,

Cadılar Quotes

Quotes tagged as "cadılar" Showing 1-4 of 4
Terry Pratchett
“Senin iğrenç iltifatlarına karşı sağırım," dedi dük. "Senin şeytani cilvelerini hor görüyorum. İşkence göreceksin, bilsen iyi olur."
Bu gereken etkiyi yaratmamış gibiydi. Dadı zindana, bir turistin meraklı ilgisiyle göz gezdiriyordu.
"Sonra da yakılacaksın," dedi düşes
"Tamam," dedi dadı.
"Tamam mı?"
"Eh, bu lanet yer buz gibi. Oradaki çivili büyük gardrop gibi şey ne?"
Dük titriyordu. "Aha" dedi. "Artık anladın ha? O sevgili hanımefendi, Demir Leydi. En son model. Şimdi onu-"
"İçine girip bakabilir miyim?"
"Yakarışlarına kulaklarım sağır..." Dükün sesi soldu gitti. Tikleri gene başladı.”
Terry Pratchett, Wyrd Sisters

Terry Pratchett
“Magrat, folluğa yerleşen iki tavuk gibi kıç tarafta rahat etmeye çalışan iki yaşlı cadıya baktı.

"Kürek çekmeyi biliyor musunuz?" dedi.

"Bilmemiz gerekmiyor," dedi Nine.

Magrat kasvetle başını salladı. Sonra çok minik bir iddialılık kırıntısı, kendisini bir an gösterdi.

"Ben de bildiğimi sanmıyorum," diye denedi.

"Sorun değil," dedi Ogg Ana hemen. "Yanlış yaptığını görürsek söyleriz. Bay bay, kral hazretleri."

Magrat pes etti. İçini çekti ve kürekleri aldı.

"Yassı tarafı suya girecek," dedi Nine yardımseverlikle.”
Terry Pratchett, Witches Abroad

Terry Pratchett
“Tiffany şok olmuştu. “Nasıl bu kadar zalim olabilirsin?”
“İnsanlar, eşyaları havada oynattığını gördüğünde ona saygı duyacaklar. Ve saygı, bir cadının besini ve suyudur. Saygı olmadan hiçbir şeysin. Bizim Bayan Düzgün pek fazla saygı görmüyordu.”
Bu doğruydu. İnsanlar Bayan Düzgün’e saygı duymuyordu. Üzerinde düşünmeden ondan hoşlanıyorlardı, o kadar. Bayan Havamumu haklıydı ama Tiffany haklı olmamasını diliyordu.
“Bayan Kene ve sen, beni neden ona gönderdiniz o zaman?” dedi.
“Çünkü Bayan Düzgün insanlardan hoşlanıyor,” dedi cadı, uzun adımlarla Tiffany’nin önünden yürürken. “Onları önemsiyor. Hatta aptal, kötü ve salyalar akıtan insanları, bebekleri ishal olmuş akılsız anneleri, beceriksiz ve aptalları, ona bir tür hizmetkar gibi davranan aptalları. İşte buna büyü derim ben; bütün bunları görmek, bütün bunlarla uğraşmak ama yine de devam etmek; ölmek üzere olan zavallı yaşlı bir adamın başında bütün gece oturmak, acılarını becerebildiğince gidermek, dehşetlerini yatıştırmak, onları güvenle yollarına göndermek... Onları temizlemek, yatırmak, cenaze için üstlerine çekidüzen vermek, yaslı dulun yatak örtülerini yıkamasına yardım etmek -ki bunun korkak yüreklilere uygun bir iş olmadığını söyleyebilirim sana- ve bir sonraki gece de uyumayıp cenazeden önce tabuta göz kulak olmak ve sonra eve gitmek; beş dakika oturduktan sonra, ilk çocuğunun doğumu sırasında karısı güçlük çektiği ve ebe aklını yitirmek üzere olduğu için öfkelenmiş bir adamın bağıra çağıra gelip kapıyı yumruklaması, kalkıp çantanı almak ve yine dışarı çıkmak... Bunları her birimiz kendi yöntemimizle yaparız ve açıkçası, o benden daha iyi yapıyor. Cadılığın kökü, yüreği, ruhu ve özü budur. Ruhu ve özü!” Bayan Havamumu yumruğunu avucuna vurdu ve sözcükler ağzından kurşun gibi çıktı. “Ruhu... ve... özü!”
Terry Pratchett, A Hat Full of Sky

Sena Yeşil
“Two boys and a girl—around her own age—approached Elieen. One of the boys, who had slightly slanted eyes, wore a sword at his waist. Despite her blurry vision, Elieen noticed the gleam of the blade.

“There’s a girl here,” the young man said. The other two drew closer. The girl spoke, “Ares, leave her. We have to go, now. It’s coming!” The slanted-eyed boy—Ares—shook his head and quieted the irritable girl. “We can’t just leave her here, can we, Christopher?” The tall boy, Christopher, leaned against a nearby tree, silent, merely watching.”
Sena Yeşil, Children of Nature