,

Atatürk Quotes

Quotes tagged as "atatürk" Showing 1-30 of 66
Mustafa Kemal Atatürk
“Because the Turkish nation has been successful in overcoming hardships through national unity and togetherness. And because the torch the Turkish nation holds in her hand and in her mind, while marching on the road of progress and civilization, is positive science.”
Mustafa Kemal Atatürk

Turgut Özakman
“Hiçbir şey Sakarya Savaşını kazanmaktan daha imkansız olamaz...”
Turgut Özakman, Cumhuriyet: Türk Mucizesi İkinci Kitap

Mustafa Kemal Atatürk
“İstikbal göklerdedir;
Çünkü göklerini koruyamayan milletler yarınlarından asla emin olamazlar...

Her işte olduğu gibi havacılıkta da en yüksek seviyede, gökte seni bekleyen yerini az zamanda dolduracaksın.

Ey Türk Genci! Kısa Zamana gökte seni bekleyen yerini alacaksın.

15 Mayıs 1925 - Türk Tayyare Cemiyetinin açılış töreni.”
Mustafa Kemal Atatürk

Turgut Özakman
“Mustafa Kemal yüksekçe bir yere yürüdü. Durdu.. Askerlerine baktı. Soluk şafak ışığında binlerce çelik süngü ve demir yüz parlıyordu. Subaylar ve askerler de alacakaranlık içinde hayal gibi görünen komutana bakıyorlardı.

Mustafa Kemal kırbacını havaya kaldırdı, bir süre öyle tuttu, bütün birlikler görmüş olmalıydı, hızla indirdi.

Subaylar yüreklerini yerinden koparırcasına haykırdılar:

'Haydiiii!

Askerlik tarihinde bir daha eşine rastlanmayacak olan büyük süngü hücumu başladı. Binlerce subay ve asker, tek bir beden gibi hızla ileri atıldı.

Lav gibi aktı.

Yer gök subayların ve Mehmetçiklerin savaş çığlıkları ile sarsılmaktaydı:

'Allah Allah Allah Allah Allah...”
Turgut Özakman, Diriliş: Çanakkale 1915

“Atatürk Bizden Biridir

Ne var ki, 10 yıl süren bir savaş sonucunda Anadolu yıkıntıya dönmüş, halkı ve doğal kaynakları sömürülmüş, insanları cahil bıraktırılmıştı. Elbette, bitkin ve yorgun bir ülkede savaşı kazanmış olmak yetmeyecekti, ülkeyi kalkındırmak ve ilerletmek gerekiyordu. Bu, düşmanı savaş alanlarında yenmekten de önemliydi. Üstelik yatırım yapacak para yokken, Osmanlı’nın borçları da ödeniyordu. Bu da yetmezmiş gibi, dünya ekonomik bunalımı çıkageldi. Bunalım, bir şeyler üreterek satmaya çabalayanları da yiyip bitirecekti. İşte bu koşullar altında kıvranan halkının sıkıntılarını doğrudan ondan dinlemek için, Gazi yurt gezisine çıktı. Yol boyunca dura dura, halkı dinleye dinleye 6 Mart 1930 günü Isparta üzerinden Antalya’ya ulaştı. Gazi, kaldığı evin bir odasına Hasan Rıza Soyak’la birlikte çekilerek, kapıyı kapatır ve bir koltuğa yığılır. Çok yorgun ve sinirlidir. Elleri titreyerek sigarasını yakar ve şöyle konuşur:
-“Bunalıyorum çocuk, büyük bir acı içinde bunalıyorum. Görüyorsun ya, gittiğimiz her yerde devamlı dert, şikâyet dinliyoruz... Her taraf derin bir yokluk, maddi, manevi bir perişanlık içinde... Ferahlatıcı pek az şeye rastlıyoruz; memleketin hakiki durumu bu işte. Bunda bizim bir günahımız yoktur; uzun yıllar hatta asırlarca dünyanın gidişinden aymaz, birtakım şuursuz idarecilerin elinde kalan bu cennet memleket; düşe düşe şu acınacak hale düşmüş. Memurlarımız henüz istenilen seviyede ve kalitede değil; çoğu görgüsüz, kifayetsiz ve şaşkın... Büyük yeteneklere sahip olan zavallı halkımız ise, kendisine kutsal inanç şeklinde telkin edilen bir sürü temelsiz görüş ve inanışların tesiri altında uyuşmuş, kalmış...
Bu arada beni en çok üzen şey nedir bilir misin? Halkımızın aklında kökleştirilmiş olan, her şeyi başta bulunandan beklemek alışkanlığıdır. İşte bu zihniyetle; herkes, her şeyi Allah’tan bekleyiş ve rahatlık içinde, bütün iyilikleri bir şahıstan, yani şimdi benden istiyor, benden bekliyor; ama nihayetinde ben de bir insanım be birader, sihirli bir gücüm yok ki...
Yeri geldikçe, her yerde tekrar ediyorum; bütün bu dertlerin, bütün bu ihtiyaçların giderilmesi, her şeyden evvel, pek başka şartlar altında yetişmiş; bilgili, geniş düşünceli, azim, gönlü tok ve uzmanlık sahibi adam meselesidir, sonra da zaman ve imkân meselesidir. Bu itibarla evvelâ kafaları ve vicdanları yıpranmış, geri, uyuşturucu fikir ve inançlardan temizleyeceksin. İşlerin uzmanı, idealist ve enerjik insanlardan kurulu, düzenli, her parçası yerli yerinde, modern bir devlet makinesi kuracaksın; sonra bu makine halkın başında ve halkla beraber durmadan çalışacak, maddi ve manevi her türlü doğal yetenek ve kaynaklarımızı harekete getirecek, işletecek, böylece memleket ileriye, refaha doğru yol alacaktır. İleri milletler seviyesine erişmek işini; bir yılda, beş yılda, hatta bir nesilde tamamlamak da imkânsızdır.
Biz şimdi o yol üzerindeyiz; kafileyi hedefe doğru yürütmek için, insan gücünü üstünde, gayret sarf ediyoruz; başka ne yapabiliriz ki?”
Gazi, sözlerinin burasında duracaktı, gözleri dolmuştu, elleri titriyordu. Hasan Rıza’ya:

-“Kalk, bana bir kahve getirmelerini söyle de, gel...” diyecekti.

Hasan Rıza anlamıştı Gazi’nin gözlerinden yaşlar boşandığını kendisinin görmesini istemediğini. O da, kahve söylemek bahanesiyle dışarı çıktığında oyalanacak, hemen dönmeyecekti odaya.

Hasan Rıza Soyak, Atatürk’ten Anılar, İstanbul 1973, s. 405–406.”
Hasan Rıza Soyak, Atatürk'ten Hatıralar

Mehmet Murat ildan
“What makes a man great is all the good things he left behind and as for Atatürk, thinking generations and questioning minds are the best things he left for Turkey!”
Mehmet Murat ildan

Mehmet Murat ildan
“Bir insanı büyük yapan şey, geride bıraktığı bütün iyi şeylerdir ve Atatürk’e gelince, düşünen kuşaklar ve sorgulayan zihinler onun Türkiye’ye bıraktığı en iyi şeylerdir!”
Mehmet Murat ildan

“Biz Çanakkale'ye gittiğimiz zaman, henüz Anafartalar muharebeleri olmamıştı. Mustafa Kemal yarbaydı. Fakat, ilk kahramanlığını göstermiş, Seddülbahir'in şimalinde ve Anafartalar'ın cenubunda İngilizlere ilk zapartayı atmış ve onları Arıburnu'nda dar bir yere mıhlamıştı.
Arıburnu kumandanı Yanyalı Vehip Paşa'nın ağabeyi Esat Paşa idi. Arıburnu'na geldik. Orayı gezerken birdenbire İngilizlerin bir yaylım ateşi, yâni bombardımanı ve aynı zamanda kulağımıza bir de mızıka sesi geldi.
Esat Paşa'ya sordum:
-Paşam bu ne? Mızıka başladı, İngilizlerde de yaylım ateş?
Cevap verdi:
-Dikkat edin, bütün mermiler, şu üst tarafımızdaki Cesaret Tepesi'ne müteveccihtir. Her gün öğle zamanı oldu mu, oranın Fırka Kumandanı Mustafa Kemal, askerine bando ile yemek yedirir ve İngilizlerin, kıyıya dar bir yere mıhladığı için, mızıka sesini duyan gemileri, Mustafa Kemal'e ateşle cevap verirler. Yemek bitince bando kesilir, İngilizler de, sırf hiddetlerinden açtıkları ateşe nihayet verirler.”
Ali Canip Yöntem

Turgut Özakman
“Avrupalı diktatörler sivil oldukları halde süslü askeri üniformalara, sırmalara bürünürlerken, askerolan Gazi sivil giyiniyordu.
Turgut Özakman, Cumhuriyet Türk Mucizesi 2. Kitap, s. 355.”
Turgut Özakman, Cumhuriyet: Türk Mucizesi İkinci Kitap

A.M. Celâl Şengör
“Atatürk üstelik o zamanki uluslararası camianın psikolojisini de iyi tartmıştır. Kendi kendini rezilane bir şekilde esarete veren bir ulusun kahramanca savaştıktan sonra esir düşen bir ulus kadar saygı göremeyeceği kanaatine sahipti. Zaman, Cengiz ve Timur'a karşı savaşmadan teslim olanların kayırıldığı, direnenlerin ise kılıçtan geçirildiği zaman değildir. Ulusalcılık, ulusal onur gibi kavramlar Avrupa'da hızlı bir yükseliştedir. 'Üstün' ve 'alçak' ırklardan bahsedilmektedir. Atatürk, Türk ulusunun 'alçak' addedilenler safında esir düşmesinin yüksek addedilecek bir toplumun esaretinden çok daha vahim neticeler vereceği kanaatindeydi.”
Celal Şengör

Mehmet Murat ildan
“Great revolutions can be done only by those who know very well the great revolutionaries of the past!”
Mehmet Murat ildan

Falih Rıfkı Atay
“Menfaat karşısında küçülenlerden büyük yetişmez.”
Falih Rıfkı Atay, Çankaya

Abhijit Naskar
“Birçok asker şehit oldu, bizim türkiye için - Atatürk'ün türkiye için. Atatürk'ün türkiye yani? Atatürk'ün türkiye yani vicdan, merhamet, sabır ve baris - Atatürk'ün türkiye yani insanlık. Uyan kardeşlerim, yeni fikirleri kabul et - vicdan ol, cesur ol, ve hayvanlık karşı yürü.”
Abhijit Naskar

Abhijit Naskar
“I don't have any allegiance to any single flag, but still I cannot disrespect them either with words or with action, you know why, because a flag represents a people, therefore disrespecting a flag means disrespecting a people. Let me tell you a story. Once upon a time there was a great leader in one of the countries of planet earth. The military of a neighboring country had taken over a region there, but accompanied by his brave soldiers the great leader liberated that part of his country from oppression. In celebration when the people of his country laid down the flag of the oppressor for their leader to walk on, he refused - he refused to insult even the flag of an invading country, for such is the character of a true leader. Leaders don't insult others to feel superior - they simply live as an epitome of courage, conscience and humility, and others can't help but follow on their own.”
Abhijit Naskar, Martyr Meets World: To Solve The Hard Problem of Inhumanity

Abhijit Naskar
“Söz veriyorum, bir Naskar öldüğünde, bin Naskar ayağa kalkacak.”
Abhijit Naskar, The Shape of A Human: Our America Their America

“Eğer Yunan Kralı tutsaklarımız arasında bulunmuyorsa bu, taçdarların (aristokrasi) şiarlarının yalnızca millerinin sefalarına katılmak ve savaşın felaketli günlerinde saraylarından başka bir şey düşünmemek alışlanlıklarından ileri gelir.”
Celal Erikan, Kurtuluş Savaşı Tarihi

İlber Ortaylı
“20. yüzyılın bütün liderleri iflas eden portreler haline dönüşmektedir. Bunların fonksiyonları kalmamış, tarihi portreler haline dönüşmüşlerdir. Fonksiyonları kalkmayan, halen bir sosyal protestonun, bir adalet talebinin sembolü olarak yaşayanların içinde romantik bir portre, devleti yönetmeyen ihtilalci Che Guevara ve bir devlet adamı vardır ki o da Mustafa Kemal'dir (Atatürk).”
İlber Ortaylı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk

A.M. Celâl Şengör
“Atatürk, CHP’yi kastederek: “Paşam, bu partinin doktrini yok,” diyen Yakup Kadri Karaosmanoğlu’na “Elbette yok çocuğum , eğer doktrine gidersek hareketi dondururuz, demiştir.
Mustafa Kemal, modern fen bilimlerinin genel bilim anlayışına ve felsefesine büyük ölçüde yirminci yüzyılda açık olarak soktuğu varsayım üretme-varsayımı gözlemle sınama-sınav ışığında eski varsayımı yanlışlayarak terk etme ve varsayım üretme-yeni varsayımı gözlemle sınama- ilh. Yöntemini hem kuramsal düşüncesiyle, hem de bizzat icraatıyla sosyal bilimlere taşımıştı. Bu yüzden, modern fen bilim öncesi “son gerçeğin” bulunabileceği ve bulunduğunun farkına varılabileceğini zanneden tüm dogmatik görüşlere –ki bunlara her türlü dinsel inançla birlikte Marksizm ve nasyonal sosyalizm gibi yirminci yüzyılda çok etkili olmuş, hatta denilebilir ki bu yüzyıla damgasını vurmuş, doktrinler de dahildir- sırtını çevirmişti.O’nun görüşünün adını burada koymak istiyorum. Atatürk’ün bilim- hatta yaşam- felsefesi, A.Einstein’dan Jacques Monod’ya kadar uzanan yüzyılımızın bir sıra büyük fen bilimcisinin kendilerine yakıştırdıkları ve bütün zamanların en büyük bilim felsefecisi diye bilinen Sir Karl Popper tanımladığı şekilde eleştirel akılcılıktı.
Popper’e göre bilim, kuramsal ifadeleri, gözlem raporlarını oluşturan ifadelerle yanlışlanabilecek bir düşünce sistemidir. Bir diğer deyişle, bilim, kainat hakkındaki iddaları, yapılabilecek gözlemlerle çelişebilecek türde olan düşünce faaliyetlerini kapsayan iştir.
En basit değişiyle “İfadeleri gözlem gözlemle dayanılarak çürütebilen tüm uğraşlar”
A.M. Celâl Şengör, Hasan Ali Yücel ve Türk Aydınlanması

Mehmet Murat ildan
“Mustafa Kemal Atatürk died at 9:05 on November 10, 1938, 83 years ago. His greatest achievement is the modern Turks he created! And who are modern Turks? They are those who put science before their beliefs, who want nothing but peace on Earth and who are always ready to contribute the evolutionary progression of humanity!”
Mehmet Murat ildan

Falih Rıfkı Atay
“Fakat zehir kadar acı olsa da hakikat ilacını içiniz'' -Karabekir Paşa'ya Mektup, 1933”
Falih Rıfkı Atay

“YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN ANKARA

Başşehir sarhoş adam gibidir
Selam verirsen eğer
Kibarca önünü ilikler
Az biraz samimileş
Sarılıp seni öper.
İlk kez gören ciddiyetine aldanır
İstediğin kadar deniz yok diye bağır
Ayrılırken aklında yaramaz bir çocuk kalır
Rakıdan önce Seymenler tereyağı yutar
Gene de tüm şehir 11 olmadan yatar
Sevmeyeni bile saygı duyar
Anıtkabirde ağlayan askeri var
Eğer gerekirse vallahi yapar
Ankara, pardon Angara
Dikmenden tüm dünyaya yine kafa tutar”
Tarık Alptekin, Âlem Olan Kelimeler

Şevket Süreyya Aydemir
“İki taraf da kritik dakikalar geçirir. İngilizler, belki yorgunluktan, belki de ayak bastıkları toprağı ve bu toprağın sakladığı sırları bilememekten yürüyüşlerine devam etmezler. Arkadan 57. alay yetişir. Karaya çıkan düşman 8 taburdan fazladır. Mustafa Kemal'in elinde bu kadar kuvvet yoktur. Fakat derhal süngü taktırır. Bir dakika sonra da taarruz emrini vermiş ve taarruz başlamıştır(sabah saat 10).
Kendisi Conkbayırı'ndan harekatı idare eder. Sağ sol birliklerle irtibatlar kurmaya çalışır. Taarruz ilerlemektedir. Bu harekatı anlatırken onun sözleri şunlardır;

''Herkes öldürmek ve ölmek için düşmana atılmıştı.''

Ya öldürmek ya ölmek! Zaten bu verilmiş bir emirdir. Yerine getirilen bir emirdir. çünkü askerini bu taarruza kaldırırken etrafına topladığı alay subaylarına verdiği emirler şudur;

''Size ben taarruz emretmiyorum; ölmeyi emrediyorum... Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde, yerimizi başka kuvvetler ve başka kumandanlar alabilir...''

Evet, içinde bulundukları an, kritik bir andı. öldürmek ve ölmek lazımdı. Kumanda yerindeydi. Kumandan, işte böyle bir anda bu emri verebilen insandır. Bu emri alanlar, öldürmeyi ve ölmeyi bilen insanlardı. Netice şu oldu. düşmana saldırıldı. Boğuşuldu. düşman dayanamadı. Geri çekildi. sahile kadar gerileyerek oralarda tutunabildi. Arıburnu cephesi işte böyle açıldı. Ya 57. alay?
57. alay bir başka türlü alaydı. 57. alaydan bu gök kubbede baki kalan bir hoş sadadır. Çünkü Çanakkale Harbi'nde 57. alay tamamen şehit oldu.”
Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam Mustafa Kemal : 1881-1919

Abhijit Naskar
“Her neslin bir Mustafa'ya ihtiyacı vardır,
Senin neslinin Mustafa'sı sensin.
Her neslin bir Mevlana'ya ihtiyacı vardır,
Senin neslinin Mevlana'sı sensin.”
Abhijit Naskar, Yüz Şiirlerin Yüzüğü

Falih Rıfkı Atay
“İstanbul'da hayat denilebilecek ne varsa Hıristiyanlarda ve yabancılardadır. Kapitülasyonlar, yabancılar tarafından baskılar ve gündelik müdahaleler Türk ve Müslüman halkın az çok aydınca. larını iyileşmez bir aşağılık duygusu altında ezmektedir. İç idare üzerine evlere hiçbir iyi haber gelmez. Bir paşalar ve konaklar sınıfı dışında, memurların maaşları pek azdır ve yılda birkaç ay çıkmaz. Hırsızlık, haksızlık, her türlü idare kötülükleri adeta gözle görülür. Saray, can havli ile şeriatçılığa sarılmıştır. Medrese takımı, halka bu kara kaderin tek sebebi şeriatten ayrılmak olduğunu telkin eder. Halk cesaretini kaybetmemiştir. Biz yine "yedi düvele" karşı koya-rız, ama padişahımızı kandıran dinsizler ve uğursuzlar olmasa, der-ler. Hamiyetli orta aydınlar, halk inanışı ile tatlı su Türk'ü dediği-miz, milletlerinden ve vatanlarından da tiksinen alafranga takımın inançsızlığı arasında şaşkın bir ruh hali içindedirler. Halk, Mehdi bekler. Orta sınıf yari umutsuzluk içinde bir başka mucize bekler.Üst takım hiçbir şey beklemez.Saray ve vezirler idaresi bir "idare-i maslahat"tan ibaret.Günü gününe iş görmez.Günlük çarelerle zorlukları atlatır.”
Falih Rıfkı Atay, Çankaya

Abhijit Naskar
“Ya Atatürk'ün Türk'üsün ya da Erdoğan'ın Türk'üsün.”
Abhijit Naskar, Neden Türk: The Gospel of Secularism

Abhijit Naskar
“Ya Atatürk'ün Türksün ya da Erdoğan'ın Türksün.”
Abhijit Naskar, Neden Türk: The Gospel of Secularism

Abhijit Naskar
“Osmanlı Türkiye Müslüman olabilir, ama Atatürk'ün Türkiye Müslüman bi' millet değil, Atatürk'ün Türkiye laik bi' ülkedir.”
Abhijit Naskar, Kral Fakir: When Calls The Kainat

Abhijit Naskar
“Bu benim Türkiye'm, bu senin Türkiye'n, ve bizim Türkiye'de her insana hoş geldin.”
Abhijit Naskar, Kral Fakir: When Calls The Kainat

Abhijit Naskar
“Osmanlı Türkiye Müslüman olabilir, ama
Atatürk'ün Türkiye Müslüman bi' millet değil,
Atatürk'ün Türkiye laik bi' ülkedir -

Atatürk'ün Türkiye'de her fikrin,
her inancın, her kültürün bir evi vardir -
bu benim Türkiye'm, bu senin Türkiye'n,
ve bizim Türkiye'de her insana hoş geldin.”
Abhijit Naskar, Kral Fakir: When Calls The Kainat

Abhijit Naskar
“Yeni Türkiye, Laik Ülke (Şiir)

Benim kutsallığım ne camide ne de kilisede,
benim kutsallığım sol yanımdaki cevherimde yaşar;
yalansız, dolansız, kitapsız, kanunsuz -
kutsallık hikayede değil, hayatta açar.

Guzel kalp, cesur omurgan, akilli beyin,
bunlar varsa imkansız hiçbir şey değil.
Ya insan gibi yaşa ya da ormanda yaşa,
kalp köktenciyse hiçbir kitap kutsal değil.

Osmanlı Türkiye Müslüman olabilir, ama
Atatürk'ün Türkiye Müslüman bi' millet değil,
Atatürk'ün Türkiye laik bi' ülkedir -

Atatürk'ün Türkiye'de her fikrin,
her inancın, her kültürün bir evi vardir -
bu benim Türkiye'm, bu senin Türkiye'n,
ve bizim Türkiye'de her insana hoş geldin.”
Abhijit Naskar, Kral Fakir: When Calls The Kainat

« previous 1 3