Lina’s Reviews > Çoğu İnsan İyidir: Yeni Bir İnsanlık Tarihi > Status Update
2 likes · Like flag
Lina’s Previous Updates
Lina
is on page 42 of 455
" İnsanın iyiliğini savunmak erk sahiplerine baş kaldırmak anlamına gelir. Güçlüler için insan doğasına iyimser bir açıdan bakmak büyük bir tehdittir. Devlet açısından tehlikelidir. Huzur bozucudur. Bu yaklaşım, bizi yukarıdan yönetilecek, kontrol edilecek, tasma takılacak bencil hayvanlar olmadığımızı, kralın çıplak olduğunu ima eder.(...)Düşünceli yurttaşlardan oluşan bir demokraside siyasetçilere ihtiyaç yoktur."
— Mar 23, 2026 12:47PM
Comments Showing 1-14 of 14 (14 new)
date
newest »
newest »
Çivili paslı oyun parklarını yakın zamanda yazışmıştık. İnşaat kumlarıyla gündeme gelmişti. Bu kumlar çocuklar için eğlencedir hatırlarsan. Hatta sen kuma atlayarak eğlenirdik demiştin. Evet dünyada iyi şeyler de oluyor, bizde de zamanında oldu oluyor olacaktır da. Sistem gölge etmese güzellikler yerleşik hale gelecek ama dediğin gibi sistem arıza yapıyor.
Sistemi anlamak lazım; güzel işler sistemin çıkarlarına ters, öyle ki güzellikler çoğaldığında sistem çöker biter. Anlayışla karşılamak lazım.
Sistemin sorun çıkarmasını istemiyorsak güzellikleri kontrol alanının dışında yapmalıyız. Mesela finanse etmek, subvanse etmek, sponsör olmak gibi para ilişkileri işi bozar.
Sistemin kontrol alanlarından çıkacaksın.
Yazarın gelecek için sunduğu alternatif uygulamaların bir yerden sonra sisteme tosluyor deyip ortada bırakmasına sinir oluyorum. Lafı insan doğasından başlatıp farklı güzergahlarda dolaştırdıktan sonra tekrar aynı mevzuya dönmesi kabak tadı verdi. Feyzi hocam sizin çözüm önerileriniz daha doyurucu, kitapta ha bire soru var.
Okullardan bahsedilen bölümde içim cız etti. Oğlum bu sene bire gidiyor. Okulu çok seviyor çünkü arkadaşlarıyla çok oynuyor eğleniyor. Ama bize dersler uzun tenefüsler kısa diye dert yanıyor. Sırf bu yüzden öğlen okulda kalıp oynamak istiyor. Oyun o kadar önemli ki onun için... Ama biz bu çocukları dört duvara kapatıyoruz. Keşke kitaptaki gibi bir okul olsaydı burada.
Cem hocam ben kitabın izleğini kaybettim bir süredir. Öteki yanak konusuna geldim ama buraya nasıl geldim tam anlamadım :) Kötü anlamda söylemiyorum ama belki de bana çok sürükleyici geldi.
Ramazan adamıma selam söyle. Onun için üzülüyorum! Bir çocuk okulu iplemeyip oyun istiyorsa oyun kovalıyorsa zekasından değil zeka düzeyinin fazlalığındandır.
Dolayısıyla adamıma yanlış yapan kişi, kurum, kuruluş, devlet har neyse karşısında benim küfürlerini bulur. O kadar! Bitti!
Oğlum da bu yıl ilkokula başladı Ramazan hocam, istekleri aynı:) Neyse ki çevremizde yaşıtları ve oyun alanları var da okuldan gelince birlikte oynuyorlar. Yanlış anlama olmasın, kitap çok hoşuma gitti, sorunları/ yerleşmiş yanlışları gösterdikten sonra somut çözüm önerilerini de beklerdim, belki finali böyle bağlamıştır bilmiyorum. Oysa ki tekrar aynı çizgiye dönüp duruyor. Feyzi hocamın her bölüme ilişkin düşünceleri gibi bir karşılık bulamadım henüz yazardan.
Cem, oğlun benim adamımdır ve ola ki oyun kısıtlaması getirirsin adamıma, küfrederim, ben söyliğimde sen düşün:))
marjinal wrote: "Ramazan adamıma selam söyle. Onun için üzülüyorum! Bir çocuk okulu iplemeyip oyun istiyorsa oyun kovalıyorsa zekasından değil zeka düzeyinin fazlalığındandır.
Dolayısıyla adamıma yanlış yapan kiş..."
Eyvallah Feyzi Bey :)
Kitabı dün gece boşluk bulunca bitirdim. Programdan önde gittim galiba. Benim için keyifli bir okuma oldu. Nihai tahlilde dönüp bakarsam en baştaki insanın kötü olduğuna dair yargımın sarsıldığını itiraf etmem lazım. Fikrim bir anda değişmedi, değişemezdi de zaten ama en azından diğer iyimser ihtimale dair kafamda şüpheler oluştu. Bu da bana iyi geldi doğrusu.Kitabın bana kattığı bir şey de şu oldu; edebi eserleri okurken ya da filmleri izlerken daha önce sahip olmadığım bir bilinçle bunları yapacağım artık. Çünkü insan olarak istisna olana yönelik bir ilgimiz ve algımız var. Kötülük ise istisna olduğu için kitaplarda filmlerde ve haberlerde daha fazla yer buluyor. Bu da hayata bakışımızı olumsuz anlamda etkiliyor.
Sonsözden önce güzel bir alıntı vardı. Bir kadının kaçırılıp beş yıl boyunca işkence gördüğü muhtemelen tarihte bir kez yaşanmış bir olayın filmini çekerseniz gerçekçi oluyorsunuz ama her gün her saat yaşanmasına rağmen aşk hakkında çekilen bir film hafif görülüyor.
Bu tespit polisiye edeibyatla ilgili bir şeyler düşündürdü. Polisiyede iki akım var; birisi klasik diğeri de sert gerçekçi akım. Klasik akım Agatha Christie tarzı polisiyeler. Sert gerçekçi polisiyeler klasik polisiyeyi gerçekçi değil diye eleştiriyorlar. Çünkü klasik polisiyede en başta düzen vardır, bu düzen cinayetle bozulur ama katil bulununca düzen tekrar sağlanır. Sert gerçekçi polisiyecilere göre ise hayat böyle değildir, kaotik ve anlamsızdır. Bu yüzden onların yazdıklarında karamsar bir hava vardır. Cinayet çözülse bile okur mutlu hissetmez çünkü hayat hala kötüdür, toplum hala yozlaşmıtşır. Bu arada sert gerçekçi polisiyenin en büyük isimlerinden biri de geçenlerde birlikte okuduğumuz Raymond Chandler.
Bu açıdan klasik polisiyeye haksızlık edildiğini düşünen bir polisiyesever olarak bu kitap düşüncelerimi destekleyen başka argümanlar da sağladı.
İnsan Özünde Eşektir:)Vurgulamakta fayda görüyorum: Çoğu İnsan İyidir, insanın iyi ya da kötü olduğunu anlatmıyor; taraf tutup ikisinden birini kanıtlamaya girişmiyor.
Rutger Bregman özellikle devletteki uygulamaların hareket noktasını oluşturan "insan özünde kötüdür" bilgisini düşünce balonlarıyla değil evraklarla, belgelerle geçersizleştiriyor.
Bundan sonra iş Rutger Bregman'dan çıkar. Kitabın kabülu ya da reddi yaşantılara bağlı seyir alır.
Yaşantılar? Devlette iseniz, dolaylı dolaysız devlete bağlı yaşıyorsanız, iyi kötü devlet rantından pay alıyorsanız, nihayetinde bu, devleti kutsallaştırıyorsunuz anlamına gelir-ki, dünyada her üç insandan beşi devlete bağlı yaşar hesabını da tespite eklerseniz-Rutger Bregman'ın servis ettiği bilgiler çoğunlukça kabul görmeyecektir. Veya devlet yalanlarının kanıtları gerçek demokrasisinin tesisi için gerekli sosyal, siyasal ortamını sağlamayacaktır.
Yeryüzünde insanlık adına iyi duygular hissedecek, besleyecek günümüzde herhangi bir dış sebep yok. İnsanlığı nicedir iyi kötü çekip çeviren Tanrı, para, meslek, vicdan gibi değerler bitmiş durumda. Dijitalleşmeyle birlikte meslekler tarihe karıştı. İşleri robotlara devretmenin süreç sancısını yaşıyoruz. Bizim gibi sömürge toplumlarında insansı sorunlar çok daha derin. Açmanın lüzumu yok. Burnumuzdan soluyoruz. Bu ortamda güzel duygular beklentisine kimse giremez girmemeli. Batı'da insanlar birbirlerini öldürmemek için Doğu'yu bombalıyorlar!
Birbirimize diş bileyerek yaşamamız insanın kötü olduğu anlamına gelmez. Gelmez çünkü devredeki olumsuz duygular birer kurgu.
Dolaşımdaki kötülük gerçek değil birer kurgudur. Yediden yetmişe, zenginimizden fakirimize 'yoksul hayat' sürmemiz bir kirgudur. Şartlar değiştirildiğinde mesela asgari ücreti yalanlarla değil gerçek faktörlerle hesaplayıp ücretleri iyileştirdiğinizde birbirimizi güzel görüneceğiz, "vay n'aber ya" deyip köfte ısmarlayacağız, lay lay lay yaşamak ne güzel şey diyeceğiz. Bu ortam da insanın iyi olduğu anlamına gelmiyor. Bana bıraksalar insan özünde eşektir derim:))
Dolayısıyla insan iyidir yok kötüdür, Tanrı vardır yoktur, bütün bu eskinin aptalca takıntılarına takılmadan keyfimize takılmanın yollarını bulmalıyız.
Çoğu İnsan İyidir'i polisiye tarzlarıyla ilişkilendirmen çok değerli. Okurken Amerikalıların kronik burunlarından soluma yaşantıları aklıma geldi. Amerikan şehirleri insanların "canın cehenneme geber" duygusuyla yaşamaları için tasarlanmıştır. Bence öyle. Küfürleşmeleri boşuna değil.


Agora okullarındaki sınıfsız, sınavsız, ödevsiz, öğretmensiz, özgür öğrencilerin oyun oynayarak koçlarının yönlendirmesiyle farklı alanlardaki yeteneklerini çalıştırmaları da öyle. "Fakat her türlü radikal yeniliğin eski sistemle çatışması kaçınılmazdır." diyor yazar. Geleceğin farklı bir toplumuna hazırlanan bu gençler devletin yıl sonundaki standart bitirme sınavlarına katılmak ve geçerli notlar almak zorunda bırakılıyor ve başarısız olma durumunda devlet okula yardımını kesitiğinden Agora benzeri yenilikçi girişimlerin yıllardır önü kesiliyormuş. O halde değişimi- eğitimle tabandan çocuklarla- başlatmak da bir yerden sonra sistemin duvarlarına çarpacaksa ne yapılabilir?