Discover new books on Goodreads
Meet your next favorite book
“Dostumun el izleri
Yolun kilometrelerini, saatin dakikasını hesaplayarak İzmir’e giderken yalnız başıma, renkler durdurdu beni. Bir yamaçtaki yeşil, sarı, turuncu, kırmızı ve daha adını bilmediğim yüzlerce rengin farkına vardım ve durdum. Arabayı yolun kenarına park ettim. Kapıyı açmadan, öylece durup düşündüm, iştahsız, aşksız ve renksiz hissediyorum kendimi, son on gündür şehirde kurduğum tüm ilişkiler, almalar-vermeler ne kadar aşksızdı… Ne kadar çok insanla ne kadar çok şey konuşup ne kadar çok şey yaptım, halbuki ruhum ve hücrelerim ne kadar aç kalmış. Kara bulutların altından sıyrılıp arabanın kapısını açtım ve dışarı çıktım.
Şu anda yazımı yazarken çamurlu ayağını iki omzuma koymuş, kulağımı ısırarak beni oyunumuzun devamına çağıran küçük siyah köpek benim dostum. Karşılaştığımız ilk andan itibaren bana aşk verdi, bana ayna oldu, mutluluk verdi, çamur verdi neyi varsa onu verdi, neyse yalnızca o oldu. Gönlüm açıldı, sonra gözüm, kulaklarım. Sonra ağladım, ne kadar ihtiyacım varmış ağlamaya.
Ne garip, on gündür İstanbul’da, bir sürü sevdiğim insanla istediğim, sadece kendimiz ve çevremiz için değil, evrensel olarak da iyi olduğuna inandığım işler için çabalıyoruz; yemeksiz, uykusuz kalıyorum. Tüm bu insanlar ve olaylar içerisinde oturup ağlayabileceğim bir an olmamış; çok ihtiyacım olduğu halde. Yaklaşık bir saattir burdayım.
Kendimi çok iyi hissediyorum. Ufaklık hâlâ yanımda, çalılarla oynuyor arada bir bana sataşıyor. Yanımızdan iki adam geçti, selamlaştık, mantar aramaya gidiyorlarmış. Nereye ait olduğumu kestiremiyorum pek şu sıralar. Mutlu olmazsam, aşk yaşamazsam bir süre sonra şimdi ürettiklerimi bile üretemeyecek duruma gelebilirim. Şehirde birçok insanın beni içine koyup rahat etmek istediği tam vejetaryan, doğal bakkal, şeker çocuk, sakin adam rollerine bile uymayabilirim hatta bir süre sonra.
Yalıkavaklı bir köy çocuğu olarak otobüs şoförü olmayı çok istemiştim bir zamanlar.
Üniversiteye gitmeyi, her çeşit insanı tanımayı hayal ederdim o zaman; zengin, meşhur, köylü, politikacı, bankacı, belediye başkanı. Seyahat etmek isterdim bir sürü ülkeye; bunların çoğu gerçekleşti. Asıl besinim olan aşk ise hep derin bir nefes alıp “En doğrusunun, olması gerekenin olması”, “Bütün için en iyi şekilde kullanılmam” duasını ettiğimde sardı beni.
Bu durumlarda “olma”nın en doğru şey olduğuna hep inandım, gördüm; şu an olduğu gibi. İçim buruk; şu an yaşadığım ayrılık tıpkı annemle olan gibi çok acı. Anneye, sevgiliye, toprağa duyulan özlem çok kutsal; ayrılık varsa bu özlemi yaşamam gerekiyor, diye düşünüyorum. İyi ki arabama biraz önce niyet ettiğim gibi rengârenk çınar yapraklı dalı koparıp getirmedim, ayrılık o dala yakışmayacaktı.”
― Yaşam Dönüşümdür
Yolun kilometrelerini, saatin dakikasını hesaplayarak İzmir’e giderken yalnız başıma, renkler durdurdu beni. Bir yamaçtaki yeşil, sarı, turuncu, kırmızı ve daha adını bilmediğim yüzlerce rengin farkına vardım ve durdum. Arabayı yolun kenarına park ettim. Kapıyı açmadan, öylece durup düşündüm, iştahsız, aşksız ve renksiz hissediyorum kendimi, son on gündür şehirde kurduğum tüm ilişkiler, almalar-vermeler ne kadar aşksızdı… Ne kadar çok insanla ne kadar çok şey konuşup ne kadar çok şey yaptım, halbuki ruhum ve hücrelerim ne kadar aç kalmış. Kara bulutların altından sıyrılıp arabanın kapısını açtım ve dışarı çıktım.
Şu anda yazımı yazarken çamurlu ayağını iki omzuma koymuş, kulağımı ısırarak beni oyunumuzun devamına çağıran küçük siyah köpek benim dostum. Karşılaştığımız ilk andan itibaren bana aşk verdi, bana ayna oldu, mutluluk verdi, çamur verdi neyi varsa onu verdi, neyse yalnızca o oldu. Gönlüm açıldı, sonra gözüm, kulaklarım. Sonra ağladım, ne kadar ihtiyacım varmış ağlamaya.
Ne garip, on gündür İstanbul’da, bir sürü sevdiğim insanla istediğim, sadece kendimiz ve çevremiz için değil, evrensel olarak da iyi olduğuna inandığım işler için çabalıyoruz; yemeksiz, uykusuz kalıyorum. Tüm bu insanlar ve olaylar içerisinde oturup ağlayabileceğim bir an olmamış; çok ihtiyacım olduğu halde. Yaklaşık bir saattir burdayım.
Kendimi çok iyi hissediyorum. Ufaklık hâlâ yanımda, çalılarla oynuyor arada bir bana sataşıyor. Yanımızdan iki adam geçti, selamlaştık, mantar aramaya gidiyorlarmış. Nereye ait olduğumu kestiremiyorum pek şu sıralar. Mutlu olmazsam, aşk yaşamazsam bir süre sonra şimdi ürettiklerimi bile üretemeyecek duruma gelebilirim. Şehirde birçok insanın beni içine koyup rahat etmek istediği tam vejetaryan, doğal bakkal, şeker çocuk, sakin adam rollerine bile uymayabilirim hatta bir süre sonra.
Yalıkavaklı bir köy çocuğu olarak otobüs şoförü olmayı çok istemiştim bir zamanlar.
Üniversiteye gitmeyi, her çeşit insanı tanımayı hayal ederdim o zaman; zengin, meşhur, köylü, politikacı, bankacı, belediye başkanı. Seyahat etmek isterdim bir sürü ülkeye; bunların çoğu gerçekleşti. Asıl besinim olan aşk ise hep derin bir nefes alıp “En doğrusunun, olması gerekenin olması”, “Bütün için en iyi şekilde kullanılmam” duasını ettiğimde sardı beni.
Bu durumlarda “olma”nın en doğru şey olduğuna hep inandım, gördüm; şu an olduğu gibi. İçim buruk; şu an yaşadığım ayrılık tıpkı annemle olan gibi çok acı. Anneye, sevgiliye, toprağa duyulan özlem çok kutsal; ayrılık varsa bu özlemi yaşamam gerekiyor, diye düşünüyorum. İyi ki arabama biraz önce niyet ettiğim gibi rengârenk çınar yapraklı dalı koparıp getirmedim, ayrılık o dala yakışmayacaktı.”
― Yaşam Dönüşümdür
“Her şey dönüşecek, değişecek ve dengede duracak gibi görünüyordu. Molly kendini hazır hissetti. Fakat ne için, emin değildi. Ama içinde bir şey açılmıştı sanki.
Hayatın tuhaf bir düzeni vardı ve onu kendi etraflarında hissedebiliyordu.”
― Molly and Pim and the Millions of Stars
Hayatın tuhaf bir düzeni vardı ve onu kendi etraflarında hissedebiliyordu.”
― Molly and Pim and the Millions of Stars
“Tekrar gelecek misin?" Molly'nin sesi zayıf ve titrek çıkmıştı. Yalnız kalmaktan korktuğundan değildi. Anne ağacın dallarında uyurken kendini güvende hissediyordu; hem de hiçbir yerde olmadığı kadar. Daha çok, kendisini yalnız hissettiğinden öyle çıkmıştı sesi, hayatınız diğerlerininkinden çok farklı olduğu zaman hissettiğiniz türde bir yalnızlıktı bu. Pim yanındayken, derdini onunla paylaştığını hissediyordu.”
― Molly and Pim and the Millions of Stars
― Molly and Pim and the Millions of Stars
“Doyurulmayı bekleyen gereksinimler kimi zaman halüsinasyonlar doğurur: Susuzluk suyu hayal eder, aşka duyulan gereksinim de ideal bir erkek ya da kadını.”
― Essays in Love
― Essays in Love
“Kierkegaard'ın korku, kaygı, umutsuzluk, titreme gibi ruh Hallerini ele almasının sebebi onun karamsarlığı değil, tüm bu durumların yaşamın gerçekliği içinde var olması ve kişinin özgürlüğe sahip bir varlık olmasının sonuçlarıdır. Modern toplumun bu olumsuz durumları bastırma isteği karşısında Kierkegaard onlarla yüzleşme yolunu seçer. Olumsuz olarak tanımlanan bu duygular her durumda olumlu olarak tanımlanan duygularla beraber var olurlar. Bu anlamda varoluş tüm ruh Hallerini kapsayan bütünsel bir durumdur.”
― Soren Kierkegaard'da Kaygı Kavramı
― Soren Kierkegaard'da Kaygı Kavramı
Ayşenur’s 2025 Year in Books
Take a look at Ayşenur’s Year in Books, including some fun facts about their reading.
More friends…
Polls voted on by Ayşenur
Lists liked by Ayşenur


































