Dostoyevski Okuma Grubu discussion
This topic is about
Suç ve Ceza
Mucize Yıllar
>
Suç ve Ceza
date
newest »
newest »
Suç ve Ceza... Yıllar yıllar önce, üniversite öğrencisiyken okuduğum bu olağan üstü esere, bir de yorum yazmaya cesaret edebilmiştim o zamanlar. Çünkü cidden söylemek istediğim, kendimden gelen şeyler vardı, roman hakkında. O yorumu aşağıya bırakıyorum, kusura bakmayın biraz uzun. Umarım okur ve fikirlerinizi söylersiniz.-Edit-( Ufak tefek yazımın üstünde oynama, düzeltme yaptım. Yeni öğrendiğim bir psikolojik sorunun Raskolnikov'da olduğunun farkına varmam üzere.)
Burada Dostoyevski kendinin de muzdarip olduğu mazoşizm adında bir psikolojik rahatsızlığı kağıda döküyor... Romanın karakterlerinden Marmaledov ve Raskolnikov da bu hastalıktan muzdaripler. İkisinin bir meyhanede ilk defa tesadüf eseri bir araya geldiği an son derece melodramatik ve cidden paha biçilemez. İkisi de kendilerinin ve birbirlerinin mazoşist olduğunu bilmiyorlar ve bir sohbete başlıyorlar... cidden dahiane.
Marmeledov'un hiçbir işte tutunamaması, sürekli karısı Katarina'dan dayak yemesi ve sonunda kendini at arabalarının arasına atarak cezalandırması, bu son büyük ceza ile bir mazoşist için nirvanaya ulaşması... Bana onun bir mazoşist olduğunu düşündüren ip uçları.
Raskolnikov'da ise, yırtık pırtık kıyafetlerle gezmesi, cebinde hiç para bulunduramaması, üniversitede okuyorken hiç bir yaşıtı ile iletişim kuramaması, Porfiri'ye gidip kendini sorgulatarak eziyet ettirmesi, benim onun bir mazoşist olduğunu düşünmeme neden olan ip uçları. Ayrıca Raskolnikov'da bipolar denen bir rahatsızlık daha var. Bipolar bozukluktan muzdarip olduğunu düşünmeme neden olan ise, sürekli değişen ruh hali... Durup dururken birden çok üzgün, ızdırap çekiyor sonra ortada hiçbir neden yokken birden çok neşeli... İleride başka psikolojik sorunlara da neden olabilecek ruhu yıpratan bir hastalık bu.
Raskolnikov, tabi tamamen kendini kandırmış durumda, ben üstün biriyim diye... (Hah), zavallı Raskolnikov, bu psikolojik rahatsızlıklarından birinin belirilerinden biri, kendini herkesten ekstrem bir şekilde üstün görme... Elinde değil yani... Ayrıca buna tezat olarak, mazoşistler aşşağlanmaya bayılırlar... (heh) Zaten o yüzden üstü başı yırtık pırtık geziyor, kimsenin kendisine saygı duymasına tahamül edemez mazoşistler... Eğer bir kişi çıkıpta '' Evet, sevgili yumurcağım, sen cidden üstünsün, Sezar'dan da, Napolyon'dan da üstünsün, senin gibisi daha önce gelmedi, aciz sıradan bir insan olarak. önünde yerlere eğiliyorum.'' dese... Bu belki Raskolnikov'u bir mazoşist olarak, intihara sürüklerdi. Çünkü mazoşitler aşşağılanmaya bayıldıkları gibi, övülmeye, taktir edilmeye hiç tahamül edemezler . Bir mazoşiste yapabileceğiniz en büyük kötülük, onu taktir edip övmektir.
Bu romanda beni derinden etkileyen bir başka şey ise, şu iddiadır; ''Suç sosyal adaletsizliğin bir protestosudur'' diye bir teoriyi gündeme getiriyor Dostoyevski... Üstüne düşünülecek güzel bir konu. Gerçekten hep öyle midir ? Benim üstüne düşündüğüm kadarıyla, değildir. Psikolojik rahatsızlıklardan dolayı da suç işlenebilir. Raskolnikov niye cinayet işliyor peki, tamamen kendini kandıran teorisinin doğruluğunu kanıtlamak için. Yani, ben üstün bir insanım, öldürmeye hakkım var diyor, sıradan insanları... Bu bir suç değil diyor... Kendini böyle kandırmış, önceden de bahsettiğim gibi, ama daha da açıp bombayı bırakıyorum buraya, böyle kendini aşırı bir şekilde dev aynasında görmek, şizofreninin belirtilerinden biridir. Zaman içinde birey büyüyüp 20li yaşalarına ulaştığında kendini tam anlamıyla göstermeye başlayan bir hastalıktır şizofreni...
Raskolnikov'un İçinde bulunduğu fakirliği umrunda değil ayrıca, yani sosyal adaletsizliğin protestosu söz konusu değil... Raskolnikov işlediği cinayetlerden ötürü hiç bir suçluluk duymuyor, hiçbir zaman, onun genel okurların büyük bir kısmına, kendine sanki suçluluktan ötürü eziyet ediyormuş gibi, bir vicdan azabı çekiyormuş gibi gözüken halleri, tamamen bipolar olduğu için müthiş derecede üzülüp, ızdırap çekmesinin bir sonucudur.
Ayrıca suçluyu, Talihsiz adam olarak atfediyor Dostoyevski... Suçlu için üzülmek gerekir çünkü o talihsiz adamdır... Çünkü hiçbir suç cezasız kalmaz. Dostoyevski'den bir kısım ahlakçılık mı bulaştı bana ne (heh) tabi insanın kendini geliştirmesi lazım, bunlara dikkat etmek lazım, ama günün sonunda kim talihsiz adam değil ki... Kimse bütün iyileri bilemez... Bu da insanlığın laneti.
Ozan wrote: "Suç ve Ceza... Yıllar yıllar önce, üniversite öğrencisiyken okuduğum bu olağan üstü esere, bir de yorum yazmaya cesaret edebilmiştim o zamanlar. Çünkü cidden söylemek istediğim, kendimden gelen şey..."
Değerli görüşleriniz için teşekkür ederim Ozan. Her bir satırını zevkle okudum. Raskolnikov’un mazoşizmden daha karmaşık bir ruh yapısına sahip olduğunu düşünsem de işlediği suç için vizdan azabı çekmediğine yüzde yüz katılıyorum. Hatta romanın bir vicdan azabı romanına indirgeyenleri de anlayamıyorum bir türlü. Yalnız size Svidrigaylov’a da mutlaka dikkat etmenizi de öneririm yeniden okursanız eğer.
Suç ve Ceza’yı beşinci kez okudum. (Nabokov’un okuduğu sayıya ulaştım sonunda:)) Bu kadar takıntılı olduğum başka bir roman yok belli ki. Mesela ikinci kez okurken Svidrigaylov’un ne kadar ilginç bir karakter olduğunu keşfetmiştim çünkü ilk okumada ister istemez ana karaktere ve sonunda ona ne olacağına odaklanıyorsunuz. Bu son okumamda ise Raskolnikov’un aslında ne kadar yalnız ve anlaşılamamış bir karakter olduğunu anladım, kız kardeşiyle vedalaşırken eski nişanlısına fikirlerini anlattığı pasajdan çıkardım bunu. Artık her bir detayı benimle yaşıyor bu hikayenin. Kurgusu tıkır tıkır işliyor ayrıca.
Değerli görüşleriniz için teşekkür ederim Ozan. Her bir satırını zevkle okudum. Raskolnikov’un mazoşizmden daha karmaşık bir ruh yapısına sahip olduğunu düşünsem de işlediği suç için vizdan azabı çekmediğine yüzde yüz katılıyorum. Hatta romanın bir vicdan azabı romanına indirgeyenleri de anlayamıyorum bir türlü. Yalnız size Svidrigaylov’a da mutlaka dikkat etmenizi de öneririm yeniden okursanız eğer.
Suç ve Ceza’yı beşinci kez okudum. (Nabokov’un okuduğu sayıya ulaştım sonunda:)) Bu kadar takıntılı olduğum başka bir roman yok belli ki. Mesela ikinci kez okurken Svidrigaylov’un ne kadar ilginç bir karakter olduğunu keşfetmiştim çünkü ilk okumada ister istemez ana karaktere ve sonunda ona ne olacağına odaklanıyorsunuz. Bu son okumamda ise Raskolnikov’un aslında ne kadar yalnız ve anlaşılamamış bir karakter olduğunu anladım, kız kardeşiyle vedalaşırken eski nişanlısına fikirlerini anlattığı pasajdan çıkardım bunu. Artık her bir detayı benimle yaşıyor bu hikayenin. Kurgusu tıkır tıkır işliyor ayrıca.
Ömer wrote: "Ozan wrote: "Suç ve Ceza... Yıllar yıllar önce, üniversite öğrencisiyken okuduğum bu olağan üstü esere, bir de yorum yazmaya cesaret edebilmiştim o zamanlar. Çünkü cidden söylemek istediğim, kendim..."Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim. Okuyalı o kadar uzun yıllar oluyor ki Suç ve Ceza'yı, Svirdligaylov ismini bir an çıkaramadım bile. Sonra Sonya'nın cebina para koyup, onu küçük düşürmeye çalışan o şerefsiz olduğunu hatırladım. Raskolnikov'un kız kardeşine talipti, ama iyi ve güzel hiçbir şeye layık olmayan, çok berbat bir insandı hatırladığım kadarıyla. Karamazov kardeşleri okurken bile Fedor Pavloviç Karamazov'dan nefret etmemiştim... Ama, Svirdligaylov cidden tahhamül edilmesi zor bir yaratıktı, Suç ve Ceza'da. Ben romanı sadece 1 kere 24-25 yaşları civarında okudum. Şu anda 37 yaşındayım, zaman nasılda geçiyor. Bir kere daha okumak isterim tabi, bütün Dostoyevski romanlarını. Kaç kere okunursa okunsun, daima yeni bir şeyler keşfedeceğiniz inanılmaz kompleks romanlar onlar.
Mazoşizmin kendi içinde kompleksliğini küçümsediğizi düşünüyorum. Kavraması zor bir hastalıktır. Ayrıca ben, Raskolnikov bir Mazoşist (yazar Dostoyevski gibi) ayrıca Bipolar ve Şİzofren diyorum. Sadece Mazoşist demiyorum, ne kadar Mazoşizim kendi başına bile inanılmaz kompleks olsada. Ayrıca Raskolnikov'un Şizofrenisi henüz çok ilerlememiş safhalarda, ama roman daha uzun olsaydı, paranoyak bir şizofren olarak bir hayal Dünya'sı içinde kaybolduğuna da şahit olurdunuz.
Gözümü en çok korkutan romanlardan biriydi ve okudum bitirdim sonunda. Lakin üzerine yorum yapmak/yazmak epey cesaret istiyor benim için. Dünya edebiyatına Raskolnikov'u armağan etmiş, diğer yandan da üzerinde çokça durmaya değer zengin bir 'yan karakterler' kadrosuyla bir abide gibi duruyor kitap önümde. Dilim ne kadar döner, elim ne kadarını yazabilir hiç emin değilim :)
Ülkü wrote: "Gözümü en çok korkutan romanlardan biriydi ve okudum bitirdim sonunda. Lakin üzerine yorum yapmak/yazmak epey cesaret istiyor benim için. Dünya edebiyatına Raskolnikov'u armağan etmiş, diğer yandan..."Ben de en başta böyleydim. Özellikle kendimi klasikler konusunda yorum yapmaya layık görmüyordum. Ben kim, bu büyük eserler hakkında yorum yapmak kim diyordum, ama zamanla klasikleri okuya okuya, özellikle bu eserler hakkında yorum yapanların, ön sözlerde ve son sözlerde eser hakkında nelerden bahsettiğini gördükçe kendimi çok kastığımı farkettim.
Yani okuduğum bir klasikteki verilmek istenen her şeyi yorumumda aktarmak zorunda değildim öncelikle. En çok ilgimi çeken alt metnini iyi yakaladığım kısımlardan bahsedebilirdim çünkü hiç bir ön sözde yada son sözde eserin vermek istediği her şeyden bahsedilmiyor tüm kompleksliği ile. Sadece o ön sözü yazan yazarı yada akademisyeni en çok ne ilgilendirmişse, uzmanlık alanı neyse onu yakalayıp ondan bahsediyorlar yazılarında. Bunu görmek cidden rahatlatıcı, çünkü öbür türlü nerden başlasam diyorsun, o kadar çok alt metin, verilmek istenen şey var ki bir klasikte, katman katman.
Çok zor yani her şeyden tek bir ön sözde, son sözde, yada bizim siteye yazdığımız yorumlarda bahsetmek. Yani sadece sizi en çok ne ilgilendirdiyse, ona odaklanırsanız, güzel bir yazı ortaya çıkar diye düşünüyorum.
Klasik dediğimiz kitaplar da zamanının modern romanlarıydı sadece. Bir romandan akademik seviyede yorum çıkarmak, her detayı yakalamak gibi bir zorunluluğumuz yok bence. Normalden daha fazla keyif alıyorsak o sizin yazarınızdır, ek okumalar da yaparsınız zaten Roman sarıyorsa üstüne çalışmak, derinine inmek çok zevkli oluyor gerçekten. Mesela Raskolnikov’un “nerede okumuştum hatırlamıyorum” diye başlayıp “insana alçak diyen de alçaktır” diye bitirdiği bir bölüm var, gerçekten çok etkileyici bir bölüm orası. Orada bahsettiği kitabın ismi verilmiyor ama onun Notre Dame’ın Kamburu olduğunu öğrendiğimde çok mutlu olmuştum.




"Düştüğü yoksulluk çıkmazında toplum kurallarının bağından kurtulduğuna inanan bir gencin hikâyesini anlatan Suç ve Ceza ahlâkın anlamını sorgular."