Ceren > Ceren's Quotes

Showing 1-30 of 44
« previous 1
sort by

  • #1
    Samuel Beckett
    “Ever Tried. Ever Failed. No matter. Try again. Fail again. Fail better.”
    ― Samuel Beckett

  • #2
    Hermann Hesse
    “I will no longer mutilate and destroy myself in order to find a secret behind the ruins.”
    ― Hermann Hesse, Siddhartha

  • #3
    Hakan Günday
    “Sorarlarsa, "Ne iş yaptın bu dünyada?" diye, rahatça verebilirim yanıtını: "Yalnız kaldım. Kalabildim! Altı milyarın arasına doğdum. Ve hiçbirine çarpmadan geçtim aralarından...”
    ― Hakan Günday, Kinyas ve Kayra

  • #4
    Viktor E. Frankl
    “The pessimist resembles a man who observes with fear and sadness that his wall calendar, from which he daily tears a sheet, grows thinner with each passing day. On the other hand, the person who attacks the problems of life actively is like a man who removes each successive leaf from his calendar and files it neatly and carefully away with its predecessors, after first having jotted down a few diary notes on the back. He can reflect with pride and joy on all the richness set down in these notes, on all the life he has already lived to the fullest. What will it matter to him if he notices that he is growing old? Has he any reason to envy the young people whom he sees, or wax nostalgic over his own lost youth? What reasons has he to envy a young person? For the possibilities that a young person has, the future which is in store for him?

    No, thank you,' he will think. 'Instead of possibilities, I have realities in my past, not only the reality of work done and of love loved, but of sufferings bravely suffered. These sufferings are even the things of which I am most proud, although these are things which cannot inspire envy.”
    ― Viktor E. Frankl, Man's Search for Meaning

  • #5
    Nilay Örnek
    “Hayat, günlük yaşamda da insana sürekli iktidarlar vaat eder; sonra da attığı oltayı yutacakları, saldığı ağın getireceklerini izlemeye geçer.
    Minicik bir müdürlük, bir yemeği ısmarlayan olmak, apartman yöneticiliği, satın alan ya da işveren olduğun bir durum; nasıl davrandığın, sonrasını belirler.
    Biriyle iş görüşmesi yaptın, "Sizi arayacağız" dedin, sonra aramadın. Fark eder.
    Birine normalde söyleyebileceğin şeyi kabalıkla söyledin; fark eder.
    Para üstünün fazla olduğunu fark ettin, geri verdin; fark eder.
    Güldün, teşekkür ettin, emek verdin, "Ellerinize sağlık" dedin; fark eder.
    Küçücük jestlerle kazanılmış zaferler bazen büyük kazançlara eşdeğer.”
    ― Nilay Örnek, Her Umut Ortak Arar

  • #6
    Zülfü Livaneli
    “Mektuplarında başkalarının tuzlu ekmeğinden söz eder. Bu, üzerine kitap yazdığı Dante'nin İlahi Komedya'sındaki Cennet 17. Kanto'dan alıntıdır:
    "Başkalarının ekmeğinin ne kadar tuzlu, başkalarının merdivenlerinden çıkmanın ne kadar zor olduğunu göreceksin.”
    ― Zülfü Livaneli, Serenad

  • #7
    Melisa Kesmez
    “mutluluk denilen şeye en yakın olduğım anlardan biriydi. ev artık birbirimizin yüzünü kadar karanlık olunca, yine çantandan çıkardığın mumu diktin biten ilk şişenin ağzına. en çok buna tutulmuştum sende, benim gibi hayatındaki her santimi hesaplayan ve o hesapları şu kadarcık şaşmayan, her şeyi herkesten önce düşünen, kendini dünyanın en akıllısı sanan bir kadının da aklına gelmeyecek şeyler olduğunu göstermiştin bana. senin olduğun yerde en güçlü, en akıllı ben değildim. her şeyi tek başına halletmeye dünden razı olan biri olarak, “ben hallederim, merak etme” cümlesini duymanın insana nasıl büyük bir ferahlık verdiğini ilk kez sayende öğrenmiştim.”
    ― Melisa Kesmez, Bazen Bahar

  • #8
    Melisa Kesmez
    “Artık yeni insanları sevmekte güçlük çektiğin yaşlara geldiğinde, daha az müşkülpesent ve muhtemelen daha cesur olduğun yaşlarında bir yolunu bulup çok sevmeyi başardığın birini havaalanına bıraktıktan sonra, o dev ayrılık makinesinin kapısından çıkıp bir kaç saat önce birlikte geçtiğiniz yollardan, bu defa tek başına elin kolun bomboş dönerken kuru ekmek gibi ufalanıyordu için.”
    ― Melisa Kesmez, Nohut Oda

  • #9
    “I wish I could show you when you are lonely or in darkness the astonishing light of your own being.”
    ― Hafiz of Shiraz

  • #10
    Oruç Aruoba
    “Kendi olarak, sana gelen-
    sana gereksinimi olmadan, seni isteyen-
    sensiz de olabilecekken, senin ile olmayı seçen-
    kendi olmasını, seninle olmaya bağlayan- -
    O, işte...”
    ― Oruç Aruoba

  • #11
    Lori Gottlieb
    “The inability to say no is largely about approval-seeking—people imagine that if they say no, they won’t be loved by others. The inability to say yes, however—to intimacy, a job opportunity, an alcohol program—is more about lack of trust in oneself. Will I mess this up? Will this turn out badly? Isn’t it safer to stay where I am?”
    ― Lori Gottlieb, Maybe You Should Talk to Someone: A Therapist, Her Therapist, and Our Lives Revealed

  • #12
    Nilay Örnek
    “Korkuyor. Ölümden, bize doyamamaktan, istediklerini yapamamaktan. Biliyorum, çünkü ben de korkuyorum. Korkmaktan ne istediğini bilemiyor insan bazen. Ne istediğini bilememekten yapamıyor zaten. Ama ara sıra böyle anlarda, "çerçevesiz zamanlarda" birbirimize denk geliyoruz işte. Annem "hızlı değil" o an, her şeyiyle benimle, orada. Bu bana iyi geliyor. Yakın ya da uzak zamandan bir şeyler çağırmıyor. Şu an şahane; çünkü annem şu an, burada benimle. İlginçtir ki, annem benim de onunla olduğumu düşündüğü için benimle... Aynı zamanda, aynı hızda, kendi yaşlarımızdayız. O anne, ben kızıyım. Ne ben onu farklı bir zamana çekiyorum ne de o beni. Gerçek birliktelik!.. Bozcaada'da bir kumsalda, denizin kıyısında, sıcak taşların üzerinde... Dün de birlikteydik, yarın da birlikteyiz; bir şey yapmak zorunda da değiliz. Bu da ona iyi geliyor, biliyorum.
    Mutluluk sonradan anlaşılan bir şeydir; ama eminim bir parçasını o öğleden sonraları hissetmişimdir.”
    ― Nilay Örnek, Her Umut Ortak Arar

  • #13
    J.D. Salinger
    “What really knocks me out is a book that, when you're all done reading it, you wish the author that wrote it was a terrific friend of yours and you could call him up on the phone whenever you felt like it. That doesn't happen much, though.”
    ― J.D. Salinger, The Catcher in the Rye

  • #14
    Viktor E. Frankl
    “Love goes very far beyond the physical person of the beloved. It finds its deepest meaning in his spiritual being, his inner self. Whether or not he is actually present, whether or not he is still alive at all, ceases somehow to be of importance.”
    ― Viktor E. Frankl, Man's Search for Meaning

  • #15
    Lori Gottlieb
    “In the best goodbyes, there’s always the feeling that there’s something more to say.”
    ― Lori Gottlieb, Maybe You Should Talk to Someone: A Therapist, Her Therapist, and Our Lives Revealed

  • #16
    Lori Gottlieb
    “at some point in our lives, we have to let go of the fantasy of creating a better past.”
    ― Lori Gottlieb, Maybe You Should Talk to Someone: A Therapist, Her Therapist, and Our Lives Revealed

  • #17
    Nilay Örnek
    “Kişiye özel kurulmayan, kalıplarla tekrar edilen bazı cümleler, hep daha iyisini, daha güzelini, daha "en"ini vaat ediyor; bunu söylerken "Oraları ben çoktan gördüm ve en iyi yerlere gittim”in de biraz altını çiziyor. "Daha iyi"; kime göre? Neye göre? Niye birbirimizi olumlu gibi görünen ama olumsuz bir parmakla dürtüyoruz ki?
    Eminim ki daha iyisi var; hep var, hep olacak. Ama belki daha iyisi varken, ben olduğum yerde de iyiyimdir.”
    ― Nilay Örnek, Her Umut Ortak Arar

  • #18
    Hakan Günday
    “Sen de fark ettin mi? Az, dediğin, küçücük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe var. O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında.”
    ― Hakan Günday

  • #19
    Tom Robbins
    “İnsanın amaçları, idealleri, uğrunda mücadele edeceği nedenleri varsa, o zaman o insan, kafasının üzerinde sıçan kılma asılı sallanan kılıca tüm dikkatini veremez. Her birimize bir yolculuk bileti verilmiştir. Eğer yolculuk ilginçse (sıkıcıysa zaten tek suçlusu kendimiz oluruz), o zaman çevremize bakıp zevkini çıkarırız (ne de çabuk geçiyordur manzara yanımızdan!), çevredeki diğer yolcularla çene çalarız, sık sık kalkıp tuvalete ziyaretler yaparız, günah çıkarırız... Ama bileti kaldırıp da bakmaz, üzerinde yazılı son istasyonun adını okumayız. Oysa açık seçik yazılıdır orada: Dipsiz Kuyu. Ama yolun sarsıntıları arasında ne kadar görmezden gelirsek gelelim, bizi bekleyen ölüm hep oradadır. Perdelerin hemen ardındadır. Daha doğrusu, çorabımızın içindedir. Bir türlü temizleyemediğimiz bir kire benzer. Eğer insan dindarsa, dipsiz yuvarlanışını bir mantığa oturtur. Eğer insanın mizah anlayışı varsa (bu konuda iyi bir mizah anlayışı, şimdiye kadar bulunmuş dinlerin hepsinden daha yararlıdır), insan espriyle, alaycılıkla onu en aza indirebilir. Ama hayalet yine de orada durur. Gece gündüz, her gün, her yaptığımızı elindeki tebeşirle gri bir renge boyar. Yaptığımız şeylerin pek çoğunu, bilinçaltımızda, dolaylı olarak, ölüm düşüncesinden kurtulmak için yaparız. Belki de kendimizi, yaptıklarımızla çok değerli, çok vazgeçilmez kılmayı, ölümün bizi almakta tereddüt etmesini sağlamayı amaçlarız. O kılıç kafamıza düşse bile, şanslı olup hâlâ hayatta kalanların anılarında yaşayabilmeyi garanti etmek isteriz.”
    ― Tom Robbins, Jitterbug Perfume

  • #20
    Yusuf Atılgan
    “Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaylardaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine, sanatına. Çocuklarına tutunanalar vardır. Herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü fark etmez. Kağızman köylerinden birinde bir çift öküzüne tutunan bir adam tanıdım.Öküzleri besiliydi, pırıl pırıldı. Herkesin, "Veli Ağa'nın öküzleri gibi öküz, yoktur." demesini isterdi. Daha gülünçleri de vardır. Ben, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: Gerçek sevgiyi! Bir kadın. Birbirimize yeteceğimizi, benimle birlik düşünen, duyan, seven bir kadın!”
    ― Yusuf Atılgan, Aylak Adam

  • #21
    Orhan Pamuk
    “hüzün, which denotes a melancholy that is communal rather than private. Offering no clarity, veiling reality instead, hüzün brings us comfort, softening the view like the condensation on a window when a teakettle has been spouting steam on a winter’s day. Steamed-up windows make me feel hüzün, and I still love getting up and walking over to those windows to trace words on them with my finger. As I shape words and figures on the steamy window, the hüzün inside me dissipates and I can relax; after I have done all my writing and drawing, I can erase it all with the back of my hand and look outside. But the view itself can bring its own hüzün. It is time to come to a better understanding of this feeling that the city of Istanbul carries as its fate.”
    ― Orhan Pamuk, Istanbul

  • #22
    Hakan Günday
    “Ve en büyük acının kendininkinin olduğunu düşünüyorsun. Dünyadan haberi olmayan tüm gerizekalılar gibi.”
    ― Hakan Günday

  • #23
    Nilay Örnek
    “Hafıza şairdir; bir tarihçi değil". Bu yüzden de her hafıza kendi şiirini yazar, kendi kaosunu yaratır.
    Çok sevdiğim, Eternal Sunshine of the Spotless Mind'da (Sil Baştan) duygular önemlidir. Siz anıları silseniz de, hisleriniz sizi aynı insanlara kavuşturabilir, aynı sonuçlarla buluşturabilir, gerçeklikler bir şekilde hisleriyle içimizde yer edinebilir. İnsan, yönlendirmelerle isimleri, yüzleri, tarihleri, olayları unutabilir ama kendisine iyi ya da kötü hissettireni bir şekilde "bilir".
    İyi hissettirenler unutturulamaz. İnsan gülmeyi bir hatırladı mı; gerisi tutulmaz.”
    ― Nilay Örnek, Her Umut Ortak Arar

  • #24
    Yusuf Atılgan
    “Nasıl kolayca söyleyiveriyor bunu. Sevmek! Kelimelere herkes kendine göre bir anlam, bir değer veriyor galiba. Bu değerler aynı olmadıkça iki kişi iki ayrı dil konuşuyorlarmış gibi olmuyor mu?”
    ― Yusuf Atılgan, Aylak Adam
    tags: c

  • #25
    Catherine Gildiner
    “powerlessness in a relationship is one of the main causes of stress or anxiety. Making psychological changes also provokes anxiety. It’s very hard to break a habit, especially when you’ve adapted yourself to a particular pattern that, however maladaptive, has kept you alive. The unconscious is powerful, and it will fight to the death to keep an old pattern in place.”
    ― Catherine Gildiner, Good Morning, Monster: A Therapist Shares Four Heroic Stories of Emotional Recovery

  • #26
    Hakan Günday
    “Sen de fark ettin mi? Az dediğin, küçücük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe var. O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. Biri başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. Senin ve benim gibi…
    Bu yüzden, belki de, az çoktan fazladır. Belki de az, hayat ve ölüm kadardır! Belki de, seni az tanıyorum demek, seni kendimden çok biliyorum, demektir. Bilmesem de, öğrenmek için her şeyi yaparım, demektir. Belki de az, her şey demektir. Ve belki de benim sana söyleyebileceğim tek şeydir…”
    ― Hakan Günday, AZ

  • #27
    Melisa Kesmez
    “Dikenim çiçek açmış, gördün mü? dedi Handan. Mutfak penceresinin denizliğindeki dikeni işaret etti. Pembe bir çiçek patlamıştı dallardan birinin ucunda.
    'Aylarca yanından geçtim gittim, yüzüne bakmadım, bir çift laf olsun konuşmadım. Ne yaptı etti, açtı o çiçeği.'
    "Kal demiş sana.”
    ― Melisa Kesmez, Nohut Oda

  • #28
    “Sanki kime sorsam yalnızlıktan bahsedecekti. Bu kalabalıkta nasıl yalnız hissedildiğini anlıyordum. Kaç kişi ısrarla ve kararlılıkla kendi değeri üzerinde çalışıyordu ki? Kaç kişi kurduğu ilişkileri kötü anılarla bitirmemeyi başarabilirdi? İnsan olmak böyle bir şey miydi?.. Sonsuz olasılıkların hep bilmediğimiz bir soruyla karşımıza çıkacağını öğrendiğimden beri cevapları da çok umursamıyordum.”
    ― Bahar Tezcan, Terapi Odasında İyileşen İlişkiler

  • #29
    Oruç Aruoba
    “Hiçbir ilişki eksik değildir-her ilişki , o kadarıyla , o biçimiyle , o süresiyle , tamdır.

    Ama her ilişkinin farklı girdi-çıktıları, düzensiz bir çeperi, değişken yoğunlukta bir içeriği vardır: Bu anlamda da, hiçbir ilişki , 'son'una kadar 'tamam' değildir-her ilişki 'tamam' lanmadan biter.

    Ama, her ilişki , o iki kişinin her karşı karşıya gelişlerinde , yeniden başlar-ve, ayrılmalarıyla, yeniden, biter.

    İşte:tamdır her ilişki-'tamam' lanmadan tamamlanır...”
    ― Oruç Aruoba

  • #30
    Orhan Pamuk
    “Life can't be all that bad,' i'd think from time to time. 'Whatever happens, i can always take a long walk along the Bosphorus.”
    ― Orhan Pamuk, Istanbul: Memories and the City



Rss
« previous 1