Acı Quotes

Quotes tagged as "acı" Showing 1-30 of 63
Paulo Coelho
“Beklemek insana acı verir. Unutmak acı verir. Ama ne karar vereceğini bilememek, acıların en büyüğüdür.(s.117)”
Paulo Coelho, By the River Piedra I Sat Down and Wept

Thomas Ligotti
“Haz ve acının aleyhimize yoz bir ittifak kurduğu yerde, cennet ve cehennem aynı korkunç bürokrasinin farklı parçalarıdır.”
Thomas Ligotti, Songs of a Dead Dreamer
tags: acı, haz, korku

Abhijit Naskar
“Kriz bize konfordan daha fazlasını öğretir.”
Abhijit Naskar

“Yaşamdaki acılar bir bardak suyun içindeki kum gibidir. Eğer onu oradan çıkarmaya çalışırsanız, kumla savaşırken suyun daha da bulandığını görürsünüz. Oysaki onu kendi haline bırakırsanız bardağın dibine çökecek, belki kum oradan çıkmayacak ama su berrak kalacaktır. Acıya da tıpkı suyun içindeki kum gibi davranmak gerekir. Mücadele etmeden sakince orada durmasına müsaade ettiğimizde zihnimizi bulandırmadığını fark ederiz. Böylece onu daha iyi görüp niteliğini anlayabiliriz.”
Zümra Atalay, Şefkat

Abhijit Naskar
“Gözyaşlarından güneş doğar,
Yaralardan yazar doğar.”
Abhijit Naskar, Rowdy Scientist: Handbook of Humanitarian Science

Margit Schreiner
“Sevmeye hazır kişi, kaçınılmaz biçimde, acı çekmeye de hazırlıklı olmalıdır çünkü varoluşun çelişkileri içinde acı çekmeden sevmek hemen hemen olanaksızdır. Bu yüzden sevmek büyük cesaret, cesaretlerin en büyüğünü ister.”
Margit Schreiner, Sevmek Dedikleri

“Eğer acı çekmek isterseniz, beklentiler edinin. İnsanların görevi, sizin beklentilerinizi gerçekleştirmek değildir.”
Leo Buscaglia, Living, Loving, Learning (1982)

Abhijit Naskar
“Bi' gün değil, bugün,
bugün yaşamalı,
bugün parlamalı,
bugün uyanmalı,
bugün yürümeli.”
Abhijit Naskar, Azad Earth Army: When The World Cries Blood

“Eğer ağlayacaksanız doğumlara ağlayın, ölümlere değil. Çünkü dünyaya gelmek acıydı, dünyadan kurtulmak değil.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Gerçek denilen şey, acıdan ve can sıkıntısından başka bir şey değildi”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Geçmişin kapılarını alkol ile aralıyor ardından düşlerinde belirsiz geleceğe doğru yolculuk yapıyor ve şu anın içinde zaman kavramından sıyrılarak sonsuzluğa ulaşmaya çalışıyordu. Geçen her saniye ve midesine indirdiği her yudum birayla dış dünyadan uzaklaşıyor, hiç tanımadığı insanlar tarafından kollarını dayadığı masanın üzerine eskiden kazınmış yazılara dalıyor, yazıların kendisinde yarattığı çağrışımlardan geçmişteki anılarına geçiş yapıyor ve yolculuk ettiği anılardan gelecek için yeni ve yapay senaryolar üretiyordu. Çocukluğundan yaşlılığa yürüyordu… Sarhoş gözü pekliğiyle intiharını kurguluyor ve zevk alamadığı yaşamını sonlandırmanın yollarını arıyordu. Acı verici bile olsa hayal kurabilmek güzel bir şeydi. İnsanın hayatında sahip olabildiği en iyi özgürlüklerden biriydi belki de, ama hayal ve düşüncelere fazlasıyla kapılmak ve dengeyi kuramamak pek de iyi bir şey değildi. İnsan ne kadar hayalperest olursa o kadar gerçeklikten uzaklaşıyor ve yalnızlığa düşüyordu. Fakat aynı şekilde fazla gerçekçi olmakta hayalci yanınızı körelttiği gibi sizi bir ağaç odununa da çevirebiliyordu. Denge her zaman önemliydi. İki yoksunluğunda hangisi daha fazla eksik olursa olsun acı hep aynıydı. Değişen tek şey acıların deneyimi oluyordu. Can bazen dengeyi kaybederek tamamen hayalci birine dönüşürken, bazen ise gerçekliğe öylesine düşüyordu ki cansız ve soğuk bir nesneye dönüştüğünü hissediyordu. O dengeyi kurmaktan çok, iki uçurum arasında kanat çırpan yaralı bir kuş gibiydi. Ona bir hayalci mi yoksa gerçekçi olmak mı daha zor diye sorsaydınız kesinlikle, “- Her ikisi de…” derdi ve eklerdi. “- Acıların kıyası olmaz. Acı her daim acıdır. İnsan iki türlü de yanar; iki türlü de sızlanır ve ağlar. İnsanın doğasıdır acı çekmek…”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Dost ile ayrılık, sevgiliyle ayrılıktan daha zormuş...”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Karamsar insan dediklerimiz; içinde dünyanın acı gerçeklerini taşıyanlardır.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“(...) kaldırım taşlarına hınca hınç basarak ilerlemekteydi. Bir askerin botlarıyla düşman kafasını ezmesi gibi eziyordu her adımla yer küreyi. Gözleri önünde annesi öldürülmüş bir çocuk gibi dişlerini sıkarak sokağı arşınlıyordu. Kendisi gibi soluk ve hissiz nesneleri hızla arkasında bırakmaktaydı. İki kere ikiden beş çıkmayacağını kabullenmeyen inatçı bir velet gibi doğruyu ve yanlışı yok sayıyordu. Soluk soluğa ve zavallıcaydı…”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“(...) ağzından çıkan her bir kelime kalbine saplanan bir bıçaktan farksızdı.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Görünmez bir yangın tüm benliğini kuşatmış, kül etmişti. Acı duymaktan çok yaşama nefret duyuyordu. Oturup kaldığı kaldırım taşından gözlerini parkın çimlerine dikmiş ve yeşilliğin içinde kendine yaşanabilecek başka bir dünya arıyordu. İçinde yaşadığı acımasız, adaletsiz ve kanla beslenen dünyadan ayrı, zıt bir dünya arıyordu gözleri. Ağlamak istiyordu. Belki ağlasa iyi gelebilirdi fakat gözlerinden bir türlü yaş düşmüyordu.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Neyin sınavı bu? Meğer insan Tanrı’nın oyuncağıymış! Bir veledin zaman geçirmek için işkence ettiği oyuncaklardan farkımız ne bizim?”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“(...) ruhundaki fırtına bilincini sakat bırakmıştı.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“(...) ruhundaki kıyamet tüm gücünü alıp götürmüştü. En ufak bir rüzgar onu yıkabilecek kadar güçlüydü. Üşüyordu, bedeni ayaklarına ağır geliyor, beyni kafatasına sığmıyordu.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Annesinin mezarı başında buldu kendini. Soluk beyaz bir taş parçası, bir insan için, bazen, her şeyden daha tanıdık ve yakın olabiliyordu. Cansız bir nesne dünya üzerindeki tüm canlılardan daha canlı görünebiliyordu. Koskocaman adamlar bir toprak yığını karşısında yenilgiye uğrayabiliyordu.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“- Anne… Geçmişten ne kurtulabiliyorum ne de geriye dönebiliyorum. Anlamsızlıklar çarmıhına gerilmişim ve avuçlarıma kaygılar saplanmış sanki… Üstüne örttükleri şu soğuk ve kahverengi battaniyede bana da yer var mı? Keşke yeniden yol göstersen bana. Şimdi tüm yollar aşılması güç, dağlık ve tepeliklerle dolu. Ellerin saçımdayken okuduğun umut dolu masallar yer altı karanlığına gömüldüler. Masal kahramanları ise birer birer canlarına kıydı…”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Âdemoğlunun eline kan bulaştığından beri “acı” şeyler hep bizimle birlik. Ellerimiz suçlara bulaşmış ve nereye dokunsak pisliğimizi oraya bulaştırıyoruz. Dünyanın her tarafı acı ve kan ile çevrili.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Sana kızmıyorum. Neden intiharı seçtiğini anlıyorum. Sana hak vermiyorum, ama inan bana, seni anlıyorum. Biliyorum… Dünya adlı cehennemde yaşayabilme umudunu yok ettiler. Seni acı deneyimler öldürdü; beni saçmalıklar öldürecek… Aslında biliyor musun? Seni kıskanıyorum. Hem de çok… Şimdi sen, şurada mışıl mışıl uyuyor ve bilinçsizce sonsuzlukta dolaşıyorsun. Bir zamanlar var olduğun gerçeğinden, pişmanlıklardan, hatalarından, acılarından tamamen uzaksın. Dünyanın varlığından habersiz, kimseyi hatırlamadan, anıların ağırlığından sıyrılmış vaziyettesin. Fakat ben… Ben bunu yapamıyorum. Ne canıma kıyabiliyorum ne de yaşamayı becerebiliyorum… Ne tam anlamıyla var olabiliyorum, ne yok; ne gülebiliyorum, ne de ağlayabiliyorum… Seni kıskanıyorum…”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Bunca zaman okuduğu kitaplar her şeye rağmen nasıl ayakta kalınır ve dünyaya nasıl tahammül edilir onu öğütlüyordu. Fakat o ruhen haylaz, şımarık ve uslanmaz bir çocuktu. Hiçbir öğüt ve yol göstermeye sadık kalamamıştı. Hayranı olduğu tüm büyük yazarların dediklerine katılıyor, ama sözlerini uygulayamıyor ve sıkılıyordu. Onun için doğrular acı gerçeklere dönüşüyor ve gerçekler hep can sıkıyordu. Bir hayalciydi ve gerçekler hayalcilerin en azılı katiliydi. (...) Hayallerine tapıyordu! Bir hayalperest gerçeklerle kuşatıldığında kaçmak isterdi. Kimi düşlere dalarak, kimi kendini uyuşturarak, kimi de günün sonunda canına kıyarak yapardı bunu. İkinci ve üçüncü seçenek birbiriyle kardeşti. Süreci uzatmak isteyenlerin işiydi uyuşturucular. O ise bu zamana kadar ölecekse hep “şu anda” ölmeyi dilediği için süreci uzatmak ve uyuşmak seçeneğine hiç adım atmamıştı. Adım atmadıkça yaşamış, yaşadıkça sıkılmış, adeta hapsolmuştu dünyaya.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Yaşamak istiyorsan acıyı kabullenecektin. Acı şeyler her an pusuda olan ve saldırmayı bekleyen teröristlerdi ve onlardan hiçbir zaman tam anlamıyla kurtuluş yoktu ama insan acılarından tecrübeler edindikçe o teröristleri haklayabilecek güce ve acısını en aza indirgeyecek akla nihayetinde ulaşıyordu.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Önünde halen büyük zorlukların olduğunu ve olmaya devam edeceğini, halen dişlerini sıkacak, başını ağrıtacak sorunların vuku bulacağını ve bazen tüm tecrübelerine rağmen küçük bir kıvılcım ile isyan ederek her şeyi yarıda bırakıp geriye dönmeyi isteyeceğini de biliyordu ama tüm bunlara rağmen çok önemli bir şey daha öğrenmişti. O da ne olursa olsun, kendine bir anlam ve dünya yarattığı ve bu yarattığı dünyanın yıkılmasına izin vermeyeceğiydi. Tekrar aynı hataları yapmayacak, aynı acıları aynı zayıflıkla karşılamayacak ve kendini tekrarlamayacaktı. Hür ve yaratıcı olacaktı.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Ey mazlum! Acılara öyle bir gülümse ki, sorumlusunun uykuları kaçsın.”
Selim Turan

« previous 1 3