleri kaçırmasından mıdır nedir bilinmez, ceset yer yer diriydi. Ortaya çıkan dehşet verici koku kapağı açanların çil yavrusu gibi dağılmasını sağlasa da Boncuk aklını kaçırmış gibi davranmaya fasılasız devam ediyor ve Konstantin’in kellesini kaldırmış ona sarılıyordu. Sonra ne olduysa bir anda kafatasını yere düşürmüş gibi yaptı ve istifini bozmadan lahde elini daldırdı. Önce cesedin parmaklarındaki koca koca altın ve elmas yüzükleri çıkarıp kendine parmaklarına geçirdi ve sonra da cesedin başucunda duran tomar tomar yazmayı koynuna attı. Ardından iki yüz yıl evvel hakkın rahmetine kavuşan imparatorun eline iliştirilen altın kılıcı alıp kaldırdı. Havada belli belirsiz dolanan ışık harelerini kılıcın parlak yüzeyiyle yakalayıp coşkun ve bir o kadar da şaşkın bir halde kiliseyi dolduran insanların yüzüne tutan Boncuk nereden estiyse şunları söyledi tam o anda; “Gölgelerin gücü adına, güç bende artık!...”
― Habis Kıssa
― Habis Kıssa
“Yaradılıştan gelen hikmeti yüreğinde taşıyan bir kimse rabbin kıymetli kulu olarak kalmak istiyorsa iyi ve kötünün arasında gerçekleşen bir rekabette bile tarafsızlığını korumalıydı. Çünkü taraf olmak beşere mahsus bir zayıflıktı. İnsanoğlu dersler çıkarsın diye yaşanmış kıssalar galiba eğitici öğretici olmanın dışında kalabalıkların cehaletini daha da cezbediyordu ki Allah’tan başkasına baş kesmeyen Azazel’in Âdem’e secde etmeyişini bir isyanmış gibi tasavvur eden insanlık, onun yaratıcıya duyduğu aşkı değil de bu aşkın gururundan yaptığı küstahlığı şeytanlaştırıp ilahi bir kötülük simgesi yaratmışlardı. Üstüne üstlük noksan zekaları kavrayabilsin diye hikaye edilmiş bu kavram harbini sanki kendi sefil dünyalarındaki sınırlı boyutlarla açıklayıp daha az günaha giriyorlarmış gibi hayal alemlerindeki Âdem’i dal taşak saldıkları Cennet bahçelerinde Havva ile seviştirdiği için Azazel’i suçladılar. Tıpkı Allah’ı, karşısına çıkılıp hesap verilecek bir kimseymişçesine tahayyül ettikleri gibi dünyanın ilk sevişmesine de yasak meyvayı yemek dediler. Aslında her şey ve aynı zamanda hiçbir şey olan Allah kavramı hakkında düşünmek, en azından tabiatın kırılganlığında yahut azametinde onu aramak yerine kurt masallarına inanmayı tercih eden ve hatta yenilerini geliştirmekten kaçınmayan insanlık için yeryüzünden silinmek en adil sondu galiba.”
― Habis Kıssa
― Habis Kıssa
“Oysa bir anlatıcı olarak her karaktere eşit mesafede bulunmaya gayret gösteren bizleri tenkite kapalı yaklaşımıyla politize ederek zehirli teolojisi ve terminolojisini ortalığa saçma işini başarıyla yapıyordu ki, bizi bile biz olmadığımız halde yoldan çıkmış kitapların birinci çoğul şahsına çevirebiliyordu. Galiba esas vazifesi sayılan vahiy taşıma işini yaparken, Allah’tan gelen emirleri son derece yüksek bir konsantrasyon sonucu simultane aktardığı için gaipten gelen seslere karşı da büyük bir hassasiyet geliştirmişti. Bu haliyle kulağı kirişte dedikodu kumkuması mahalle karılarından pek farkı kalmayan Cebrail, şu sayfalar aracılığıyla Boncuk’a ve kendisine ve hatta Allah’ına bile Allah’lık yapabilme salahiyetine sahip anlatıcının fikirleri hoşuna gitmese bile duymazdan gelse fena olmayacaktı. Zira olay örgüsü sekteye uğramaktaydı...”
― Habis Kıssa
― Habis Kıssa
Is this you? Let us know. If not, help out and invite Cihan to Goodreads.




