“How odd I can have all this inside me and to you it’s just words.”
― The Pale King
― The Pale King
“Dark times lie ahead of us and there will be a time when we must choose between what is easy and what is right.
-Albus Dumbledore”
― Harry Potter and the Goblet of Fire
-Albus Dumbledore”
― Harry Potter and the Goblet of Fire
“We must all face the choice between what is right and what is easy. ~Albus Dumbledore”
― Harry Potter and the Goblet of Fire
― Harry Potter and the Goblet of Fire
“Sevgili Bilge, bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. Ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanamadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı. Sana, durup dururken yazmak zorunda kalmasaydım. Bütün meselelerden kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de.
İnsanları, eski karıma yapmış olduğum gibi, büyük bir boşluk içinde
bırakmasaydım. Kendimden de kaçıyorum gibi beylik bir ifadenin içine
düşmeseydim. Bu mektubu çok karışık hisler içinde yazıyorum gibi basmakalıp sözlere başvurmak zorunda kalmasaydım. Ne olurdu, bazı sözleri hiç söylememiş olsaydım; ya da bazı sözleri hiç söylememek için kesin kararlar almamış olsaydım. Sana diyebilseydim ki, durum çok ciddi Bilge, aklını başına topla.
Ben iyi değilim Bilge, seni son gördüğüm günden beri gözüme uyku girmiyor diyebilseydim. Gerçekten de o günden beri gözüme uyku girmeseydi. Hiç olmazsa arkamda kalan bütün köprüleri yıktım ve şimdi de geri dönmek istiyorum, ya da dönüyorum cinsinden bir yenilgiye sığınabilseydim. Kendime, söyleyecek söz bırakmadım. Kuvvetimi büyütmüşüm gözümde. Aslında bakılırsa, bu sözleri kullanmayı ya da böyle bir mektup yazmayı bile, ne sen ne aşk ne de hiçbir şey olmadığı günlerde kendime yasaklamıştım. Sen, aşk ve her şeyin olduğu günlerde böyle kararlar alınamazdı. Yaşamış birinin ölü yargılarıydı bu
kararlar. Şimdi her satırı, “bu satırı da neden yazdım?” diyerek öfkeyle bir öncekine ekliyorum. Aziz varlığımı son dakikasına kadar aynı görüşle ayakta tutmak gibi bir görevim olduğunu hissediyorum. Çünkü başka türlü bir davranışım, benimle küçük de olsa bir ilişki kurmuş, benimle az da olsa ilgilenmiş insanlarca yadırganacaktır. Oysa, sevgili Bilge, aziz varlığımı artık ara sıra kaybettiğim oluyor. Fakat yaralı aklım, henüz gidecek bir ülke bulamadığı için bana dönüyor şimdilik. Biliyorum ki, bu akıl beni bütünüyle terk edinceye kadar gidip gelen aziz varlık masalına kimse inanmayacaktır.
Bazı insanlar bazı şeyleri hayatlarıyla değil, ölümleriyle ortaya koymak
durumundadır. Bu bir çeşit alın yazısıdır. Bu alın yazısı da başkaları
tarafından okunamazsa hem ölünür ve hem de dünya bu ölümün anlamını bilmez; bu da bir alın yazısıdır ve en acıklı olanıdır. Bir alın yazısı da ölümün anlamını bilerek, ona bu anlamı vermesini beceremeden ölmektir ki, bazı müelliflere göre bu durum daha acıklıdır. Ben ölmek istemiyorum. Yaşamak ve herkesin burnundan getirmek istiyorum.
Bu nedenle, sevgili Bilge, mutlak bir yalnızlığa mahkum edildim. (İnsanların kendilerini korumak için sonsuz düzenleri var. Durup dururken insanlara saldırdım ve onların korunma içgüdülerini geliştirdim.) Hiç kimseyi görmüyorum. Albay da artık benden çekiniyor. Ona bağırıyorum. (Bütün bunları yazarken hissediyorum ki, bu satırları okuyunca bana biraz acıyacaksın. Fakat bunlar yazı, sevgili Bilge; kötülüğüm, kelimelerin arasında kayboluyor.)
Geçen sabah erkenden albayıma gittim. Bugün sabahtan akşama kadar
radyo dinleyeceğiz, dedim. Bir süre sonra sıkıldı. (İnsandır elbette
sıkılacak. Benim gibi bir canavar değil ki.) Bunun üzerine onu zayıf
bulduğumu, benimle birlikte bulunmaya hakkı olmadığını yüzüne bağırdım. (Ben yalnız kalmalıyım. Başka çarem yok.)
...”
― Tehlikeli Oyunlar
İnsanları, eski karıma yapmış olduğum gibi, büyük bir boşluk içinde
bırakmasaydım. Kendimden de kaçıyorum gibi beylik bir ifadenin içine
düşmeseydim. Bu mektubu çok karışık hisler içinde yazıyorum gibi basmakalıp sözlere başvurmak zorunda kalmasaydım. Ne olurdu, bazı sözleri hiç söylememiş olsaydım; ya da bazı sözleri hiç söylememek için kesin kararlar almamış olsaydım. Sana diyebilseydim ki, durum çok ciddi Bilge, aklını başına topla.
Ben iyi değilim Bilge, seni son gördüğüm günden beri gözüme uyku girmiyor diyebilseydim. Gerçekten de o günden beri gözüme uyku girmeseydi. Hiç olmazsa arkamda kalan bütün köprüleri yıktım ve şimdi de geri dönmek istiyorum, ya da dönüyorum cinsinden bir yenilgiye sığınabilseydim. Kendime, söyleyecek söz bırakmadım. Kuvvetimi büyütmüşüm gözümde. Aslında bakılırsa, bu sözleri kullanmayı ya da böyle bir mektup yazmayı bile, ne sen ne aşk ne de hiçbir şey olmadığı günlerde kendime yasaklamıştım. Sen, aşk ve her şeyin olduğu günlerde böyle kararlar alınamazdı. Yaşamış birinin ölü yargılarıydı bu
kararlar. Şimdi her satırı, “bu satırı da neden yazdım?” diyerek öfkeyle bir öncekine ekliyorum. Aziz varlığımı son dakikasına kadar aynı görüşle ayakta tutmak gibi bir görevim olduğunu hissediyorum. Çünkü başka türlü bir davranışım, benimle küçük de olsa bir ilişki kurmuş, benimle az da olsa ilgilenmiş insanlarca yadırganacaktır. Oysa, sevgili Bilge, aziz varlığımı artık ara sıra kaybettiğim oluyor. Fakat yaralı aklım, henüz gidecek bir ülke bulamadığı için bana dönüyor şimdilik. Biliyorum ki, bu akıl beni bütünüyle terk edinceye kadar gidip gelen aziz varlık masalına kimse inanmayacaktır.
Bazı insanlar bazı şeyleri hayatlarıyla değil, ölümleriyle ortaya koymak
durumundadır. Bu bir çeşit alın yazısıdır. Bu alın yazısı da başkaları
tarafından okunamazsa hem ölünür ve hem de dünya bu ölümün anlamını bilmez; bu da bir alın yazısıdır ve en acıklı olanıdır. Bir alın yazısı da ölümün anlamını bilerek, ona bu anlamı vermesini beceremeden ölmektir ki, bazı müelliflere göre bu durum daha acıklıdır. Ben ölmek istemiyorum. Yaşamak ve herkesin burnundan getirmek istiyorum.
Bu nedenle, sevgili Bilge, mutlak bir yalnızlığa mahkum edildim. (İnsanların kendilerini korumak için sonsuz düzenleri var. Durup dururken insanlara saldırdım ve onların korunma içgüdülerini geliştirdim.) Hiç kimseyi görmüyorum. Albay da artık benden çekiniyor. Ona bağırıyorum. (Bütün bunları yazarken hissediyorum ki, bu satırları okuyunca bana biraz acıyacaksın. Fakat bunlar yazı, sevgili Bilge; kötülüğüm, kelimelerin arasında kayboluyor.)
Geçen sabah erkenden albayıma gittim. Bugün sabahtan akşama kadar
radyo dinleyeceğiz, dedim. Bir süre sonra sıkıldı. (İnsandır elbette
sıkılacak. Benim gibi bir canavar değil ki.) Bunun üzerine onu zayıf
bulduğumu, benimle birlikte bulunmaya hakkı olmadığını yüzüne bağırdım. (Ben yalnız kalmalıyım. Başka çarem yok.)
...”
― Tehlikeli Oyunlar
“Odamda beni kitaplarım bekler. Bu yegane tesellidir. Her
eşyasını ayrı ayrı ve gayet iyi tanıdığım bu odada yalnız onlar
her zaman için yeni bir koku taşırlar. Her zaman söyleyecek
birçok lafları vardır. Mesela, masanın kenarındaki ucu kırık
mermer tütün tablasını belki yüz defa üstten, alttan, sağdan,
soldan tetkik etmiş, elime alarak saatlerce kırık yerdeki ince damarları
ve pürüzleri seyretmişimdir. O, bana artık kendi sesim
kadar bildiktir. Halbuki en çok okuduğum bir kitabın en çok
okuduğum bir satırı bile bana bazan başka şeyler söyleyebilir.
Yalnız onların böyle en mahrem taraflarını bile görebilmek için
uzun bir beraberlik lazımdır. Kitaplar yeni tanıdıklarına karşı
çok ketum olurlar. Bir kere de onlarla laubali oldunuz mu size
malik oldukları her şeyi verirler ve onlar bizim isteyebileceğimiz
her şeye fazlasıyla maliktirler. Kitapları bir kadın gibi sevenler,
yalnız bekar odalarının azabını daha az duyarlar. Ellerinde
bir kitapla beraber yattıkları, başuçlarındaki lambayı yaktıkları
zaman, bahtiyar bir evlilik hayatının daima tekrar edilen
saadetini hissederler: Kitaplarla zifafa girmesini bilen adam,
beşerliğinden kurtulmaya başlamıştır. Ve biz daima, daima beşeriz.”
―
eşyasını ayrı ayrı ve gayet iyi tanıdığım bu odada yalnız onlar
her zaman için yeni bir koku taşırlar. Her zaman söyleyecek
birçok lafları vardır. Mesela, masanın kenarındaki ucu kırık
mermer tütün tablasını belki yüz defa üstten, alttan, sağdan,
soldan tetkik etmiş, elime alarak saatlerce kırık yerdeki ince damarları
ve pürüzleri seyretmişimdir. O, bana artık kendi sesim
kadar bildiktir. Halbuki en çok okuduğum bir kitabın en çok
okuduğum bir satırı bile bana bazan başka şeyler söyleyebilir.
Yalnız onların böyle en mahrem taraflarını bile görebilmek için
uzun bir beraberlik lazımdır. Kitaplar yeni tanıdıklarına karşı
çok ketum olurlar. Bir kere de onlarla laubali oldunuz mu size
malik oldukları her şeyi verirler ve onlar bizim isteyebileceğimiz
her şeye fazlasıyla maliktirler. Kitapları bir kadın gibi sevenler,
yalnız bekar odalarının azabını daha az duyarlar. Ellerinde
bir kitapla beraber yattıkları, başuçlarındaki lambayı yaktıkları
zaman, bahtiyar bir evlilik hayatının daima tekrar edilen
saadetini hissederler: Kitaplarla zifafa girmesini bilen adam,
beşerliğinden kurtulmaya başlamıştır. Ve biz daima, daima beşeriz.”
―
Emre’s 2025 Year in Books
Take a look at Emre’s Year in Books, including some fun facts about their reading.
More friends…
Favorite Genres
Not selected yet.
Polls voted on by Emre
Lists liked by Emre









































