Goodreads helps you follow your favorite authors. Be the first to learn about new releases!
Start by following Can Dündar.

Can Dündar Can Dündar > Quotes

 

 (?)
Quotes are added by the Goodreads community and are not verified by Goodreads. (Learn more)
Showing 1-24 of 24
“İnsan korkunçtur.
Babası Cemil Gezmiş'e göre Deniz, bunu doğduğu gün anlamıştı; o yüzden de, bütün bebekler gibi dünyaya gelir gelmez ağlamıştı.
Cemil Bey, 18 Ocak 1971 tarihinde oğluna yazdığı açık mektupta şöyle diyor:
Karlı bir şubat sabahı Ayaş'ta gözlerini açtığın zaman ilk işin ağlamak olmuştu.
Şimdi anlıyorum; çünkü karşında yaratık olarak ilk defa bizi görmüştün:
İnsanları...
Yani bütün istikbalini onların mutlu olmaları uğrunda feda edeceğin insanları...
Canavarların en korkuncu olan bizleri...
Tanrı'nın bahşettiği zeka ve yetenekleri, zehirli birer hançer gibi hemcinslerinin azap çekmesinde kullanan uygar yaratıkları...
Onları gördün ve içinden, "Ben bütün ömrümü bu nankör yaratıklar arasında mı geçireceğim" diye düşündün.
Onun için ağladın.”
Can Dündar
“15 Mart sabahı, iki motosikletle, cam gibi buzlu yola çıktılar. Birinde Deniz ve Yusuf vardı: diğerinde Sinan'la Tayfun. Yol ayrımında durup vedalaştılar. Sinan, Deniz'le Yusuf'a bir daha görüşmeyeceklerini bilir gibi sımsıkı sarıldı.
Ve ayrıldılar.
Sonsuza dek...

Sayfa:256”
Can Dündar, Abim Deniz
“Yakalandığın andan sonra hep biliyorsun:
Sonu idama gidiyor bu işin...
Hele hücreye kapatılıp da düşünme rahatlığına erince...
Bildiğin tek şey var:
İdam,ölüm.
Ama biliyor musun pek de korkunç gelmiyor bu sana...
Umut mu? Umut her zaman var. Umutsuzluk diye bir şey yok. En azından, "Kaçabilirim, kurtulabilirim belki" diye düşünüyorsun.
Ama bir şey söyleyeyim mi, çıkarılacak bir affı düşünmüyorsun. O yok işte...
Ve bir devrimcinin idama nasıl gideceğini, bir mitinge, bir eyleme gider gibi gideceğini, karşı devrimcilere ve herkese göstermek gerektiğini düşünüyorsun.
İnan bunda hiçbir çekincem yok.
O sahneyi çok iyi somutladım:
Asılma günü gelip çatınca, o sevdiğim giysilerimi giyeceğim. Postallarımı, parkamı...
Beyaz ölüm gömleğini giydirmek isteyecekler, giymeyeceğim. Kesin direneceğim ve giymeyeceğim.
Öyle her zamanki gibi, eyleme gidiş tavrımla gideceğim darağacına...
Yok, tıraş falan da olmayacağım.
Önce gidip orada oturacak, bir sigara yakacağım.
Sonra demli, güzel bir çay içeceğim.
Ha bak, Rodrigo'nun o ünlü gitar konçertosunu dinlemek isterim orada... Bak bunu çok isterim. Sanırım asılacak bir insanın son isteklerini geri çevirmezler.”
Can Dündar, Abim Deniz
“Annemin bize anlattığı bir başka dalgınlık hikayesi de şu: Bir gün ikisi beraber bir alışveriş için Üsküdar Meydanı'na inmişler. O sıra, taşıma işinde kullanılan at arabaları vardı. Deniz Abim yine yolda yürürken dalmış ve arabayı çeken atla çarpışmış. Tabii boyu uzun olduğu için atla suratları birbirine tokuşmuş ve at kısa süren bir sersemlik geçirmiş. Bunun üzerine arabacı, "Hoop delikanlı, önüne dikkat etsene, atı perişan ettin!" diye bağırmış. Annem zaman zaman bu olayı da gülerek anlatırdı.

Sayfa:108”
Can Dündar, Abim Deniz
“yenilmişsem
elim kolum bağlı
boynumda yağlı ip
gelip dayanmışsam darağacına

dudaklarımda yarın
gözlerim yarınlarda
unutmak mı gerek seni?

kapılar kapalı
tutulmuşsa gece kapkara yollar
sıcasık bir sevgi
sunmayacak mıyım insanlara?

bakmayacak mıyım yarınlara
seslenmeyecek miyim insanlara?

deniz”
Can Dündar, Abim Deniz
“Hasan Âli Yücel (bant kaydından):

Dedim ki İnönü'ye, “Bizde metot daima dediktiftir. Yukarıdan aşağıya iner. Bu demokrasi tecrübesi de böyle yukarıdan aşağıya iniyor. Sizden aşağıya iniyor. Halbuki müesseseler demokratlaştırılmadıkça bu memlekette demokrasi bir hevesten ibaret kalır ve dayandığı şey, bir ütopya olur. Herhangi bir vaziyette tam tersi bir rejim suhuletle gelebilir. Hatta demokrasi soysuzlaşabilir.” Sordu bana, "Ne yapmalı?" Ben dedim, “Bana düşeni ben yaparım.” “Nedir?” dedi, "Ne yapacaksın?" “Bu maarif teşkilatını demokratize edelim."

Tarih, Yücel'i haklı çıkaracaktı.

Yukarıdan empoze edilen demokrasinin ilk hedefi Köy Enstitüleri oldu ve İnönü'nün tahmin ettiği gibi savaş bitince konu hemen gündeme geldi. Üstelik mecliste, muhalefet ilk çıkışını bu konuyla yaptı.

1945 Mayıs'ında Milli Eğitim bütçesi görüşülürken Emin Sazak, “Köylere verilen enstitü mezunlarının kendilerini birer Atatürk zannettiklerini,” söyledi.

Hasan Âli Yücel, bu eleştiriyi yanıtlarken, “Bu çocukların birer Atatürk olması temenni edilir,” dedi ve sözü büyük toprak sahibi Emin Sazak'a getirdi:

“Emin Sazak arkadaşım, oturduğu yerden iç çekebilir; çünkü feodal sistemle idare edilmek isteyenler, ilköğretim davasını istemezler.”
Can Dündar, Köy Enstitüleri
“Benim çocukluğum...
Babamın gençliği...
Dedemin olgunluğu...
Üç kuşakta da buruk bir lezzet bırakıp çekiliverdi aramızdan..
Uzun metraj bir filmdi yaşadığımız... Dedemin olgunluğunun ince bıyıklı "janti" delikanlısıydı o... Babamın gençliğinin Turist Ömer'iydi.

Sayfa: 15 - Sadri Alışık”
Can Dündar, Yakamdaki Yüzler
“Geriye dönüp baktığınızda, ayıplara, yasaklara, korkulara, tabulara feda edilmiş, "Ne derler"e kurban verilmiş, son kullanma tarihi geçmiş bir yığın haz, bilinçaltından el sallar.”
Can Dündar, Yarim Haziran
“Hani o, ziyaretine gelenleri selamlamak için başını, boynunu sarıp cama çıktığında "Hayatını örtü düşmanlığına adadı. Ömrünün sonunda başörtü takmaya mecbur kaldı" diye yazanlar...
....
Evini basıp yirmi yıllık ajandalarını götürenler...
Din, her şeyden önce vicdansa. ..
....
Vicdan azabı çekerler mi?
Bir özür dilerler mi?
....
"Annesi Hristiyan, kendisi misyonerdir." diyenler, annesinin Müslümanlığa geçiş belgesi karşısında başlarını öne eğmiş midir acaba?

Sayfa: 229 - Türkan Saylan”
Can Dündar, Yakamdaki Yüzler
“İstanbul, uzaklaştı ufukta...
Geride, yalnız bir eşle 2,5 aylık bir oğul bırakmıştı Nâzım Hikmet...

...tabii bir de artık hiç göremeyeceği bir memleket...
Gemi Bükreş’e doğru yola koyulurken kederlendi.
Şimdi ölümüne kadar sürecek “hasret yılları” başlıyordu..

Nâzım Hikmet’i Bükreş’ten Moskova’ya taşıyan uçak 29 Haziran 1951 günü Vnukovski Havalimanı’na indi.
Apronda onu Sovyet Yazarlar Birliği üyeleri bekliyordu.
Sovyet yazarları Nâzım’ı çiçeğe, alkışa ve övgüye boğdu.

Şair Nikolay Tikhonov onu şu sözlerle karşıladı:
Sevgili dostum, barış için savaşan sesler arasında sizinki, insanlığın dinlediği en güçlü seslerden biriydi. Onun diğer seslerden farklılığı, hapishane duvarlarını ve tüm engelleri aşmasındaydı. Bugün bu sesi, semalarımız altında duyduğumuz için çok mutluyuz. Bu ses, barış ve özgürlük savaşçısı Nâzım Hikmet’in sesidir.”
Can Dündar, Nazım
“Bu serbest okuma saatinde, isteyen öğrencilere müzik öğretmenleri tarafından mandolin, keman, akordeon, bağlama dersleri de veriliyordu. Hatta bağlama dersini kimi zaman, enstitüleri birer birer gezen Âşık Veysel veriyordu.

Abdullah Özkucur

O ortaya çıkar; saz meraklıları da onun karşısına yarımay şeklinde otururlar: Âşık Veysel'in çaldığı türküye göre sazına bakarak seslerini de ayarlayarak ona göre tele vurmaya, çaldığı gibi çalmaya temrin ederlerdi. Böyle kısa bir zamanda da ona uyarlar, onu öğrenirlerdi.

Âşık Veysel'in kazası

Âşık Veysel, Köy Enstitüleri'ni gezer, saz hevesi vermek için enstitülerde belli bir süre dururdu. Bir gün başka bir yere gitmeden önce, "Çevreyi gezelim," dediler. Mualla Eyüboğlu var, Ferit Oğuzbayır var; epeyce kalabalığız. Bir gün önceden erzak hazırlandı, söğüşler yapıldı, kumanyalar alındı, arabaya dolduruldu. Ertesi sabah Âşık Veysel'le Küçük Veysel, erzak arabasına bindiler, dağın eteğinden gidecekler; biz İdris Dağı'nın yamaçlarından gideceğiz. Böyle yola çıktık. Çok kalabalıktık. Mualla Hanım'ın yanından hiç ayrılmadığım için biliyorum, karlara basarak gidiyoruz. Dağı aştık, Dereşik köyüne vardık, Dereşik köyünde hafif bir yamaç var, ondan sonra köy görünüyor. Oraya vardık. Tonguç da var başımızda. Yaya yürüyor. İşte köyü gezdi arkadaşlarımız, öğlen oldu, yemek zamanı geldi fakat erzak arabası gelmedi. Bekliyoruz, gelmez. Bir de haber geldi ki arabanın dingili kırılmış, araba devrilmiş, erzaklar etrafa saçılmış, Âşık Veysel yaralanmış, sazı kırılmış. Hemen bir ekip çıktı, Âşık'ı aldılar, getirdiler. Ama Âşık Veysel'in suratı asık, sanki yağmur yağacak gibi, bulutlar aşağı inmiş hava kararmış gibi, canı sıkılıyor. Epeyce dinlendikten sonra Âşık, yanındaki Hidayet Gülen'e, “Eline kâğıdı kalemi al," dedi, kalemi kâğıdı aldı, “yaz bakayım,” dedi. “Ben gidersem, sazım sen kal dünyada / gizli sırlarımı aşikâr etme / olsun dillerin söyletme yâre” diyerek “Sazım” türküsünü yazdırdı.

Abdullah Özkucur”
Can Dündar, Köy Enstitüleri
“Şaka değil... 100 yıl boyunca ilk aşk şiirlerimizi de O yazdı, savcılık ifadelerimizi de... idam fermanlarımızı ve son sözlerimizi de...”
Can Dündar, Hayata ve Siyasete Dair
“Hatırlamak ders almaktır; ders almak, bir daha aynı tuzaklara düşmemeyi sağlar. Türkiye 1945 Tan Matbaası baskınını unutmasa, 2015 Hürriyet baskınını yaşar mıydı?
70 yıl önce saldırganlar ödüllendirilmeyip cezalandırılsa, 70 yıl sonra baskıncılara vekillik verilir miydi?
6-7 Eylül'ün hesabı sorulsa, 65 yıl sonra HDP binaları yakılıp talan edilir miydi?
16 Mart'ın faili yakalansa, Suruç'un ki cesaret edebilir miydi?
Sivas'taki katliyamdan ders alınsa, 22 yıl sonra Kırşehir'de bir kitapevi, içinde çalışanlar olduğu halde ateşe verilir miydi?
Uçak kazasından kurtulan Menderes, evliya havasına girerek güç zehirlenmesi yaşamasa yarım asır sonra Başbakan ona özenir miydi?
Sayfa:13”
Can Dündar, "O" Gün
“1920 yılı Kasım ayıydı.
Soğuk bir gece yarısı Sirkeci Rıhtımı'ndan köhne bir şilebe bindim ve işgal gemilerinin arasından süzülerek İstanbul'dan kaçtım.
Şilepte benim gibi gizlice Anadolu'ya geçip, Kuvayı Milliye'ye katılmak isteyen gençler vardı.
Paşam 1 yıl önce çıkmıştı Samsun'a...
Şimdi ben de O'nun gibi, gizlice Karadeniz'e açılan bir vapurla açılıyordum Anadolu'ya...
Henüz 24 yaşındaydım.
Tarih 10 Kasımdı...
Ankara'ya Paşamı bulmaya gidiyordum."

Sayfa:19 - Fikriye Hanım”
Can Dündar, Gölgedekiler
“Ardından "seslendirme sanatçısı" diye yazmıştı bazı gazeteler...Oysa o, en sıkıntıda olduğu günlerde dahi seslendirme yapmaya, reklama çıkmaya yanaşmamış, "Ben Mustafa Kemal'i seslendirmiş adamım, bana yakışmaz" demişti.

"İki şeyi tartışmaz ve tartıştırmazdı" dedi Rutkay Aziz:"Biri Muhsin Ertuğrul, diğeri Mustafa Kemal..."

Sayfa: 115 - Kerim Afşar”
Can Dündar, Yakamdaki Yüzler
“Cenazesi taşınırken sarayın önündeki çiçek dağına iliştirilmiş iskambil kartında bir kupa kızı gülümsüyor ve altında şu cümle okunuyordu:

"Sen destenin en iyisiydin."
...
Daily Mail, "Şu Bayarağı Yarıya İndirin" başlığıyla çıktı; bayrak yarıya indi.

Sun, kazadan sonra hiç ortalıkta görünmeyen Elizabeth'e çıkışarak " Nerede Kraliçemiz" başlığını attı ve Kraliçe, sarayın ağır demir kapılarını aralayıp halkının elinden tuttu.

Mirror daha ileri gitti. "Halkın acı çekiyor, Konuş Bizimle" manşetiyle Kraliçe'yi açıklamaya zorladı.

Kupa kızı saraydaki desteyi bozmuştu...

Sayfa: 35 - Lady Diana”
Can Dündar, Yakamdaki Yüzler
“Şövalyem!
Sadece hayatımın ilk plağı ve sonrasında hafızamıza kazıdığın onca güzel şarkı, izlettiğin bunca eşsiz program için değil, sayende çocuklarımıza gösterebildiğimiz ülkeler, söyletebildiğimiz sözler, yedirebildiğimiz ıspanaklar, içirebildiğimiz sütler, bağlayabildiğimiz kemerler, fırçalatabildiğimiz dişler içinde minnettarız sana...

Dağlar Dağlar'ı yolluyorum bugün kreşe, yetiştiremediklerin, tanımadan büyümesinler diye...

Sayfa:55 - Barış Manço”
Can Dündar, Yakamdaki Yüzler
“Paylaştığımız bir mazinin, yitirdiğimiz bir geleceğe dönüşmesinden hicran duyuyorum.”
Can Dündar, Yarim Haziran
“Kendinizi bütün kazılmış siperlerinizin dışına koyup bütün kalkanlarınızı indirdiğinizde, çırılçıplak karşısına geçtiğiniz yaşam aynasında ne görüyorsunuz?
Tüketmek için bunca acele ettiğiniz takvim yapraklarına, onca hızla çevirdiğiniz akreplere, yelkovanlara, içine gönüllü daldığınız o insafsız rutin çarkına şöyle bir uzaktan baktığınızda ne hissediyorsunuz?
"Ne kadarı benim hayatım?..." diye soruyor musunuz kendinize; "... Ne kadarını başkaları yaşamış benim yerime... ya da ben başkalarının?..."
"Aynadakinin ne kadarı ben'im, ne kadarı oynadıklarım?..."
Yamaçlarında gölgelerin oynaştığı kederli anılar ve ışıltılı yaş günlerinden kaçını "keşke yeniden yaşanabilseler" diyerek anımsıyorsunuz?
Karlı bir dağ zirvesine ya da bir şömine alevine bakarken dalıp gittiğinizde "Neden zirvede değilim"i mi düşünüyorsunuz, "iyi ki uçuruma düşmedim"i mi?...
Sadece kimsesiz gemilerle miskin kedileri barındıran ıssız bir sahil kasabasında yakaladığınız bir geniş zamanda, geçmiş zaman, şimdiki zaman ve gelecek zaman arasında gidip gelirken en çok ne gelirdi aklınıza?...”
Can Dündar, Yarim Haziran
“Varna'da hasret öyle derin memleket öyle yakındı ki Nazım bir ara dayanamayıp kızıl kumsalın denizle birleştiği en uç noktaya gitti, gözlerini karşı kıyıya dikti. Aklında Münevver, kalbinde Vera, yanında Gala vardı.

Sayfa:100”
Can Dündar, Nazım
“Dört mevsimlik bir sene olsa ömür, 'keşke', onun güzüne denk gelir.”
Can Dündar, Yarim Haziran
“Kurtuluş Savaşı yılları... Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda emeği geçen ama gölgede kalan insanların öyküleri...
Bir yanda koşulsuz sevgisiyle Fikriye Hanım, diğer yanda çok partili sisteme geçme mücadelesinde İsmet İnönü, Fethi Okyar, Mustafa Kemal, parasız silahsız girişilen milli mücadeleye destek bulma çabaları ve 1. Dünya Savaşının seyrini değiştiren Çanakkale... Beğenerek okudum, hatta hiç duymadığım detaylara şaşırdım... Tarihi kitap okumayı sevenlerin beğenecektir.”
Can Dündar, Gölgedekiler
“Her şeyin sıradanlaştığı bir dünyada bazen kaybetmek en doğru seçimdir.
... Ve o dünyada en yerinde tercih, vazgeçiştir.”
Can Dündar, Yarim Haziran
“Deniz ve arkadaşları suç işlemişlerdir.
Ve bunun cezasını göze almışlardır.
Ne var ki, asıl suç onlarda değil, onları bu yollara iten namussuzlar koalisyonundadır. Üniversiteli gençlerin devrimci dinamizmini, Türkiye'nin yükselişi için itici güç olarak değerlendiremeyen her siyasi iktidar, suçlu olacaktır. İlhan Selçuk, Cumhuriyet, 19 Mart 1971”
Can Dündar, Abim Deniz

All Quotes | Add A Quote
Abim Deniz Abim Deniz
1,227 ratings
Sarı Zeybek: Atatürk'ün Son 300 Günü Sarı Zeybek
742 ratings
Kırmızı Bisiklet Kırmızı Bisiklet
572 ratings
Yüzyılın Aşkları Yüzyılın Aşkları
459 ratings