“Bazen çişinin geldiğini veya susuzluktan kavrulduğunu unutacak kadar sayfalara gömüldüğü için tarih boyunca kenarda köşede kalmış yüksek zevklerin çarşamba pazarı denilecek eski fabrika binasının rutubetli deposuna belki de hiç inmemişti. Burada neler yoktu ki? Padişah Birinci Ahmet’in gavur icadı diye yakıp parçalattığı ancak büyük bir rüşvet karşılığı enkazı Satanay tarafından satın alındıktan sonra Macar bir usta tarafından 1800’lü yıllarda yeniden toplattığı o şöhretli org, Nazi şifreleme makinası olan Enigma’nın çözülmesi için geliştirilen Colossus isimli bir buçuk tonluk bilgisayar, tamamı Kabe içinden çıkarılmış elli beş adet çeşitli büyüklükte ve biçimde put, Da Vinci’nin Sforzalar için yaptığı kanatlı bir ornitopter, yaşayan son büyük cadı Shipton Ana’nın obsidyen küresi, Zekeriya peygamber içindeyken kesilen ağacın kütüğünden yapılmış baba Forqueray’a ait viole de gamba, hemen hemen hepsi 1930 öncesi elektrik laboratuvarlarından toplanmış siklotron, Wimshurst üreteci, plazma küreleri, Van de Graaff jenaratörleri yahut Tesla’nın ölmeden önce üzerinde çalıştığı son keşfi olup zamanda yolculuk yapmak, hava koşullarını yönetmek, depremler tetiklemek ya da tek bir patlamayla milyonlarca insanı yok edebilecek keşfi telefors modüllerinin ilk prototiplerini ve nicesini burada bulmak mümkündü...”
― Habis Kıssa
― Habis Kıssa
“Ancak nereden okumuş görmüşse sözüm ona tanrıyı öldüren o pos bıyıklı filozofun Sokrates'le alıp veremediği konularda kestiği ahkamlar aklına gelen adam bütün teklifsizliğiyle, "Şimdi Beybaba, barika-i efkardan mukaddeme-i hakikat doğar, doğar da eytişim yapacağız diye maymuna dönmeyelim. Anladım ki sen düşünürken suyu bulandıranlardansın. Böylece çirkinliğin ve soysuzluğun görünmediği gibi canavarca düşüncelerin de okunmuyor, cehaletini kanıtlamaya mecbur bıraktığın kimseler de senin çamuruna batıp kalıyor." deyip atmıştı. Sakin görünmeye çalışsa da Sokrates'in etekleri çoktan tutuşmuş, tokatla tutturduğu ritim sanki hafiften aksamış ve karşısındaki daltabana ettiği lafları teker teker yutturmak için yeniden lafa girmişti, "Evlat ben Atina yargıçlarının idama mahkum ettiği ama Atina halkının kurtarmaya, kaçırmaya çalıştığı buna rağmen kaderine boyun eğmiş bir zavallı adamım, nerem çamur nerem pislik olabilir, üstelik..." dediği an adam lafını yine kabaca bölmüş ve saldırmıştı, "Be hımbıl, Atina'dan yahut ölümden kaçmadıysan bir sebebi vardır. Ki bence sen, ölüme mahkum edilmedin ölümü çağırdın ve böylece yaşamanın değil ölmenin, tövbe ederek affedilmenin, günah çıkartarak temizlenmenin o iğrenç çağını açtın.”
― Habis Kıssa
― Habis Kıssa
“Yeryüzünün yeniden barış ve sükunet içinde kurulması için o zamanki adıyla Azazel, on binlerce yıl süren katliamlar yapmış ve dünya eski açgözlülüğünden arındırıldıktan sonra bir takdirname ve mükâfat beklerken secde etmesi için karşısına çıkartılan kopili görünce cinnet geçirmişti. Gerçi Âdem denen bu fodulun gözlerine dikkatlice bakılırsa, neslinin eski uygarlıklara pek benzemeyeceği, ilim ve fen alanında merhale atlamak konusunda bir Mu yahut Atlantis vatandaşı gibi hızlı olamayacağı çok belliydi. Ebleh ifadesine göre aklının en fazla onda birini kullanabilir gibi görünüyordu. O da çoğalmak ve üremek gibi hassaların ifa edilmesi sırasında yarıya düşer ortaya tam bir avanak çıkardı.”
― Habis Kıssa
― Habis Kıssa
“Zira ölüm tabiatın ve tabiatüstünün, geçmişin ve geleceğin, yerlerin ve göklerin bütün sırlarına vakıf olma haliydi ve hakikati görenler için yaşam esasen azaptan başka bir şey değildi”
― Habis Kıssa
― Habis Kıssa
“Şehrin kurucusuna hürmeten yaptığı tumturaklı saygı nöbetlerine devam eden Boncuk tam bir toplum mühendisiydi çünkü az evvel pagan tapınağı öperken şimdi de Keros tapınağının yanındaki Severus Surları’na tırmanmış ve karşısına çıkan Isapostolos kaidesi ve ardından yükselen Kutsal Havariler Kilisesi’ni göstererek istavroz çıkarmıştı. Hava bulutlu olmasına rağmen bu kilisenin som altından kubbesi öyle davetkar parıldıyordu ki kalabalık kimsenin telkini olmaksızın minik adımlarla bu kiliseye girmişti. Herhalde en az kendisi kadar sahtekar olan imparatorluğun kurucusu Konstantin’e sevgisini kontrol edemediğinden olsa gerek Boncuk da en öndeydi. Bu kalabalığa kilisenin hemen yanındaki imarethaneye sığınan evsizler ve dilenciler de eklenince mabedin kapıları kendiliğinden açıldı yahut bu dehşetli hareketliliği görüp kaçan rahiplerin aklına kapıları kilitlemek gelmedi. Kapıyı aralayıp zemini kaplayan kızıl akik taşları üzerinde yürüyen Boncuk, on üç sıralı lahdin tam ortasında bulunan ve diğerlerine göre daha görkemli olanın kapağını itmek için davrandığında kalabalık hemen el attı ve sürülen taşın altından Allah’ın yeryüzündeki naip hükümdarı Konstantin’in cesedi çıktı. Artık havanın kuruluğundan mı yoksa lanetli metal altının kurtları böcekleri kaçırmasından mıdır nedir bilinmez, ceset yer yer diriydi. Ortaya çıkan dehşet verici koku kapağı açanların çil yavrusu gibi dağılmasını sağlasa da Boncuk aklını kaçırmış gibi davranmaya fasılasız devam ediyor ve Konstantin’in kellesini kaldırmış ona sarılıyordu. Sonra ne olduysa bir anda kafatasını yere düşürmüş gibi yaptı ve istifini bozmadan lahde elini daldırdı. Önce cesedin parmaklarındaki koca koca altın ve elmas yüzükleri çıkarıp kendine parmaklarına geçirdi ve sonra da cesedin başucunda duran tomar tomar yazmayı koynuna attı. Ardından iki yüz yıl evvel hakkın rahmetine kavuşan imparatorun eline iliştirilen altın kılıcı alıp kaldırdı. Havada belli belirsiz dolanan ışık harelerini kılıcın parlak yüzeyiyle yakalayıp coşkun ve bir o kadar da şaşkın bir halde kiliseyi dolduran insanların yüzüne tutan Boncuk nereden estiyse şunları söyledi tam o anda; “Gölgelerin gücü adına, güç bende artık!...”
― Habis Kıssa
― Habis Kıssa
Ercan’s 2025 Year in Books
Take a look at Ercan’s Year in Books, including some fun facts about their reading.
More friends…
Favorite Genres
Polls voted on by Ercan
Lists liked by Ercan
















